4341/04
WyrokETPCz2009-10-06ECLI:CE:ECHR:2009:1006JUD000434104
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata podczas przesłuchań w areszcie i wykorzystanie zeznań uzyskanych w tych warunkach jako dowodu w procesie karnym narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 i 3 lit. c Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak dostępu skarżącej do adwokata podczas siedmiodniowego aresztu, w trakcie którego była przesłuchiwana przez siły bezpieczeństwa, prokuratora i sędziego dyżurnego, stanowił naruszenie art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji w związku z art. 6 ust. 1. Trybunał podkreślił, że zeznania obciążające uzyskane w tych warunkach, a następnie wykorzystane przez sąd krajowy jako podstawa skazania, podważyły rzetelność całego postępowania. Mimo stwierdzonych obrażeń u skarżącej w trakcie aresztu, sąd krajowy nie zbadał należycie kwestii wymuszonych zeznań, co uniemożliwiło zastosowanie sankcji wobec nielegalnych metod uzyskiwania dowodów.Stan faktyczny
Skarżąca, Tülin Soyhan, została aresztowana 7 października 1998 r. w Izmirze pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji DHKP/C. Podczas siedmiodniowego aresztu była przesłuchiwana bez obecności adwokata i złożyła zeznania obciążające. W trakcie aresztu stwierdzono u niej obrażenia ciała, w tym siniaki i otarcia. Zeznania te, mimo późniejszego odwołania przez skarżącą i zarzutów złego traktowania, zostały wykorzystane przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule jako podstawa do skazania jej na dożywotnie więzienie za próbę obalenia porządku konstytucyjnego.Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał skargę dotyczącą naruszenia art. 6 Konwencji za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 i 3 lit. c Konwencji. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skargi na podstawie art. 6 ust. 2 Konwencji. Zasądził skarżącej 3 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Odrzucił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
SOYHAN -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:4341/04)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ekim 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (4341/04) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaꢀı)
Tülin Soyhan’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 30 Aralık 2003 tarihinde
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan
Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından S. Epçeli tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran, 1976 doğumludur ve Đstanbulda ikâmet etmektedir.
Yasadıꢀı örgüt DHKP/C (Devrimci Halk Kurtuluꢀ Partisi/Cephesi) üyesi olduğundan
ꢀüphelenilen baꢀvuran, 7 Ekim 1998 tarihinde Đzmir’de yakalanarak göz altına alınmıꢀtır. Ekim 1998 tarihinde muayene edilmek üzere Adli Tıp Kurumuna sevk edilen baꢀvuran,
tutuklandığı sırada dudağından yaralandığını beyan etmiꢀtir. Adli Tıp raporunda, ilgili ꢀahsın
alt dudağının iç kısmında çok yüzeysel bir sıyrıktan baꢀka herhangi bir yara veya darp izine
rastlanmadığı belirtilmiꢀtir. Ekim 1998 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğüne götürülen baꢀvuran, 13 Ekim tarihine
kadar burada tutulmuꢀ ve daha sonra tekrar Đzmir Emniyet Müdürlüğüne geri gönderilmiꢀtir.
Baꢀvuran, Đstanbul’a sevk edilmeden önce doktor kontrolünden geçirilmiꢀ ve uçak ile seyahat
etmesinde tıbbi yönden sakınca olmadığına karar verilmiꢀtir. Ekim 1998 tarihinde, Đstanbul Terörle Mücadele ꢁubesine bağlı polislerin düzenlediği
ifade tutanağına göre baꢀvuran, ihtilaflı örgüte üye olduğunu, bu örgüt bünyesinde eylemlere
katıldığını ve özellikle bombalı saldırıların hazırlanma ve organizasyonunda yer aldığını itiraf
etmiꢀtir.
Baꢀvuran, 13 Ekim 1998 günü saat 10 : 30’da doktor muayenesinden geçirilmiꢀ ve vücudunda
herhangi bir yara ve darp izine rastlanmamıꢀtır. Saat 20 : 15’te, baꢀvuranı muayene eden
Đzmir Üniversite Hastanesi doktoru düzenlediği geçici raporda vücudun farklı bölgelerinde
çeꢀitli ekimozların tespit edildiğini bildirmiꢀtir. Ekim 1998 tarihinde doktor muayenesinden geçirilen baꢀvurana aꢀağıdaki tespitler
yapılmıꢀ ve üç gün iꢀ göremez raporu verilmiꢀtir :
« (...)sol elmacık bölgede üzeri hafifçe kabuk tutmaya baꢀlamıꢀ sıyrık, sağ arka koltuk altında ortası açık mor
çevresi fıstıki yeꢀil sarımtırak renkte ekimoz, sol arka koltuk altında ortası açık mor çevresi fıstıki yeꢀil renkte
ekimoz, sırtının sol yanında ortası açık mor çevresi fıstıki yeꢀil renkte ekimoz, sırtının sol yanında ortası açık
mor çevresi fıstıki yeꢀil renkte ekimoz, göğüsünün sol yanında sol memesi üst dıꢀ kısımda sıyrık ve ekimoz, her
iki kolunda fıstıki yeꢀil sarımtırak renkte ekimoz . »
Baꢀvuran, aynı gün ifadesi alınmak üzere Đzmir Cumhuriyet savcısı önüne çıkarılmıꢀtır.
Baꢀvuran bu ifadesinde ihtilaflı örgüte üye olduğunu, özellikle bombalı saldırılar olmak üzere
bu örgüt bünyesinde birçok eyleme katıldığını kabul etmiꢀtir. Baꢀvuran, Đzmir Emniyet
Müdürlüğündeki gözaltı sırasında baskı, ꢀiddet ve kötü muameleye maruz kaldığını ileri
sürmüꢀtür. Baꢀvuran, gözaltında verdiği ifadeyi kısmen kabul etmiꢀ, bombalı saldırılara
katıldığını tekrarlamıꢀ ve bu konuda ayrıntılı bilgiler vererek bazı düzeltmeler yapmıꢀtır.
Baꢀvuran, aynı gün içerisinde Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi tarafından
dinlenmiꢀtir. Baꢀvuran, hakim önünde verdiği ifadede Cumhuriyet savcısına sözkonusu örgüte
üye olduğu ve bombalı saldırılara katıldığı yönünde verdiği ifadeyi doğrulamıꢀtır. Baꢀvuran
ayrıca, gözaltı sırasında baskı ve iꢀkenceye maruz kalmıꢀ olmasına rağmen, o zaman verdiği
ifadenin gerçek olduğunu beyan etmiꢀtir.
Baꢀvuranı 15 Ekim 1998 tarihinde muayene eden Uꢀak Devlet Hastanesinde görevli iki
doktor düzenledikleri raporda aꢀağıdaki tespitleri yapmıꢀlardır :
« Her iki aksiller bölgede, sol hemithraksa arka yüzde 2-3 cm’lik hafif ekimotik izler Sol zigomatik bölgede 2x2
cm’lik sıyrık. Sağ omuz hareketlerinde kısıklılık ve ağrı.Omuzda ekimoz. Her iki kolda nörovesküler ve
kemiksel patoloji yok. »
A. Baꢀvuranın kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki ꢀikâyeti Ekim 1998 tarihinde baꢀvuran, kötü muamele uyguladıkları gerekçesiyle Đzmir ve
Đstanbul’da kendisini gözaltına alan polisler hakkında Uꢀak Cumhuriyet savcısına suç
duyurusunda bulunmuꢀtur. Aralık 1998 tarihinde, Đzmir Cumhuriyet savcısı baꢀvuranın suçladığı Đzmir Terörle
Mücadele ꢁubesi polisleri hakkında takipsizlik kararı vermiꢀtir. Cumhuriyet savcısı karar
gerekçesinde, baꢀvuranın gözaltına alındığı tarih olan 8 Ekim 1998 gününe ait doktor
raporunda vücudunda hiçbir yara ve darp izine rastlanmadığını ; Đstanbul’a sevkinden önce 10
Ekim 1998 tarihinde Đzmir hastanesinde muayene edildiğini ve doktorların uçakla seyahat
etmesinde tıbbi yönden sakınca olmadığına dair rapor düzenlediğini; baꢀvuranın Đstanbul’dan
geri döndüğünde tekrar gözaltına alınmadan önce 13 Ekim 1998 tarihinde Đzmir Üniversite
Hastanesinde tekrar muayene edildiğini ; doktorların ancak bu muayenede vücudun değiꢀik
yerlerinde çeꢀitli ekimozlar tespit ettiğini ve kendisine üç gün iꢀ göremez raporu verildiğini
belirtmiꢀtir. Savcı tüm bu unsurları değerlendirerek, baꢀvuranın yaralarının Đzmir’de
gözaltında tutulduğu sırada değil, Đstanbul Terörle Mücadele ꢁubesinde bulunduğu sırada
meydana geldiği sonucuna varmıꢀtır. Savcı böylece baꢀvuranın Đzmir’deki polisler tarafından
iꢀkence uygulanarak zorla itiraf ettirildiği yönündeki iddialarının mesnetsiz olduğuna karar
vermiꢀtir.
Đstanbul Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanunu’nun 243. maddesinin 1. fıkrası gereğince 22
Temmuz 1999 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğüne bağlı iki polis memurunu kötü
muamele uygulamakla suçlamıꢀtır. Aralık 1999 tarihinde, baꢀvuranın tutuklu bulunduğu cezaevi müdürlüğü Cumhuriyet
savcısına baꢀvuranın duruꢀmaya katılmayı reddettiğini bildirmiꢀtir. Nisan 2000 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi delil yetersizliğinden davalı polislerin
beraatine karar vermiꢀtir. Mahkeme bu konuyla ilgili olarak, 13 Ekim 1998 tarihli Adli Tıp
raporunda hiçbir yara ve darp izine rastlanmadığı belirtilse de, aynı gün Đzmir Üniversite
Hastanesinde düzenlenen raporda, Adli Tıp Kurumu Đzmir ꢁube Müdürlüğünün 14 Ekim
tarihli raporu ve yine Uꢀak Devlet Hastanesinin 15 Ekim tarihli raporunda baꢀvuranın
vücudunda yara ve darp izleri ile vücudun farklı yerlerinde ağrı tespit edildiğini kaydetmiꢀtir.
Bununla birlikte, ilgili ꢀahıs duruꢀmaya katılmayı reddettiği için, ağır ceza mahkemesi
dosyada suçlu olduklarını gösteren yeterli kanıt belgesi bulunmadığına ve suçlanan polislerin
teꢀhis edilmesinin mümkün olmadığına hükmetmiꢀtir.
B. Baꢀvuran aleyhine yürütülen ceza kovuꢀturmaları Kasım 1998 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı (« savcı »)
baꢀvuranı Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini devirme giriꢀiminde bulunmak ve
silahlı terör örgütüne üye olmakla suçlamıꢀtır. Savcı, baꢀvuranın Türk Ceza Kanunu’nun 146.
maddesinin 1. fıkrası gereğince mahkûm edilmesini istemiꢀtir.
Baꢀvuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (« Devlet Güvenlik Mahkemesi») önünde
diğer yirmi sanığın da dahil olduğu bir dava çerçevesinde yargılanmıꢀtır. Kasım 1998 ve 14 Nisan 1999 tarihlerinde baꢀvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi
baꢀkanlığından tahliyesini talep etmiꢀtir. Baꢀvuran, kötü muameleye (filistin askısı, elektrik
ꢀoku, yumruk, cinsel taciz v.b.) maruz kaldığını tekrarlamıꢀ ve bu yüzden polislerin istediği
tüm belgeleri imzaladığını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran ayrıca, yeniden kötü muameleye maruz
kalacağından ve polislerin tehditlerinden korktuğu için Cumhuriyet savcısı ve nöbetçi hakim
önünde gözaltı ifadelerini kabul ettiğini açıklamıꢀtır. Baꢀvuran, kendisine isnad edilen tüm
suçlamaları ve söz konusu örgüte üyeliğinireddetetmiꢀtir. Nisan 2002 tarihinde, baꢀvuranın avukatı savunmasını sunmuꢀ ve zorla alınan itiraf ifadeleri
dıꢀında aleyhte hiçbir delil bulunmadığını belirterek müvekkilinin beraatını talep etmiꢀtir.
Avukat, 10 Temmuz 2002 tarihinde müvekkilinin gözaltı süresinin AĐHS’nin hükümlerine ve
AĐHM’nin içtihadındaki gereksinimlere aykırı olduğunu savunmuꢀtur. Avukat ayrıca zor
kullanılarak alındığı için ifadelerin delil olarak kabul edilemeyeceğini kaydetmiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 25 Ekim 2002 tarihinde baꢀvuranı 4771 sayılı yasanın 1/A
maddesi gereğince ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmiꢀtir. Mahkeme karar gerekçesinde,
dosyadaki unsurları ve özellikle baꢀvuranın gözaltı sırasında verdiği ifadeyi, Cumhuriyet
savcısı ve nöbetçi hakim önünde verdiği ifadeleri, olay yeri denetim, kimlik tespiti,
yüzleꢀtirme ve tutuklama tutanaklarını, alınan parmak izlerini, parmak izleriyle ilgili bilirkiꢀi
raporlarını, baꢀvurana ait doktor raporlarını ve suçortaklarının uyuꢀan ifadelerini dayanak
olarak göstermiꢀtir.
Yargıtay, 1 Temmuz 2003 tarihinde baꢀvuranın mahkûmiyet kararını onamıꢀtır.
HUKUK
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN
A. AĐHS’nin 3. ve 13. maddeleri hakkında
Hükümet, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafında yer alan altı aylık süre gereksinimine
uyulmadığı gerekçesiyle baꢀvuranın AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine dayalı ꢀikâyetlerinin
AĐHM tarafından reddedilmesini talep etmektedir. Hükümet, baꢀvuranın iddialarıyla ilgili
davanın 24 Aralık 1998 tarihinde Đzmir Cumhuriyet savcısının takipsizlik kararıyla
sonuçlandığını ve suçlanan polislerin ağır ceza mahkemesi tarafından 3 Nisan 2000 tarhinde
beraat ettirildiğini ; buna karꢀın mevcut baꢀvurunun ancak 30 Aralık 2003 tarihinde
sunulduğunu kaydetmektedir. Hükümet ayrıca, baꢀvuranın iç hukuk yollarını tam olarak
tüketmediğini savunmaktadır.
Baꢀvuran, zaten etkili olmayan iç hukuk yollarını tüketmenin gerekli olmadığı kanaatindedir.
Ayrıca baꢀvurana göre, söz konusu koꢀullarda maruz kaldığı kötü muamelenin psikolojik
etkileri devam edeceğinden, ihlalin de devam etmesine neden olacaktır. Son olarak baꢀvuran,
polisler hakkında ceza davası açıldığı konusunda kendisinin gereği gibi bilgilendirilmediğini,
bu yüzden söz konusu yargılamaya katılamadığını ileri sürmektedir.
Dosyadaki unsurlar ile tarafların verdiği bilgileri inceleyen AĐHM, suçlanan polisler hakkında
iki ceza davası yürütüldüğünü gözlemlemektedir. Đlk dava, Đzmir polislerine karꢀı açılmıꢀ ve Aralık 1998 tarihinde Cumhuriyet savcısının takipsizlik kararıyla sonuçlanmıꢀtır. Oysa
dosyadaki unsurlara bakıldığında, baꢀvuranın ağır ceza mahkemesi önünde itiraz etmediği
gibi bu ihtilaflı takipsizlik kararını müteakiben altı ay içerisinde AĐHM’ne baꢀvurmadığı da
anlaꢀılmaktadır. Đkinci dava, Đstanbul polislerine karꢀı açılmıꢀ ve ilgili ꢀahısların 3 Nisan 2000
tarihinde beraat etmesiyle sonuçlanmıꢀtır. Halbuki, dosyadaki unsurları inceleyen AĐHM,
baꢀvuranın duruꢀmaya katılmak üzere mahkemeye davet edildiğini ancak kendisinin bunu
reddettiğini, dolayısıyla bu yargılama hakkında bilgisinin olduğunu gözlemlemektedir.
Mevcut baꢀvuru 30 Aralık 2003 tarihinde yani altı aylık süre sona erdikten sonra sunulduğuna
göre, baꢀvurunun bu bölümü gecikmeli kabul edilmeli ve AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4.
paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
B. AĐHS’nin 6. maddesi hakkında
Hükümet, ulusal yargılamalar yürütüldüğü sırada ꢀikâyetlerini dile getirmediği için
baꢀvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmaktadır.
Baꢀvuran, bu argümanlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, dosyadaki unsurları incelediğinde baꢀvuranın düzenli bir ꢀekilde ulusal mahkemeler
önünde gözaltı sırasında verdiği ifadelere ve bu ifadelerin aleyhte delil olarak kullanılmasına
itiraz ettiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, Hükümetin bu konuda iç hukuk yollarının
tüketilmediği yönündeki ön itirazının reddedilmesi uygun olacaktır. AĐHM ayrıca, polis
tarafından gözaltında tutulduğu sırada avukat talep edememeye iliꢀkin ꢀikayetle ilgili olarak,
buna benzer ön itirazları daha önce reddetme fırsatı bulduğunu hatırlatmaktadır (Türkiye
aleyhine Taꢀçıgil davası, no 16943/03, prg. 31, 3 Mart 2009). Mevcut davada AĐHM, daha
öncekilerden farklı bir sonuca varmak için neden görmemekte ve dolayısıyla Hükümetin bu
noktadaki itirazını da reddetmektedir.
AĐHM, baꢀvurunun bu bölümünün AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça
dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM ayrıca, baꢀvurunun baꢀka bir
kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Bu itibarla kabuledilebilir ilan
edilmesi uygun olacaktır.
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1, 2 VE 3c) PARAGRAFLARININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, adil yargılanma hakkından yararlanamadığını iddia etmektedir. Bu konuyla ilgili
olarak baꢀvuran, gözaltı sırasında avukat yardımı alamadığından, ulusal mahkemelerin zorla
alınan ifadelerine itibar ettiklerinden ve dolayısıyla masumiyet karinesine riayet
edilmediğinden ꢀikâyetçi olmakta ve AĐHS’nin 6. maddesinin 1, 2 ve 3c) paragraflarına atıfta
bulunmaktadır :
Hükümet, baꢀvuranın iddialarına karꢀı çıkmaktadır. Hükümet, baꢀvuranın gözaltı sırasında
verdiği ifadeler esas alınarak mahkûm edilmediğini ve bu ifadelerin aleyhte delil olarak
kullanılmadığını savunmaktadır. Hükümet baꢀvuranın Cumhuriyet savcısı ve nöbetçi hakim
önünde açıkça ihtilaflı yasadıꢀı örgütün eylemlerine katıldığını kabul ettiğini ve ilk ifadelerini
tekrarladığını hatırlatmaktadır. Hükümet ayrıca, suçortaklarının ifadeleri, tanıklar, balistik
raporları ve parmak izi raporlarının sonuçları gibi dosyada sunulan diğer delilleri dikkate alan
yargı makamlarının da yapılan itirafların sonradan inkâr edilmesini inandırıcı bulunmadığını
kaydetmektedir. Hükümet, yargılama süresince, baꢀvuranın bir avukat yardımından
yararlandığını, dolayısıyla savunma hakkının çiğnenmediğini eklemektedir.
Baꢀvuran, bu argümanları yalanlamakta ve ağır ceza mahkemesinin açıkça gözaltı sırasında
verdiği ifadeye atıfta bulunduğunu ve ne gözaltı sırasında ne de nöbetçi hakim önüne
çıkarıldığında avukat yardımından yararlanmadığını savunmaktadır. Baꢀvuran, ifade verdiği
dönemde kötü muameleye maruz kaldığını açıkça belirttiği için, bu ifadelerin
mahkûmiyetinde dikkate alınmasının AĐHS’nin 6. maddesine aykırı bulunması gerektiği
kanaatindedir.
AĐHM, mevcut davada baꢀvuranın – yedi gün süren – gözaltı sırasında güvenlik güçleri
tarafından, bu gözaltı sonrasında da Cumhuriyet savcısı ve nöbetçi hakim tarafından
sorgulandığını gözlemlemektedir. Dosyadaki unsurlar incelendiğinde, ilgili ꢀahsın bu
dönemde avukat yardımı almadığı anlaꢀılmaktadır. Ayrıca, baꢀvuran kendini suçlu gösteren
birçok ifade vermiꢀ ve bu ifadeler daha sonra diğer unsurlarla birlikte Devlet Güvenlik
Mahkemesi kararında gerekçe teꢀkil eden delilleri oluꢀturmuꢀtur.
Bu konuyla ilgili olarak AĐHM, bir baꢀvuranın avukat eriꢀiminden yoksun bırakılmasıyla
ilgili daha önceki ꢀikâyetlerde AĐHS’nin 6. maddesinin 3c) paragrafının ihlal edildiği yönünde
karar verdiğini hatırlatmaktadır (Salduz, ilgili bölüm, prg. 45-63). Mevcut davayı Salduz ilgili
bölüm (prg. 50-51) davasında belirlenen ilkeler ıꢀığında inceleyen AĐHM, Hükümetin mevcut
davada farklı bir hüküm vermeyi gerektirecek herhangi bir olgu ve argüman sunmadığı
kanaatine varmaktadır.
AĐHS’nin 3. maddesine aykırı koꢀullarda elde edilen delil unsurlarının ceza yargı sürecinde
uygulanması ile ilgili olarak AĐHM, Almanya aleyhine Jaalloh kararında ([GC], no 54810/00,
prg. 104, CEDH 2006-IX) özellikle böylesi bir kullanımın «yargılamanın adilliği bakımından
ortaya ciddi sorunlar çıkardığına» hükmettiğini hatırlatmaktadır (Bakınız, aynı anlamda,
Türkiye aleyhine Göçmen davası, no 72000/01, prg. 73, 17 Ekim 2006 ; yine bakınız, Türkiye
aleyhine Hulki Güneꢀ davası, no 28490/95, prg. 91, CEDH 2003-VII (alıntılar)).
Mevcut davada AĐHM, baꢀvuranın gözaltında kaldığı sürece doktor muayenelerinden
geçirildiğini ve bu muayenelerde vücudunda ciddi ekimoz ve lezyonların tespit edildiğini ve
kendisine üç gün iꢀ göremez raporu verildiğini kaydetmektedir. Bu konuyla ilgili olarak
AĐHM, herꢀeyden önce baꢀvuranın 3. maddeye dayalı ꢀikâyetinin kabuledilemez olmasının
AĐHS’nin 6. maddesi bağlamında dile getirdiği koꢀulların dikkate alınmayacağı anlamına
gelmediğini vurgulamaktadır (Örs ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 58).
Bununla birlikte, ulusal makamların baꢀvuranın gözaltı sırasında gerçekten yaralandığı
yönündeki tespitlerine rağmen (yukarıdaki ilgili paragraflar), Devlet Güvenlik Mahkemesi,
baꢀvuranın itiraflarını aleyhte delil olarak kabul etmiꢀtir. Oysa ki, Türk hukukunda da
soruꢀturma sırasında elde edilen ve fakat mahkemede reddedilen ikrarlara, savunmanın
geleceği bakımından belirleyici sonuçlar bağlanmamaktadır (Hulki Güneꢀ, ilgili bölüm,
prg. 91). Ceza hukukunda delillerin kabuledilebilirliği meselesini mücerret olarak incelemek
AĐHM’nin görevi olmamasına rağmen, Devlet Güvenlik Mahkemesinin olayın esasına
girmeden önce bu konuyu karara bağlamamıꢀ olmasını üzüntüyle karꢀılamaktadır. Bu konuda
yapılacak bir ön soruꢀturma, ulusal yargı makamlarının, suçlayıcı kanıtların elde edilmesi için
yasadıꢀı yöntemlerin kullanılmasına karꢀı yaptırım uygulamalarına imkan tanıyabilirdi
(Göçmen, ilgili bölüm, prg. 73).
Öte yandan AĐHM, Hükümetin ihtilaflı mahkûmiyetin birçok delile dayandığı yönündeki
argümanına katılmamaktadır. AĐHM ayrıca, karꢀı çıkılan ifadelerin baꢀvuranın
mahkûmiyetinde belirleyici rol oynayıp oynamadığının daha ileri düzeyde araꢀtırılmasına
gerek olmadığı kanısındadır. Aslında ceza mahkemeleri tarafından yapılan dava koꢀulları
tespitinin bir kısmının kötü muameleye baꢀvurarak ve avukat yokluğunda elde edilen
belgelere dayandığını tespit etmek yeterli olacaktır (Örs ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 60).
Yukarıdaki bilgileri göz önüne alan AĐHM, mevcut davada sunulan usul teminatlarının,
baꢀvuranın iddiasına göre zorla ve avukatın yokluğunda ve kendi kendini suçlamama hakkını
göz ardı ederek elde edilen itirafların kullanılmasını engellememiꢀ olduğuna inanmaktadır.
AĐHM, Yargıtay’ın bu eksikleri düzeltmemiꢀ olmasından dolayı, 6. madde tarafından istenilen
sonucun anlaꢀmazlık konusu davada elde edilmediği kanısına varmaktadır.
Bu itibarla, yukarıdaki tüm unsurları da dikkate alan AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3c)
paragraflarının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
AĐHS’nin 6. maddesinin 2. paragrafı bağlamında dile getirilen ꢀikâyetle ilgili olarak ise
AĐHM, ulusal mahkemeler önünde baꢀvurana karꢀı yürütülen yargılamalarla ilgili ꢀikâyetlerin
temel noktasına cevap verdiği kanaatindedir. Dolayısıyla AĐHM, bu ꢀikâyetin ayrıca
incelenmesine gerek olmadığına karar vermiꢀtir (benzer bir yaklaꢀım için bakınız, Göçmen,
ilgili bölüm, prg. 76).
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, manevi tazminat olarak 25 000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu talebe itiraz etmektedir.
AĐHM, daha önce bir baꢀvuranın gözaltı sırasında avukat eriꢀiminden mahrum bırakılarak
AĐHS’nin 6. maddesinin 3c) paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlal
edildiği durumlarda en uygun telafi biçiminin, baꢀvuranı, bu madde ihlal edilmeseydi
bulunabileceği duruma getirmeyi mümkün olduğunca temin etmek olduğuna hükmettiğini
hatırlatmaktadır (Salduz, ilgili bölüm, prg. 72). AĐHM, bu ilkenin, mevcut davada da
uygulandığı sonucuna varmıꢀtır. Sonuç olarak AĐHM, ihlalin telafisi için en uygun yolun,
talep ettiği takdirde baꢀvuranın AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı gereklerine uygun olarak
yeniden yargılanması olacağı kanısındadır (ibidem).
AĐHM ayrıca, manevi tazminat olarak baꢀvurana 3 000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
B. Masraf ve giderler
Baꢀvuran ayrıca, avukat ücreti olarak 5 036 Euro ve AĐHM önünde görülen davalarda yaptığı
masraf ve harcamalar için 250 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran, tercüme için 253,70 Türk
Lirası tutarında bir fatura, posta gönderileriyle ilgili alındı makbuzları ve Đstanbul barosu
avukatlarının tavsiye edilen ücret tablosunu kanıt belgesi olarak sunmuꢀtur.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran ancak gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı
makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, mevcut davada sunulan belgeler ve
sözü edilen kıstaslar ıꢀığında, Avrupa Konseyi’nin baꢀvurana AĐHM önünde görülen
yargılama iꢀlemleri için adli yardım çerçevesinde ödediği 850 Euro dıꢀında yargılama masraf
ve giderlerini karꢀılamak üzere ayrıca tazminat ödenmesine gerek olmadığına karar vermiꢀtir.
C. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı
orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetlere iliꢀkin kısmının
kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 6/1 ve 3 c) maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6/2 maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetin ayrıca incelenmesine gerek
olmadığına;
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü
vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 3.000 Euro (üç bin
Euro) manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve
3. paragraflarına uygun olarak 06 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło