42596/98;42603/98

WyrokETPCz2006-04-04ECLI:CE:ECHR:2006:0404JUD004259698

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy siedmiodniowy areszt bez postawienia przed sędzią naruszył prawo do wolności i bezpieczeństwa (art. 5 ust. 3 Konwencji)? Czy brak możliwości kontaktu zatrzymanych z rodziną podczas aresztu naruszył prawo do poszanowania życia prywatnego i rodzinnego (art. 8 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że siedmiodniowy areszt skarżących bez postawienia ich przed sędzią naruszył art. 5 ust. 3 Konwencji, powołując się na ugruntowane orzecznictwo, które nawet w sprawach o terroryzm ogranicza taki areszt do czterech dni i sześciu godzin. W odniesieniu do art. 8, Trybunał podkreślił, że państwo ma pozytywne obowiązki w zakresie poszanowania życia prywatnego i rodzinnego, które obejmują zapewnienie możliwości kontaktu zatrzymanego z rodziną. Stwierdzono, że brak krajowych regulacji prawnych w tym zakresie oraz fakt przetrzymywania skarżących w areszcie incommunicado przez siedem dni stanowiły naruszenie tego prawa.
Stan faktyczny
Mustafa San (ur. 1973) i Sibel Çolak (ur. 1977), obywatele Turcji, zostali zatrzymani 17 listopada 1997 r. przez policję w Ankarze w związku ze śledztwem dotyczącym nielegalnej organizacji terrorystycznej. Byli przetrzymywani przez siedem dni bez możliwości kontaktu z rodziną (areszt incommunicado). 25 listopada 1997 r. Sibel Çolak została zwolniona, a Mustafa San został aresztowany. Krajowy Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) skazał ich na karę pozbawienia wolności, która została uchylona przez Sąd Kasacyjny z powodu błędnej kwalifikacji czynu, a następnie DGM zawiesił wykonanie wyroku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza dopuszczalność skarg. Stwierdza naruszenie art. 5 § 3 Konwencji. Nie uznaje za konieczne rozpatrywania skargi dotyczącej art. 5 § 1 c) Konwencji. Stwierdza naruszenie art. 8 Konwencji. Zasądza na rzecz każdego ze skarżących 3 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz łącznie 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _   _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _   A V R U P A   KONSEYİ   C O N S E I L D E *   L ' E U R O P E   * * *   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   SARI VE ÇOLAK - TÜRKİYE DA VASİ   (Başvuru no: 42596/98 ve 42603/98)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   z{yhi|yn   [Gušˆ•GYWW]   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   İşbu karar Sözleşme'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek   olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (42596/98 ve 42603/98) başvuru no’lu davanın   nedeni bu ülkenin iki vatandaşı Mustafa San ve Sibel Çolak’m (başvuranlar) 3 Nisan 1998   tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi’nin (AİHS)   eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuranlar Avrupa İnsan Haklan   Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından Engül Çıtak tarafından temsil   edilmektedir.   vsh€shy   Başvuranlar M. San ve S. Çolak sırasıyla 1973 ve 1977 doğumludur. Olayların meydana   geldiği dönemde Ankara’da ikamet etmekteydiler.   Başvuranlar 17 Kasım 1997 tarihinde saat 23.45 sularında Ankara Emniyet Müdürlüğü   polisleri tarafından yasadışı örgüt THKP/C Dev Yol-Devrim Hareketi’ne yönelik sürdürülen   soruşturma kapsamında yakalanarak gözaltına alınmışlardır.   Kasım 1997 tarihinde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, Devlet   Güvenlik Mahkemesi (DGM) önünde başvuranları yasadışı silahlı çete üyesi olmakla itham   etmiş ve TCK’nın 168 § 2. maddesi uyarınca mahkumiyetlerini talep etmiştir.   DGM, 22 Nisan 1999 tarihli bir kararla olayları yemden incelemiş ve haklarında yapılan   ithamlardan suçlu bulmuş ve TCK’nm 169. maddesinde öngörülen suç kapsamında   başvuranların her birini üç yıl dokuz ay hapis ve üç yıl süreyle kamu hizmetinden men cezası   vermiştir.   Başvuranlar bu karar karşısında temyize gitmişlerdir.   Yargıtay 23 Şubat 2000 tarihli bir kararla isnat edilen suçun yanlış nitelendirildiği   gerekçesiyle kararı bozmuştur.   DGM, 7 Kasım 2001 tarihli bir kararla başvuranlar hakkındaki hükmü tecil etmiştir.   o|r|rGhÍpzpukhuG   pUG   hĶoz˅uĶuG\G-GXGŠPGŒGZUGthkklslyĶuĶuGĶoshsGlkĶskĶĤĶGĶkkĶhzpGohrrpukh   Başvuranlar gözaltı süresinin meşru olmadığından ve uzunluğundan şikayetçi olmakta,   AİHS’nin 5 §§ 1 c) ve 3. maddelerine göndermede bulunmaktadır.   A. rˆ‰œ“Œ‹“Œ‰“™“ĥŒG‹ˆ™   AİHM bu şikayetlerin AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı,   başvurunun kabuledilemez bulunması için hiçbir gerekçenin yer almadığı tespitinde   bulunmaktadır. Başvurunun kabul edilmesi gerekmektedir.   i UGl šˆ šG ˆ ’ ’ ķ• ‹ ˆ   Hükümet bu davada özellikle gözaltı süresi uygulamasının yasa ile öngörülen sınırları   aşmadığını belirtmekte, bu bağlamda, başvuranların itham edildiği, «kanıtların bir araya   getirilmesindeki güçlük nedeniyle dava dosyası ön hazırlık soruşturmasının uzun bir süreyi   gerektirdiği» terör suçlarına ilişkin soruşturmanın özel yapısına ve zorluklarına dikkat   çekmektedir.   AÎHM, geçmişte de birçok defa yetkililerin terör suçlarına ilişkin soruşturmalarda özel   sorunlarla karşılaştıklarım kabul etmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Brogan ve diğerleıi-   îngiltere kararı, 29 Kasım 1988, seri: A 145-B, s.33 § 61, Murray-İngiltere kararı 28 Ekim   1994, seri: A no: 300-A , § 58; Aksoy-Türkiye kararı 18 A ralık 1996, 1996-VI, § 78; Sakık ve   diğerleri-Türkiye kararı, 26 Kasım 1997, 1997-VII, § 41, ve Dikme-Türkiye kararı, no:   20869/92, AİHM 2000-VIII), Bununla birlikte bu durum 5. madde uyarınca, yetkililere terör   suçu işlendiğini belirttikleri her durumda zanlıları iç hukuk mercilerinin ve Sözleşme   Organlarının kontrolü dışında tutuklama ve gözaltına alma serbestisi tanımamaktadır (Bkz.   mutatis mutandis, sö zü ed ilen M u rray k ararı, § 5 8 ).   Başvuranların gözaltı süresi 17 Kasım 1997 tarihinde saat 23.45’te polis tarafından   yakalanarak gözaltına alınmaları ile başlamış ve 25 Kasım 1997 sabahı başvuran Çolak’ın   serbest bırakılması ve başvuran Sarinin tutuklu yargılanması kararı ile sona ermiştir. Bu süre   yedi gündür.   AİHM, daha önce de 5 § 3. maddede belirlenen kati sınırların ötesinde, teröre karşı işlenen   kolektif süçların-cezalandırılması amaçlansa dahi hukuki denetim olmaksızın gözaltı süresinin   dört gün altı saat olarak belirlendiğini hatırlatmaktadır (Bkz. sözü edilen Brogan ve diğerleri   kararı, s. 33, § 62).   AİHM, başvuranların «yetkili bir hakim önüne» çıkarılmaksızm yedi gün süreyle tutulu   bulundurulmasını kabul edememektedir.   Bu nedenle, AİHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.   Alınan bu sonuç ışığında AİHM, yedi günlük gözaltı süresi ile yasal sürenin aşılmasının iç   hukukta gözetilip gözetilmediğinin ve aynı maddenin 1 c) paragrafının ihlal edilip   edilmediğinin incelenmesini gerekli görmemektedir.   ppUGhĶoz˅uĶuG_UGthkklzwuĶuGĶoshsGlkĶskĶĤĶGĶkkĶhzpGohrrpukh   Başvuranlar yedi günden fazla bir zaman boyunca aileleri ile görülemediklerini ileri sürmekte   ve incommunicado gözaltı uygulamasından şikayetçi olmaktadır. Bu nedenle CMUK’un 128   § 4. maddesinde öngörülen haklarından yararlanamadıklarını iddia ederek AİHS’nin 8.   maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedirler.   h U G r ˆ ‰ œ “ Œ ‹  “ Œ ‰  “  ™ “  ĥ Œ G ‹ ˆ  ™   Hükümet, CMUK’un 128 § 4. maddesinde yer alan başvuru yolunu dile getirerek iç hukuk   yollarının tüketilmediğini savunmakta, başvuranların istemeleri halinde aileleri ile   görüşmeleri önünde hiçbir engelin bulunmadığını eklemektedir.   Başvuranlar bu sava karşı çıkmakta ve yakınları ile her türlü iletişimden yoksun tutulu   bulundurulmalarının CMUK’un 128. maddesinde öngörülen haklarına engel oluşturduğunu   ileri sürmekte, polis gözetiminde tutulu bulundurulan kimselerin yakınlarına haber verme ve   sözü edilen hakların etkili kullanımım sağlama sorumluluğunun yetkililere ait olduğunu iddia   etmektedirler.   AİHM ilk olarak, Hükümet tarafından dile getirilen başvuru yolunun AİHS’nin 8. maddesi   alanında yapılan şikayete hiçbir uygun yanının bulunmadığını not etmektedir. Ayrıca,   Hükümetin olayların meydana geldiği dönemde AÎHS’nin 5 § 1 c) maddesine uygun olarak   gözaltına alman bir kimsenin ailesiyle ve diğer kişilerle görüşmesini düzenleyici, yürürlükteki   hiçbir yasal uygulamaya atıfta bulunmadığını gözlemlemektedir. Bu nedenle iç hukuk   yollarının tüketilmediği yönündeki itiraz reddedilmektedir,   i Ul šˆ šG ˆ ’ ’ ķ• ‹ ˆ   AİHM, bahse konu durumun Hükümetin bir fiiliyle değil fıilsizliğiyle ilgili olduğunu   kaydetmektedir. Bu durum gözaltında bulunan kişilerin yakınları ile temas kurmalarına dair   yasal bir düzenlemenin bulunmayışına dayalıdır. AİHM, davanın özel hayata ve aile hayatına   saygı ilkesinin ilk bendinde yer alan genel kaide ışığında değerlendirilmesi gerektiğini   belirtmektedir.   AİHM bu yönde, AİHS’nin 8. maddesinden doğan ilkeyi Özet olarak yinelemektedir; asıl   amaç kamusal güçlerin keyfi uygulamaları karşısında bireyi korumak ise, Devlete benzer   müdahalelerden kaçınması doğrultusunda telkinde bulumnakla yetinilmemeli, bu hususa aile   hayatına etkili biçimde «saygı» gösterilmesini içeren pozitif yükümlülükler dahil edilmelidir.   Bu hüküm uyarınca, Devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri arasındaki sınır kesin bir   tanıma olanak vermemekle birlikte uygulanabilir hükümler yine de karşılaştırılabilir. Her iki   durumda da, bireyin ve toplumun çekişen menfaatleri bütününde hassas bir dengenin   gözetilmesi gerekir; bu iki varsayımda da Devlet belirli bir takdir yetkisinden yararlanır (Bkz.   örneğin, Nuutinen-Finlandiya no: 32842/96, § 127, AİHM 2000-V1II ve Kutzner-Almanya   kararlan no: 46544/99, §§ 61 ve 62, AİHM 2002-1).   Aile hayatına «saygı» Devletin aile yakınlan arasındaki iletişimin normal seyrine olanak   tanıyacak şekilde hareket etmesi zorunluluğunu içermektedir. AİHM, Devlete yüklenen bu tür   yükümlülüklerin doğrudan ya da dolaylı şekilde bir yanda başvuran tarafından talep edilen   önlemler öte yanda bu kişinin özel ya da aile hayatı sözkonusu olduğunda mevcut olduğu   sonucunu çıkarmaktadır (Bkz. Airey-İrlanda kararı, 9 Ekim 1979, seri A no:32, § 32; X ve Y-   Hollanda 26 Mart 1985, seri A no:91, s. 11, § 23; Lopez Ostra-İspanya 9 Aralık 1994, seri A   no:303-C, s. 55 § 55; Guerra ve diğerleri-İtalya 19 Şubat 1998, 1998-1, s. 227 § 58; Botta-   İtalya kararlan 24 Şubat 1998, 1998-1, § 35 ve ayrıca Zehnalova ve Zehnal-Çek Cumhuriyeti   kararı, no: 38621/97, AÎHM 2002-V).   Kesin bir netliği olmayan saygı kavramında Devletler, AİHS’nin gözlemlediği önlemleri   almak, toplumun ve bireylerin ihtiyaçlarım, olanaklarım belirlemek için geniş bir takdir   yetkisinden yararlanmaktadırlar (Bkz. Abdullaziz Cabales ve Balkandali-İngiltere kararı, 28   Mayıs 1985, seri A no: 94, § 67, ve Zehnalova ve Zehnal kararı).   AİHM, tutuklanan bir kişinin ailesi ile bir an evvel bağlantı kurabilmesinin büyük önem   taşıdığını gözlemleyerek, aile üyelerinden birinin kısa bir süreliğine de olsa ortadan   kaybolmasına açıklık getirilmemesinin kaygı verici olabileceğini kaydetmektedir (Bkz.   Komisyonun AİHS’nin eski 31. maddesine dair 18 Mart 1981 tarihli raporu ve Bakanlar   Komitesinin 24 Maıt 1982 tarihinde 8022/77, 8025/77 ve 8027/77, McVeigh, O’Neill ve   Evans-İngiltere başvurulan hakkında almış olduğu Kararı (82)). Mevcut başvuruda AİHM   başvuranların incommımicado vaziyette, kendilerinde ve ailelerinde yarattığı korku ve endişe   ■ haliyle yedi gün boyunca gözaltında tutuldukları tespitinde bulunmaktadır. Üstelik, aileleri ile   bağlantı kuramadıklarından iç hukuktaki haklarını da öngörememişlerdir.   AÎHM, olayların meydana geldiği dönemde tutuklu bulunan kimsenin aile yakınları veya   dışarıdan kişiler iie görüşmesi sorununu düzenleyen hiçbir yasal hükmün mevcut olmadığını,   tutukluların aile yakınlarına haber verilmesini öngören yasal değişikliğin 2002 yılında   gerçekleştirildiğini yinelemektedir. Bu başvuru ile ilgili olarak, başvuranlar şayet aileleri ile   görüşme taleplerinin reddedilmesini ispat etme ölçüsünde değiller ise, böylesi bir   uygulamanın artık net olarak tanımlı olduğu söylenemez. Hükümet öte yandan gözaltına   alınmalarının akabinde aileleriyle bir an önce görüşmeleri için başvuranlara hangi olanakların   tanındığını ifade etmemektedir.   AÎHM, AÎHS’nin 8. maddesinin ihlaline karşı etkili ve somut bir korumayı sağlayan yasal   güvencenin bulunmayışının, olayların koşullan ve yedi günlük incommımicado gözaltı   uygulamasının AİHS’nin 8. maddesinin ihlaline yol açtığı sonucuna varmıştır.   pppUGhĶoz˅uĶuG[XUGthkklzĶ˅uĶuG|€n|shuthzp   h U G { ˆ ¡ ”  • ˆ ›   Başvuranlar uğradıkları manevi zarar için sırasıyla 70.000 Euro ve 50.000 Euro talep   etmektedir.   Hükümet bu miktarları aşırı olarak nitelendirmektedir.   AÎHM, hakkaniyete uygun, manevi tazminat olarak başvuranların her birine 3.000 Euro   ödenmesini kararlaştırmıştır,   i UGt ˆ š ™ ˆ G Œ G ˆ ™ Š ˆ ” ˆ “ˆ ™   Başvuranlar iç hukukta ve AİHM nezdinde yapmış oldukları yargı giderleri için 30.000 Euro   talep etmektedirler.   Hükümet, belirtilen miktarların kanıtlanmadığı gerekçesiyle bunlara karşı çıkmaktadır.   AİHM’nin yerleşik içtihadına göre bir başvuranın gerçekliğini ve gerekliliğini ispat ettiği   makul orandaki yargı giderleri karşılanmaktadır. Mevcut başvuruda yer alan unsurlar ve sözü   edilen içtihat ışığında, AİHM yargı giderleri için başvuranlara birlikte 1.000 Euro’nun   ödenmesine karar vermiştir.   j U G n Œ Š  ’ ” Œ Gm ˆ  ¡    AİHM, Avrupa Merkez Bankasinın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3   puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   i | Gn l y l r Í l s l y l Gk h € h s pGv s h y h r SGh Ķo t SGv € i Ķy s ĶĤ Ķ€ s l S   1. Başvuruların kabuiedilebilir olduğuna;   . A İ H S ’ n in 5 § 3 . m a d d e s in in ihlal edildiğim;   . A Î H S ’ n in 5 § 1 c ) m a d d e s in e y ö n e lik ş ik a y e tin incelenmesine gerek olmadığına;   4. AÎHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğim;   . a ) A İH S ’n in 4 4 § 2 . m a d d e s i g e re ğ in c e k a ra rın k e s in le ş tiğ i ta rih te n itib a re n ü ç a y iç in d e ,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin:   i.   i i .   iii.   b a ş v u ra n la rın h e r b irin e m a n e v i ta z m in a t o la ra k 3 .0 0 0 (ü ç b in ) E u ro ;   ' b a ş v u r a n l a r a m a s r a f v e h a r c a m a l a r i ç i n t o p l a m 1 . 0 0 0 ( b i n ) E u r o ödemesine;   belirtilen miktarların her türlü veriden muaftutulmasına;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nm o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   . A d i l t a z m i n e i l i ş k i n t a l e p l e r i n reddine;   rhyhyG}lytĶŤ{ĶyU   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AÎHM’nin İç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.   maddelerine uygun olarak 4 Nisan 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło