4220/02;8793/02
WyrokETPCz2008-10-21ECLI:CE:ECHR:2008:1021JUD000422002
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy nadmierna długość tymczasowego aresztowania i postępowania karnego naruszyła prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego (art. 5 ust. 3) oraz prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie (art. 6 ust. 1) Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że długość tymczasowego aresztowania (5 lat i 11 miesięcy) oraz postępowania karnego (10 lat i 6 miesięcy, w tym 10 orzeczeń sądów dwóch instancji i czterokrotne uchylenie wyroków przez Sąd Kasacyjny) była nadmierna. Trybunał powołał się na swoje ugruntowane orzecznictwo dotyczące oceny rozsądnego terminu, biorąc pod uwagę złożoność sprawy, zachowanie stron i władz krajowych. Wskazał, że rząd nie przedstawił przekonujących argumentów uzasadniających tak długi okres pozbawienia wolności i postępowania sądowego, co doprowadziło do naruszenia praw skarżących.Stan faktyczny
Skarżący, Ramazan Sadıkoğulları i Rauf Erdem, zostali aresztowani 11 maja 1992 roku w Stambule pod zarzutem udziału w nielegalnej organizacji terrorystycznej. Byli wielokrotnie skazywani przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) na kary pozbawienia wolności, a ich wyroki były czterokrotnie uchylane przez Sąd Kasacyjny z przyczyn proceduralnych lub braku uzasadnienia. Ostateczny wyrok DGM z 7 marca 2002 roku, zatwierdzony przez Sąd Kasacyjny 14 listopada 2002 roku, skazał ich na 28 lat i 14 miesięcy więzienia. Skarżący zostali zwolnieni z aresztu w 2003 roku z powodów zdrowotnych.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Połączył skargi.
2. Uznał skargi dotyczące długości tymczasowego aresztowania (art. 5 ust. 3) i długości postępowania (art. 6 ust. 1) za dopuszczalne, a pozostałe za niedopuszczalne.
3. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji.
4. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
5. Zasądził od Rządu na rzecz każdego skarżącego 6 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz łącznie 2 000 EUR tytułem kosztów i wydatków.
6. Odrzucił pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÜÇÜNCÜ DAİRE
SADIKOĞULLARI VE ERDEM - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 4220/02 ve 8793/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Ekim 2008
İşbu karar Sözleşme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup
şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 4220/02 ve 8793/02 numaralı başvurunun nedeni T.C.
vatandaşı Ramazan Sadıkoğulları ve Rauf Erdem’in (başvuranlar) 4 Aralık 2001 tarihinde
Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu
avukatlarından E. Kanar ve Y. Başara tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1965 ve 1968 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.
Başvuranlar İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından 11
Mayıs 1992 tarihinde yasadışı bir örgütün eylemlerine katıldıkları şüphesiyle
yakalanmışlardır.
Adı geçenler İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) hakiminin kararı ile 22 Mayıs tarihinde tutuklanmışlardır.
Cumhuriyet Savcısı 1 Haziran 1992 tarihli bir iddianame ile TCK’nın 168/2 ve 3713 sayılı
Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine dayalı olarak aralarında iki başvuranın da yer
aldığı üç sanık hakkında ceza davası açmıştır. Başvuranlar yasadışı bir örgüt olan Direniş
Hareketi’ne katılmak ve bu örgütün biri silahlı soygun olmak üzere birçok eylemine
karışmakla itham edilmişlerdir.
DGM İkinci Dairesi 28 Aralık 1993 tarihli ilk kararında başvuranları on beş yıl ağır hapis
cezasına çarptırmış, suçlamaların bir kısmı açısından yetkisiz olduğuna hükmetmiştir.
Yargıtay DGM’nin bu kararını soruşturmadaki eksiklikler ve usuli nedenlerle 11 Temmuz tarihinde bozmuştur.
DGM 16 Temmuz 1996 tarihli yeni kararı ile olayları yeniden incelemiş ve başvuranları
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını veya bir bölümünü zorla değiştirme
teşebbüsünde bulunmak suçundan ölüm cezasına çarptırmıştır. DGM, bunun yanı sıra
sanıkların lehinde alınan bir temyiz kararının ardından ilk derece mahkemesinin failleri daha
ağır bir cezaya çarptıramayacağına dair CMUK hükmünden hareketle başvuranların her birini
on beş yıl hapis cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay 12 Haziran 1997 tarihinde usul gerekçeleriyle ilk derece mahkemesinin kararını
ikinci kez bozmuştur.
DGM 7 Temmuz 1998 tarihinde vermiş olduğu üçüncü kararı ile başvuranları bu defa «yirmi
sekiz ila on dört yıl» arasında değişen ağır hapis cezalarına çarptırmıştır.
Yargıtay 15 Temmuz 1999 tarihinde «Yargıtay denetimine mahal verecek gerekçenin
bulunmadığı» gerekçesiyle DGM tarafından alınan kararı üçüncü kez bozmuştur.
DGM 4 Nisan 2000 tarihinde daha ayrıntılı bir gerekçeye dayanarak başvuranların her birini
otuz bir yıl on bir ay on gün ağır hapis cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay 19 Şubat 2002 tarihli bir kararı ile usuli ve teknik hukuki gerekçelere dayanarak
DGM’nin kararını dördüncü kez bozmuştur.
DGM 7 Mart 2002 tarihinde almış olduğu karar ile başvuranları son olarak yirmi sekiz yıl on
dört ay hapis cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay 14 Kasım 2002 tarihinde cezanın infaz edilmesine ilişkin bir hususta yaptığı
düzeltmelerle birlikte kararı esastan onamıştır.
Karar nihai hale gelmiştir.
Yargı süreci boyunca başvuranların serbest bırakılma talepleri düzenli olarak başvuranların
talebi üzerine veya resen incelenmiş ve her defasında «işlenen suçun niteliği, dosyanın içeriği
ve kanıtların durumu» gibi basmakalıp ifadelerle reddedilmiştir.
Başvuranlar tahliye taleplerinin reddedilmesine karşı yargılama süresi boyunca en az bir kez
AİHS’nin 5/3 maddesine atıfta bulunarak 5 Haziran 2001 tarihinde itiraz etmişlerdir. Bu
talepleri İstanbul 3 numaralı DGM tarafından dosyanın incelenmesinin ardından gerekçe
gösterilmeksizin reddedilmiştir.
Sağlık sorunları nedeniyle R. Erdem 21 Nisan 2003 tarihinde ve R. Sadıkoğulları 22 Kasım tarihinde tahliye edilmişlerdir. Aralık 2004 tarihinde yeni Ceza Muhakemeleri Kanunu Resmi Gazete’de yayımlanarak
yürürlüğe girmiştir. Yasal düzenlemelerin ardından belirtilmeyen bir tarihte başvuranlar
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak mahkumiyetlerinin 5237 sayılı Kanun uyarınca
adapte edilmesini talep etmişlerdir.
Ağır Ceza Mahkemesi 5 Haziran 2008 tarihli bir kararı ile sözü edilen dönemde, halihazırda
yürürlükte bulunan yasal hükümlere nazaran daha lehlerine olan hükümlere dayanılarak
mahkum edildikleri gerekçesiyle sözü edilen kanunun uygulanmasına gerek olmadığına karar
vermiştir.
Başvuranlar bu kararı temyiz etmişlerdir. Dava Yargıtay önünde halen derdesttir.
HUKUK
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN
Başvuruların olaylar ve ortaya koydukları sorunlar açısından birbirleriyle olan bağlantısı
nedeniyle AİHM, İçtüzüğünün 42/1 maddesinin uygulanmasına istinaden başvuruların
birleştirilmesinin yerinde olacağına kanaat getirmektedir.
II. AİHS’NİN 5/3 MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar gözaltı ve tutukluluk süresinin aşırı uzunluğundan yakınmakta ve AİHS’nin 5/3
maddesine atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
AİHM başvuranların gözaltı süresinin başvurunun yapılmasından altı aydan fazla bir süre
önce 1992 yılında sona erdiğini saptamaktadır. AİHM bu durumda AİHS’nin 35. maddesinin
1. ve 4. paragraflarına uygun olarak gözaltı süresinin uzunluğu hakkındaki şikayeti
reddetmektedir.
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde tutukluluk süresinin uzunluğuna ilişkin
şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında
da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir
niteliktedir.
B. Esas hakkında
Başvuranlar iddialarını yinelemektedir.
Hükümet bahse konu tutukluluk süresinin uzunluğunun aşırı olmadığını savunmaktadır.
Hükümete göre işlenen suçun niteliği ve başvuranlara isnat edilen delillerin ciddiyeti
tutukluluk halinin uzunluğunu meşru kılmaktadır.
AİHM tutukluluk süresinin uzunluğuna dair içtihadından ileri gelen ilkelerin hatırlanması için
Solmaz-Türkiye kararına (no:27561/02) atıfta bulunmaktadır.
Bu ilkelere uygun olarak, başvuranların hürriyetlerinden yoksun kaldıkları toplam dönemden
AİHS’nin 5. maddesinin 1 a) bendine uygun olarak «mahkum edilmelerinin ardından
hükümlü» konumunda oldukları dönem çıkarıldıktan sonra kalan toplam süre beş yıl on bir
aydır.
AİHM, müteaddit defa bu başvurudakine benzer sorunları ortaya koyan davalarda AİHS’nin
5/3 maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunduğunu hatırlatır (Bkz. örneğin Karagöz-Türkiye
kararı, no: 5701/02 20 Ekim 2005, Dereci-Türkiye kararı, no: 77845/01, 24 Mayıs 2005,
Atıcı-Türkiye kararı (no1), no: 19735/02, 10 Mayıs 2007).
AİHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca
ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. AİHM ilgili
yerleşik içtihadı ışığında başvuranların tutukluluk süresinin uzunluğunun aşırı ve AİHS’nin
5/3 maddesine aykırı olduğu kanısına varmaktadır (Bkz. aynı anlamda Gökçe ve Demirel-
Türkiye kararı no: 51839/99, 22 Haziran 2006).
AİHM bu hususlar AİHM’nin AİHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varması için
yeterlidir.
III. AİHS’NİN 6/1 MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar ceza yargılamasının makul süre şartına uymadığını öne sürmekte, AİHS’nin 6/1
maddesine göndermede bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını
kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas hakkında
AİHM kaydedilmesi gereken dönemin başvuranların yakalandığı 11 Mayıs 1992 tarihinde
başlayıp, 14 Kasım 2002 tarihinde Yargıtay tarafından verilen nihai karar ile sona erdiği
saptamasını yapmaktadır. AİHM bu çerçevede, başvuranların CMK’nın ıslahına yönelik 5237
sayılı Kanun uyarınca cezalarının uyarlanması için açtıkları davanın ayrı bir süreç olduğunu
ve bu başvuru çerçevesinde süre hesabına dahil edilmemesi gerektiği kanaatindedir. (Bkz.
örneğin kartal ve Kızıldağ-Türkiye kararı, no: 59641/00, 8 Nisan 2008).
Sözü edilen dava iki dereceli mahkemede verilen toplam on hüküm ile yaklaşık on yıl altı ay
sürmüştür.
AİHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın şartları ışığında ve özellikle de
davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın başvuran için arzettiği
önem gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır
(Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94).
AİHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca
ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. AİHM
yerleşik içtihadı ışığında sözkonusu yargılama süresinin toplam uzunluğunun aşırı olduğuna
ve «makul süre» gereği ile bağdaşmadığına itibar etmektedir (Bkz. diğer birçokları arasında,
Özkan ve Adıbelli-Türkiye kararı no: 18342/02, 9 Ocak 2007).
AİHS’nin 6/1 maddesi bu bakımdan ihlal edilmiştir.
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN
A. Tazminat
Başvuranların her biri maddi tazminat olarak 50.000 YTL (23.000 Euro’ya tekabül
etmektedir) ve manevi tazminat olarak 75.000 TL (5.000 Euro’ya tekabül etmektedir)
istemektedir. Başvuranlar maddi zarara ilişkin hapsedilmeleri nedeniyle uğradıkları gelir
kaybını dayanak göstermektedir.
Hükümet bu miktarların aşırı ve kanıtlanmamış olduğunu savunmaktadır.
AİHM tespit edilen ihlal kararı ile öne sürülen maddi zarar arasında hiçbir illiyet bağı
kuramamakta dolayısıyla bu talebi reddetmektedir. AİHM bununla birlikte başvuranların her
birine hakkaniyete uygun 6.000 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar iç hukukta ve AİHM önünde yapmış oldukları yargılama giderleri için 80.400
YTL (yaklaşık 38.000 Euro) talep etmekte, AİHM’ye avukatlarının hapishane ziyaretleri
dolayısıyla yapmış olduğu harcamaların ayrıntılarını sunmaktadır. Başvuranlar ayrıca tercüme
ve posta giderlerinin ayrıntılarını, İstanbul barosu avukatlık ücret tarifesini ve avukatlarının iş
çalışma saatlerini ve ücretini gösterir makbuzu sunmaktadır.
Hükümet bu miktarların kanıtlanmamış ve aşırı olduğunu ifade etmektedir.
AİHM’nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar
ışığında başvuranlara AİHM önünde yapmış oldukları yargı giderleri için toplam 2.000 Euro
ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. Tutukluluk süresinin uzunluğu (5/3 madde) ve yargılamanın uzunluğu (6/1 madde)
hakkındaki şikayetlere ilişkin başvuruların kabuledilebilir, bunun dışında kalanların
kabuledilemez olduğuna;
3. AİHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
4. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine; a) AİHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvuranların her birine
manevi tazminat için 6.000 (altı bin) Euro ve yargılama giderleri için başvuranlara toplam
2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło