42119/98

WyrokETPCz2004-11-30ECLI:CE:ECHR:2004:1130JUD004211998

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżącego za krytykę polityki rządu naruszyło jego prawo do wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji) oraz czy proces przed Państwowym Sądem Bezpieczeństwa z udziałem sędziego wojskowego spełniał wymogi niezawisłego i bezstronnego sądu (art. 6 ust. 1 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność słowa skarżącego, choć przewidziana prawem i mająca uzasadniony cel, nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym", ponieważ jego wypowiedź, mimo ostrej krytyki, nie nawoływała do przemocy, zbrojnego oporu ani buntu, a jedynie do nienawiści. Kara finansowa była nieproporcjonalna. Ponadto, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Państwowego Sądu Bezpieczeństwa budzi uzasadnione wątpliwości co do niezawisłości i bezstronności sądu, naruszając tym samym prawo do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Zübeyir Özkaya, pracownik budowlany i członek Stowarzyszenia Praw Człowieka, podczas obchodów Newroz w 1997 roku wygłosił przemówienie, w którym ostro skrytykował politykę rządu. Został oskarżony i skazany przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa w Stambule na grzywnę za podżeganie do nienawiści i wrogości na podstawie art. 312 § 2 tureckiego kodeksu karnego. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny. Później skarżący został ponownie skazany na karę więzienia, a jego wcześniejsze skazanie było dowodem w tej sprawie.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji oraz naruszenie art. 6 § 1 Konwencji. Zasądził na rzecz skarżącego 3 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÖZKAYA - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:42119/98)   NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Kasım 2004   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (42119/98) başvuru no'lu   davanın nedeni Zübeyir Özkaya'nın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları   Komisyonuna 15 Mayıs 1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin   (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 25. maddesi uyarınca   yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul   Barosu avukatlarından Karalı tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu olan başvuran, Çanakkale'de ikamet etmekte ve inşaat   işçiliği yapmaktadır. Başvuran İnsan Hakları Derneği üyesi olup, Çanakkale'de   "Newroz" bayramı düzenleyenlerden birisidir ve 21 Mart 1997 tarihindeki   kutlamada söz alarak "yerleşik rejim’in politikasını sert bir dille eleştirmiştir.   Nisan 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi   Cumhuriyet Başsavcısı başvuranı Türk Ceza Kanunu'nun 312 § 2   maddesinde öngörülen halkı sınıf, ırk ve bölge farklılığı gözeterek kin ve   düşmanlığa tahrik etmekle itham etmiştir. Başvuran hakkındaki suçlamalara   itiraz etmiştir.   Ekim 1997 tarihli kararla İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi   başvuranı Türk Ceza Kanunu'nun 312 § 2 maddesini ihlal etmekten suçlu   bulup 2 216 666 (iki milyon iki yüz onaltı bin altı yüz altmışaltı) TL. para cezası   ödemeye mahkum etmiş ve başvuranın mahkeme oturumlanndaki iyi hali   nedeniyle ceza indirimi uygulayıp, 647 sayılı Kanunun 6. maddesi uyannca   cezanın infazının ertelenmesine karar vermiştir. Aynı gün başvuran ifade   özgürlüğü temelinde, hakkında verilen karara karşı Yargıtay'a temyiz   başvurusunda bulunmuştur.   Şubat 1998 tarihinde Yargıtay İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin   verdiği karan onamıştır.   Bu başvurunun AİHM tarafından kabul edilmesinin ardından başvuran bu   kez Türk Ceza Kanunu'nun 169. maddesi uyannca PKK'ya yardım etmek   suçundan bir mahkumiyet daha aldığını AİHM'ye bildirmiştir. İstanbul Devlet   Güvenlik Mahkemesi 26 Kasım 1999 tarihli kararıyla başvuranı üç yıl dokuz ay   hapis cezasına mahkum etmiş ve deliller arasında, bu başvurunun nedenini   teşkil eden bir önceki mahkumiyet kararını göstermiştir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran mahkumiyetinin düşünce, ifade ve toplanma özgürlüğünü ihlal   ettiği şikayetinde bulunarak bu bağlamda AİHS'nin 9,10 ve 11. maddelerine   atıfta bulunmaktadır. AİHM bu şikayetleri AİHS'nin 10. maddesinin ışığı   altında incelemenin uygun olduğu sonucuna varmıştır.   AİHM söz konusu mahkumiyetin Sözleşme'nin 10 §1 maddesi ile   güvence altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil ettiği   hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığına dikkat çekmektedir.   AİHS'nin 10 § 2 maddesi uyarınca toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru   bir amacı içeren ve yasa ile öngörülen müdahaleye karşı da itirazda   bulunulmamıştır (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran   2002). AİHM bu takdiri kabul etmiştir. Bu durumda anlaşmazlık, müdahalenin   "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.   AİHM daha önce bu davanınkine benzer sorulan gündeme getiren başka   davalar da incelemiş ve AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna   varmıştır (Bkz. özellikle Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, § 38, Öztürk-Türkiye,   no: 22479/93, § 74, İbrahimAksoy-Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve   34535/97, § 80, Karkın-Türkiye, no:43928/98, § 39, Kızılyaprak-Türkiye, no:   27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).   AİHM mevcut davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve Hükümetin   davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit   etmiştir. AİHM siyasi konuşmada kullanılan terimleri ve bu konuşmanın   yapıldığı bağlamı özel olarak dikkate almış ve incelenmek üzere kendisine   sunulan davanın koşullarını, özellikle de terörle mücadeleye bağlı zorluklan   göz önünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, adı geçen karar, § 60, ve   İncal, adı geçen karar,s. 1568, § 58).   İlgili konuşmada, "kurt halkının dili ve ulusal değerleri" konusunda   hükümetin yürüttüğü politika şiddetli bir biçimde eleştirilmektedir.   AİHM İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin konuşmayı, halkı kin ve   düşmanlığa tahrik ettiği yönünde değerlendirdiğini hatırlatır.   AİHM iç hukuk kararlarında yer alan gerekçeleri inceleyerek bunların   başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı göstermeye yeterli   görülemeyeceği sonucuna varmıştır (Bkz., mutadis mutandis, Sürek-Türkiye   (no:4), no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Mahkeme özellikle söz konusu   konuşmanın bazı bölümlerinin, Türk Devleti hakkında son derece olumsuz bir   tablo çizerek anlatıma düşmanlığı çağrıştıran bir anlam yüklemiş olsa da   konuşmanın şiddet kullanmaya, silahlı direnişe ve başkaldırmaya teşvik   etmediğini tespit etmiş ve bunun kin yüklü bir konuşma olmayışının, göz   önünde bulundurulması gereken esas unsur olduğu kanaatine varmıştır (Bkz.   a contrario, Sürek-Türkiye (no:l), no: 26682/95, § 62, CEDH 1999-IV ve   Gerger-Türkiye, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).   AİHM, müdahalenin oranlılığı söz konusu olduğunda verilen cezaların   niteliği ve ağırlığının da dikkate alınması gereken unsurlar olduğunu hatırlatır.   Mahkeme bu bağlamda başvuranın başta 2 216 666 (iki milyon ikiyüz on altı   bin altı yüz altmış altı) TL. ağır para cezasına çarptınlmış olduğuna dikkat   çeker. Para cezasının tutan indirilmiş ve nihayetinde ödeme ertelenmiş de   olsa, bundan doğan çeşitli sonuçlar göz önüne alındığında, AİHM, başvuran   hakkında ceza hükmünün verilmesinin gözetilen amaçlarla orantısız olduğu ve   "demokratik bir toplumda gerekli" olmadığı sonucuna vararak AİHS'nin 10.   maddesi ihlal edildiği karanna varmıştır.   II. AİHS'NİN 6 § l MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran kendisim yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik   Mahkemesi'nin bünyesinde bir askeri hakim bulunması nedeniyle "bağımsız   ve tarafsız bir mahkeme" tarafından adilce yargılanmadığı iddiasında   bulunmaktadır. Bu doğrultuda başvuran AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal   edildiğini ileri sürmektedir.   AİHM daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetin dile   getirildiğini ve bunların AİHS'nin   § l maddesinin ihlali yönünde   sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz., Özel-Türkiye, no: 42739/98 § § 33-   34, 7 Kasım 2002 ve Özdemir-Türkiye, no: 59659/00 § § 35-36, l O Temmuz   2001).   AÎHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümetin davayı farklı şekilde   sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığı sonucuna varmıştır.   Mahkeme, ceza kanununda öngörülen suçlardan ötürü Devlet Güvenlik   Mahkemesi'nde yargılanan başvuranın, aralarında askeri bir hakimin yer   aldığı mahkeme heyeti karşısına çıkma konusunda endişe duymasının   anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuranın, Devlet Güvenlik   Mahkemesinin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz   bir yargı karan almasından haklı olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle   başvuranın bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki   şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Bkz. adı geçen Incal s. 1573, §   ).   AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik   Mahkemesinin AİHS'nin 6 § l maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir   mahkeme niteliğim taşımadığı sonucuna varmıştır.   III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS'nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.   A. Tazminat   Başvuran 25.540 (yirmi beş bin beş yüz kırk) Euro değerinde bir maddi   zarara uğradığım iddia etmektedir. Bu tutar, başvuranın her iki davada   ödemek zorunda kaldığı dava masrafları ile avukatlık ücretlerini ve ikinci   mahkumiyet kararının infazı gereği cezaevinde kaldığı süre boyunca   mesleğini icra edememesinden ötürü uğradığı gelir kaybını içermektedir.   Başvuran diğer yandan 25.000 (yirmi beş bin) Euro değerinde manevi   tazminat talep etmektedir. Bu hususta başvuran Türk Ceza Kanununun 312.   maddesi uyarınca hüküm giymesinin, toplanma özgürlüğü hakkını ciddi bir   şekilde kısıtladığını hatırlatmaktadır.   Hükümet başvuranın talepleri hakkında görüş bildirmemiştir.   İddia edilen gelir kaybına istinaden AİHM, başvuranın iddia ettiği zarar ile   Sözleşme'nin ihlali arasında açık bir nedensellik bağı bulunması gerektiğini ve   adil tazminin, gerektiğinde, mesleki gelir ve diğer gelir kaynağı kayıpları   başlığı altında verilecek bir tazminatı içerebileceğini kaydeder (Bkz. örneğin,   Çakıa-Türkiye, no: 23657/94, § 127, AİHM 1999-IV). AİHM, başvuranın iddia   ettiği maddi zarar ile Sözleşme'nin 10. maddesinin ihlali arasında nedensellik   bağı bulunmadığı tespitinde bulunmuştur. Dolayısıyla Mahkeme başvuranın   maddi tazminat talebini reddetmiştir.   Manevi tazminatla ilgili olarak AİHM, ilgili kişinin davanın koşulları   nedeniyle bir tür karmaşaya maruz kaldığına kanaat getirerek, AİHS'nin adil   bir tazmin öngören 41. maddesi gereğince başvurana 3.000 (üçbin) Euro   tutarında manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.   AİHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının,   Sözleşnıe'nin 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve bağımsız olmayan bir   mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en uygun   tazminin, başvuranın, kendisinin de talep etmesi kaydıyla, gecikmeksizin,   tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden yargılanması olacağı   kanaatine varmıştır (Gencel- Türkiye, no: 53431/99, § 27, 23 Ekim 2003).   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran, AÎHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve   harcamalara ilişkin 3.100 (üç bin yüz) Euro tazminat talebinde bulunarak   kamtlayıcı belge niteliğinde, geçerli en düşük avukatlık ücret tarifesini,   avukatlık ücreti karşılığında kesilen makbuzları ve tercüme masraflarını   belgeleyen makbuzları göstermiştir.   Hükümet bu hususta görüş bildirmemiştir.   Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda   (Bkz. diğerleri arasında, Nikolova-Bulgaristan, no:31195/96, § 79), AİHM tüm   masraflarla birlikte başvurana 2.500 (iki bin beş yüz) Euro ödenmesini   kararlaştırmıştır.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı % 3 'lük bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. 1. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,   2. 2. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme   niteliğinden yoksun bulunması nedeniyle AİHS'nin 6 § l maddesinin ihlal   edildiğine;   3. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten   itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.'ye çevrilmek   üzere Savunmacı Hükümetin başvurana   i. manevi tazminat için 3.000 (üç bin) Euro ödemesine,   ii. masraf ve harcamalar için 2.500 (iki bin beş yüz) Euro ödemesine;   iii. KDV, pul, harç ve masrafların yukarıdaki miktarlara   yansıtılabilmesine;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına   kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç   puan fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§   ve 3. maddelerine uygun olarak 30 Kasım 2004 tarihinde yazıyla   bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło