43379/02

WyrokETPCz2006-12-12ECLI:CE:ECHR:2006:1212JUD004337902

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długość postępowania karnego przeciwko skarżącemu, trwającego 7 lat i 5 miesięcy, naruszyła jego prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Europejskiej Konwencji Praw Człowieka?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że całkowita długość postępowania karnego (7 lat i 5 miesięcy) była nadmierna i nie spełniała wymogu „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1 Konwencji. Stwierdził, że sąd pierwszej instancji niepotrzebnie przedłużał postępowanie, odmawiając rozdzielenia sprawy skarżącego od sprawy współoskarżonego, który ukrywał się przed wymiarem sprawiedliwości, mimo wielokrotnych wniosków skarżącego. Ponadto, Trybunał zauważył niewyjaśnione trzyletnie opóźnienie między wydaniem wyroku przez sąd pierwszej instancji a decyzją Sądu Kasacyjnego. Trybunał podkreślił, że państwa-strony mają obowiązek zorganizować swoje systemy sądownicze w sposób zapewniający przestrzeganie wymogu rozsądnego terminu.
Stan faktyczny
Skarżący, Faruk Selek, urzędnik miejski w Stambule, został aresztowany w grudniu 1994 r. pod zarzutem oszustwa. W styczniu 1995 r. wszczęto przeciwko niemu postępowanie karne. W trakcie procesu sąd pierwszej instancji odmawiał rozdzielenia sprawy skarżącego od sprawy współoskarżonego, który był poszukiwany. W maju 1999 r. skarżący został skazany na grzywnę i karę pozbawienia wolności w zawieszeniu. Sąd Kasacyjny utrzymał wyrok w maju 2002 r., korygując jedynie wysokość grzywny. Całe postępowanie trwało 7 lat i 5 miesięcy.
Rozstrzygnięcie
ETPCz jednogłośnie: 1. Uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 § 1 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz skarżącego 3 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku. 4. Oddalił pozostałe roszczenia skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

ଘG   ଘ AVRUPA   AVRUPA   CONSEIL DE   ÖFEUROPE   L'EUROPE   KONSEYİ   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ĶrĶujĶGkhĶyl   zlslrGTG{âyrĶG€l   (Başvuru no. 43379/02)   rhyhypuG܁l{GÍl}ĶyĶzĶG   z{yhi|ynG   XYG   h™ˆ“ķ’GYWW]   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   İşbu karar AÎH S’nin 44 § 2. Maddesi'nde belirlilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   olup, şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Davanın nedeni, Türk vatandaşı Faruk Selek’in (“başvuran”), İnsan Haklarının ve Temel   Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. Maddesi uyarınca, Türkiye   Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 13 Kasım 2002   tarihinde yapmış olduğu 43379/02 no’lu başvurudur.   "• Başvuran, T. Esen, Ö. Öker ve S.P. Çelik tarafından temsil edilmiştir.   AİHM (Üçüncü Daire), 16 Eylül 2004 tarihinde başvurunun kısmen kabuledilmez   Olduğuna ve takibatın süresiyle ilgili şikayeti Hükümet’e bildirmeye karar vermiştir.   AİHS’nin 29 § 3. Maddesi’ni uygulayarak, başvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını aynı   zamanda karara bağlamaya karar vermiştir.   : 1 Kasım 2004 tarihinde, AİHM, dairelerinin yapısını değiştirmiştir (Mahkeme İç Tüzüğü   § 1. Madde). Bu dava, yeni kurulan İkinci Daire’ye havale edilmiştir (Mahkeme İç Tüzüğü   § 1. Madde).   ( OLAYLAR   DAVANIN OLAYLARI   doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir.   Başvuran İstanbul Belediyesi’nde memur idi.   Aralık 1994 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memurları   tarafından dolandırıcılık yaptığı şüphesiyle gözaltına alınmıştır. Polis önünde suçlamaları   kabul etmiştir.   ^ . 26 Aralık 1994 tarihinde İstanbul Sulh Hukuk Mahkemesinde tetkik hakiminin huzuruna   çıkarılmış, hakim başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.   - Cumhuriyet Savcısı 2 Ocak 1995 tarihinde, başvuran ve üç sanık (O.I., M.T. ve N.S.)   hakkında İstanbul 7. Ceza Mahkemesi’ne bir iddianame sunmuş, Türk Ceza Kanunu’nun 503   § 1. ve 522. M addeleri uyarınca dolandırıcılık yapm aktan cezalandırılm alarını talep etm iştir.   Cumhuriyet Savcısı ayrıca adi suçun sözkonusu olması nedeniyle Memurin Muhakeıneti   Kanunu’nun bu davaya uygulanmamasına karar vermiştir.   . C e z a M a h k e m e s i 2 4 O c a k 1 9 9 5 ta r ih in d e y a r g ıla m a y ı b a ş la tm ış tır . M a h k e m e 3 Ş u b a t   tarihinde başvuran ve diğer iki davalıyı dinlem iştir. B aşvuran, karakolda verdiği   ifadenin baskı altında alındığım iddia ederek, kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiştir.   Şubat 1995 tarihli bir sonraki duruşmada, mahkeme, başvuran ve iki sanığı serbest   bırakmıştır. Ayrıca firardaki O.I. ile ilgili verilen gıyabi tutuklama emrinin sürmesine karar   vermiştir.   İstanbul Cumhuriyet Savcısı, 10 Mart 1995 tarihinde, başvuranın dolandırıcılık ile ilgili   olarak mevkiini kötüye kullandığı iddialarına ilişkin soruşturma başlatmıştır. Soruşturma   süreci içinde, Cumhuriyet Savcısı, başvuranın deviet memuru olması nedeniyle, davayla ilgili   yargı yetkisi bulunmadığına karar vermiştir. Bundan dolayı, Devlet Memurlarının   Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca başvuranı yargılama yetkisi istemek için   dosyayı İstanbul îl İdare Kurulu’na göndermiştir.   İ l İ d a r e K u r u l u , 7 A r a l ı k 1 9 9 5 t a r i h i n d e , b a ş v u r a n ı n y a r g ı l a n m a s ı n ı o n a y l a m a m a k a r a r ı   vermiştir.   Danıştay, 20 Ocak 1998 tarihinde, bu kararı iptal edip, başvuranın yargılanmasına karâr   vermiştir. Ardından, Cumhuriyet Savcısı, 25 Mart 1998 tarihinde İstanbul 11. Ceza   Mahkemesi’ne, başvuranı mevkiini kötüye kullanmakla suçlayan başka bir iddianame   sunmuştur.   A ralık 1998 tarihinde, 11. C eza M ahkem esi, burada bekleyen davayı, 7. C eza   Mahkemesinde süren yargılamayla birleştirmeye ve dava dosyasını 7, Ceza Mahkemesi’ne   göndermeye karar vermiştir.   Mart 1996 ile 3 Kasım 1998 tarihleri arasında görülen on durüşmalık yargılama   sürecinde, başvuranın avukatı mahkemeden müvekkilinin davasını diğerlerinden ayırmasını   Ve böyle karara bağlamasını açık bir biçimde talep etmiştir. Mahkeme her seferinde bu   talepleri O.I.’nin aranması nedeniyle reddetmiş, arama emrinin sonucunun beklenmesi   nedeniyle duruşmaların ertelenmesine karar vermiştir. Bunlardan özellikle 25 Kasım 1997   tarihinde gerçekleşen duruşmada, başvuranın avukatı mahkemeyi, O.I.’nin yurtdışma   kaçtığını duyduğu konusunda bilgilendirmiştir. Ayrıca müvekkilinin yargılamanın uzatılması   sonucunda mağdur edildiğini ifade etmiştir.   Mayıs 1999 tarihinde mahkeme, O.I.’nin bulunamaması nedeniyle O.I. ile ilgili cezai   yargılamanın ayrı olarak ele alınması gerektiğine karar vermiştir. Mahkeme aynı gün   başvuranı suçlu bulmuş ve para cezasıyla on ay hapis cezasına çarptırmıştır. Hapis cezası para   cezasına çevrilmiş ve ceza 647 Sayılı Kanun’un (Cezaların İnfazı Hakkında Kanun ) 6.   Maddesi uyarınca ertelenmiştir.   Başvuran ve Cumhuriyet Savcısı karara itiraz etmiş, başvuran, suçlu bulunabileceği somut   bir delilin bulunmadığını iddia etmiştir.   Yargıtay, 27 Mayıs 2002 tarihinde itiraz nedenlerini kabul etmemiş ancak başvurana   verilen para cezasının miktarının yanlış hesaplanması nedeniyle kararı bozmuştur, Yargıtay   davanın yeniden görülmesine hükmetmemiş, para cezasında indirime giderek yanlışlığı   düzeltmiş ve kararı bu değişiklikle onamıştır.   HUKUKA İLİŞKİN   I. A ÎH S ’N İN 6 § 1. M A D D E S Î’N İN İH L A L E D İL D İĞ İ İD D İA S I   Başvuran, aleyhindeki cezai yargılamanın AİHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin öngördüğü   biçimde makul süre içinde karara bağlanmadığından şikayetçi olmuştur. 6 § 1. Madde’ııiıı   ilgili kısınılan aşağıdaki gibidir:   “ Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... [bir]   mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir...”   h UG r ˆ ‰ œ “Œ ‹ “Œ ‰ “™ “’   Hükümet, AİHM’den, şikayeti, AİHS’nin 35 § 1. Maddesi uyarınca iç hukuk yollarını   tüketme koşulunu yerine getiremediği için kabuledilmez olduğu gerekçesiyle reddetmesini   istemiştir. Başvuranın, şikayetinin içeriğini, böyle konuları inceleme yetkisi her zaman   bulunan ulusal mahkemelere sunmadığım öne sürmüştür.   AÎHM, iç hukuk yollarını tüketme zorunluluğunun, yalnız* başvuranın, daya konusu   duruma çözüm bulacak ve iddia edilen ihlalleri telafi edebilecek etkili ve yeterli başvuru   yollarından normal biçimde yararlanmasını gerektirdiğini yineler.   AÎHM, Türk hukuk sisteminin ne yargılamayı hızlandıracak bir çözüm ne de sözkonusu   zamanda, ertelemeler için tazminat sağladığını gözlemler. Dolayısıyla AÎHM, başvuranın   AİHS’nin 35 § 1. Maddesi’nde belirtilen amaçlar doğrultusunda yararlanabileceği, usulüne   uygun ve etkili başvuru yollarının bulunmadığı sonucuna varır (bkz. Hatimem - Çek   Cumhuriyeti, 53341/99). Bu nedenle Hükümet’in ön itirazını reddeder.   ( AİHM, başvurunun, AÎHS’niıı 35 § 3. Maddesi çerçevesinde dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeder. Ayrıca, başka bakımlardan da kabuledilmez olmadığını, bu nedenle   kabuledilebilir olarak beyan edilmesi gerektiğini kaydeder.   i UGl šèš“ˆ ™   AİHM, göz önünde bulundurulması gereken sürenin 22 Aralık 1994 tarihinde başvuranın   gözaltına alınmasıyla başlayıp 27 Mayıs 2002 tarihinde Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin   kararını onamasıyla sona erdiğini kaydeder. Dolayısıyla iki aşamalı yargı kararının alınması   yedi yıl beş ay sürmüştür.   Hükümet, bu davada, yetkili makamların yargılamayı zaman kaybetmeden başlattığını   ileri sürmüştür. Ulusal mahkemenin, sanıklardan birinin (O.I.) firarda olması nedeniyle   güçlük çekmesine ve başvuranın, dâvasının O.I.’ninkinden ayrılmasının gecikmeye neden   olduğu iddialarına rağmen, bu durum yargılama süresini uzatmamıştır. Ulusal mahkemenin,   adaletin doğru işleyebilmesi için cezai yargılamayı uygun zaman olan 20 Mayıs 1999 tarihine   dek ayırmadığını savunmuştur. Ayrıca, bazı tanıkların sözlü delillerinin elde edilmesi   gerektiğini belirtmiştir.   k Başvuran iddialarını sürdürmüştür.   AİHM, yargılamanın uzunluğunun makul olup olmadığının, davanın koşullarının ışığında   ve davanın karmaşıklığı, başvuran ve ilgili makamların tavrı gibi ölçütlere bağlı olarak   değerlendirilmesi gerektiğini yineler (diğerlerinin yanısıra bkz. Peîissier ve Sassi - Fransa,   25444/94).   AİHM, biri haricinde tüm sanıkların 20 Mayıs 1999 tarihine dek görüşlerini sunmaları   nedeniyle, başvuran aleyhindeki ceza davasına ilişkin kararın aslında bu tarihten önce   verilebileceğini kaydeder. Ancak başvuranın, mahkemenin yargılamaya kendi davasını ayrıca   görerek devam etmesi konusundaki ısrarlı taleplerine rağmen, firardaki sanığın aranması   nedeniyle yargılama uzatılmıştır. AİHM ayrıca, ilk derece mahkemesinin 20 Mayıs 1999   tarihli kararıyla Yargıtay’ın 27 Mayıs 2002 tarihli karan arasında üç yıllık bir sürenin   geçtiğini gözlemler. Hükümet bu gecikme için hiçbir açıklama sunmamıştır.   AİHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin, Sözleşmeye Taraf Devletler’e, kendi adli sistemlerini,   mahkemelerinin bu Madde’nin tüm koşullarını yerine getirebilecekleri biçimde düzenleme   görevi verdiğini anımsayarak (bkz. Arvelakis - Yunanistan, 41354/98), AİHM , ulusal   mahkemelerin bu davada yargılamayı hızlandırmak için daha katı tedbirler uygulayabileceği   sonucuna varmaktadır.   Yukarıda anılanlar ışığında, AİHM, sözkonusu yargılamanın toplam süresinin, AÎHS’nin   § 1. M a d d e s i ’n d e ö n g ö r ü l e n “ m a k u l s ü r e k u r a l ı y l a ” u y u ş m a d ı ğ ı s o n u c u n a v a r m ı ş t ı r .   Buna göre bu Madde ihlal edilmiştir.   I I . A İ H S ’N İ N 4 1 . M A D D E S İ ’N İ N U Y G U L A N M A S I   AİHS’nin 41. Maddesi’ne göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ıhlat edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   h U G { ˆ ¡ ”  • ˆ ›   Başvuran, maddi tazminat olarak 26.394 Euro karşılığı 50.000 Yeni Türk Lirası (YTL),   manevi tazminat olarak ise 100.000 YTL (52.786 Euro) talep etmiştir.   Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.   AÎHM, başvuranın maddi tazminat talebiyle tespit edilen ihlal arasında nedensellik ilişkisi   bulamamıştır. Buna göre, AÎHM, bu başlık altında tazminat ödenmemesine karar vermiştir.   Öte yandan, başvuranın, yargılamanın süresi nedeniyle, ihlalin tespit edilmesiyle yeterli   ölçüde telafi edilemeyecek manevi zarara uğramış olabileceğini kabul etmektedir. AÎHM,   tarafsızlık esasıyla, başvurana, 3.500 Euro manevi tazminat Ödenmesine karar vermiştir.   i U G t ˆ  ’ Œ ” Œ G ” ˆ š ™ ˆ  “ ˆ ™ ķ   Başvuran, ayrıca, ulusal malikemelerde ve AİHM’de meydana gelen mahkeme masrafları   için 5.000 YTL (2.639 Euro) ödenmesini talep etmiştir.   Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.   AİHM, elindeki bilgi ve belgeler ışığında ve tarafsızlık esasıyla, başvurana mahkeme   masrafları için toplam 1.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   j U G n Œ Š  ’ ” Œ Gm ˆ  ¡    AİHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nuı kısa vadeli kredilere uyguladığı   marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiştir.   BU NEDENLERLE AÎHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kalaıı kısmının kâbuledilebilir olduğuna;   2.■AİHS’nin 6 § 1. M addesinin ihlal edildiğine;   . (a ) S o ru m lu D e v le t’in , m a n e v i ta z m in a t o la ra k 3 .5 0 0 E u ro ’y u (ü ç b in b e ş y ü z E u fö ),   mahkeme masrafları içinse 1.000 Euro’yu (bin Euro), AİHS’nin 44 § 2. Maddesi5ne göre   nihai kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur   üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevirerek, başvurana ödemesine;   (b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen stire   için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Baııkasinın o dönem için geçerli faizinin üç   puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.   ;4, Başvuranın adil tazmin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.   İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nüıı 77. M addesinin 2. Ve   3. f ı k r a l a r ı u y a r ı n c a 12 A r a l ı k 2 0 0 6 t a r i h i n d e y a z ı l ı o l a r a k t e b l i ğ e d i l m i ş t i r .   S . D Ö L L E   Zabıt Katibi   J.-P. COSTA   Başkan   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło