42920/98

WyrokETPCz2004-07-15ECLI:CE:ECHR:2004:0715JUD004292098

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżących za rozpowszechnianie biuletynu stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w ich prawo do wolności wyrażania opinii, naruszając art. 10 Konwencji? Czy obecność sędziego wojskowego w składzie orzekającym Sądu Bezpieczeństwa Państwa naruszyła prawo skarżących do rzetelnego procesu przed niezawisłym i bezstronnym sądem, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżących za rozpowszechnianie biuletynu, który krytykował działania sił bezpieczeństwa, stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w ich wolność wyrażania opinii, ponieważ treść biuletynu nie nawoływała do przemocy ani nienawiści, a politycy powinni mieć szeroki margines swobody wypowiedzi. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze orzecznictwo, stwierdzając, że obecność sędziego wojskowego w składzie orzekającym Sądu Bezpieczeństwa Państwa, rozpatrującego sprawy dotyczące bezpieczeństwa narodowego, budzi uzasadnione obawy co do niezawisłości i bezstronności sądu, naruszając tym samym prawo do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Haydar Yıldırım, Mehmet Çoban i Mustafa Kocaoğlu, urodzeni odpowiednio w 1956, 1962 i 1963 roku, mieszkający w Ankarze, byli członkami Partii Wolności i Solidarności. 1 września 1996 roku uczestniczyli w demonstracji z okazji "Światowego Dnia Pokoju" w Ankarze, podczas której siły bezpieczeństwa skonfiskowały im biuletyny partyjne. Zostali oskarżeni i skazani przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Ankarze na podstawie art. 312 §§ 2 i 3 tureckiego kodeksu karnego za "podżeganie ludności do nienawiści i wrogości na tle klasowym, rasowym i regionalnym" na karę dwóch lat pozbawienia wolności i grzywnę. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa. Trybunał jednogłośnie uznał, że nie ma potrzeby badania pozostałych zarzutów na podstawie art. 6 Konwencji. Trybunał zasądził skarżącym łącznie 15 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   HAYDAR YILDIRIM VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:42920/98)   NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Temmuz 2004   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (42920/98) başvuru no'lu davanın   nedeni Haydar Yıldırım, Mehmet Çoban ve Mustafa Kocaoğlu'nun (başvuranlar)   Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna 29 Temmuz 1998 tarihinde Avrupa İnsan Haklan   Sözleşmesinin (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan eski 25. maddesi   uyarınca yapmış oldukları başvurudur.   Başvuranlar Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (AÎHM) önünde Ankara Barosu   avukatlarından Şükran Buldu tarafından temsil edilmektedirler.   AİHM 20 Kasım 2003 tarihinde başvuruyu kabul edilebilir bulmuştur.   OLAYLAR   Başvuranlar sırasıyla 1956, 1962 ve 1963 doğumlu olup Ankara'da ikamet   etmektedirler. Olaylar sırasında Özgürlük ve Dayanışma Partisi üyesi olan başvuranlar   aynı partinin Mamak İlçe Örgütü yöneticisidirler.   Başvuranlar l Eylül 1996 tarihinde "Dünya Barış Günü" nedeniyle Ankara'da   düzenlenen gösterilere katılmışlardır. Güvenlik güçleri bu gösteri sırasında   başvuranların ellerinde bulunan partinin yerel yönetimine ait haber bültenlerini ele   geçirmişlerdir.   Eylül 1996 tarihli iddianamede Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi   Cumhuriyet Savcısı, başvuranların Türk Ceza Kanunu'nun 312 §§ 2. ve 3. maddeleri   uyarınca "halkı sosyal sınıf, ırk ve bölge ayrımcılığına dayanan kin ve nefrete teşvik   edici" bülten yayınlamaları gerekçesiyle mahkum edilmelerini talep etmiştir.   Başvuranlar Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde bültenin ülkenin güncel   sorunlarını yansıttığını ve demokrasi ve barış çağrısında bulunduğunu ileri sürerek   aleyhlerindeki bütün suçlamaları reddetmişlerdir.   Biri askeri hakim olmak üzere üç hakimden oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi   heyeti, 21 Ekim 1997 tarihli kararla başvuranları, halkı sosyal sınıf, ırk ve bölge   ayrımcılığına dayanan kin ve nefrete teşvik etmekten suçlu bulmuş ve Türk Ceza   Kanunu'nun 312 §§ 2. ve 3. maddesi gereğince iki yıl hapis ve 840.000 TL para   cezasına çarptırmıştır.   Başvuranlar verilen kararı temyize gitmiş ve Yargıtay 11 Şubat 1998 tarihli   kararla ilk derece mahkemesinin verdiği karan onamıştır.   Başvuranların kararın düzeltilmesine ilişkin başvurulan 25 Mart 1998 tarihinde   reddedilmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuranlar AİHS'nin 10. maddesine gönderme yaparak, verilen mahkumiyet   kararının, ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiği şikayetinde bulunmuşlardır.   AİHM, sözkonusu mahkumiyet kararının, Sözleşme'nin 10. maddesi ile güvence   altına alınan ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale teşkil ettiği hususunda taraflar   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   arasında bir ihtilafa yol açmadığını belirtir. AlHS'nin 10 § 2. maddesi uyarınca kamu   düzeninin ve toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amacı içeren ve yasa ile   öngörülen müdahaleye karşı da itirazda bulunulmamıştır (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye,   no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). AİHM bu takdiri kabul etmektedir. Bu durumda   anlaşmazlık, müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı sorusuna   dayanmaktadır.   AİHM daha önce bu davanmkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar   da incelemiş ve AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz.   özellikle Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, § 38, Öztürk-Türktye, no: 22479/93, § 74,   İbrahim Aksoy-Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 80, Karkın-Türkiye,   no:43928/98, § 39, Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).   AİHM mevcut davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve Hükümetin davayı farklı   şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığım tespit etmiştir. AİHM   bültende kullanılan terimleri özel olarak dikkate almış ve incelenmek üzere kendisine   sunulan davanın koşullarını, özellikle de terörle mücadeleye bağlı zorluklan göz   önünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, adı geçen karar, § 60, ve Încal-Türkiye, 9   Haziran 1998,s. 1568, § 58).   Sözkonusu bültende, güvenlik güçleri tarafından ayrılıkçı faaliyetlere karşı   yürütülen mücadele oldukça sert bir dille eleştirilmektedir. Ankara Devlet Güvenlik   Mahkemesi bu bültenin, halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden ifadeler içerdiği yargısına   varmıştır.   AİHM iç hukuk kararlarında yer alan gerekçeleri inceleyerek, bunların   başvuranların ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı göstermeye yeterli   görülemeyeceği sonucuna varmıştır (Bkz., mutadis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4),   no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Mahkeme başvuranların politikacı sıfatıyla ve   Türk siyasi yaşamındaki rolleri çerçevesinde ne şiddet kullanmaya, ne silahlı direnişe   ne de isyana teşvikte bulunmadıklarını tespit etmiş ve söylemin kin yüklü olmayışının,   göz önünde bulundurulması gereken esas unsur olduğu kanaatine varmıştır (Bkz. a   contrario, Sürek-Türkiye (no:l), no: 26682/95, § 62 ve Gerger-Türkiye, no: 24919/94, §   50, 8 Temmuz 1999).   AİHM, müdahalenin oranlılığı söz konusu olduğunda verilen cezaların niteliği ve   ağırlığının da dikkate alınması gereken unsurlar olduğunu hatırlatır.   AİHM başvuranlar hakkında verilen mahkumiyet kararının gözetilen amaçlarla   orantısız olduğu ve "demokratik bir toplumda gerekli" olmadığı sonucuna vararak   AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği kararına varmıştır.   II. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuranlar kendilerini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik   Mahkemesi'nin, bünyesinde bir askeri hakim bulunması nedeniyle, "bağımsız ve   tarafsız bir mahkeme" tarafından adilce yargılanmadıkları iddiasında bulunmaktadırlar.   Başvuranlar aynı zamanda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın görüşü   kendilerine tebliğ edilmediği için Yargıtay'da görülen davada savunma haklarının   tanınmadığını, dolayısıyla AİHS'nin 6 §§ l ve 3 b) maddelerinin ihlal edildiğini ileri   sürmektedirler.   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında   AİHM daha önceki davalarda buna benzer pek çok şikayetin dile getirildiğini ve   bunların AİHS'nin 6 § l maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır   (Bkz., Özel-Türkiye, adıgeçen karar, §§ 33-34 ve Özdemir-Türkiye, no: 59659/00 §§   35-36, 6 Şubat 2003).   AÎHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümetin davayı farklı şekilde   sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme, "ulusal   güvenlik" ile ilgili suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanan   başvuranların, aralarında askeri bir hakimin yer aldığı mahkeme heyeti karşısına   çıkma konusunda endişe duymalarının anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla   başvuranlar, Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın gerekçesine yabancı   mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı olarak kaygı   duymaktadırlar. Bu nedenle başvuranların bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız   olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Bkz. adı geçen   Incals. 1573, §72).   AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin   AİHS'nin 6 § l maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini   taşımadığı sonucuna varmıştır.   2. Ceza Muhakemesi Usulünün Adilliği Hakkında Hükümet bir ihlalin var   olduğunu kabul etmemektedir.   AİHM daha önce buna benzer davalarda, bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun   olduğu tespit edilen bir mahkemenin adil bir yargılama sağlayamayacağı yargısına   vardığını hatırlatır.   AİHM, başvuranların bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından dinlenme   haklarının ihlal edildiği tespitini göz önünde bulundurarak, mevcut şikayeti incelemeye   gerek olmadığı sonucuna varmıştır (Bkz., diğerleri arasında, Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim   tarihli karar, s. 3074, §§ 44-45).   III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS'nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.   A. Tazminat   Başvuranlardan her biri 20.000 (yirmi bin) Euro değerinde maddi zarara   uğradıklarını iddia etmekte ve uğradıkları manevi zararın tazmini için 20.000 (yirmi bin)   Euro talep etmektedirler.   Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.   İddia edilen gelir kaybına istinaden AİHM, sunulan delillerin, başvuranlar   açısından Sözleşme'nin 10. maddesinin ihlalinden doğan kaybın tam olarak   belirlenmesine yeterli olmadığı sonucuna varmıştır (Bkz., Karakoç ve diğerleri-Türkiye,   no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69,15 Ekim 2002). Dolayısıyla AİHM   sözkonusu talebi reddetmiştir.   Verilen para cezası hususunda ise, başvuranlar bu tutarın ödendiğini teyit eden   herhangi bir belge sunmadıklarından AİHM, bu talebi reddetmiştir.   Manevi tazminata ilişkin olarak AİHM, başvuranların davanın koşulları nedeniyle   bir tür karmaşaya maruz kaldığına kanaat getirerek, AİHS'nin adil bir tazmin öngören   41. maddesi gereğince başvuranlara toplu olarak 15.000 (onbeş bin) Euro tutarında   manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.   AİHM mahkumiyet kararının Sözleşme'nin 6 § 1. maddesine göre tarafsız ve   bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip   olarak en uygun tazminin, başvuranın gecikmeksizin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme   tarafından yeniden yargılanması olacağı kanaatine varmıştır (Gencel, adıgeçen karar,   § 27).   B. Masraf ve harcamalar   Başvuranlar, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar   için 4.500 (dört bin beş yüz) Euro tazminat talebinde bulunarak kanıtlayıcı belge   niteliğinde, Ankara Barosu tarafından yayınlanan en düşük avukatlık ücret tarifesini   göstermiştir.   Hükümet bu taleplere karşı çıkmıştır.   Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AİHM tüm   masraflarla birlikte başvuranlara 2.500 (iki bin beş yüz) Euro ödenmesini   kararlaştırmıştır.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3'lük   bir faiz oranının uygulanacağım belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,   2. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğinden   yoksun   bulunması nedeniyle AİHS'nin 6 § l maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS'nin 6. maddesine dayanan diğer şikayetin incelenmesine gerek   görülmediğine;   4. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.'ye çevrilmek üzere Savunmacı   Hükümetin başvuranlara toplu olarak,   i. manevi tazminat için 15.000 (onbeş bin) Euro ödemesine,   ii. masraf ve harcamalar için 2.500 (iki bin beş yüz) Euro ödemesine;   iii. KDV, pul, harç ve masrafların yukarıdaki miktarlara yansıtılabilmeğine;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar,   Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına   eşit oranda basit faizi uygulamasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło