42589/98

WyrokETPCz2005-12-20ECLI:CE:ECHR:2005:1220JUD004258998

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy skazanie skarżącego za artykuł krytykujący urzędnika państwowego naruszyło jego prawo do wolności wyrażania opinii zgodnie z art. 10 Konwencji? 2. Czy Państwowy Sąd Bezpieczeństwa, w skład którego wchodził sędzia wojskowy, był niezawisłym i bezstronnym sądem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii skarżącego, choć przewidziana prawem i mająca uzasadniony cel, nie była "konieczna w demokratycznym społeczeństwie". Stwierdził, że artykuł, choć krytyczny wobec Ministra Sprawiedliwości, nie nawoływał do przemocy, zbrojnego oporu ani buntu, ani nie podżegał do nienawiści. Wysokość nałożonej grzywny również została uznana za nieproporcjonalną. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał podtrzymał swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Państwowego Sądu Bezpieczeństwa budzi uzasadnione obawy co do niezawisłości i bezstronności sądu, naruszając prawo do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Vedat Korkmaz, urodzony w 1965 roku i mieszkający w Stambule, był głównym udziałowcem Deniz Basın Yayın Sanayii ve Ticaret Limited Şirketi oraz właścicielem gazety "Evrensel". W numerze gazety z 12 czerwca 1996 roku ukazał się artykuł zatytułowany "M. Ağar’ın Kanlı Yükselişi", który krytykował ówczesnego Ministra Sprawiedliwości, Mehmet Ağara, za jego działania jako dyrektora policji. 20 czerwca 1996 roku prokurator Państwowego Sądu Bezpieczeństwa w Stambule wszczął postępowanie karne przeciwko skarżącemu na podstawie art. 6 ust. 1 ustawy antyterrorystycznej nr 3713. 28 maja 1997 roku DGM skazał skarżącego na grzywnę w wysokości 350.928.000 lir tureckich. Sąd Kasacyjny (Yargıtay) podtrzymał ten wyrok 8 grudnia 1997 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdził naruszenie art. 6 Konwencji. 2. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz skarżącego 3.000 EUR tytułem szkody majątkowej i niemajątkowej oraz 1.500 EUR tytułem kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku. 4. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĠ   AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ   KORKMAZ - TÜRKİYE DAVASI (no:2)   (Başvuru no:42589/98)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Aralık 2005   İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup   bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. DıĢiĢleri Bakanlığı, 2005. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı, AKGY’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (42589/98) başvuru no’lu davanın   nedeni, Vedat Korkmaz’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na (Komisyon) 8   Haziran 1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25. maddesi   uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu   avukatlarından K. T. Sürek tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOġULLARI   Başvuran 1965 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.   Vedat Korkmaz Deniz Basın Yayın Sanayii ve Ticaret Limited Şirketi’nin en büyük   ortağı olup, yayımlanan 3.500 tirajlı Evrensel gazetesinin sahibidir.   Evrensel gazetesinin 12 Haziran 1996 tarihli nüshasında “M. Ağar’ın Kanlı Yükselişi”   başlıklı bir haber yayınlanmıştır. Sözkonusu haberde Adalet Bakanı olan Mehmet Ağar’ın   ilgili birimlerde Emniyet Müdürü olduğu sıralarda, polis tarafından düzenlenen   operasyonlarda meydana gelen çeşitli olaylar anlatılmaktaydı.   Haziran 1996 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet   Başsavcısı, dönemin Bakanı Mehmet Ağar’ın hedef gösterildiği gerekçesiyle 3713 Sayılı   Terörle Mücadele Kanunu’nun 6§1 maddesi uyarınca başvuran aleyhine ceza davası açmıştır.   Başvuran, DGM’ne hitaben yazılmış olan 27 Mayıs 1997 tarihli mektupta, Avrupa   İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 ve 10. maddelerine atıfta bulunarak iddiaları reddetmiştir.   Aynı zamanda mahkumiyetinin dayandığı hükmün, terörle mücadelede görev almış kamu   görevlilerin hüviyetlerinin açıklanması ile ilgili olduğunu ve dava konusu olayın bu şekilde   değerlendirilemeyeceğini, Adalet Bakanı’na isnat edilen eylemlerin herkes tarafından   bilindiğini belirtmiştir.   Mayıs 1997 tarihinde DGM başvuranı 350.928.000 Türk Lirası ağır para cezasına   çarptırmıştır. Kararına gerekçe olarak da dava konusunu teşkil eden makalenin içeriğini   göstermiştir.   DGM, ilgili tarafından işlenen suçun ulusal güvenliğe aykırı olmadığını göz önüne   alarak 5680 sayılı Basın Kanunu’nun -yayını üç günden bir aya kadar durdurulmasını öngören   2§1 maddesinin- mevcut davada uygulanmasına gerek olmadığı kanaatindedir.   Başvuran 13 Haziran 1997 tarihinde kararın temyizine gitmiştir. Gerekçe olarak da   AİHS’nin 6 ve 10. maddelerini göstermiştir.   Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesi başvurana tebliğ edilmemiştir.   Aralık 1997 tarihinde, Yargıtay DGM’nin 28 Mayıs 1997 tarihli kararını onamıştır.   Yargıtay’ın kararı 23 Aralık 1997 tarihinde dava dosyasına eklenmiş böylece karar   tarafların kullanımına sunulmuştur.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   Başvuran ceza mahkumiyetinin AİHS’nin 10. maddesine aykırı olarak ifade özgürlüğü   hakkını ihlal ettiğinden şikayetçi olmaktadır.   AİHM dava konusu mahkumiyetin başvuranın AİHS’nin 10§1 maddesi ile güvenceye   alınan ifade özgürlüğüne müdahale teşkil ettiğinin taraflar arasında tartışma konusu   oluşturmadığının altını çizmektedir. Bununla birlikte müdahalenin kanun tarafından   öngörüldüğü ve 10§2 madde uyarınca kamu düzeninin, ulusal güvenliğin ve toprak   bütünlüğünün korunması gibi pek çok meşru amaç taşıdığı da tartışma götürmezdir (Bkz.   Yağmurdereli –Türkiye, no: 29590/96, §40, 4 Haziran 2002). AİHM bu değerlendirmeyi kabul   etmektedir. Bununla birlikte burada önemli olan müdahalenin “demokratik toplumda gerekli   olup olmadığının” tespit edilmesi konusudur.   Hükümet, dava konusu yazının bir bakanın kişiliğine saldırı mahiyetli olması ve ulusal   mevzuata göre suç teşkil etmesi sebebiyle, başvuranın mahkum edilmesinin demokratik   toplumda gerekli olduğunu belirtmektedir.   AİHM daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da   incelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. özellikle   Ceylan-Türkiye [GC], no: 23556/94, § 38, CEDH 1999-IV; Öztürk-Türkiye [GC], no:   22479/93, § 74 CEDH 1999-VI, İbrahim Aksoy-Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97,   § 80, 10 Ekim 2000; Karkın-Türkiye, no:43928/98, § 39, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak-   Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).   AİHM mevcut davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve Hükümetin davayı farklı   şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. AİHM metinlerde   kullanılan kelimeler ile bunların kullanıldığı bağlamı özel olarak dikkate almış ve   incelemesine sunulan davayı çevreleyen koşulları, özellikle de terörle mücadeleye bağlı   zorlukları gözönünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, adıgeçen karar, § 60, ve İncal-   Türkiye, 9 Haziran 1998, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1998-VI, s. 1568, § 58).   Dava konusu yazıda profesyonel kariyeri ile ilgili yorum adı altında Adalet Bakanı’na   karşı şiddetli bir eleştiri yapılmıştır. Yazıda, Adalet Bakanı’nın Emniyet Müdürü olduğu   dönemde polislerin şiddet içerikli eylemlerinden bahsedilerek, Bakanın mesleki yükselişinin   buna bağlı olduğu ifade edilmiştir.   DGM dava konusu yazının terörle mücadele görevini yerine getiren Adalet Bakanı’nı   hedef olarak gösterdiğini ve içeriğinin eleştiri ve bilgilendirme sınırlarını aştığını   düşünmüştür.   AİHM öncelikle dava konusu yazı hakaret içerikli olsa da, başvuranın hakarete ilişkin   yasalar gereğince değil de terörle mücadeleye ilişkin hükümler gereğince yargılandığını   gözlemlemektedir. Mevcut dava konusu olayın koşulları Sürek-Türkiye (no:2) ([GC], no:   24122/94, § 35-42, 8 Temmuz 1999) kararında belirtilen dava koşulları ile ve özellikle de   Ergin ve Keskin-Türkiye (no:2) (no: 63926/00, 16 Haziran 2005) kararıyla benzerlikler   taşımaktadır.   AİHM ulusal mahkemelerin kararlarında yer alan gerekçeleri inceleyerek bunların   başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı göstermeye yeterli görülemeyeceği   sonucuna varmıştır (Bkz., mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4) [GC], no: 24762/94, § 58, 8   Temmuz 1999). AİHM, dava konusu haberde kullanılan ifadelerin Hükümet’e ve Bakan’a   karşı saldırı nitelikli olsa da şiddete, silahlı direnişe ve isyana teşvik etmediğini   gözlemlemektedir. AİHM, ayrıca kine teşvik edici bir konuşma olmamasının dikkate alınması   gereken temel unsur niteliğinde olduğunu düşünmektedir (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye   (no:1) [GC], no: 26682/95, § 62, CEDH 1999-IV, ve Gerger-Türkiye [GC], no: 24919/94,   §50, 8 Temmuz 1999).   AİHM, müdahalenin orantılılığı sözkonusu olduğunda, verilen cezaların niteliği ile   ağırlığının da gözönünde bulundurulacak unsurlar olduğunu hatırlatır. Bu itibarla AİHM,   başvuranın 350.928.000 TL para cezasına mahkum edildiğini kaydeder. Bu koşullar altında   AİHM başvuranın mahkum edilmesinin “demokratik toplumda gereklilik” ilkesi ile   bağdaşmadığı görüşündedir. Dolayısıyla AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AĠHS’NĠN 6. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,   bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından dolayı, adil bir yargılama sağlayabilecek   “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme” olmadığı iddiasında bulunmaktadır. Başvuran ayrıca   Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmediğinden şikayetçi   olmaktadır. Başvuran AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 b) maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında   AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve   bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz.   adıgeçen Özel-Türkiye, no: 42739/98, §§ 33-34, 7 Kasım 2002, ve Özdemir-Türkiye   no:59659/00, §§ 35-36, 10 Temmuz 2001).   AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak   hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen   suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, aralarında asker   kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının   anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında yönlendirilmesinden haklı olarak kaygı   duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız olmadığı   yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Incal –Türkiye, s. 1573, §72 in fine).   AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin   AİHS’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı   sonucuna varmıştır.   2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin bildirilmemesi hakkında   AİHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve   bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil bir   yargılama temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.   Başvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının   ihlal edildiği tespiti ışığında, AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanan diğer şikayeti   incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz. diğerleri arasında adıgeçen Çıraklar-   Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Derleme 1998-VII, §§ 44-45).   III. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS’nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.   A. Tazminat   Başvuran, ödediği para cezasından dolayı 1.500 Amerikan Doları (bin beş yüz)   değerinde maddi zarara uğradığını iddia etmekte, uğradığı manevi zararın tazmini için ise   3.000 Amerikan Doları (üç bin) talep etmektedir.   Parasal kayba uğradığı iddiası ile ilgili olarak AİHM başvuranın olayların geçtiği   dönemde yaklaşık 1.100 Euro’ya (bin yüz) tekabül eden 350.928.000 Türk Lirası tutarında   ödeme yaptığına ilişkin belge sunduğunu gözlemlemektedir. Manevi tazminat ilgili olarak   ileri sürülen iddialar konusunda ise, AİHM başvuranın dava koşulları nedeniyle birtakım   sıkıntılar yaşamış olabileceğini düşünmektedir. AİHM uğradığı maddi ve manevi zararların   tazmini için başvurana 3.000 Euro (üç bin) ödenmesine karar vermiştir.   AİHM bir mahkumiyet kararının Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve   bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en   uygun tazminin, başvuranın talebi üzerine yeni bir davanın ya da prosedürün yeniden açılması   olacağı kanaatine varmıştır (Bkz. Öcalan-Türkiye [GC], no: 46221/99, § 210 in fine, CEDH   2005-…).   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için   2.500 Euro (iki bin) tazminat talebinde bulunmaktadır.   AİHM içtihatlarına göre, başvurana ancak gerçekten yapılan ve makul bir miktardaki   masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatır. Elindeki mevcut unsurlar göz önüne   alındığında AİHM masraf ve harcamalar için 1.500 Euro (bin beş yüz) ödenmesinin makul   olduğuna karar vermiştir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĠHM OYBĠRLĠĞĠYLE,   1. AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;   2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AİHS’nin 44§2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana, maddi ve manevi tazminat için 3.000 Euro   (üç bin), masraf ve harcamalar için 1.500 Euro (bin beş yüz) ödenmesine ve bu miktarların her   türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) bu miktarların ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmesine;   c) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar   Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda basit faizi ödenmesine;   4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 20 Aralık 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło