42594/98

WyrokETPCz2006-06-22ECLI:CE:ECHR:2006:0622JUD004259498

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący był poddany nieludzkiemu i poniżającemu traktowaniu podczas zatrzymania, naruszającemu art. 3 Konwencji? Czy proces przed Sądem Bezpieczeństwa Państwa, w skład którego wchodził sędzia wojskowy, naruszył prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obrażenia skarżącego, udokumentowane w raportach medycznych, powstały w czasie, gdy znajdował się on pod kontrolą władz, a Rząd nie przedstawił wiarygodnego wyjaśnienia ich pochodzenia, co doprowadziło do wniosku o naruszeniu art. 3 Konwencji. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał powtórzył swoje ugruntowane stanowisko, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa podważa niezawisłość i bezstronność sądu, co czyni obawy skarżącego uzasadnionymi i skutkuje naruszeniem prawa do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Esat Uçkan, został aresztowany 28 marca 1997 r. pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji DHKP/C. Podczas zatrzymania w policyjnym areszcie miał być bity, rażony prądem i polewany zimną wodą. Raporty medyczne z okresu zatrzymania i po nim wykazały liczne obrażenia, w tym otarcia, siniaki, obrzęk jąder i krew w moczu. Skarżący złożył skargę na policjantów, ale prokuratura dwukrotnie umorzyła postępowanie, twierdząc, że obrażenia powstały podczas próby ucieczki lub że skargi były fałszywe. Skarżący został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa na 14 lat i 7 miesięcy więzienia.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym oraz naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania art. 3 w aspekcie proceduralnym. Stwierdzenie naruszenia art. 6 ust. 1 uznano za wystarczające zadośćuczynienie za szkody niemajątkowe z tego tytułu. Zasądził 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe wynikające z naruszenia art. 3 oraz 1 500 EUR tytułem kosztów i wydatków, pomniejszone o 630 EUR otrzymanej pomocy prawnej.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   UÇKAN - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 42594/98)   KARAR   STRAZBURG   Haziran 2006   İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (42594/98) başvuru no’lu davanın nedeni, bu   ülke vatandaşı Esat Uçkan’ın (başvuran) 7 Temmuz 1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları   Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na   (Komisyon) yapmış olduğu başvurudur.   Adli yardımdan faydalan başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde   İzmir Barosu avukatlarından I.Gül Kireçkaya tarafından temsil edilmektedir..   OLAYLAR   I. DAVA KOŞULLARI   Başvuran 1959 doğumludur. Olayların meydana geldiği sırada Bergama Cezaevi’nde   bulunmaktadır.   A. Başvuranın yakalanması ve gözaltına alınması   Mart 1997 tarihinde, yasadışı DHKP/C örgütü üyesi olduğundan ve bombalı   saldırılara karıştığından şüphe edilen başvuran yakalanarak, İzmir Emniyet Müdürlüğü   Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltına alınmıştır.   Düzenlenen yakalama tutanağına göre başvuran, pencereden kaçmaya çalışırken sağ   yanağı hafifçe yaralanmıştır.   Aynı gün başvuran Manisa Devlet Hastanesi’ne sevk edilmiş fakat polislerin eşliğinde   muayene olmayı reddetmiştir.   Aynı gün başvuran Manisa Devlet Hastanesi’ne sevk edilmiş fakat polislerin eşliğinde   muayene olmayı reddetmiştir.   Mart 1997 tarihinde polisler tarafından yeniden hastaneye kaldırılan başvuran, aynı   gerekçe ile muayene olmayı bir kez daha reddetmiştir.   Ertesi gün başvuranı sorgulayan görevliler, artık idrarından kan geldiği için başvuranı   hastanenin acil servisine götürmek zorunda kalmışlardır. Başvurana göre idrarından kan   gelmesi, o zamana kadar gördüğü işkencelere bağlıdır.   Düzenlenen sağlık raporuna göre başvuranın vücudunun değişik bölgelerinde çeşitli   büyüklüklerde sıyrık, hafif yara ve ekimozlar ile göğüs ve testis bölgesinde aşırı hassasiyet   tespit edilmiştir.   Doktor ilgilinin hayati tehlikesinin bulunmadığını belirterek, nihai raporun Adli Tıp   Kurumu tarafından hazırlanması gerektiğini ifade etmiştir.   Gözaltı süresinin son günü olan 31 Mart 1997 tarihinde başvuran, Manisa’da   götürüldüğü sağlık ocağında görevli doktora, gözaltı süresi boyunca kendisine dayak atıldığını   ve elektrik verildiğini söylemiştir. Görevli doktor düzenlediği raporda, başvuranın vücudunda   yüzeysel sıyrıklar, ekimozlar ile testis bölgesinde aşırı hassasiyet tespit edildiğini belirtmiştir.   Doktor başvurana yedi gün iş göremez raporu vermiştir.   Muayenenin ardından başvuran, önce İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)   Cumhuriyet Savcısı ardından ise aynı Mahkeme’nin yedek hakimi tarafından dinlenmiş ve   hakkında tutuklu yargılama kararı verilmiştir.   Böylelikle başvuran Bergama Cezaevi’ne nakledilmiştir. Burada yapılan muayenede,   başvuranın vücudunun çeşitli bölgelerinde sıyrık ve ekimozların varlığı kaydedilmiş, ayrıca   testis bölgesinde ödem oluştuğu ve idrarından kan geldiği de saptanmıştır. Cezaevi doktoru   başvurana on gün iş göremez raporu vermiştir.   B. Başvurana işkence yaptıkları iddia edilen kişiler hakkında başlatılan inceleme   Başvuran, 2 Nisan 1997 tarihinde Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı’na, kendisini   gözaltında tutan polis memurları hakkında, işkence yaparak zorla ifade almaktan şikayetçi   olmuştur.   Haziran 1997 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, başvuranın pencereden kaçmaya   çalışırken yaralanmış olduğu gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiştir. Diğer yandan   Cumhuriyet Savcısı, başvuranın, gözaltı sürecinin başlangıcında ve bitiminde muayene   olmayı kabul etmediğini hatırlatmıştır. Son olarak Cumhuriyet Savcısı başvuranın, Devlet   Güvenlik Mahkemesi önünde maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamelelerden bahsetmediğini   belirterek, DHKP-C üyelerinin, güvenlik güçlerini yıldırmak amacıyla sık sık sahte   şikayetlerde bulundukları suçlamasını yöneltmiştir.   Başvuran İzmir Ağır Ceza Mahkemesi’ne verilen takipsizlik kararına karşı itiraz   etmiştir.   İzmir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı dosyayı 25 Haziran 1997 tarihinde, yapılan   soruşturmanın tamamlanması için Manisa Sulh Ceza Mahkemesi’ne göndermiştir.   Ekim 1997 tarihinde Manisa Sulh Ceza Mahkemesi Hâkimi’nin isteği üzerine Adlı   Tıp Kurumu, başvuranın vücudunda saptanan tüm yaraların pencereden geçmeye çalışırken   meydana gelmiş olamayacağı yönünde istişari görüş bildirmiştir.   Tüm bu unsurlar gözönüne alındığında İzmir Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet   Savcısı, 18 Kasım 1997 tarihinde takipsizlik kararının kaldırılmasına karar vermiştir.   Aralık 1997 tarihinde başvuranın avukatı İzmir Tabip Odası’na sözkonusu yaraların   kaynağının tespit edilmesi talebinde bulunmuştur.   Ocak 1998 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, sözkonusu olaylarda   belirli kişilere suç yüklenemeyeceği ve Adli Tıp Kurumu’nun istişari görüşünün bir varsayıma   dayandığı gerekçesiyle başvuranın itirazını reddetmiştir.   Sözkonusu karar başvuranın avukatına 18 Şubat 1998 tarihinde bildirilmiş, böylece   takipsizlik kararı 3 Haziran 1997 tarihinde kesinleşmiştir.   Şubat 1998 tarihinde başvuran takipsizlik kararına ilişkin olarak ikinci kez   şikayetçi olmuştur. Başvuran daha önceki iddialarını yinelemiş fakat bu sefer ilgili on bir   polis memurunun adını bildirmiştir.   ve 20 Mart ve 5 Mayıs 1998 tarihlerinde, Cumhuriyet Savcısı, polis memurlarını   sorguya çekmiş ve sözkonusu kişiler suçlamaları reddetmişlerdir.   Mayıs 1998 tarihinde Cumhuriyet Savcısı başvuranın ikinci şikayetini, hiçbir yeni   unsur içermediği gerekçesiyle kapatmıştır.   Buna ilişkin karar 12 Haziran 1998 tarihinde başvurana bildirilmiş, başvuran ise karara   itiraz etmiştir.   Başkan bu başvuruyu 16 Haziran 1998 tarihinde reddetmiştir.   Mayıs 1998 tarihinde İzmir Tabip Odası uzmanları, başvuranın avukatına, kötü   muamele iddialarını destekleyen görüş bildirmişlerdir.   C. Başvuran aleyhinde başlatılan cezai yargılama   Nisan 1997 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı   başvuranı yasadışı örgüt üyeliği ile suçlamıştır.   Kasım 1997 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranı suçlu bulmuş   ve on dört yıl yedi ay hapis cezasına mahkum etmiştir.   Başvuranın itirazı üzerine Yargıtay, 29 Eylül 1998 tarihinde verilen kararı onamıştır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran AİHS’nin 3. maddesine gönderme yaparak, kendisini ifade vermeye   zorlamak amacıyla, gözaltı süresince dayak atıldığını, elektrik verildiğini ve soğuk su   tutulduğunu iddia etmektedir. Başvuran ayrıca kendisine işkence yapanlara karşı yürütülen   ceza usul işlemlerini üstünkörü olmakla eleştirmektedir.   A. Tarafların argümanları   Hükümet, başvuranların şikayetlerini inceleyen hakimlerin ulaştıkları sonuca dikkat   çekmekte ve AİHM’den, başvuranın iddialarını destekleyecek delillerin olmayışını gözönünde   bulundurmasını istemektedir.   Başvuran, mevcut olayda tespit edilen şiddet izlerini ve açıklayabilecek unsurlar ve   argümanlar dosyada eksiklik bulunduğunu belirtmektedir. Başvuran aynı zamanda, yakalama   tutanağında ifade edildiği gibi gerçekten hafif şekilde yaralanmışsa, gözaltında bulunduğu   sırada neden üç defa hastaneye kaldırıldığını açıklayabilecek bir nedenin de belirtilmediğini   ifade etmektedir.   B. AİHM’nin takdiri   AİHM, gözaltına alındığı dönemden başlayarak tutuklu olarak yargılanmasına karar   verilmesini izleyen birkaç hafta içinde, başvuranın vücudunda tespit edilen yaralara dikkat   çekmektedir.   Başvuranın, yakalanmasından hemen sonra ciddi hiçbir sağlık muayenesinden   geçmeyen geçmediği dikkate alındığında, bu yaraların yakalanmasından daha önce meydana   geldiğini iddia etmek mümkün değildir.   O halde, 28 Mart 1997 tarihli tutanakta yanağından hafifçe yaralandığının belirtilmiş   olması yeterli olmadığından, Hükümet’in bu yaraların nasıl meydana geldiği konusunda bir   açıklama yapması gerekmekte ve başvuranın iddialarından şüphe edilmesini gerektirecek   kanıtlar sunması gerekmektedir (Bkz, diğerleri arasında, Hassan Kılıç-Türkiye, no: 35044/97,   Haziran 2005).   Zira, Hükümetin, adli makamların sözkonusu polisleri aklamasına neden olan   gerekçeleri ile sürmesi AİHM’yi ikna etmemiştir. Bu nedeni ise öncelikle, işkence yaptığı   iddia edilen bir kişi aleyhinde muhakemenin men’i kararının verilmiş olması, 3. madde   uyarınca gözetim altına alınan kişilere yapılan muameleyi gözönünde bulundurması gereken   Hükümet’in sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. İkinci olarak ise, Hükümet’in bu   sorumluluğu dikkate alındığında hakimlerin, başvuranın da yaptığı gibi, sanıkların güvenlik   güçlerini zor durumda bırakmak için asılsız şikayetlerde bulunmalarının, sık karşılaşılan bir   durum olduğu gibi varsayımların arkasına gizlenemeyeceklerini belirtmektedir.   AİHM, takdirine sunulan unsurları ve Hükümet’in makul bir açıklama yapmamasını   dikkate aldığında, dosyada yer alan çeşitli sağlık raporlarında ifade edilen yaraların,   Hükümet’in sorumluluğu altına bulunan bir muameleden ileri geldiğinin düşünülebileceğini   ifade etmektedir.   Sonuç olarak, başvuranın aşağılayıcı ve insanlık dışı bir muameleye maruz kalması   sebebiyle AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine kanaat getirmiştir.   Bu tespit ışığında, mevcut davada yürütülen cezai soruşturmaların yetersizliği   sorusunu ayrıca incelemenin gerekli olmadığına karar vermiştir.   II. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   A. Tarafların argümanları   Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden İzmir Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin bünyesinde bir askeri hakim bulunması nedeniyle “bağımsız ve tarafsız bir   mahkeme” tarafından adilce yargılanmadığı iddiasında bulunmaktadır. Bu itibarla AİHS’nin 6   § 1 maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır. Hükümet, AİHM’yi DGM’lerin mevcut   olduğu dönemdeki mevzuatı dikkatlice incelemeye davet etmektedir ve bu mahkemelerin 6 §   1. maddenin gerekliliklerini tam anlamıyla yerine getirdiğini ifade etmektedir.   Başvuran, DGM’lere ilişkin olarak yapılan düzenlemelerin, bu alanda bir sorun   bulunduğunu gösterdiğini ileri sürmektedir.   B. AİHM’nin takdiri   AİHM mevcut olayı,buna benzer pek çok şikayetleri dile getiren ve bunların AİHS’nin   § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlanan diğer davalardan ayrı tutmasını gerektirecek bir   neden görmemektedir (Bkz., diğerleri arasında, Biyan-Türkiye, no: 56363/00, 3 Şubat 2005).   Kaldı ki Hükümet, AİHM’nin bu kararından ayrılmasını gerektirecek yeni argümanlar   sunamamıştır.   Daha önce de ifade edilen gerekçelerden dolayı AİHM, İzmir Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmaması nedeniyle başvuranın taşıdığı   kaygılarının anlaşılabilir olduğuna karar vermiştir.   Bu nedenle AİHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran hiçbir maddi tazminat talebinde bulunmamaktadır. Buna karşın, AİHS’nin 3.   maddesinin ihlal edilmesi nedeniyle 40.000 Euro tutarında ve adil olarak yargılanmaması   nedeniyle de 10.000 Euro manevi zarara uğradığını iddia etmektedir.   Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.   AİHM, mevcut davadakine benzer olaylarda, ilgilinin talebi doğrultusunda yeni bir   sürecin ya da yargılamanın başlatılması ilke olarak tespit edilen ihlalin giderilmesi   bakımından uygun bir yöntemi oluşturmasına rağmen (Öcalan-Türkiye, no: 46221/99),   başvuranın DGM tarafından mahkum edilmiş olması konusunda, ihlal kararının tespitinin   iddia edilen manevi zararın adil tazmini için başlı başına yeterli olduğu kanaatindedir.   AİHM, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak, gözaltında kötü   muamele yapılması nedeniyle başvurana 10.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar   vermiştir.   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran yerel mahkemeler ve AİH nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için 5.500   Euro talep etmektedir.   Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.   AİHM, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca ancak gerçekten yapılan ve makul bir   miktardaki masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatır (Nikolava-Bulgaristan,   no:31195/96). Başvuran, iddialarına destekleyecek belge sunmadığından dolayı AİHM’nin,   bu iddiaları olduğu gibi kabul etmesi mümkün değildir. Mevcut davanın hazırlanması   amacıyla başvuranın bir takım harcamalarda bulunduğu ve Avrupa Konseyi tarafından verilen   Euro tutarındaki adli yardımın bu masraflarını karşılamadığı tespit edilmektedir.   Bu nedenle AİHM, masraf ve harcamalar için başvurana 1.500 Euro tutarında ödeme   yapılmasına karar vermiştir.   C. Gecikme faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAKA AİHM OYBİRLİĞİYLE;   1. AİHS’nin 3. maddesinin özü bakımından ihlal edildiğine;   2. AİHS’nin 3. maddesi bakımından usulen incelenmesinin gerekli olmadığına;   3. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   4. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğinin tespitinin, başvuranın uğradığı manevi   zararın tazmini için başlı başına yeterli olduğuna;   5. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L. çevrilmek üzere ve Savunmacı Hükümet   tarafından başvurana;   i. manevi tazminat için 10.000 Euro (on bin) ödenmesine;   ii.masraf ve harcamalar için 1.500 Euro’dan (bin beş yüz), Avrupa Konseyi   tarafından sağlanan 630 Euro (altı yüz) tutarındaki adli yardım düşürülerek   kalan kısmın başvurana ödenmesine;   iii.yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 22 Haziran 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło