42942/02

WyrokETPCz2008-04-08ECLI:CE:ECHR:2008:0408JUD004294202

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy państwo tureckie wypełniło swoje pozytywne obowiązki wynikające z art. 2 i 3 Konwencji w związku ze śmiercią osoby w areszcie policyjnym i nieskutecznym postępowaniem karnym przeciwko odpowiedzialnym funkcjonariuszom, które nie miało wystarczającego efektu odstraszającego?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 2 i 3 Konwencji, ponieważ krajowe postępowanie karne przeciwko policjantom odpowiedzialnym za śmierć Bayram Durana było nieskuteczne i nie miało wystarczającego efektu odstraszającego. Kary nałożone na funkcjonariuszy były nieproporcjonalnie łagodne, zostały zredukowane, a następnie zawieszone na mocy ustawy o amnestii, co doprowadziło do bezkarności. ETPCz podkreślił, że sądy krajowe nie mogą dopuszczać do bezkarności w przypadku przestępstw zagrażających życiu i poważnych naruszeń integralności fizycznej i psychicznej, a system prawny musi zapewniać skuteczność i odstraszający charakter sankcji.
Stan faktyczny
Bayram Duran, syn skarżących, zmarł 16 października 1994 roku w komisariacie policji w Stambule, po tym jak został pobity przez czterech funkcjonariuszy policji. Początkowy raport z autopsji był niejednoznaczny, ale późniejsza ekspertyza sądowa powiązała pobicie z jego śmiercią. W wyniku postępowania karnego czterech policjantów zostało skazanych za nieumyślne spowodowanie śmierci, jednak ich wyroki zostały zredukowane, a następnie zawieszone na mocy ustawy o amnestii, co oznaczało, że nigdy nie odbyli kary pozbawienia wolności.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Odrzucił wstępny zarzut Rządu dotyczący niewyczerpania krajowych środków odwoławczych w odniesieniu do skarg konwencyjnych. 2. Połączył z meritum i odrzucił wstępny zarzut Rządu dotyczący niezłożenia przez skarżących wniosku o odszkodowanie przed sądami administracyjnymi. 3. Uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną. 4. Stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji. 5. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji. 6. Stwierdził, że nie ma potrzeby odrębnego badania, czy doszło do naruszenia art. 3 Konwencji w odniesieniu do warunków zatrzymania syna skarżących. 7. Zasądził 22 000 EUR tytułem szkody majątkowej dla Erdem Durana (syna Bayram Durana), 10 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej dla każdego ze skarżących (Ali i Ayşe Duran) oraz 4 000 EUR tytułem kosztów i wydatków (pomniejszone o 850 EUR otrzymanej pomocy prawnej). 8. Odrzucił pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   OF EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   ALĐ VE AYꢀE DURAN – TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no. 42942/02)   KARAR   STRAZBURG   Nisan 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecektir. ꢁekli düzeltmelere tâbi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   ALĐ VE AYꢀE DURAN – TÜRKĐYE KARARI   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 42942/02 no’lu davanın nedeni iki T.C. vatandaꢁı   Ali ve Ayꢁe Duran’ın (“baꢁvuranlar”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 6 Eylül 2002   tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢁmesi’nin (“Sözleꢁme”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢁ   olduğu baꢁvurudur.   Baꢁvuranlar, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından ꢀ. Turgut tarafından temsil   edilmiꢁtir.   Ocak 2007’de AĐHM baꢁvuruyu kısmen kabuledilemez bulmuꢁ ve baꢁvuranın   AĐHS’nin 2., 3. ve 13. maddelerinin ve yedi polis memuruna karꢁı yürütülen ceza   kovuꢁturmasının uzunluğundan dolayı 6. maddenin 1. paragrafının ihlal edildiğine iliꢁkin   ꢁikayetlerini Hükümet’e iletmeye karar vermiꢁtir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢁvuranlar sırasıyla 1933 ve 1945 doğumludur ve Đstanbul’da yaꢁamaktadır.   Baꢁvuranlar, dört polis memuru tarafından dövülmesi sonucunda 16 Ekim 1994 tarihinde   Đstanbul’da bir polis karakolunda 26 yaꢁında hayatını kaybeden Bayram Duran’ın anne ve   babasıdır.   Bayram Duran, 15 Ekim 1994 tarihinde M.Y. adlı ꢁahsın ꢁikâyeti üzerine polis   tarafından gasp suçundan gözaltına alınmıꢁ, konulduğu Gazi karakolunda 16 Ekim 1994   sabah saat 5 sıralarında ölü bulunmuꢁtur.   Aynı tarihte bir “olay yeri ve ceset incelemesi” raporu düzenlenmiꢁ ve Gaziosmanpaꢁa   Cumhuriyet Savcısı, bir adli tabip, Gaziosmanpaꢁa Emniyet Müdürü ve baꢁka dört kiꢁi   tarafından imzalanmıꢁtır. Rapora göre Duran’ın vücudunda mermi ya da kötü muamele iꢁareti   bulunmamakta, ölüm nedeninin belirlenmesi için otopsi yapılması gerekmektedir.   Aynı tarihte savcı görevli polis memurlarının ifadesini almıꢁ, memurlar ꢁahsa gözaltında   kötü muamele uygulanmadığını, kendisine çay ikram etmek için hücresine gittiklerinde onu   ölü bulduklarını savunmuꢁlardır.   Ekim 1994 tarihinde Bayram Duran’a otopsi uygulanmıꢁ, Cerrahpaꢁa Üniversitesi   Hastanesi’nden dört doktor tarafından imzalanan 14 Aralık 1994 tarihli otopsi raporunda ölüm   nedeni kalp yetmezliği olarak belirtilmiꢁtir. Uzmanlar sol skapular bölgede 3 x 8 cm’lik bir   kanama tespit etmiꢁ, ancak bu kanamanın doğrudan ölüm nedeni olmadığı belirtilmiꢁtir.   Aralık 1994 tarihinde savcı, Bayram Duran’ın ölümü ile ilgili takipsizlik kararı   vermiꢁ, kararda 14 Aralık 1994 tarihli otopsi raporuna dayanarak ölüm nedeninin kanama   olmadığı belirtilmiꢁtir.   Birinci baꢁvuran Ali Duran 21 ꢀubat 1995 tarihinde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’ne   itirazda bulunmuꢁ, diğer hususlar yanında Bayram Duran’ın vücudundaki kanamanın nasıl   oluꢁmuꢁ olabileceğini belirtmemesi nedeniyle otopsi raporunun yetersiz olduğunu ileri   ALĐ VE AYꢀE DURAN – TÜRKĐYE KARARI   sürmüꢁtür. Ayrıca karar vermeden önce savcının sadece polis memurlarını sorguladığını,   oğlunun iꢁkence ile öldürüldüğünü ve takipsizlik kararının yaꢁam hakkının bir ihlali olduğunu   savunmuꢁtur.   Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin talebi üzerine Gaziosmanpaꢁa Sulh Ceza   Mahkemesi birinci baꢁvuran ve H.K. ve Ü.Y. adında iki tanığın ifadelerine baꢁvurmuꢁtur.   Mahkeme daha sonra Bayram Duran’ın vücudunda tespit edilen kanamanın kötü muamele   nedeniyle oluꢁmuꢁ olup olamayacağı ve kanama ile ölüm arasındaki iliꢁkinin tespit edilmesi   için bir rapor hazırlanmasını Adli Tıp Kurumu’ndan talep etmiꢁtir.   Mart 1996 tarihinde hazırlanan ve Adli Tıp Kurumu Baꢁkanı dahil altı adli tıp   uzmanı tarafından imzalanan raporda uzmanlar, otopsi raporuna dayanarak Bayram Duran’ın   kalp rahatsızlığı bulunduğunu belirtmiꢁlerdir. Ayrıca kanamanın skapular bölgeye gelen   direkt bir travma nedeniyle oluꢁtuğunu değerlendirmiꢁlerdir. Uzmanlar travmanın yarattığı   baskı ve gözaltı koꢁullarının Bayram Duran’ın kalp rahatsızlığını kötüleꢁtirdiği ve kalp   yetmezliğine yol açtığı kanaatine varmıꢁlardır.   Nisan 1996 tarihinde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi takipsizlik kararını iptal etmiꢁ ve   Bayram Duran’ın yakalanmasına iliꢁkin 15 Ekim 1994 tarihli evrakı imzalayan yedi polis   hakkında cezai iꢁlem baꢁlatma kararı almıꢁtır. Mahkeme, kararında Bayram Duran’ın   ölümünün kendisine uygulanan iꢁkence sonucunda meydana gelmiꢁ olabileceği ve bu nedenle   cezai iꢁlem baꢁlatılması gerektiğini ifade etmiꢁtir.   Haziran 1996 tarihinde Eyüp Cumhuriyet Savcısı Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’ne   sunduğu iddianamede yedi polis memurunu eski Türk Ceza Kanunu’nun 452/2. ve 251.   maddelerine göre ꢁiddet sonucu kasıtsız olarak ölüme sebebiyet vermekle suçlamıꢁtır.   Ağustos 1996 tarihinde Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi kamu güvenliği gerekçesiyle   dava dosyasının Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiꢁtir.   Kasım 1996 – 6 Nisan 2000 tarihleri arasında sanık polis memurları, birinci baꢁvuran   ve çeꢁitli tanıkların ifadesi alınmıꢁtır. 26 ꢀubat 1997 tarihli duruꢁmada birinci baꢁvuran, 22   Haziran 1999 tarihinde de ikinci baꢁvuran maddi ve manevi tazminat talepleri için davaya   müdahil olmuꢁlardır.   Denizli Ağır Ceza Mahkemesi 6 Eylül 2000 tarihli kararında olay zamanında görevli   polis memurları M.S., A.A., A.K. ve Đ.U.’nun belirlenemeyen nedenlerle Duran’ı dövmeleri   sonucunda kasıtsız olarak ölümüne neden oldukları kanaatine varmıꢁ ve sanıkları mahkûm   etmiꢁtir. Sözkonusu ꢁahıslar eski TCK’nın 448 ve 452/2. maddeleri uyarınca beꢁ yıl hapis   cezasına çarptırılmıꢁtır. Mahkeme, A.ꢀ., A.Ç. ve H.A. adlı polis memurlarını ise delil   yetersizliği nedeniyle beraat ettirmiꢁtir. Ağır Ceza Mahkemesi, Bayram Duran’ın baꢁına gelen   darbeye asıl neden olan kiꢁinin belirlenememesini dikkate alarak polis memurlarının hapis   cezalarını eski TCK’nın 463. maddesi gereği 2 yıl 6 aya indirmiꢁtir. Memurların suçu görev   baꢁında iꢁlemiꢁ olmaları nedeniyle cezaları eski TCK’nın 251. maddesi gereği 3 yıl 4 aya   çıkarılmıꢁ, ceza son olarak bazı sanık polis memurlarının ifadelerinin yetkililere dava   olaylarının tespitinde yardımcı olduğu dikkate alınarak TCK’nın 59. maddesi uyarınca her bir   polis memuru için 2 yıl 9 ay 10 güne indirilmiꢁtir. Birinci derece mahkemesi baꢁvuranların   maruz kaldıkları maddi ve manevi zararları talep haklarını saklı tutmuꢁtur.   ALĐ VE AYꢀE DURAN – TÜRKĐYE KARARI   Sanık polis memurları ve avukatı vasıtasıyla birinci baꢁvuran kararı temyiz etmiꢁtir.   Birinci baꢁvuranın avukatı, temyiz dilekçesinde eski TCK’nın 452. maddesinin uygulanması   ve hapis cezalarının yeterince ağır olmamasının birinci derece mahkemesi kararını etkisiz hale   getirdiği ve dolayısıyla Đꢁkenceye Karꢁı Birleꢁmiꢁ Milletler Sözleꢁmesi, Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢁmesi ve Avrupa Đꢁkence ve Đnsanlık Dıꢁı ya da Onur Kırıcı Muamele veya Cezanın   Önlenmesi Sözleꢁmesine ihlal teꢁkil ettiğini savunmuꢁtur.   Ekim 2001 tarihinde Yargıtay, 6 Eylül 2000 tarihli kararı usul yönünden bozmuꢁtur.   Mahkeme, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin ikinci baꢁvuranın davaya müdahil olma talebi   hakkında herhangi bir karar vermediğini belirtmiꢁ ve dava dosyasını Denizli Ağır Ceza   Mahkemesi’ne geri göndermiꢁtir.   Aralık 2001 tarihinde birinci derece mahkemesi ikinci baꢁvuranın davaya müdahil   olma talebini kabul etmiꢁtir. Mahkeme sanıkları bir kez daha mahkûm etmiꢁ ve aynı cezaya   çarptırmıꢁtır. Baꢁvuranların tazminat talep etme hakları saklı tutulmuꢁtur.   Baꢁvuranlar avukatları vasıtasıyla kararı temyize götürmüꢁlerdir. Oğullarının iꢁkence   sonucunda öldüğünü ve birinci derece mahkemesinin dava olaylarını doğru bir ꢁekilde   yorumlayamadığını iddia etmiꢁlerdir. Polis memurlarının AĐHS’nin 3. maddesi, Đꢁkenceye   Karꢁı Birleꢁmiꢁ Milletler Sözleꢁmesi ve Avrupa Đꢁkence ve Đnsanlık Dıꢁı ya da Onur Kırıcı   Muamele veya Cezanın Önlenmesi Sözleꢁmesine uygun olarak eski TCK’nın 243 ve 450/3.   maddeleri uyarınca cinayet suçundan mahkûm edilmeleri gerektiğini savunmuꢁlardır.   Baꢁvuranlar son olarak sanık polis memurlarının kamu görevinden men edilmeleri gerektiğini   iddia etmiꢁlerdir.   Yargıtay 10 Haziran 2003 tarihinde baꢁvuranların temyiz talebini reddetmiꢁ ve 25 Mart   tarihli kararı onamıꢁtır.   Haziran 2005 tarihinde 5237 sayılı yeni TCK’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte A.A.,   A.K. ve Đ.U. mahkumiyetlerinin yeni kanun hükümlerine göre gözden geçirilmesini talep   etmiꢁler, eylemlerinin “küçük yaralanmaya neden olma” olarak değerlendirilmesi gerektiğini   ve halihazırda kamu görevinden men edildiklerini belirtmiꢁlerdir.   Kasım 2005 tarihinde Denizli Ağır Ceza Mahkemesi ꢁahısların mahkumiyetlerini   gözden geçirmiꢁ ve 25 Mart 2002 tarihli kararda değiꢁiklik yapmamıꢁtır. A.A., A.K. ve Đ.U.   karara itiraz etmiꢁtir.   Tarafların son ifadelerine dayanan dava dosyasındaki bilgilere göre dava halen   Yargıtay’da devam etmektedir.   HUKUK   I. BAYRAM DURAN’IN ÖLÜMÜNE ĐLĐꢀKĐN OLARAK AĐHS’NĐN 2., 3., 6. VE 13.   MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢁvuranlar, AĐHS’nin 2., 3., 6. ve 13. maddelerine dayanarak oğullarının güvenlik   güçlerinin elinde iꢁkence ile öldürülmüꢁ olmasından ꢁikâyetçi olmuꢁlardır. Baꢁvuranlar ayrıca   polis memurları hakkında yürütülen yargılamanın makul süre içinde tamamlanmamıꢁ olması   ve oğullarının kötü muamele görmesi ve öldürülmesinden sorumlu olanlara caydırıcı bir ceza   ALĐ VE AYꢀE DURAN – TÜRKĐYE KARARI   verilmemiꢁ olması nedeniyle yetkililerin etkili bir soruꢁturma yürütememiꢁ olmalarından   ꢁikâyetçi olmuꢁtur.   Mahkeme, baꢁvuranlarca dile getirildiği ꢁekliyle yukarıdaki ꢁikâyetlerin temel olarak   kiꢁinin yaꢁamı ve fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü kanun yoluyla koruyan pozitif   yükümlülüklerle ilgili olduğunu (bkz. Öneryıldız – Türkiye [BD], no. 48939/99; Okkalı –   Türkiye, no. 52067/99; Zeynep Özcan – Türkiye, no. 45906/99 ve karꢁıt olarak Dölek –   Türkiye, no. 39541/98) ve bu nedenle AĐHS’nin sadece 2 ve 3. maddeleri temelinde   incelenmesi gerektiğini değerlendirir.   A. Kabuledilebilirlik   1. Tarafların görüꢀleri   Hükümet, baꢁvuranların Sözleꢁme mağduriyetlerini ulusal yetkililer nezdinde dile   getirmediklerini savunmuꢁtur.   Hükümet, ayrıca Gaziosmanpaꢁa Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen soruꢁturma,   dört polis memuru hakkında baꢁlatılan kovuꢁturma ve onların Denizli Ağır Ceza Mahkemesi   tarafından mahkûm edilmesinin iddia edilen AĐHS ihlallerine etkili bir çare oluꢁturduğunu   savunmuꢁtur. Hükümet ayrıca baꢁvuranların ulusal mahkeme kararlarından tatmin olmamaları   halinde idari mercilerden ve sonrasında idare mahkemelerinden tazminat talebinde   bulunabileceklerini ve bulunmaları gerektiğini ifade etmiꢁtir. Hükümet baꢁvuranların mevcut   iç hukuk yollarını tüketmemiꢁ olduklarını belirtmiꢁtir.   Baꢁvuranlar Hükümetin görüꢁlerine cevap olarak ꢁikâyet baꢁvurusu yaparak, polis   memurları hakkında açılan davaya müdahil olarak ve birinci derece mahkemesi ve   Yargıtay’da görülen davanın esası hakkında görüꢁ beyan ederek iç hukuk yollarını tüketmiꢁ   olduklarını savunmuꢁlardır. Ayrıca mahkûm edilmiꢁ olmalarına karꢁın polis memurlarına   caydırıcı bir ceza verilmemiꢁ olduğunu ve hapis cezalarının infazının ertelendiğini ifade   etmiꢁlerdir. Hükümetin belirttiği tazminat yolunun etkili bir yol olmadığını savunmuꢁlardır.   2. AĐHM’nin değerlendirmesi   Hükümetin görüꢁlerinin ilk kısmına iliꢁkin olarak Mahkeme, AĐHM’ye yapılan   ꢁikâyetlerin, en azından esasının, öncelikle, resmi gereklere uygun ꢁekilde ulusal merciler   nezdinde dile getirilmesinin yeterli olduğunu hatırlatır (bkz. Gökçe ve Demirel – Türkiye, no.   51839/99 ve Fressoz ve Roire – Fransa [BD], no. 29183/95).   Bu bağlamda Mahkeme Bayram Duran’ın ölümünü takiben Gaziosmanpaꢁa Cumhuriyet   Savcısının kendi isteğiyle bir soruꢁturma baꢁlattığını ve bunun 29 Aralık 1994 tarihli   takipsizlik kararı ile sona erdiğini gözlemler. Baꢁvuranların itirazı üzerine sözkonusu karar   iptal edilmiꢁ ve yedi polis memuru hakkında dava açılmıꢁ, baꢁvuranlar da bu davaya aktif bir   ꢁekilde katılmıꢁlardır. Hem birinci derece mahkemesi hem Yargıtay önündeki taleplerinde   baꢁvuranlar sanık polis memurlarının sorumluluklarına dair beyanda bulunmanın yanı sıra   oğullarının ölümünün Đꢁkenceye Karꢁı Birleꢁmiꢁ Milletler Sözleꢁmesi, Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢁmesi ve Avrupa Đꢁkence ve Đnsanlık Dıꢁı ya da Onur Kırıcı Muamele veya Cezanın   Önlenmesi Sözleꢁmesine göre kötü muamele yasağı ve yaꢁam hakkına ihlal teꢁkil ettiğini   açıkça belirtmiꢁlerdir.   ALĐ VE AYꢀE DURAN – TÜRKĐYE KARARI   Yukarıdaki hususları dikkate alan Mahkeme, baꢁvuranların Sözleꢁme mağduriyetlerini   ulusal merciler nezdinde dile getirmiꢁ olduklarını tespit etmiꢁtir. Bu nedenle Hükümetin   itirazlarının ilk kısmını reddeder.   Hükümetin sözkonusu davadaki ceza hukuku yolunun baꢁvuranlara yeterli ve etkili   telafi imkanı sunduğu ve baꢁvuranların idari merciler ve sonrasında idare mahkemelerinden   tazminat talebinde bulunmadığı görüꢁüne iliꢁkin olarak Mahkeme, somut baꢁvurunun temelde   kiꢁinin yaꢁamı ve fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü kanun yoluyla koruyan pozitif   yükümlülüklerle ilgili olduğunu hatırlatır. Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin itirazlarının   baꢁvuranların ꢁikâyet konusuyla ayrılamaz ꢁekilde bağlantılı olduğu ve bu hususun davanın   esası ile birlikte incelenmesi gerektiği kanaatindedir (bkz. Okkalı, yukarıda anılan).   Mahkeme, tarafların ifadeleri ıꢁığında baꢁvuranların ꢁikayetlerinin, belirlenmesi   esaslarının incelenmesine bağlı olan, AĐHS bağlamında ciddi hukuki ve olgusal konular   ortaya koyduğu kanısındadır. Bu nedenle sözkonusu ꢁikâyetlerin AĐHS’nin 35/3. maddesi   bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢁvurunun baꢁka   açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder.   B. Esas   1. Tarafların görüꢀleri   Hükümet, Bayram Duran’ın ölümü hakkında yürütülen soruꢁturmanın ivedi, ayrıntılı ve   etkili olduğunu savunmuꢁtur. Bu bağlamda bir otopsi yapıldığı ve olay sırasında görev   baꢁında olan polis memurlarını ifadelerinin derhal alındığını belirtmiꢁlerdir. Ayrıca Denizli   Ağır Ceza Mahkemesi’nin yedi polis memuru hakkındaki yargılamayı titizlikle yürüttüğünü   ifade etmiꢁlerdir. Mahkeme ilgili delilleri toplamıꢁ, tanıkları dinlemiꢁ ve sonrasında   memurlardan dördünü mahkûm etmiꢁtir.   Baꢁvuranlar cevap olarak Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Bayram Duran’ın iꢁkence   ile öldürüldüğünü göz önüne almadığını belirtmiꢁtir. Đꢁlenen suçun Denizli Ağır Ceza   Mahkemesi tarafından eski TCK’nın 452. maddesi kapsamında değerlendirilmesinin hapis   cezalarının uygulanmasının ertelenmesine yol açtığı ve hükümlü memurlara dokunulmazlık   sağladığını ileri sürmüꢁlerdir.   2. AĐHM’nin değerlendirmesi   a. Genel ilkeler   AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin AĐHS’nin en temel hükümlerinden biri olduğunu   yinelemektedir. Sözkonusu madde, istisnasına izin verilmeyen 3. madde ile birlikte, Avrupa   Konseyi’ni oluꢁturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini muhafaza etmektedir.   Bireylerin korunması için bir araç olarak AĐHS’nin amaç ve hedefi, bu hükümlerin   sağladıkları güvenceleri, uygulanabilir ve etkili kılmak amacıyla yorumlanmasını ve   uygulanmasını da gerektirmektedir.   AĐHM, bir kiꢁinin 3. maddeye aykırı olarak polis tarafından ciddi bir kötü muameleye   tâbi tutulduğu yönünde savunulabilir bir iddia ortaya attığı durumlarda, sözkonusu hükmün,   AĐHS’nin 1. maddesinde yer alan devletin “kendi yetki alanı içinde bulunan herkese AĐHS’de   yer alan hak ve özgürlükleri tanıması” genel yükümlülüğüyle birlikte okunduğunda, etkili bir   resmi soruꢁturma yapılması gerekliliğini içerdiğini hatırlatır. Soruꢁturma, sorumluların   ALĐ VE AYꢀE DURAN – TÜRKĐYE KARARI   belirlenmesi ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte olmalıdır. Aksi takdirde, yaꢁam hakkını   koruma yükümlülüğü ve kötü muamelenin yasaklanması, taꢁıdıkları yadsınamaz öneme   rağmen, uygulamada etkisiz olacaktır ve bazı durumlarda Devlet görevlilerinin, fiili bir   dokunulmazlıkla kontrolleri altındaki kiꢁilerin haklarını suistimal etmeleri mümkün olacaktır.   Yerel mahkemelerde dava açılmasına yol açtığı takdirde, 2. ve 3. madde gerekleri resmi   soruꢁturmanın ötesine geçmektedir: kovuꢁturma, yargılama aꢁaması da dahil, bir bütün   olarak, kanunlar ve kötü muamelenin yasaklanması yoluyla yaꢁamın korunmasına iliꢁkin   pozitif yükümlülüğünün gereklerini yerine getirmelidir. Tüm adli kovuꢁturmaların,   mahkumiyet veya belirli bir hüküm giyme ile sonuçlanmasına iliꢁkin kesin bir zorunluluk   bulunmamakla birlikte, yerel mahkemeler hiçbir koꢁul altında yaꢁamı tehdit eden suçların ve   fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yapılan ağır saldırıların cezasız kalmasına izin vermemelidir.   Bu nedenle Mahkeme’nin değerlendirmesi gereken önemli nokta, mahkemelerin   kararlarını verirken, yürürlükteki adli sistemin caydırıcı etkisinin ve bunun, yaꢁam hakkı ve   kötü muamelenin yasaklanmasını engellemede oynaması gereken rolün öneminin   zayıflamaması için davayı AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerininin gerektirdiği titizlikle   davrandıklarının varsayılıp sayılmayabileceği ve ne dereceye kadar varsayılabileceğidir.   Bu bağlamda zımni olarak bir ivedilik ve makul süre zorunluluğu da bulunmaktadır.   Yetkili makamlar tarafından gözaltında tutulduğu sırada ölen bir kiꢁinin davasında yine yetkili   makamların verecekleri ivedi cevabın, hukukun üstünlüğüne bağlılıklarına duyulan kamu   güveninin korunmasında ve kanun dıꢁı fiillere karıꢁtıkları ya da bu fiilleri hoꢁ gördükleri   manzarasının önlenmesinde önemli rol oynadığı kabul edilebilir.   Mahkeme son olarak bir Devlet görevlisinin, iꢁkence veya kötü muamele içeren suçlarla   itham edildiği hallerde soruꢁturma ve yargılama sırasında görevden alınmasının ve mahkum   edildiği takdirde görevine son verilmesinin büyük önem taꢁıdığını yinelemektedir.   b. Genel ilkelerin somut dava koꢁullarına uygulanması   Mahkeme, öncelikle Gaziosmanpaꢁa Cumhuriyet Savcısı tarafından bir ön soruꢁturma   yapıldığını ve bu soruꢁturmanın, takipsizlik kararı ile sonuçlandığını belirtmektedir. Bununla   birlikte, baꢁvuranın sözkonusu karara itirazını müteakiben Denizli Ağır Ceza Mahkemesi   önünde yedi polis memuru aleyhinde cezai takibat baꢁlatılmıꢁ ve bu cezai takibatta,   gerçekleꢁen olaylar karara bağlanmıꢁtır. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi, baꢁvuranların   oğullarının dört polis memuru tarafından dövüldüğünü ve müteakiben öldüğünü tespit   etmiꢁtir. Mahkeme ayrıca dava olaylarının, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tespit   edildiği ꢁekliyle, Mahkeme önünde taraflar arasında ihtilaflı olmadığını belirtmektedir.   Bu nedenle, Mahkeme asıl konuyu, Hükümet’in savunduğu gibi tüm usul   gerekliliklerine uygun bir ön soruꢁturmanın yapılıp yapılmadığının incelenmesinden çok adli   makamların, yetki alanları kapsamındaki kiꢁilerin yaꢁamları ile fiziksel ve ruhsal   bütünlüklerini korumak üzere konan kanunların koruyucuları olarak, sorumlu olanlara   yaptırım uygulamakta kararlı olup olmadıklarının teꢁkil ettiği kanısındadır. ꢀahsi cezai   mesuliyete iliꢁkin iç hukuk meselelerine değinmenin ya da kiꢁilerin suçlu olup olmadıklarına   iliꢁkin karar vermenin Mahkeme’nin görevi olmadığı doğru olmakla birlikte, sorumlu   Hükümet’in uluslararası hukuka iliꢁkin AĐHS bağlamındaki sorumluluğunu yerine getirip   getirmediğine karar vermek için, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin dört polis memurunu   suçlu bulurken göz önüne aldıkları noktaları ve sonuç olarak bu memurlara getirilen cezaları   ALĐ VE AYꢀE DURAN – TÜRKĐYE KARARI   göz ardı etmemelidir. Mahkeme bunu yaparken yerel mahkemelerin, Devlet görevlilerin   iꢁledikleri kötü muamele ve adam öldürme suçları için uyguladıkları yaptırım tercihlerine   saygı göstermelidir. Ancak yine de belli bir teftiꢁ gücü uygulamalı ve suçun ağırlık derecesi   ile verilen ceza arasında açık bir orantısızlık olduğu durumlarda müdahale etmelidir.   Bu bağlamda Mahkeme, M.S., A.A., A.K. ve Đ.U.’nun Bayram Duran’ı döverek   ölümüne kasıtsız olarak sebebiyet verdiğinin tespit edildiğini yinelemektedir. Ayrıca   sözkonusu suçun, iꢁlenmiꢁ olduğu ve bu nedenle polis merkezinde hırsızlık suçlaması ile   gözaltında tutulduğu, burada kendisini döven polis memurlarının kontrolü altında tutulduğu   sırada ve polis memurlarının asıl görevlerinin, Bayram Duran’ı aleyhindeki suçlamalara   iliꢁkin sorgulamak olduğu halde öldüğü tespit edilmiꢁtir. Đlk derece mahkemesi, polis   memurlarının Bayram Duran’ı dövdükleri ve ölümüne sebebiyet verdikleri sırada görevlerini   yerine getirdiklerini göz önüne alarak eski TCK’nın 251. maddesi uyarınca cezayı üçte bir   oranında artırmıꢁtır.   Ancak “verdikleri ifadeler, soruꢁturma ve dava olaylarının tespiti aꢁamasındaki cezai   takibat sırasında yetkili makamlara yardımcı olduğu için” hapis cezaları azaltılmıꢁtır. Polis   memurlarının, Gaziosmanpaꢁa Cumhuriyet Savcısı ve Denizli Ağır Ceza Mahkemesi önünde   ifade vermedikleri, yalnızca sürekli olarak aleyhlerindeki suçlamaları reddettikleri göz önüne   alındığında, AĐHM, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin, takdir yetkisini, tutukluyu kötü   muamele yaparak ölümüne sebep olmak gibi vahim suç oluꢁturan fiilin hiçbir ꢁekilde hoꢁ   görülemeyeceğini göstermekten ziyade, bu fiilin sonuçlarını hafifletmek için kullandığı   kanısına varmaktadır.   Ayrıca, yeni Ceza Kanunu’nun 1 Haziran 2005’te yürürlüğe girmesini müteakiben A.A.,   A.K. ve Đ.U. tarafından Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan dilekçelerden mahkum   edilmiꢁ polis memurlarının, 4616 Nolu Kanun uyarınca ifası ertelendiği için hiçbir zaman   hapis cezalarını çekmedikleri anlaꢁılmaktadır. Mahkeme daha önce de bir devlet görevlisinin,   kötü muamele içeren suçlarla itham edildiği hallerde, cezai takibatın ve cezalandırmanın   zamanaꢁımına uğramamasının ve genel af veya af çıkarma gibi tedbirlere müsaade   edilmemesinin büyük önem taꢁıdığı sonucuna varmıꢁtır. AĐHM, mahkum edilen polis   memurlarının cezalarının ifasının 4616 Nolu Kanun uyarınca ertelenmesinin, kısmi bir genel   aftan farklı olmadığı ve mahkum edilen polis memurlarının, mahkumiyetlerine rağmen   dokunulmazlığa sahip olmaları nedeniyle içtihadı uyarınca müsaade edilemez bir tedbir   olduğu kanısındadır.   Mahkeme, yeni Ceza Kanunu’nun 1 Haziran 2005’te yürürlüğe girmesini müteakiben   A.A., A.K. ve Đ.U. tarafından Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan dilekçelerden,   mahkeme bu hususta bir hüküm vermemesine rağmen sözkonusu polis memurlarının   mahkumiyetleri ardından görevlerine son verildiği anlaꢁılmaktadır. Mahkeme, bu tedbirin   mahkum edilen polis memurlarının cezalarının hiçbir zaman ifa edilmediği gerçeğini telafi   etmeye yeterli olmadığı kanısındadır. Mahkeme, ne cezai kovuꢁturma sırasında ne dava   sonuçlandığında polis memurları hakkında herhangi bir disiplin tedbiri alınmadığını tespit   etmektedir.   Yukarıda kaydedilenler ıꢁığında Mahkeme, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin   değerlendirmesinin, mahkum edilmiꢁ polis memurlarının cezalarının hiçbir zaman ifa   edilmemesi ile birlikte iꢁlenen suç ve verilen ceza arasındaki açık bir orantısızlığa iꢁaret ettiği   kanaatindedir (bkz. mutatis mutandis, Zeynep Özcan kararı 43. paragraf ve karꢁılaꢁtırınız   Dölek kararı 76-83. paragraflar: yerel mahkemenin, baꢁvuranın kocasının, bir güvenlik gücü   ALĐ VE AYꢀE DURAN – TÜRKĐYE KARARI   mensubunun silahını ele geçirmeye çalıꢁtığı sırada sözkonusu güvenlik gücü mensubunca   öldürüldüğünü tespit ettiği, bu kiꢁiyi eski Ceza Kanunu’nun 452. maddesi uyarınca mahkum   ettiği ve 647 Nolu Kanun’un 6. maddesi uyarınca hapis cezasının ifasını ertelediği bir   durumda AĐHM’nin gerekli ꢁahsi sorumluluğun, tespit edildiği ve bu nedenle, etkin bir   soruꢁturma yapıldığı kanısına varmıꢁtır.).   Sonuç olarak, Mahkeme polis memurlarına verilen cezaların ifasının ertelenmesine   iliꢁkin, sözkonusu davada uygulandığı ꢁekliyle ceza hukuku sisteminin, titizlikten uzak   olduğu ve baꢁvuranların ꢁikayetçi olduğu gibi kanun dıꢁı fiillerin etkin ꢁekilde önlenmesini   temin eden caydırıcı bir etkiye sahip olmadığı kanısındadır. Bu nedenle, sorumlu devletin   sözkonusu davada kiꢁilerin yaꢁamlarını ve fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini kanunlar   aracılığıyla koruma hususundaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna   varmaktadır.   Dolayısıyla AĐHM, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesine iliꢁkin ön itirazını   reddetmiꢁ ve AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢁtır.   II. BAYRAM DURAN’IN GÖZALTI KOꢀULLARINA ĐLĐꢀKĐN OLARAK AĐHS’NĐN 3.   MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   AĐHM, AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerinin yukarıda kaydedilen ihlallerini göz önüne   aldığında, Bayram Duran’ın gözaltı koꢁullarına iliꢁkin 3. madde bağlamında ayrı bir karara   varmayı gerekli görmemektedir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢁbu Sözleꢁme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢁmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Maddi Tazminat   Baꢁvuranlar, Bayram Duran’ın öldüğü sırada 26 yaꢁında, evli ve simit satan bir sokak   satıcısı olduğunu belirtmiꢁtir. 14 Mart 1995’te, Bayram Duran’ın ölümünden beꢁ ay sonra,   karısı Erdem Duran isimli bir çocuk doğurmuꢁtur. 7 Nisan 2006’da ilk baꢁvuran, Ali Duran,   torununun kanuni vasisi olmuꢁtur. Baꢁvuranlar, maddi tazminat taleplerine gerekçe göstermek   için Türkiye’deki tazminat davalarındaki gelir kayıplarını hesaplamada uzman bir bilirkiꢁi   tarafından hazırlanan raporu sunmuꢁtur. Türkiye’deki ortalama yaꢁam süresini ve yasal asgari   ücreti göz önüne alan bilirkiꢁi, Bayram Duran’ın oğlunun babasının ölümü nedeniyle uğradığı   ve on sekiz yaꢁına gelene kadar uğrayacağı iddia edilen mali destek kaybını 8,872.06 Yeni   Türk Lirası (YTL) (5,051 Euro) olarak hesaplamıꢁtır. Ancak baꢁvuranlar, bu meblağın faizi   kapsamadığını ileri sürmüꢁtür. Ayrıca, torunlarının eğitim masrafları için 30,000 YTL (   17,081 Euro) talep etmiꢁlerdir. Kısaca baꢁvuranlar, maddi tazminat olarak 50,000 Euro talep   etmiꢁtir.   ALĐ VE AYꢀE DURAN – TÜRKĐYE KARARI   Hükümet, taleplerine gerekçe gösterememeleri nedeniyle baꢁvuranlara tazminat   ödenmemesi gerektiğini belirtmiꢁtir. Talep edilen meblağın, gerçeği yansıtmadığını ve   gerçekçi beklentilere dayanmadığını ileri sürmüꢁtür. Baꢁvuranların sunduğu bilirkiꢁi   raporundaki hesaplamaya itiraz etmiꢁtir. Hükümet son olarak AĐHM tarafından hesaplanan   meblağın, haksız iktisaba yol açmaması gerektiğini ileri sürmüꢁtür.   AĐHM, Hükümet’in baꢁvuranların hesaplamalarında dayandıkları temeli çürütecek   detaylı iddialar öne sürmediğini gözlemlemektedir. Makul bir hesaplama da sunmamıꢁlardır.   AĐHM ayrıca AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlallerini tespit ettiklerini belirtmektedir. 2.   maddenin ihlali ve baꢁvuranların torunlarının uğradığı maddi destek kaybı arasında direkt bir   illiyet bağı bulunduğu kanısındadır. AĐHM, Bayram Duran halen hayatta olsaydı, oğlunun   finansal açıdan kendisine bağlı olacağını kabul etmektedir.   Mukayese edilebilir davalarda ödenmesine karar verilen tazminatları göz önüne alan ve   hakkaniyet temelinde karar veren AĐHM, baꢁvuranlara Bayram Duran’ın oğlu Erdem Duran   için 22,000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiꢁtir.   B. Manevi Tazminat   Baꢁvuranlar AĐHM’nin kendilerine, Bayram Duran’ın ölümüyle birlikte yaꢁadıkları   sıkıntı için 60,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermesini talep etmiꢁtir. Ayrıca,   babasını tanıma ꢁansı bulamadığını ve babasız büyütüleceği için sıkıntı çekeceğini ileri   sürerek Erdem Duran için 50,000 Euro talep etmiꢁlerdir.   Hükümet, sözkonusu meblağın haddinden fazla olduğunu ileri sürmüꢁtür.   AĐHM, AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlal edildiğini tespit ettiğini yinelemektedir.   Ayrıca sözkonusu ihlaller sonucu uğranan manevi zararın yalnızca ihlal tespiti ile telafi   edilemeyeceğini kabul etmektedir. AĐHM, hakkaniyet temelinde, baꢁvuranların her birine   10,000 Euro tazminat ödenmesine karar vermektedir.   C. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢁvuranlar ayrıca AĐHM önünde yaptıkları masraf ve harcamalar için 10,000 Euro   talep etmiꢁtir.   Hükümet, talebin haddinden fazla olduğunu ve gerekçesinin bulunmadığını belirtmiꢁtir.   Baꢁvuranlar tarafından taleplerini destekleyecek bir makbuz ya da belge sunulmadığını ileri   sürmüꢁtür.   AĐHM içtihadına göre, bir baꢁvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, sözkonusu davada, kendisine sunulan   bilgiye ve yukarıdaki ölçütlere dayanarak, AĐHM önünde yaptıkları yargılama masraf ve   giderleri için baꢁvuranlara Avrupa Konseyi’nden aldıkları yasal yardım olan 850 Euro   çıkarılmak üzere 4,000 Euro tazminat ödenmesinin makul olduğu kanısındadır.   ALĐ VE AYꢀE DURAN – TÜRKĐYE KARARI   D. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine   uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢁtir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Hükümetin, baꢁvuranların AĐHS’ye iliꢁkin ꢁikayetlerini yerel makamlar önünde   sunmadıkları hususundaki ön itirazının reddine;   2. Hükümetin, baꢁvuranların idari mahkemeler önünde tazminat talep etmediklerine iliꢁkin ön   itirazının davanın esası ile birleꢁtirilmesine ve reddine;   3. Baꢁvuranın kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   4. AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlal edildiğine;   5. Baꢁvuranların oğullarının gözaltı koꢁulları hususunda AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilip   edilmediğini ayrıca incelemenin gerekli olmadığına;   6. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢁtiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere   aꢁağıda kaydedilen miktaları ödemesine;   (i) baꢁvuranlara, Bayram Duran’ın oğlu Erdem Duran için ödenebilecek her türlü vergi   ile birlikte maddi tazminat olarak toplam 22,000 Euro (yirmi iki bin Euro);   (ii) baꢁvuranların her birine, ödenebilecek her türlü vergi ile birlikte manevi tazminat   olarak 10,000 Euro (on bin Euro);   (iii) baꢁvuranlara Avrupa Konseyi’nden aldıkları yasal yardım olan 850 Euro (sekiz   yüz elli Euro) çıkarılmak üzere yargılama masraf ve harcamaları için ödenebilecek her türlü   vergi ile birlikte toplam 4,000 Euro (dört bin Euro) tazminat ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına   kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç   puan fazlasına eꢁit oranda basit faiz uygulanmasına;   7. Adil tatmine iliꢁkin diğer taleplerin reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢁbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢁ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları uyarınca 8 Nisan 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢁtir.   Santiago QUESADA   Kâtip   Josep CASADEVALL   Baꢁkan   10

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło