4236/03

WyrokETPCz2008-06-24ECLI:CE:ECHR:2008:0624JUD000423603

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak rozprawy ustnej w postępowaniu o odszkodowanie za bezprawne zatrzymanie naruszył prawo do rzetelnego procesu sądowego, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał powtórzył swoje wcześniejsze ustalenia w podobnych sprawach, zgodnie z którymi brak rozprawy ustnej w postępowaniach odszkodowawczych prowadzonych na podstawie ustawy nr 466 stanowi naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał uznał, że rząd nie przedstawił dowodów na to, iż skarżący lub jego prawnik zostali należycie powiadomieni o posiedzeniach sądu krajowego, co uniemożliwiło im udział w postępowaniu i przedstawienie swoich argumentów.
Stan faktyczny
Skarżący, Ramazan Balaban, został zatrzymany w 1996 roku pod zarzutem udziału w zbrojnym rabunku i morderstwie. Po długotrwałym postępowaniu karnym, w 2002 roku został ostatecznie uniewinniony. Następnie, w 2002 roku, złożył wniosek o odszkodowanie za bezprawne zatrzymanie na podstawie ustawy nr 466. Sąd krajowy przyznał mu odszkodowanie, ale bez przeprowadzenia rozprawy ustnej, na której skarżący mógłby być obecny i przedstawić swoje argumenty. Skarżący odwołał się od tej decyzji, skarżąc się na brak rozprawy ustnej i brak odsetek od przyznanego odszkodowania.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził, że skarga dotycząca braku rozprawy ustnej w postępowaniu odszkodowawczym jest dopuszczalna, a pozostałe części skargi są niedopuszczalne. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Zasądził na rzecz skarżącego 1 000 Euro tytułem kosztów i wydatków. Odrzucił pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   BALABAN – TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 4236/03)   KARAR   STRAZBURG   Haziran 2008   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 4236/03 no’lu davanın nedeni, T.C.   vatandaşı Ramazan Balaban’ın (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, 8 Kasım   tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan   Hakları Sözleşmesi’nin (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, Bursa Barosu   avukatlarından N. Bener tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran, 1950 doğumludur ve Bursa’da ikamet etmektedir.   A. Başvuran aleyhinde yürütülen cezai kovuşturma   Başvuran, 17 Ekim 1996 tarihinde, silahlı soygun ve cinayet suçuna iştirak ettiği   şüphesiyle Bursa’da gözaltına alınmıştır.   Ekim 1996’da, başvuran tutuklanmıştır.   Kasım 1996 tarihinde, Bursa Cumhuriyet Savcısı, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi’ne   başvuran ile diğer üç kişiyi M.T.’yi öldürme ve silahlı soygun suçlarıyla itham eden bir   ithamname vermiştir.   Kasım 1997’de, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran ile diğer iki sanığı beraat   ettirmiştir. Dördüncü sanık A.Ş. ise hüküm giymiştir. İlk derece mahkemesi, başvuranın   serbest bırakılmasına karar vermiştir.   Bursa Cumhuriyet Savcısı, davaya müdahil olan M.T.’nin babası ve A.Ş. kararı temyiz   etmiştir.   Belirsiz bir tarihte, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesini sunmuştur. Bu   tebliğname başvurana bildirilmemiştir.   Nisan 1998’te, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin ilgili bazı delilleri toplamadığı   gerekçesiyle 21 Kasım 1997 tarihli kararı bozmuştur. Dava, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi’ne   iade edilmiştir.   Haziran 2001’de, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay’ın kararında bahsi geçen   delilleri topladıktan sonra, yeniden başvuran ile diğer iki suç ortağının beraatına karar   vermiştir. Mahkeme, kararında başvuranın sözkonusu suçları işlediğine dair yeterli kanıt   bulunmadığını belirtmiştir.   Bursa Cumhuriyet Savcısı, M.T.’nin babası ve A.Ş. yeniden temyize gitmiştir. Belirsiz   bir tarihte, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı temyizin esasına ilişkin tebliğname sunmuştur.   Bu tebliğname başvurana bildirilmemiştir.   Mart 2002’de, Yargıtay, 29 Haziran 2001 tarihli kararı onamıştır. Bu karar, 17   Nisan 2002 tarihinde Bursa Ağır Ceza Mahkemesi kalemi tarafından kayıtlara geçirilmiştir.   B. Tazminat davası   Başvuran, 6 Ağustos 2002 tarihinde, 17 Ekim 1996 ile 2 Kasım 1997 tarihleri arasında   tutuklu bulunması nedeniyle, 466 sayılı kanun uyarınca Bursa Ağır Ceza Mahkemesi’ne   tazminat davası açmıştır.   Ağustos 2002 tarihinde, mahkeme bir duruşma yaparak davayı incelemesi ve rapor   hazırlaması için üyelerinden birini raportör hakim olarak görevlendirmiştir. Başvuran ve/veya   avukatının bu duruşmadan gerektiği gibi haberdar edildiğine dair herhangi bir delil   bulunmamaktadır. Raportör hakim, 30 Eylül 2002 – 23 Aralık 2002 tarihleri arasında   oturumlar düzenlemiştir. Başvuran ve/veya avukatının bu süre içerisinde raportör hakim   tarafından dinlenmek üzere çağrıldıklarına dair herhangi bir delil bulunmamaktadır.   Aralık 2002’de, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi yapmış olduğu duruşmada, dava   dosyasındaki belgelere ve bilirkişi raporuna dayanarak, başvurana maddi tazminat olarak   195,680,000 TL (yaklaşık 116 Euro), manevi tazminat olarak 3,000,000,000 TL (yaklaşık   1,791 Euro) ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme, maddi tazminat ödenmesine   hükmederken, sözkonusu zamanda geçerli olan asgari ücrete ve başvuranın hapiste kaldığı   süre içerisinde uğradığı gelir kaybına atıfta bulunmuştur. Mahkeme, manevi tazminatla ilgili   olarak, başvuranın sosyo-ekonomik durumunu, aleyhindeki suçlamaların ciddiyetini,   tutuklulukta geçen süreyi ve manevi zararın boyutunu dikkate almıştır. Mahkeme, ayrıca, ceza   mahkemesi önünde yapılan yargılama masraf ve giderleri için başvurana bir miktar para   ödenmesine hükmetmiştir. Ancak, mahkeme, 466 no.lu kanun uyarınca açılan davalarda faiz   ödemesinin yapılmadığı gerekçesiyle, başvuranın serbest bırakıldığı tarihten itibaren geçerli   faizin ödenmesine ilişkin talebini reddetmiştir. Başvuran ve/veya avukatının bu duruşmadan   gerektiği gibi haberdar edildiğine dair herhangi bir delil bulunmamaktadır.   Mart ve 6 Şubat 2003 tarihlerinde, Hazine ile başvuran temyize gitmiştir. Başvuran,   diğer hususlar meyanında, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi önünde sözlü duruşma yapılmaması   ve kendisine ödenmesine hükmedilen tazminat için bir faiz oranının belirlenmemesi   konusunda şikayetçi olmuştur.   Haziran 2003 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, temyizin esasına ilişkin   tebliğname sunmuştur. İlk derece mahkemesinin başvurana manevi tazminat ödenmesine   hükmetmeden önce bizzat başvuranın ifadesini almadığı gerekçesiyle, Yargıtay Cumhuriyet   Başsavcısı, ilk derece mahkemesinin kararının bozulması gerektiğini belirtmiştir. 2 Temmuz   2003’te, bu görüş başvurana bildirilmiştir.   Mayıs 2004’te, Yargıtay, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını onamıştır.   Yargıtay, kararında bu davada sözlü duruşma yapılmasına gerek olmadığını kaydetmiştir.   Hükümet, 3 Kasım 2004’te, makamların ödenmesi gereken tutarı ödediğini   belirtmiştir.   HUKUK   I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, tazminat davası görülürken Bursa Ağır Ceza Mahkemesi önünde sözlü   duruşma yapılmadığı konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetini AİHS’nin 6/1 maddesine   dayandırmıştır.   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, başvuranın şikayetini AİHS’nin 6. maddesi uyarınca yerel bir mahkeme   önünde dile getirmemesi nedeniyle, AİHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarını   tüketmediğini ileri sürmüştür.   Başvuran, bu iddiaya itiraz etmiştir.   AİHM, başvuranın şikayetini yerel mahkemeler önünde dile getirdiğini   gözlemlemektedir. Buna göre, AİHM, Hükümet’in bu başlık altında yapmış olduğu iddiaları   reddeder.   AİHS’nin 35/3 maddesi uyarınca şikayetin bu kısmının dayanaktan yoksun olmadığını   kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Hükümet, özellikle, yerel mahkemenin duruşma yaptığını, ancak başvuranın bu   duruşmalara katılmadığını ileri sürmüştür.   Başvuran, iddialarını sürdürmüştür.   AİHM, daha önce benzer davaları incelemiş ve 466 sayılı kanun uyarınca açılan   tazminat davaları sırasında Ağır Ceza Mahkemesi tarafından açık duruşma yapılmadığı   hallerde AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlallerini saptamıştır (bkz, Özata / Türkiye, no. 19578/02   ve Göç, yukarıda kaydedilen). Hükümet’in 20 Ağustos 2002 ve 24 Aralık 2002 tarihlerinde   yapılan duruşmalardan başvuran ve/veya avukatının gerektiği şekilde haberdar edildiğini   kanıtlamaması nedeniyle, AİHM, bu davada daha önce varmış olduğu sonuçtan ayrılmak için   herhangi bir gerekçe görmemektedir (bkz, a contrario, Göktaş / Türkiye, no. 66446/01).   Buna göre, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   II. İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS MADDELERİ   Başvuran, sırasıyla 8 Kasım 2002 ve 9 Temmuz 2004 tarihli başvuru formlarında,   AİHS’nin 6/1 maddesinin iki nedenden dolayı ihlal edildiği konusunda şikayetçi olmuştur.   Başvuran, ilk olarak, aleyhinde yürütülen cezai kovuşturma sırasında, kendisine Yargıtay   Başsavcısı’nın Yargıtay’a sunduğu tebliğnameye cevap verme imkanının tanınmadığını   belirtmiştir. Başvuran, ayrıca, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca kendisine ödenen   tazminatın miktarı ile Türkiye’deki yüksek enflasyona rağmen bu miktara faiz   uygulanmaması konusunda şikayetçi olmuştur.   Başvuran, 12 Ekim 2007 tarihli görüşünde, bilirkişi raporunun kendisine iletilmemesi   nedeniyle tazminat davasının adil bir şekilde görülmediği konusuna da değinmiştir. Başvuran,   ayrıca yargılamanın çok uzun sürdüğü konusunda şikayetçi olmuştur.   Ancak, AİHM, elindeki belgelere dayanarak, başvurunun bu bölümlerinin AİHS veya   protokollerinde güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin herhangi bir ihlalini oluşturmadığı   sonucuna varmıştır.   AİHM, AİHS’nin 35. maddesinin 1., 3. ve 4. paragrafları uyarınca, başvurunun bu   kısmının dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez nitelikte olduğu sonucuna   varmıştır.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Başvuran, AİHS’de güvence altına alınan hakların ihlali nedeniyle görmüş olduğu   zarar için, yakalandığı tarihten itibaren faiziyle birlikte 900,000 YTL (yaklaşık 534,588 Euro)   talep etmiştir.   Hükümet, başvuran tarafından herhangi bir maddi veya manevi tazminat talebinde   bulunulmadığını ileri sürmüştür.   AİHM, tespit edilen ihlalin başvuranın gördüğü manevi zarar için kendi başına yeterli   adil tatmin oluşturduğu kanaatindedir (bkz, Aydın ve Şengül / Türkiye, no. 75845/01). Bu   nedenle, bu başlık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına karar vermiştir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuran, ayrıca, AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için   15,000 Euro, yerel mahkemeler önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için   2,000 YTL (yaklaşık 1,118 Euro) talep etmiştir. Başvuran, AİHM önündeki yargılamayla   ilgili olarak posta ve çeviri masraflarını ve avukatıyla imzaladığı sözleşmeye ilişkin borçlarını   gösteren belgeler sunmuştur.   Hükümet, bu miktara itiraz etmiştir.   AİHM’nin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM, sözkonusu davada, elindeki bilgiye ve   yukarıdaki ölçütlere dayanarak, başvuranın yerel yargılama sürecinde yapmış olduğu   yargılama masraf ve giderlerine ilişkin talebini reddederek, AİHM önünde yapılan yargılama   masraf ve giderleri için 1,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   A. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE   1. Başvuranın tazminat davası görülürken Bursa Ağır Ceza Mahkemesi önünde sözlü   duruşma yapılmamasına ilişkin şikayetinin kabuledilebilir, başvurunun geri kalan   kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. (a)AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten   itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na   çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ile birlikte, Savunmacı   Hükümet tarafından başvurana, yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro (bin   Euro) ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin   yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal   kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.   İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 24 Haziran 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło