42771/98

WyrokETPCz2006-01-12ECLI:CE:ECHR:2006:0112JUD004277198

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy śmierć bliskich skarżących, w wyniku ataku zamaskowanych sprawców, oraz prowadzone w tej sprawie śledztwo, naruszyły prawo do życia (art. 2 Konwencji) i prawo do skutecznego środka odwoławczego (art. 13 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że odpowiedzialność państwa za śmierć bliskich skarżących nie została udowodniona ponad wszelką wątpliwość, ponieważ brakowało konkretnych i weryfikowalnych dowodów wskazujących na udział funkcjonariuszy państwowych. W aspekcie proceduralnym, Trybunał stwierdził, że władze tureckie podjęły natychmiastowe i odpowiednie kroki w celu przeprowadzenia śledztwa, które, mimo swojej złożoności i długotrwałości, doprowadziło do zidentyfikowania broni i postawienia zarzutów podejrzanym, co spełniało wymogi skutecznego śledztwa wynikające z art. 2 Konwencji. W konsekwencji, skoro śledztwo uznano za skuteczne, nie doszło również do naruszenia art. 13 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący są bliskimi krewnymi Abdülkadira Bayraka i Medeni ꢁimꢀeka, którzy zginęli 23 września 1993 roku w Nusaybin w wyniku ataku dwóch zamaskowanych osób. M.ꢁ. zmarł na miejscu, a A.B. w szpitalu. Atak nie został przypisany żadnej organizacji. Władze krajowe wszczęły śledztwo, które początkowo nie przyniosło rezultatów, ale w 1995 roku, w ramach operacji przeciwko Hizbullahowi, zidentyfikowano broń używaną w ataku i postawiono zarzuty członkom tej organizacji. Śledztwo było długotrwałe i wciąż trwało w momencie wydania wyroku, a sprawy zostały przeniesione do Sądu Karnego.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Oddalił wstępny zarzut Rządu. 2. Stwierdził brak naruszenia art. 2 Konwencji w odniesieniu do śmierci Abdülkadira Bayraka i Medeni ꢁimꢀeka. 3. Stwierdził brak naruszenia art. 2 Konwencji w odniesieniu do śledztw prowadzonych po tych zgonach. 4. Stwierdził brak naruszenia art. 13 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   BAYRAK VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 42771/98)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ocak 2006   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 42771/98 baꢀvuru no’lu davanın nedeni, Türk   vatandaꢀları Teybet Bayrak, Mehmet Hayri Bayrak, Cemal Bayrak, Ali Bayrak, Kemal   ꢁimꢀek, Arjiyan Bayrak, Rabia Bayrak, Adalet Bayrak, Yıldız Bayrak, Semra ꢁimꢀek,   Medya, ꢁirin ꢁimꢀek, Emine ꢁimꢀek ve Fevziye ꢁimꢀek’in (Baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan   Hakları Komisyonu’na (Komisyon) 15 Haziran 1998 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.   Baꢀvuranlardan beꢀi (Teybet, Rabia, Cemal, Ali ve Adalet Bayrak) adli yardımdan   faydalanmıꢀtır. Baꢀvuranlar, Ankara Barosu avukatlarından M. Ayhan tarafından temsil   edilmektedirler.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuranlar, hiç bir örgüt tarafından üstlenilmeyen bir saldırının ardından 23 Eylül   tarihinde ölen Abdülkadir Bayrak (A.B.) ve Medeni ꢁimꢀek’in (M.ꢁ.) yakın   akrabalarıdır.   A. Olayın meydana geliꢀ ꢀekli   Olaylar sırasında A.B. Nusaybin’in merkezinde bir eczane iꢀletirken, M.ꢁ. aynı   ꢀehirde elektrikçiydi.   Eylül 1993 tarihinde, saat 15:30-16:00 sularında bu kiꢀiler Nusaybin’in (Mardin)   ana caddesinin kaldırımında beraber yürürken yüzü maskeli iki kiꢀinin düzenlediği saldırının   kurbanı olmuꢀlardır. M.ꢁ. olay yerinde ölürken A.B. Nusaybin Devlet Hastanesi’ne   kaldırılmıꢀtır. Mardin Devlet Hastanesi’ne sevk edilen A.B. daha sonra Diyarbakır   Hastanesine sevk edilmiꢀ ve burada aynı gün gece yarısına doğru vefat etmiꢀtir.   B. Makamlar tarafından yürütülen soruꢀturma   1. Nusaybin Cumhuriyet Baꢀsavcılığı tarafından yapılan hazırlık soruꢀturması   A.B. ve M.ꢁ.’ye açılan ateꢀin ardından Nusaybin Cumhuriyet baꢀsavcılığı, resen   soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır. Öncelikle olay günü polis olay mahallinde soruꢀturma yapmıꢀ ve altı   adet boꢀ mermi kovanı bulmuꢀtur. Daha sonra polisler Nusaybin’in ana caddesinde ticaret   yapan A.Çakmak, S. Gökhan ve A.Aslan’ı dinlemiꢀtir.   A. Çakmak verdiği beyanlarda oğluyla birlikte kuaför salonunda bulunurken silah   sesleri duyduğunu, ancak kimin veya kimlerin ateꢀ açtığını görmediğini belirtmiꢀtir.   Pastane iꢀleten S. Gökhan, silah seslerini duyduktan sonra buzdolabının arkasına   saklandığını belirtmiꢀtir.   Bakkal iꢀleten A.Aslan, dükkanının önünden gelen silah seslerini duyduğunu ve yaralı   olan A.B.’nin içeri girdikten sonra buzdolabının yanında yere düꢀtüğünü, bir kaç dakika sonra   bu kiꢀinin hastaneye kaldırıldığını belirtmiꢀtir. A.Aslan, A.B. ve M.ꢁ.’ye kimin ateꢀ ettiğini   görmediğini ve olaydan sonra kendisine ꢀüpheli bir kiꢀinin Hamam caddesine doğru koꢀarken   polislerin peꢀine düꢀtüğünü ancak kaçmayı baꢀardığının söylendiğini belirtmiꢀtir.   Yine 23 Eylül 1993 tarihinde, diğerleri meyanında Nusaybin Cumhuriyet Baꢀsavcısı,   doktor, M.ꢁ.’nin babası Osman ꢁimꢀek ve A.B.’nin yakın akrabası Ahmet Bayrak’ın hazır   bulunduğu bir ortamda cesetlerin dıꢀ muayenesi yapılmıꢀtır. Otopsi raporlarına göre M.ꢁ.’nin   ölümüne ciğerlerinin tahrip olmasına neden olan sırtından aldığı bir kurꢀun sebep olmuꢀtur.   A.B. hakkındaki raporlarda, A.B.’nin vücuduna üç kurꢀunun girip çıktığı belirlenmiꢀ ve   ölümüne sebep olan kurꢀunlardan birinin kafasında olduğu yer almaktadır. Ölüm nedeni açık   olup klasik otopsi yapılmasına gerek görülmemiꢀtir.   Baꢀvuranlardan A.B.’nin kardeꢀi ve M.ꢁ.’nin kuzeni Ali Bayrak, cezai soruꢀturma   kapsamında 29 Eylül 1993 tarihinde polise ifade vermiꢀtir. Ali Bayrak kimseden   ꢀüphelenmediğini, saldırının nedeni hakkında bir bilgisinin bulunmadığını zira kardeꢀinin   siyasi görüꢀünün bulunmadığını ve düꢀmanının olmadığını belirtmiꢀtir. Ali Bayrak suçluların   bulunmasını ve cezalandırılmasını istemiꢀtir.   Olay yerinde bulunan mermi kovanlarının balistik incelemesi polis laboratuarında   yapılmıꢀtır. 29 Eylül 1993 tarihli raporda altı mermi kovanının bir “Makarov” tipi tek bir   ateꢀli silahtan çıktığı belirtilmiꢀtir.   Nusaybin Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, 7 Ekim 1993 tarihinde suçun niteliğini, iꢀleniꢀ   ꢀeklini ve delil unsurlarını göz önünde bulundurarak soruꢀturmanın Diyarbakır Devlet   Güvenlik Mahkemesinin “DGM” yetki alanına girdiğine kanaat getirmiꢀ ve ratione materiae   yetkisizlik kararı vermiꢀtir.   2. Diyarbakır Cumhuriyet Baꢀsavcılığı tarafından yapılan hazırlık soruꢀturması   yılında Nusaybin de dahil olmak üzere Türkiye’nin güneydoğusunda bir çok   saldırı düzenlemekle suçlanan Hizbullah’a karꢀı geniꢀ çaplı bir polis operasyonu   düzenlenmiꢀtir.   Söz konusu operasyon sırasında tutuklanan ve Hizbullah üyesi olduğu ꢀüphelenilen   A.Ö. adlı bir ꢀahıs, 16 Mart 1995 tarihinde A.B. ve M.ꢁ. cinayetinin Hizbullah militanları   olan Ömer Saruhan ve Beꢀir Demir tarafından düzenlenmiꢀ olduğunu duyduğu yönünde   beyanda bulunmuꢀtur.   Soruꢀturma kapsamında, 17 Mayıs 1995 tarihinde çok sayıda ateꢀli silah Hizbullah   üyesi olduğundan ꢀüphelenilen bir ꢀahıs tarafından gösterilen apartmanda bulunmuꢀtur.   DGM Cumhuriyet Baꢀsavcısı 23 Mayıs 1995 tarihinde, Hizbullah üyesi olduklarından   ꢀüphelenilen yirmi beꢀ kiꢀiyi, çok sayıda kiꢀiyi öldürmek ve sözkonusu örgüt adına yürütülen   terör faaliyetlerinde bulunmakla suçlamıꢀtır.   Haziran 1995 tarihinde 17 Mayıs’ta ele geçirilen silahların balistik incelemesine   iliꢀkin bilirkiꢀi raporu dosyaya konulmuꢀtur. Bilirkiꢀi raporuna göre 23 Eylül 1993 tarihli olay   mahallinde bulunan mermi kovanlarının söz konusu apartmanda bulunan “Marakov” marka   tabancadan çıktığı anlaꢀılmıꢀtır.   ꢁubat 1998 tarihinde, baꢀvuranların avukatı hazırlık soruꢀturmasının durumu   hakkında bilgi almak amacıyla talepte bulunmuꢀtur.   DGM Cumhuriyet Baꢀsavcısı 10 ꢁubat 1998 tarihli mektupla baꢀvuranın avukatına,   hazırlık soruꢀturmasının dikkate değer bir sonucunun olmamasıyla beraber hala devam   etmekte olduğu yönünde bilgi vermiꢀtir.   Baꢀvuranların avukatı 5 ꢁubat 2000 tarihinde AĐHM’ye baꢀvuruda bulunduktan sonra   soruꢀturmanın durumu hakkında bilgi almak amacıyla DGM Cumhuriyet Baꢀsavcısı’na   baꢀvurmuꢀtur. Avukat ayrıca dosyada bulunan belgelerin birer fotokopisini istemiꢀtir.   Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 15 ꢁubat 2000 tarihinde hazırlık soruꢀturmasının hala devam   ettiğinden, ꢀüphelilerin henüz tutuklanmadığı ve ön soruꢀturmanın hala askıda olmasından   dolayı belgelerin fotokopilerini veremeyecekleri yönünde bilgi vermiꢀtir.   Ekim 2002 tarihli bir iddianameyle, DGM Cumhuriyet Baꢀsavcısı Ceza   Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca, Hizbullah örgütüne mensup olduğu ve M.ꢁ ile A. B’nin   ölümüyle ilgisi olduğu gerekçesiyle Mehmet Salih Kölge aleyhine dava açmıꢀtır. Selami   Sevim’in 12 Kasım 2000 tarihinde Cumhuriyet Baꢀsavcısı, Hakim ve polis tarafından alınan   ifadesinde, bu kiꢀinin eylemin sorumlusu olduğu, emrin Kaan Aktaꢀ tarafından verildiği,   Selami Sevim tarafından yerine getirildiği, Kuzluca köyünden “Đsmail”in ise kendisini   gözetlediği belirtilmiꢀtir.   Hazırlanan Đddianamede Cumhuriyet Baꢀsavcısı:   -23 Mayıs 1995 tarihli bir iddianameyle, Türk Ceza Kanunu’nun 125. madde uyarınca Kaan   Aktaꢀ aleyhine cezai soruꢀturma baꢀlatıldığını,   -hazırlanan bu iddianamede baꢀvuranların yakınının öldürülmesi olayı yer almadığından, 23   Ocak 2001 tarihinde yeni bir iddianame hazırlandığını,   -Selami Sevim’in 8 Kasım 2000 tarihinde yakalandığını, aleyhinde cezai soruꢀturma   baꢀlatıldığını ve cinayet fiilinin atılı suçlar arasında yer aldığını;   -Đsmail’in kimliğinin tespit edilemediğini ve halen arandığını;   -6 Haziran 2002 tarihli iddianameyle Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’nın Türk Ceza Kanunu’nun   146. maddesi uyarınca Mehmet Salih Kölge aleyhine cezai soruꢀturma baꢀlattığını   belirtmektedir.   Kasım 2002 tarihinde, DGM birinci dairesi duruꢀma yapmıꢀtır. Mehmet Salih   Kölge, Hizbullah örgütüne mensup olduğunu kabul etmiꢀ fakat baꢀvuranların yakınlarının   ölümü ile ilgili olarak üzerine atılı bütün suçlamaları reddetmiꢀtir. Aynı gün Mahkeme   davarların birleꢀtirilmesine karar vermiꢀtir.   Ocak 2005 tarihinde, Hükümet AĐHM’ye, 30 Haziran 2004 tarihinde Resmi   Gazete’de yayınlanan 5190 sayılı Kanun’un 2. maddesi gereğince, Hizbullah üyesi olduğu   iddia edilen kiꢀiler aleyhine açılan iki davanın Diyarbakır DGM’den Diyarbakır Ağır Ceza   Mahkemesi’ne nakledildiğini. Ayrıca bu örgütün yöneticileri oldukları iddia edilen kiꢀiler   aleyhine baꢀlatılan cezai yargılamanın bu mahkemede devam ettiğini bildirmiꢀtir.   HUKUK AÇISINDAN   I. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZI HAKKINDA   Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını ileri sürmektedir. Yerel   mahkemelerde devam eden bir cezai soruꢀturmanın bulunduğunun altını çizmektedir.   AĐHM, 23 Eylül 2004 tarihli kabul edilebilirlik kararında, AĐHS’nin 2. maddesi   uyarınca idari ve hukuki yollara baꢀvurulmasının gerekli olmadığını belirttiğini ve   baꢀvuranların yakınlarının ölümüne iliꢀkin olarak cezai soruꢀturmanın halen devam ettiğini   gözlemlediğini hatırlatmaktadır. AĐHM bununla birlikte baꢀvuranın AĐHS’nin 2. maddesine   dayanan ꢀikayeti ile bağlantılı olan sorunları gündeme getirdiğinden itirazın esasla   birleꢀtirilmesi gerektiğini düꢀünmektedir.   AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca yapılan ꢀikayetin esasına iliꢀkin kararını dikkate   alınarak, ön itirazın ayrıca incelenmesine gerek olmadığına karar vermiꢀtir (Ekinci, adıgeçen,   § 62).   II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar, yakınlarının yargısız infaz kurbanı olduklarını ifade etmekte ve AĐHS’nin   2. maddesine atıfta bulunmaktadır.   A. Tarafların Argümanları   1. Baꢀvuranlar   Baꢀvuranlar yakınlarının öldürülecek listesine alındıklarını iddia etmektedir.   Baꢀvuranlar, Hükümet görüꢀlerinde de atıfta bulunulan bir belgede, maktullerden birinin PKK   sempatizanı olduğunun ifade edildiğine AĐHM’nin dikkatini çekmektedir. Baꢀvuranlar ayrıca   cinayetle ilgili olarak etkili ve eksiksiz bir soruꢀturma yürütülmediğini ileri sürmektedir.   Ayrıa hastane yetkililerinin, kan kaybından ölen A.B.’nin tedavisine gereken özeni   göstermediklerini iddia etmektedirler.   2. Hükümet   Hükümet, baꢀvuranların yakınlarının ölümlerinde güvenlik güçlerinin müdahalesi   olduğu yönündeki iddiaları kesin olarak reddetmektedir. Hükümet ayrıca, Midyat Emniyet   Müdürlüğü’nün raporunda, A.B.’nin PKK’nın aktif bir sempatizanı olduğunun belirtildiğini   ve bu nedenle Hizbullah militanları tarafından öldürülmüꢀ olabileceğini ifade etmektedir.   Cinayetlere iliꢀkin soruꢀturma ile ilgili olarak, Hizbullah’ın yöneticileri ve mensupları   aleyhine baꢀlatılan üç davanın, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olduğunu   belirtmektedir.   B. AĐHM’nin değerlendirmesi   1. Baꢀvuranların yakınlarının ölümü hakkında   AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin, AĐHS’nin temel maddeleri arasında yer aldığını ve   sözkonusu maddenin, 3. madde ile birlikte Avrupa Konseyi’ni oluꢀturan demokratik   toplumların temel değerlerinden birini ifade ettiğini hatırlatır (Bkz., Çakıcı- Türkiye [GC],   no 23657/94, § 86, CEDH 1999-IV, et Finucane-Birleꢀik Krallık, no 29178/95, §§ 67-71,   CEDH 2003-VIII). Dahası AĐHS’nin 2. maddesi ile tanınan güvencenin önemi dolayısıyla   AĐHM, yaꢀam hakkına iliꢀkin ꢀikayetleri son derece büyük bir titizlikle inceleyerek bir görüꢀ   oluꢀturmak zorundadır (Bkz., Ekinci- Türkiye, adıgeçen, § 70). Đnsan haklarının korunmasına   yönelik olan AĐHS’nin amacı aynı zamanda 2. maddeyi etkili ve somut bir ꢀekilde   yorumlamayı ve uygulamayı gerektirir (Avꢀar-Türkiye, no: 25657/94, § 390, CEDH 2001-   VII).   ꢁikayetler AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerine dayanılarak dile getirildiğinde, AĐHM   derinlemesine bir incelemede bulunmalıdır, bunu yapabilmek için de tarafların kendisine   sunduğu ya da gerektiğinde res’en elde ettiği unsurlara dayanmaktadır (H.L.R.-Fransa, 29   Nisan 1997 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler 1997-III, s. 758, § 37).   AĐHM delilleri değerlendirirken “her türlü makul ꢀüpheciliğin ötesinde” ilkesinden   yararlanmaktadır. Fakat bu türden bir delil, yeteri kadar ciddi, açık ve birbiriyle uyumlu bir   dizi emareden ya da çürütülemeyecek karinelerden oluꢀabilir (Irlanda-Birleꢀik Krallık, 18   Ocak 1978, A serisi no: 25, s. 65, § 161). Delillerin değerlendirilmesi konusunda AĐHM   ikincil bir role sahiptir ve belirli bir davanın koꢀulları kendisini bunu yapmaya zorlamadığı   sürece, olguları ele almakla yetkili olan ilk derece mahkemesinin rolünü üstlenemez (Tahsin   Acar-Türkiye [GC], no: 26307/95, § 216, CEDH 2004-…).   AĐHM bu iddiaların somut ve doğrulanabilir olgulara dayanmadığını ve herhangi bir   tanık ifadesiyle ya da diğer delil unsurları ile kesin bir ꢀekilde desteklenmediğini saptamıꢀtır.   Dosyada yer alan verilerden, olayın meydana geldiği gün alınan tanık ifadelerine göre,   baꢀvuranlarının yakınlarının, 23 Eylül 1993 tarihinde yüzü maskeli iki kiꢀi tarafından   öldürüldüğü anlaꢀılmaktadır. A.B.’nin kardeꢀi ve M.ꢁ.’nin kuzeni olan Ali Bayrak’ın 29 Eylül   tarihinde ifadesi alınmıꢀtır. Ali Bayrak kimseden ꢀüphelenmediğini, saldırının nedeni   hakkında bir bilgisinin bulunmadığını zira kardeꢀinin siyasi görüꢀünün bulunmadığını ve   düꢀmanının olmadığını belirtmiꢀtir. Balistik inceleme raporları sonucunda kullanılan silah   tespit edilmiꢀ ve bu silah daha sonra bulunmuꢀtur. Olaydan sorumlu oldukları iddia edilen   kiꢀiler aleyhine yerel mahkemelerde baꢀlatılan cezai soruꢀturmalar devam etmektedir. Bu   koꢀullarda AĐHM, baꢀvuranların yakınlarının öldürülmesi olayında devletin sorumluluğunun   her türlü makul ꢀüphenin ötesinde ortaya konmadığını tespit etmiꢀtir.   Hastane personelinin gerekli özeni göstermedikleri konusunda ifade edilen iddiaya   iliꢀkin olarak AĐHM ihmalkârlık yapılıp yapılmadığına ve bunun A. B.’nin ölümü ile ilgisi   bulunup bulunmadığına karar verebilmesi için ikna edici unsurların bulunması gerektiği   görüꢀündedir. Bu türden unsurlar bulunmamaktadır.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 2. maddesinin esas yönünden ihlali söz konusu değildir.   2. Yürütülen soruꢀturmalar hakkında   AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi ile öngörülen yaꢀam hakkının korunması   yükümlülüğünün, 1. madde uyarınca “kendi yetki alanı içinde bulunan herkese bu   Sözleꢀme’nin (...)de belirtilen hak ve özgürlükleri tanı[ması]” ꢀeklinde Devlete düꢀen genel   görevle birlikte, zor kullanmaya baꢀvurmanın bir kimsenin ölümüne yol açması halinde etkin   bir soruꢀturma yürütülmesi anlamına geldiğini ve bunu ꢀart koꢀtuğunu hatırlatır (Bkz.,   uygulanabildiği ölçüde McCann ve diğerleri-Birleꢀik Krallık, 27 Eylül 1995 tarihli karar, A   serisi no: 324, s. 49, § 161, ve Kaya-Türkiye, 19 ꢁubat 198 tarihli karar, Derleme 1998-I, s.   329, § 105, Sabuktekin, adıgeçen, § 97, ve Ekinci, adıgeçen, § 77). Fail oldukları iddia   edilenler ister devlet görevlileri isterse üçüncü kiꢀiler olsun, zor kullanımının bir kiꢀinin   ölümüyle sonuçlandığı her durumda benzeri bir soruꢀturma yürütülmelidir. Bununla birlikte,   devlet görevlilerinin ya da devlet makamlarının dava konusu olayda etkisi olduğu iddia   edildiğinde, baꢀvurunun etkili olup olmadığı konusunda özel gereklilikler ortaya çıkabilir   (Tahsin Acar, adıgeçen, § 220).   AĐHM, yukarıda bahsedilen yükümlülüğün, yalnızca, ölüme bir Devlet görevlisinin   neden olduğunun tespit edildiği durumlar için geçerli olmadığını vurgular. Zira yetkili   mercilerin ölüm olayından haberdar edilmeleri, ölümün meydana geldiği koꢀullar hakkında   Sözleꢀme’nin 2. maddesinden kaynaklanan etkin bir soruꢀturma yürütme yükümlülüğünü   ipso facto doğurur (Bkz., mutadis mutandis, Ergi-Türkiye, 28 Temmuz 1998 tarihli karar,   Derleme 1998-IV, s. 1778, § 82, Yaꢀa-Türkiye, 2 Eylül 1998, Derleme 1998-IV, s. 2438, §   100, Hugh Jordan-Birleꢀik Krallık, no: 24746/94, §§ 107-109, CEDH 2001-III, Ekinci,   adıgeçen, § 78, ve Sabuktekin, adıgeçen, § 98).   Yürütülen soruꢀturma aynı zamanda sorumluların tespit edilip nihayetinde   cezalandırılmalarını sağlayacak ꢀekilde etkili olmalıdır (Oğur-Türkiye, [GC] no 21594/93, §   88, CEDH 1999-III). Burada sözkonusu olan sonuca değil, araçlara iliꢀkin bir yükümlülüktür.   Yetkili mercilerin, olaylara iliꢀkin delillerin toplanabilmesi için makul olarak kendilerine açık   olan tedbirleri almaları gerekmektedir (Tanrıkulu-Türkiye, [GC], no: 23763/94, § 109, CEDH   1999-IV, ve Salman-Türkiye [GC], no 21986/93, § 106, CEDH 2000-VII). Sorumlu kiꢀi ya da   kiꢀilerin tespit edilmesini sağlayabilecek soruꢀturmada oluꢀabilecek her türlü eksiklik,   soruꢀturmanın etkisiz olduğuna karar verilmesine neden olabilir (Aktaꢀ-Türkiye, no: 24351/94,   § 300, CEDH 2003-V).   Mevcut davada, olay sonrasında hazırlık soruꢀturmasını yürütmekle görevli mercilerin   ve yetkili Savcılığın bulunduğu giriꢀimler ihtilafa neden olmamaktadır.   Dosyada yer alan unsurlardan, olayın hemen sonrasında, polislerin olay yerinde   inceleme yaptığı ve bu incelemeler sonunda boꢀ kovan buldukları anlaꢀılmaktadır. Aynı gün,   olayın meydana geldi yerde iꢀyeri bulunan üç esnafın ifadelerini almıꢀtır.   Cinayetlere iliꢀkin olarak yürütülen ön soruꢀturma, olayın hemen sonrasında   baꢀlatılmıꢀtır. Nusaybin Cumhuriyet Baꢀsavcılığı res’en soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır. Yine aynı   gün, Nusaybin Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın, doktorun ve maktullerin iki yakının eꢀliğinde   cesetlerin dıꢀ muayenesi yapılmıꢀtır. Yapılan balistik inceleme, 29 Eylül 1993 tarihli rapora   göre kurꢀunların “Makarov” marka bir tabancaya ait olduğunun tespit edilmesini sağlamıꢀtır.   Ekim 1993 tarihinde Nusaybin Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’nın ratione materiae yetkisizlik   kararı vermesi ile dosya Diyarbakır DGM Cumhuriyet Baꢀsavcısı’na sevk edilmiꢀtir.   Diyarbakır DGM Cumhuriyet Baꢀsavcısı ise bunun üzerine hazırlık soruꢀturması baꢀlatmıꢀtır.   tarihinde, Hizbullah aleyhine yürütülen operasyon sonrasında, baꢀvuranların   yakınlarının ölümü ile ilgili olarak yeni bilgiler elde edilmiꢀtir. Örgüt üyesi olduğu iddia   edilen bir kiꢀi tarafından belirtilen apartmanda bulunan silahlarla ilgili olan 18 Haziran 1995   tarihli rapordan, 23 Eylül 1993 tarihli olay mahallinde bulunan mermi kovanlarının sözkonusu   apartmanda bulunan “Makarov” marka tabancadan çıktığı anlaꢀılmaktadır. 5 ꢁubat 1998 ve   ꢁubat 200 tarihlerinde, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Baꢀsavcısı, hazırlık soruꢀturmasının   devam ettiğini baꢀvuranların avukatına bildirmiꢀtir.   Ekim 2002 tarihinde, baꢀvuranların yakınlarının ölümünden sorumlu olduğu iddia   edilen kiꢀiler aleyhine ceza davası açmıꢀtır. 4 Ocak 2005 tarihinde, Hükümet AĐHM’ye, 30   Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 5190 sayılı Kanunu’nun 2. maddesi   gereğince, Hizbullah üyesi olduğu iddia edilen kiꢀiler aleyhine açılan iki davanın Diyarbakır   DGM’den, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakledildiğini ve bu örgütün mensubu   oldukları iddia edilen yöneticileri aleyhine açılan cezai yargılamanın bu mahkemede devam   ettiğini bildirmiꢀtir.   AĐHM, bir kiꢀinin ölümü ile ilgili soruꢀturma yapılması sözkonusu olduğunda, eꢀitlik   ilkesi çerçevesinde kamu güveninin muhafaza edilmesi ve yasadıꢀı eylemlere müsamaha   gösterildiğinin düꢀünülmemesi için, makamların ivedi cevabının önem teꢀkil ettiği   düꢀünülebilir (Bkz. uygulanabildiği ölçüde, H.Y. ve Hu.Y.-Türkiye, no:40262/98, § 127, 6   Ekim 2005). Davanın genel koꢀulları dikkate alındığında, makamların konuya gereken özeni   göstermediği düꢀünülemez. Hizbullah tarafından yapılan eylemlerin aydınlığa kavuꢀturulması   amacıyla yürütülen adli soruꢀturmaların, büyük çaplı bir çalıꢀtırma gerektirdiği kesindir. Bu   çalıꢀmalar makamların olay tarihinden birkaç yıl sonra dahi olsa, baꢀvuranların yakınlarının   ölümünden sorumlu oldukları iddia edilen kiꢀilerin hakim karꢀısına çıkarılmasını sağlamıꢀtır (   Finucane ile karꢀılaꢀtırılan, adıgeçen, §§ 72-84).   AĐHM, soruꢀturma dosyasında yer alan unsurlardan, halen devam etmekte olan   soruꢀturmanın etkisiz olduğunun ortaya konulmadığını ve yetkili makamların baꢀvuranlarının   ölüm koꢀullarına karꢀı etkisiz kaldıklarının iddia edilemeyeceğini gözlemlemektedir.   AĐHM, baꢀvuranların yakınlarının ölüm koꢀulları ile ilgili olarak yürütülen   soruꢀturmaların, AĐHS’nin 2. maddesinin gerekliliklerini yerine getirdiği kanaatindedir. Bu   nedenle, AĐHS’nin 2. maddesinin usulden ihlal edildiği ortaya konulmamıꢀtır.   III. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuranlar, ꢀikayetlerine iliꢀkin etkili bir baꢀvuru yoluna sahip olmadıklarından   ꢀikayet etmekte ve AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadırlar. AĐHM bu   ꢀikayetleri AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında incelemeye karar vermiꢀtir.   AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, AĐHS’de benimsenen hak ve özgürlüklerden   yararlanılmasını sağlayacak bir baꢀvuru yolunun iç hukuktaki varlığını güvence altına aldığını   hatırlatır. Dolayısıyla Sözleꢀmeci Devletler, bu hükmün kendilerine yüklediği yükümlülüklere   ne ꢀekilde uyacakları konusunda belli bir takdir payına sahip olsalar bile, sözkonusu hüküm,   yetkili “ulusal merci”ye Sözleꢀme’ye dayalı ꢀikayetin içeriğini inceleme ve uygun telafiyi   sunma yetkisi veren bir iç hukuki yolunu gerekli kılmaktadır. Bu yol hukuken olduğu gibi   pratikte de “etkili” olmalıdır; özelikle ꢀu anlamda ki Savunmacı Devletin yetkili mercilerinin   fiilleri ve ihmalleri, sözkonusu hukuki yolun kullanılmasını haksız bir biçimde   engellememelidir. Bununla birlikte bu hüküm yalnızca AĐHS nazarında savunulabilir   ꢀikayetlerde geçerlidir (Bkz. Çakıcı, adıgeçen, s. 691, § 112, ve Boyle ve Rice-Birleꢀik   Krallık, 27 Nisan 1988, A serisi no: 131, s.23. §52).   Mevcut davada alınan çeꢀitli önlemleri inceleyen AĐHM, yetkili makamların cinayet   konusunda etkisiz kaldıkları sonucuna ulaꢀılamayacağına karar vermiꢀtir. Bu nedenle,   yukarıda ifade edilen nedenlerden dolayı, Savunmacı Devletin AĐHS’nin 13. maddesinde   ifade edilen gereklilikleri yerine getirdiği düꢀünülebilir. Sonuç olarak AĐHM bu maddenin   ihlal edilmediğine karar vermiꢀtir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞYLE,   1. Hükümet’in ön itirazının reddedilmesine;   2. Abdülkadir Bayrak ve Medeni ꢁimꢀek’in ölümüne iliꢀkin olarak AĐHS’nin 2.   maddesinin ihlal edilmediğine;   3. Sözkonusu ölüm sonrasında yürütülen soruꢀturmalar ile ilgili olarak AĐHS’nin 2.   maddesinin ihlal edilmediğine;   4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edilmediğine,   karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 12 Ocak 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło