42141/98

WyrokETPCz2005-05-24ECLI:CE:ECHR:2005:0524JUD004214198

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skład tureckiego Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) z udziałem sędziego wojskowego naruszał prawo do bezstronnego i niezawisłego sądu zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy długość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał potwierdził swoje ugruntowane orzecznictwo, zgodnie z którym Sądy Bezpieczeństwa Państwa (DGM) w Turcji, w skład których wchodzi sędzia wojskowy, nie spełniają wymogów „bezstronnego i niezawisłego sądu” w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji. Obecność sędziego wojskowego obiektywnie uzasadnia wątpliwości skarżącego co do niezawisłości i bezstronności sądu, zwłaszcza w sprawach dotyczących przestępstw związanych z terroryzmem. W odniesieniu do długości postępowania, Trybunał uznał, że pomimo trwania sprawy przez około cztery lata i dziewięć miesięcy, nie doszło do naruszenia art. 6 ust. 1, biorąc pod uwagę złożoność sprawy (pięciu oskarżonych, w tym dwóch zbiegłych) oraz zachowanie skarżącego, który nie uczestniczył w rozprawach i opóźnił złożenie apelacji.
Stan faktyczny
Skarżący, Ahmet Özden, został aresztowany 31 marca 1993 r. w Batmanie pod zarzutem przynależności do PKK. Po przesłuchaniach i podpisaniu oświadczenia (które później odwołał), został oskarżony o pomoc PKK. Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) w Diyarbakır, w skład którego wchodził sędzia wojskowy, skazał go 29 grudnia 1995 r. na trzy lata i dziewięć miesięcy więzienia. Skarżący dowiedział się o wyroku pięć miesięcy później z programu telewizyjnego i złożył apelację. Sąd Kasacyjny podtrzymał wyrok 26 stycznia 1998 r.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku bezstronności i niezawisłości Diyarbakır DGM. 3. Stwierdza brak naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do długości postępowania karnego. 4. Uznaje, że nie ma potrzeby rozpatrywania innych skarg na podstawie art. 6 Konwencji. 5. Uznaje, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkody niemajątkowe. 6. Zasądza na rzecz skarżącego 1500 EUR tytułem kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami za zwłokę. 7. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÖZDEN- TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:42141/98)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   MAYIS 2005   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 42141/98 başvuru no’lu davanın nedeni,   Türk vatandaşı Ahmet Özden’in (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na 14 Mayıs   tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25.   maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran adli yardımdan faydalanarak   Diyarbakır Barosu’nda avukat olan Tahir Elçi tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVA KOŞULLARI   doğumlu başvuran Batman’da ikamet etmektedir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   PKK üyesi olmakla suçlanan başvuran 31 Mart 1993 tarihinde, yakalanarak Batman   Jandarma Komutanlığı’nda gözaltına alınmıştır. Başvuran, PKK’ya mensup olduğunu kabul   ettiği ifadesini imzaladığı 7 Nisan1993 tarihine kadar sorgulanmıştır.   Başvuran, 8 Nisan 1993 tarihinde, Beşiri Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiş ve   savcı önünde, Jandarma’ya verdiği ifadesini kısmen yinelemiştir.   Aynı gün, başvuran Beşiri Sulh Hakimi önüne çıkarılmıştır. Başvuran, hakim önünde   ifadesini gözleri kapalı bir şekilde imzaladığını bildirmiş ve PKK’ya mensup olduğuna ilişkin   beyan verdiği kısmı inkar etmiştir. Ancak, başvuran, misilleme yapılmasından korktuğu için   PKK’ya yardım ettiğini kabul etmiştir. Sulh Hakimi başvuranın tutuklanmasına karar   vermiştir.   Başvuran 9 Nisan 1993 tarihinde, bu karara itiraz etmiş ve itirazı kabul edilerek aynı   gün serbest bırakılmıştır.   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı, başvuran ve   diğer dört kişiyi PKK’ya yardım ve yataklık yapma suçuyla itham etmiştir. Başsavcı Türk   Ceza Kanunu’nun 168 ve 169 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddelerinin   uygulanmasını istemiştir.   Başvuran, 27 Mayıs 1993 tarihinde, Beşiri Asliye Hukuk Mahkemesi önünde istinabe   heyeti tarafından dinlenmiştir. Başvuran PKK’ya mensup olmasına ilişkin suçlamalara itiraz   etmiş ve işkence altında imzaladığını belirterek Jandarma’ya verdiği ifadesini geri almıştır.   DGM, toplamda yirmi oturum gerçekleştirmiştir. Başvuran, bu oturumlardan hiçbirine   katılmamıştır. Ayrıca, davanın esasına bakan hakimler, ifadelerini almak üzere I.B. ve K.T.   adlı iki sanık aleyhine arama emri çıkarmışlardır. Bu kişiler yargılamanın sonuna kadar   bulunamamışlardır.   DGM, 29 Aralık 1995 tarihli kararla, I.B. davasını, diğer sanıkların yargılamasının   uzamasını engellemek amacıyla ayrı bir dosya numarası altında kaydedilerek diğerlerinden   ayrılmasına karar vermiştir. Ayrıca AİHM, başvuranı PKK’ya yardım yapmaktan suçlu   bulmuş ve üç yıl dokuz ay hapis ve üç yıl kamu görevinden men edilme cezasına çarptırmıştır.   Bunun için AİHM, başvuranın Beşiri Savcısı ve Sulh Hakimi önünde verdiği beyanlara ve 27   Mayıs 1993 tarihinde alınan ifadelerine dayanmıştır. K.T. adlı sanık ise, suçluluğunu   oluşturacak yeterli kanıt bulunamadığından dolayı beraat etmiştir.   Başvuran, kararın açıklandığı gün mahkemede bulunmadığı için, ne bu tarihte ne de   olağan yollardan, yetkililerde bulunan son adresinde bulunmadığından dolayı tebligat   aracılığıyla haberdar olamamıştır. Başvuran, aleyhinde verilen karardan ancak beş ay sonra,   bir televizyon programı konusu olduğu sırada haberdar olmuştur.   Başvuran 21 Mayıs 1995 tarihinde, açık yargılama suretiyle bir duruşma talep ederek   sözüedilen kararın temyizine gitmiştir.   Yargıtay 26 Ocak 1998 tarihinde, oturum gerçekleştirdikten sonra bütün hükümleri ile   kararı onamıştır. Böylece karar nihaileşmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, kendilerini mahkum eden DGM’nin, bünyesinde bir askeri hakim   bulundurması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden “tarafsız ve   bağımsız bir mahkeme” olamayacağını iddia etmektedir.   Başvuran, bu mahkeme önündeki yargılamanın adil olmadığını belirtmektedir. Bu   açıdan ilk olarak yargılama süresinin aşırı uzun olmasından şikayetçi olmaktadır. Daha sonra,   usule dair işlemler boyunca ne avukat ne de tercüman yardımından faydalanamadığından   dolayı savunma hakkının tanınmadığını belirterek AİHS’nin 6§1 ve 3 c) maddesi hükümlerini   ileri sürmektedir.   A. Kabul edilebilirlik hakkında   AİHM, içtihadından çıkan kriterler ışığında (Bkz. Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998   tarihli karar, 1998-VII) ve elinde bulunan unsurların tümü gözönünde bulundurarak,   başvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Ayrıca başvurunun hiçbir   kabul edilemezlik gerekçesine aykırı düşmediğini saptamaktadır.   B. Esasa ilişkin   1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında   AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş   AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. sözü edilen Özel kararı, §§33-   ve Özdemir kararı, §§35-36).   AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, sözkonusu durumda farklı bir sonuca   ulaşabilecek ne bir olay ne de bir argüman sunduğuna kanaat getirmektedir. TCK’nın   öngördüğü ve cezalandırdığı suçlar hakkında DGM’ye çıkarılan başvuran, aralarında askeri   hakimin de bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla   karşılanacağını belirtmektedir. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM’nin bu türden davalara   ters düşen değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak   çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran   tarafından duyulan şüpheler objektif olarak kanıtlanmaktadır. (Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998   tarihli karar, 1998- IV, S.1573, §72 in fine).   AİHM, başvuranı yargılayarak ve mahkum ettiği sırada Diyarbakır DGM’nin   AİHS’nin 6§1 maddesi uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna   varmaktadır.   2. Cezai usul işlemlerinin süresi hakkında   Hükümet, dava koşulları gözönünde bulundurulduğunda, usul işlemlerinin süresinin   makul olmadığının düşünülemeyeceğini ileri sürmektedir.   Bu bakımdan, Hükümet, özellikle sanık sayısından ötürü, toplam beş sanık, davanın   karmaşık olduğunun altını çizmektedir. Ayrıca, Hükümet, eleştirilen gecikmenin, yerel   mercilerin kendilerini bulmak ve savunmalarını dinlemek için gösterdiği bütün çabalara   rağmen adaletten kaçan ve bulunamayan I.B. ve K.T. adlı sanıklardan kaynaklandığı   kanaatindedir.   Başvuran Hükümet’in argümanlarına itiraz etmektedir.   Bu durumda, ele alınacak olan usul işlemi 31 Mart 1993 tarihinde, başvuranın   yakalanmasıyla başlamış ve Yargıtay’ın hakkında verilen hüküm kararını onadığı tarih olan   Ocak 1998 tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla usul işlemi, mahkemelerin iki derecesi için   yaklaşık olarak, dört yıl dokuz ay sürmüştür.   AİHM, usul işleminin süresinin makul yönünün, içtihadının yer verdiği kriterler,   özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumu gözönünde   bulundurularak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Pelissier ve   Sassi-Fransa, no: 25444/94, § 67, 1999-II).   AİHM, ilk olarak, ulusal mahkemelerin ikisi kaçak beş sanığı kapsayan bir   yargılamayı yürütmek zorunda olduklarından dolayı, başvuranın davasının bir bakıma   karmaşık olduğu konusunda Hükümet’le aynı kanıdadır. Ancak, başvuranın, öyle ya da böyle,   Nisan 1993 tarihinde serbest bırakılmasından sonraki yargılama aşamaları sırasında geçen   süreden dolayı zarar gördüğünü kanıtlayacak durumda olmadığının altını çizmek önem arz   etmektedir. Buna karşın sözüedilen aşamalar, başvuranın davasına gösterdiği ilgisizliği ortaya   koymaktadır.   Böylece, AİHM, ulusal mercilere atfedilecek önemli hiçbir faaliyetsizlik dönemini   ortaya koymamış olsa da, buna karşın, serbest bırakıldıktan sonraki başvuranın tutumunun   eleştiriden uzak tutulamayacağını tespit etmektedir; başvuran DGM’deki hiçbir oturuma   katılmamış ve bu durum da, başvuranı dinlemek gerektiğinde esasa bakan hakimlerin işini   kolaylaştırmamıştır. Buna ek olarak kendisini ilgilendiren kararın açıklandığı sırada   gerekçelendirilmeyen yokluğundan dolayı, başvuranın medyada hakkında yayın yapılana   kadar yargılamadan haberdar olmak ve sonuç olarak karardan beş ay sonra temyize   başvurmak için beklediğinin altını çizmek gerekir.   AİHM, bu durumda, iki mahkeme önünde geçen sözkonusu usul işleminin süresinin   aşırı olmadığı sonucuna varmaktadır.   Dolayısıyla AİHS’nin 6§1 maddesi ihlal edilmemiştir.   3. 6§3 c) ve e) maddesinin yer verdiği başvuranın savunma haklarına saygı gösterilmesi   hakkında   AİHM, benzer davalarda tarafsız ve bağımsız olmadığı ortaya konulan bir   mahkemenin yargısına tabi kişilere adil yargılanmayı garanti edemeyeceğine hükmettiğini   hatırlatmaktadır.   AİHM, bu noktada varılan ihlal sonucunu gözönünde bulundurarak, başvuranın   savunma haklarının ihlal edilmesine ilişkin şikayetlerini ayrı ayrı incelemeye gerek   olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998   tarihli karar, 1998-VII, s. 3074, § 44-45).   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS’nin 41. maddesi gereğince,   A. Maddi ve manevi tazminat   Başvuran, toplamda 30.000 Euro tutarında maddi ve manevi zarara uğradığını iddia   etmektedir.   Hükümet, bu talebin aşırı ve haksız olduğu kanaatindedir.   Maddi zarar konusunda ise, AİHM, AİHS’ye aykırı bir suç bulunmadığı durumda   DGM önündeki yargılamada varılan sonuç üzerinde düşünmez. Dolayısıyla başvurana bu   açıdan bir tazminat ödemek için haklı bir neden bulunmamaktadır (Findlay-İngiltere, 25   Şubat 1997 tarihli karar, 1997-I, s. 284, § 85).   Manevi tazminat için ise AİHM, dava koşullarında varılan ihlal sonucunun kendi   içinde yeterli adil tazmini oluşturduğuna kanaat getirmektedir (sözüedilen Çıraklar kararı, s.   3074, § 49).   AİHM, başvuran hakkındaki mahkumiyet kararının, 6§1 maddesi bağlamında tarafsız   ve bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak   en uygun tazminin, başvuranı zamanında tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından   yeniden yargılamak olacağı kanaatindedir (Gençel-Türkiye, no: 53431/99, §27, 23 Ekim   2003).   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran ayrıca, Komisyon ve AİHM’de yapılan masraf ve harcamalar için 2.668   Euro talep etmektedir. Başvuran bazı faturalar sunmakta ve Diyarbakır Barosu fiyat   çizelgesini ileri sürmektedir.   Hükümet, bu iddialara ve delil olarak sunulan belgelerin hukuki değerine itiraz   etmektedir.   AİHM, elinde bulunan unsurları ve konu hakkındaki içtihadını gözönünde   bulundurarak AİHM önündeki usul işlemleri için 1.500 Euro’nun verilmesinin makul olduğu   kanaatinde olup, bu tutarın başvurana ödenmesine karar vermiştir.   C. Temerrüt faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı basit   faize dayalı olarak %3 'lük bir faiz oranı uygulanacağını belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;   2. Diyarbakır DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle   AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. İhtilaf teşkil eden cezai usul işleminin süresi bakımından AİHS’nin 6§1 maddesinin   ihlalinin bulunmadığına;   4. AİHS’nin 6. maddesine göre yapılan diğer şikayetlerin incelenmesinin gerekli   olmadığına;   5. Mevcut kararın tek başına manevi tazminat için yeterli olduğuna;   6. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, miktara yansıtılabilecek vergilerle birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden   T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in başvurana masraf ve harcamalar için 1.500   (bin beş yüz) Euro ödemesine ;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar,   Hükümet’in, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit   oranda basit faizi uygulamasına;   4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine ;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2   ve 3. paragraflarına uygun olarak 24 Mayıs 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło