42738/98

WyrokETPCz2003-11-27ECLI:CE:ECHR:2003:1127JUD004273898

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa naruszała prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał swoje ugruntowane orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) w Turcji narusza wymóg niezawisłości i bezstronności sądu, wynikający z art. 6 ust. 1 Konwencji. ETPCz stwierdził, że obawy skarżących dotyczące niezawisłości i bezstronności DGM, który ich osądził i skazał, były uzasadnione, ponieważ rząd nie przedstawił żadnych dowodów, które mogłyby zmienić to ustalenie. W konsekwencji, Trybunał uznał, że DGM, w skład którego wchodził sędzia wojskowy, nie spełniał wymogów niezawisłego i bezstronnego sądu. Wobec stwierdzenia naruszenia prawa do niezawisłego i bezstronnego sądu, Trybunał uznał za zbędne rozpatrywanie pozostałych zarzutów dotyczących rzetelności procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Metin Tuncel, Şükrü Topkan, Kudbettin Çimen i Ahmet Yavuz, zostali aresztowani w maju 1994 roku w ramach operacji przeciwko PKK. Zostali oskarżeni o członkostwo w organizacji terrorystycznej lub pomoc jej, na podstawie ustawy antyterrorystycznej i tureckiego kodeksu karnego. W październiku 1995 roku Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze (DGM) skazał ich na kary pozbawienia wolności, opierając się na zeznaniach uzyskanych w areszcie, którym skarżący zaprzeczali, twierdząc, że byli źle traktowani. Skarżący odwołali się do Sądu Kasacyjnego, który w grudniu 1997 roku podtrzymał wyroki, bez obecności skarżących i ich przedstawicieli, a także bez doręczenia im opinii prokuratora.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze. 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby rozpatrywania innych zarzutów dotyczących art. 6 Konwencji. 4. Stwierdza, że niniejszy wyrok stanowi wystarczające zadośćuczynienie za domniemaną szkodę niemajątkową. 5. Zasądza na rzecz skarżących 2 000 euro tytułem kosztów i wydatków, pomniejszone o 630 euro otrzymane z tytułu pomocy prawnej, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku. 6. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   TUNCEL VE DİĞERLERİ - TÜRKİYEDAVASI   (Başvuru no: 42738/98)   NİHAİ KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Kasım 2003   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 42738/98 başvuru no'lu   davanın nedeni, Metin Tuncel, Şükrü Topkan, Kudbettin Çimen, ve Ahmet   Yavuz 'un (başvuranlar) Avrupa İnsan Haklan Komisyonuna 3 Temmuz 1998   tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Temel İnsan Haklarını güvence   altına alan eski 25. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.   M. Tuncel ve S. Topkan Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (AİHM)   önünde İzmir Barosu avukatlarından M. işeri tarafından temsil edilmektedirler.   OLAYLAR   Sırasıyla 1965, 1954, 1968 ve 1960 doğumlu başvuranlar, başvurunun   yapıldığı sırada, M.Tuncel ve S.Topkan Aydın Cezaevinde tutuklu   bulunmaktadırlar ve K.Çimen ve A. Yavuz ise Antalya'da ikamet etmektedirler.   PKK'ya karşı yürütülen bir operasyon kapsamında, başvuranlar Antalya   Emniyet Müdürlüğü tarafından (M.Tuncel ve S: Topkan 7 Mayıs, K. Çimen 9   Mayıs ve A. Yavuz 10 Mayıs 1994 tarihlerinde) yakalanarak 19 Mayıs 1994   tarihinde tutuklanmışlardır.   Haziran 1994 tarihinde, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)   Cumhuriyet Savcısı 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 5. maddesi ve   Türk Ceza Kanunun (TCK) 168§1 maddesine dayanarak M.Tuncel'i PKK   örgütünün özel görevlerinden sorumlu bir üyesi olma ithamı ile, S. Topkan'ı   sayılı Kanunun 5 maddesi ile TCK'nın 168§2 maddesi uyarınca PKK   örgütüne üye olma suçuyla ve diğer başvuranlar hakkında ise 3713 Sayılı   Kanunun 5. maddesi ve TCK'nın 169 maddesi uyarınca adıgeçen yasadışı   örgüte yardım ve yataklık yapma suçlarıyla itham etmiş ve mahkumiyetlerini   istemiştir.   Başvuranlar hakim karşısında çıktıklarında suçsuz olduklarını,   Cumhuriyet Savcısının suçlamalarını kabul etmediklerini belirterek gözaltında   iken kötü muameleye maruz kaldıkları gerekçesiyle ifade tutanaklarına itirazda   bulunmuşlardır.   Ekim 1995 tarihli karar ile İzmir DGM başvuranları itham edildikleri   suçlardan suçlu bularak M Tuncel'i TCK'nın 168§1 maddesi uyarınca 22 yıl ve   ay, S. Topkan'ı TCK'nın 168§2 maddesi uyarınca 12 yıl ve 6 ay ve diğer   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2003. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   başvuranları ise TCK'nın 169 maddesi uyarınca 3 yıl ve 9 ay ağır hapis   cezasına mahkum etmiştir.   Başvuranlar Yargıtay'da temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Yargıtay   Cumhuriyet Başsavcısı, dava ilgi mütalaa sunmuştur ancak söz konusu   mütalaa başvuranlara tebliğ edilmemiştir.   Yargıtay, başvuranların ve temsilcilerinin bulunmadığı, 16 Aralık 1997   tarihinde aldığı ve 24 Aralık 1997 tarihinde tefhim edilen kararında ilk derece   mahkemesinin kararını onamıştır.   Ocak 1998 tarihinde, Yargıtay'ın karar metnini DGM'nin kalemine   göndermesi ve dava dosyasına eklenmesiyle karar tarafların bilgisine   sunulmuş ve böylelikle kesinleşmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS'NİN 6 §§ 1 ve 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN   Başvuranlar kendilerini yargılayan ve mahkum eden DGM'nin   bünyesinde askeri hakim bulundurması nedeniyle «tarafsız ve bağımsız» bir   mahkeme olarak kabul edilemeyeceğini iddia etmişlerdir.   Ayrıca, başvuranlar, yargılamanın hakkaniyete uygun gerçekleşmediğini,   mahkumiyet   kararının   gözaltı   sırasında   alınan   ifadelere   göre   gerekçelendirildiğini ve gözaltına alındıkları sırada avukat bulundurma   hakkından yararlanamadıklarını ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar Yargıtay   Cumhuriyet Başsavcısının mütalaasının kendilerine tebliği edilmediği   gerekçesiyle silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğunu savunmuşlardır.   Bu bağlamda, başvuranlar AİHS'nin 6 §§ l ve 3 b) ve c) maddelerine   atıfta bulunmuşlardır.   A. Kabul edilebilirlik üzerine   Hükümet, AİHM'den DGM'nin yapısıyla ilgili şikayeti AİHS'nin 35.   maddesinde öngörülen altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle reddetmesi   talebinde bulunmaktadır. Hükümetin söz konusu ön itirazı iki açıdan   incelenecektir.   İlk önce, Hükümet, 16 Aralık 1997 tarihli Yargıtay kararının nihai karar   olduğunu belirterek başvuranların söz konusu tarihten altı ay içerisinde   başvurmaları gerekirken 3 Temmuz 1998 tarihinde başvurularını yaptıklarını   ifade etmektedir.   AİHM, 24 Aralık 1997 tarihinde tefhim edilen 16 Aralık 1997 tarihli   Yargıtay kararın verildiği sırada başvuranların ve yasal temsilcilerinin hazır   bulunmadığını ve 14 Ocak 1998 tarihinde söz konusu karar metninin İzmir   DGM'nin kalemine sevk edilerek dava dosyasına eklendiğini altını çizmektedir.   AİHM, Türk Hukukunun Yargıtay kararlarının tebliğini öngörmediğini, bu   nedenle başvuranların söz konusu kararın içeriğinden ancak 14 Ocak 1998   tarihinde haberdar olduklarını hatırlatmaktadır (Bkz, Papachelas-Yunanistan   kararı, n: 31423/96, §§ 30-31 ve Haralambidis ve diğerleri-Yunanistan kararı,   n: 36706/97, Seher Karataş-Türkiye kararı, n: 33179/96, ve Z.Y.-Türkiye   kararı, n: 27532/95) Başvuru, söz konusu tarihten itibaren altı ay içeririnde   başka bir deyişle 3 Temmuz 1998 tarihinde yapılmıştır.   Sonuçta AİHM, Hükümet'in itirazını reddetmiştir.   Ön itirazın ikinci unsura gelince Hükümet, Yargıtay'ın DGM'nin bağımsız   ve tarafsız bir mahkeme olmadığına ilişkin şikayet hakkında hüküm verme   yetkisine sahip olmadığı gibi dile getirilen şikayetin tazmini için etkili bir   başvuru yolu sayılmadığını vurgulamıştır. Hükümet başvuranların iç hukuk   yollarının etkisiz kaldığı andan itibaren başka bir deyişle DGM'nin 31 Ekim   tarihli kararına müteakiben altı ay içerisinde başvurularını yapmaları   gerektiğini belirtmiştir. Oysa, başvuru 3 Temmuz 1998 tarihinde yapılmıştır.   Bu bağlamda, AİHM ilgili içtihatlarına müracaat etmektedir (Bkz, 2 Ekim 2001   tarihli İrfan Kâlan-Türkiye kararı).   AİHM, benzer şikayetlerin Özdemir-Türkiye davasında da dile getirildiğini   hatırlatarak, (sözü edilen karar, § 26) bu neticeyi değiştirecek hiçbir unsur   bulamadığı sonucuna varmış ve dolayısıyla Hükümetin yapmış olduğu itiraz   reddetmiştir.   AİHM, mahkemenin bu yöndeki içtihatları (Bkz. özellikle Çıraklar-Türkiye   kararı, 28 Ekim 1998, 1998-VII) ve mahkemeye sunulan unsurlar ışığında   başvurunun esas bakımından incelenmesi gerektiğine itibar etmekte ve   başvuruyu kabuledilemez bulmak için bir gerekçe, bulunmadığını ifade   etmektedir.   B. Esasa ilişkin   1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin   AİHM daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetin dile   getirildiğini ve bunların AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği yönünde   sonuçlandırıldığını ortaya koymaktadır. (Bkz. söz edilen Özel kararı, §§ 33-34,   ve Özdemir kararı, §§ 35-36).   AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde   sonuçlandıracak hiçbir tespiti ve delili sunmadığını incelemekte, bunun yanı   sıra başvuranın aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı Devlet Güvenlik   Mahkemesi'nin TCK'ya dayalı olarak yapmış olduğu yargılama hususunda   endişe duymasının anlaşılabilir olduğu kanısına varmaktadır. Üstelik Devlet   Güvenlik Mahkemesinin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında   başvuranlar hakkında sebepsiz bir yargı kararı aldığı sonucu çıkmaktadır. Bu   nedenle başvuranların bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı   yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir, (sözü edilen Incal   karan s. 1573, § 72 ).   AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik   Mahkemesinin AİHS'nin 6 § 1 maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir   mahkeme niteliğini taşımadığı sonucuna varmaktadır.   2. Cezai yargılama sürecine ilişkin   Hükümet bir ihlalin olduğu iddiasına karşı çıkmaktadır.   AİHM, benzer olaylarda tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun bir   mahkemenin adil ve hakkaniyete uygun bir yargılama sürecini garanti altına   alamayacağını hatırlatmaktadır.   Başvuranların bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma   haklarının ihlal edildiğinin tespiti ışığında AİHM mevcut şikayeti incelemeye   gerek duymamaktadır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Çıraklar kararı, s.   3074, §§ 44-45).   II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS'nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.   A. Maddi ve manevi tazminat   Başvuranlar uğramış oldukları maddi zarar için M Tuncel 62.371.960.842   TL, S. Topkan 18.451.210.523 TL, K.Çimen ve A.Yavuz her biri 226.035.897   TL talep etmişlerdir.   Manevi zarara gelince M Tuncel 50.000 Euro, S. Topkan 40.000, K   Çimen ve A. Yavuz ise 30.000'er Euro talep etmişlerdir.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmıştır.   İddia edilen maddi tazminata ilişkin AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi   önündeki sürecin Sözleşmenin ihlali ile sonuçlanmadığı haller üzerinde   durmadığını kaydederek başvuranlara bu yönde bir tazminat ödenmesine   gerek olmadığını ifade etmektedir (Bkz, Findlay-İngiltere kararı, 25 Şubat   1997, s.284, § 85).   Manevi tazminatla ilgili olarak AİHM, mevcut davanın koşulları dikkate   alındığında ihlal kararının tespitinin adil tazmin için başlı başına yeterli   olduğuna karar vermiştir, (söz edilen Çıraklar kararı, s. 3074, § 49).   B. Masraf ve harcamalar   Başvuranlar, AİHM nezdinde yapmış olduğu masraf ve harcamalara   ilişkin 8.150 Euro talep etmekte olup bu yönde bir kanıt sunmamışlardır.   Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.   Mahkemenin bu konudaki içtihadı doğrultusunda ve elindeki unsurlar   ışığında, AİHM, başvuranlara hakkaniyete uygun olarak 2.000 Euro'dan   Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında verilen 630 (altı yüz otuz   ) Euro'yu düşülerek ödenmesini kararlaştırmıştır.   C. Temerrüt Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı %3 'lük bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.   BU SEBEPLERDEN DOLAYI MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna ;   2. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığına ve tarafsızlığına   ilişkin AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine ;   3. AİHS'nin 6. maddesine ilişkin diğer şikayetlerin incelenmesine gerek   olmadığına ;   4. Mevcut kararın iddia edilen manevi zarar için başlı başına yeterli bir   karar olduğuna ;   5. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten   itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla   birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.'ye çevrilmek üzere   Savunmacı Hükümetin başvuranlara toplam masraf ve harcamalar için 2.000   (iki bin) Euro'dan Avrupa Konseyi tarafından ödenen 630 (altı yüz otuz)   Euro'luk adli yardım payını düşerek ödemesine;   b) Ödemenin öngörülen süre içerisinde yapılmaması durumunda, söz   konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar,   Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;   6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§   ve 3. maddelerine uygun olarak 27 Kasım 2003 tarihinde yazıyla   bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło