43453/04;31098/05
WyrokETPCz2010-07-06ECLI:CE:ECHR:2010:0706JUD004345304
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie dziennikarzy i zakaz publikacji za zamieszczenie oświadczeń nielegalnej organizacji, bez oceny treści pod kątem nawoływania do przemocy, narusza prawo do wolności wyrażania opinii z art. 10 Konwencji? Czy brak doręczenia pisemnej opinii prokuratora skarżącemu narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał podkreślił, że interwencja w wolność wyrażania opinii musi być 'konieczna w społeczeństwie demokratycznym' i proporcjonalna do realizowanego uzasadnionego celu. W kontekście walki z terroryzmem, sądy krajowe, skazując dziennikarzy za publikowanie oświadczeń organizacji uznawanych za terrorystyczne, mają obowiązek analizować treść i kontekst tych tekstów, aby ustalić, czy nawołują one do przemocy, zbrojnego oporu lub nienawiści. Mechaniczne stosowanie przepisów prawa antyterrorystycznego, takich jak art. 6 ust. 2 ustawy nr 3713, bez takiej analizy i bez uwzględnienia prawa społeczeństwa do informacji na kontrowersyjne tematy, jest niezgodne z art. 10 Konwencji. Ponadto, Trybunał potwierdził, że brak doręczenia pisemnej opinii prokuratora stronie postępowania odwoławczego stanowi naruszenie prawa do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżąca Aylin Gözel, właścicielka i redaktor naczelna miesięcznika „Maya”, została skazana i jej czasopismo objęto tygodniowym zakazem publikacji za zamieszczenie artykułu oraz oświadczenia nielegalnej organizacji TKP/ML. Skarżący Aziz Özer, redaktor naczelny gazety „Yeni Dünya İçin Çağrı” i właściciel wydawnictwa, został skazany i jego gazeta objęta piętnastodniowym zakazem publikacji za zamieszczenie artykułu o ruchu robotniczym oraz oświadczenia zatrzymanych, rzekomo członków nielegalnej organizacji. Obaj skarżący zostali ukarani grzywnami na podstawie art. 6 ust. 2 i 4 ustawy nr 3713 o zwalczaniu terroryzmu, a sądy krajowe nie zbadały treści publikacji pod kątem nawoływania do przemocy.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Postanowił połączyć skargi.
2. Uznał za dopuszczalne skargi dotyczące art. 6 ust. 1 (brak doręczenia opinii prokuratora), art. 7 i art. 1 Protokołu nr 1.
3. Uznał pozostałe skargi za niedopuszczalne.
4. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji.
5. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji (w odniesieniu do skarżącego Özer).
6. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skarg dotyczących art. 7 i art. 1 Protokołu nr 1.
7. Zasądził od Rządu pozwanego, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, następujące kwoty, przeliczone na liry tureckie według kursu wymiany w dniu płatności, wraz z wszelkimi podatkami:
i. 170 (sto siedemdziesiąt) EUR dla skarżącej Gözel i 120 (sto dwadzieścia) EUR dla skarżącego Özer tytułem szkody materialnej.
ii. 2 000 (dwa tysiące) EUR dla skarżącej Gözel i 3 000 (trzy tysiące) EUR dla skarżącego Özer tytułem szkody niematerialnej.
iii. 2 000 (dwa tysiące) EUR dla każdego skarżącego tytułem kosztów i wydatków.
8. Odrzucił pozostałe żądania zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
GÖZEL VE ÖZER - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 43453/04 ve 31098/05)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Temmuz 2010
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (43453/04 ve 31098/05) no’lu davanın nedeni
T.C. vatandaꢀları Aylin Gözel ve Aziz Özer’in (baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne 25 Mayıs 2005 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına
iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ
olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu
avukatlarından Ö.Kılıç tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran, Bayan Aylin Gözel, 1978 doğumlu olup, Đstanbul'da ikâmet etmektedir.
Baꢀvuran, merkezi Đstanbul'da bulunan aylık Maya dergisinin sahibi ve yazı iꢀleri müdürüdür.
Baꢀvuran, Bay Aziz Özer, 1964 doğumlu olup, Đstanbul'da ikâmet etmektedir. Baꢀvuran,
merkezi Đstanbul'da bulunan aylık Yeni Dünya Đçin Çağrı gazetesinin editörü ve yazı iꢀleri
müdürüdür. Baꢀvuran aynı zamanda merkezi yine Đstanbul'da bulunan yayınevi Çağrı Basın
Yayın Ltd. ꢁti.'nin sahibidir.
Baꢀvuranlar tarafından sunulduğu ꢀekliyle olaylar aꢀağıdaki gibi özetlenebilir.
A. Baꢀvuru no 43453/04
ꢁubat 2003'de, Maya dergisinin 11 sayılı baskısında « Ortadoğu'da Yaklaꢀan Savaꢀ Türkiye
Burjuvazisini Tehdit Ediyor! » baꢀlıklı bir makale yayınlanmıꢀtır (prg. 6-9). Sözkonusu
sayının 24. sayfasında ayrıca yasadıꢀı Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist «TKP/ML »
örgütü merkez komitesi tarafından yapılan bir açıklama yayınlanmıꢀtır.
Bu ihtilaflı açıklamada, güvenlik güçlerinin 19 Aralık'ta yirmi cezaevinde gerçekleꢀtirdiği
ve güvenlik güçleri ile tutuklular arasında birçok polis ve tutuklunun ölümüne ve yine çok
sayıda tutuklunun yaralanmasına neden olan ꢀiddetli çatıꢀmaların yaꢀandığı müdahaleden
sonra tutukluların baꢀlattıkları açlık grevine gönderme yapılmaktadır. Yüzden fazla kiꢀi bu
açlık grevini ölene kadar sürdürmüꢀtür.
Cumhuriyet savcısı, 13 Mart 2003 tarihli iddianamesinde Bayan Gözel'i basın yoluyla
Devlet'in bölünmez bütünlüğüne karꢀı propaganda yapmak ve yasadıꢀı silahlı bir örgüt
tarafından yapılan bir açıklamayı yayınlamakla suçlamıꢀtır. Bu iki eylem sırasıyla 3713 sayılı
Terörle Mücadele Kanunu'nun 8. maddesinin 2 ve 4. fıkraları ile 6. maddesinin 2 ve 4.
fıkralarında suç olarak nitelendirilmiꢀtir. Eylül 2003 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Devlet'in bölünmez
bütünlüğüne karꢀı propaganda yaptığı yönündeki suçlamayla ilgili olarak baꢀvuranın beraatına
karar verirken, kendisini 289 Yeni Türk Lirası (TRY) yani yaklaꢀık 170 Euro (EUR) para
cezasına mahkum etmiꢀtir. Mahkeme, ayrıca 3713 sayılı kanunun 6. maddesinin 2 ve 4.
fıkralarına ve 5680 sayılı ek kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, yasadıꢀı örgüte
sayfalarını açtığı gerekçesiyle ilgili ꢀahısın dergisine bir haftalık yayın yasağı getirilmesine
hükmetmiꢀtir.
Ekim 2003 tarihinde, baꢀvuran kararı temyize götürmüꢀtür. Mart 2004 tarihinde, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır. Eylül 2004 tarihinde, baꢀvuran verilen para cezasını ödemiꢀtir. Bu arada, ihtilaflı aylık
dergiye bir haftalık yayın yasağı uygulaması da yerine getirilmiꢀtir.
B. Baꢀvuru no 31098/05
Haziran 2002'de, Yeni Dünya Đçin Çağrı gazetesinin 6. sayısının 5, 6 ve 7. sayfalarında «
15-16 Haziran Büyük Đsçi Direniꢀi ve Türkiye'de Devrimci Hareket » baꢀlıklı bir makale
yayınlanmıꢀtır. Đsmi belirtilmeyen makale yazarı, 15 ve 16 Haziran 1971 tarihlerinde
gerçekleꢀtirilen iꢀçi gösterilerini barıꢀçıl olarak nitelendirmiꢀtir. Yazar, özellikle bu
gösterilerde sol hareketin üstlendiği rolü analiz etmiꢀ ve bu olaylardan sonra, dönemin yasal
sol partilerinin pasif kalmaları yüzünden THKP/C (Türkiye Halk Kurtuluꢀ Partisi / Cephe) ve
THKO (Türkiye Halk Kurtuluꢀ Ordusu) gibi solcu birçok örgütün kurulduğunu belirtmiꢀtir.
Yazar ayrıca, TKP/ML (Türkiye Komünist Partisi / Marksist-Leninist örgütünün kurucusu
olan Đbrahim Kaypakkaya'nın 15-16 Haziran gösterilerinden sonra belirleyici bir rol
oynadığını ve Türkiye'deki marksist hareketi etkili bir biçimde yönlendirdiğini iddia etmiꢀtir.
Ayrıca, derginin ilgili sayısının 17. sayfasında yasadıꢀı örgüt üyesi oldukları gerekçesiyle
haklarında yürütülen ceza davası kapsamında tutuklanan sekiz kiꢀinin açıklamaları da yer
almıꢀtır. « Halkımıza » baꢀlığı altında yapılan bu açıklamada, tutuklular F tipi cezaevlerindeki
tutukluluk koꢀullarını protesto etmek amacıyla baꢀlattıkları açlık grevine son verdiklerini,
ancak bu koꢀullara karꢀı sürdürdükleri direniꢀe devam etmeye kararlı olduklarını
bildirmiꢀlerdir. Haziran 2002 tarihinde sunduğu iddianamede Cumhuriyet savcısı, Bay Özer'i 3713
sayılı kanunun 6. maddesinin 2 ve 4. fıkralarında suç olarak nitelenen yasadıꢀı silahlı bir
örgütün fikir, görüꢀ ve ifadelerini yayınlamakla suçlamıꢀtır. Ekim 2003 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 3713 sayılı kanunun 6.
maddesinin 2 ve 4. fıkraları gereğince baꢀvuranı 218 TRY, yani yaklaꢀık 120 EUR para
cezasına mahkûm etmiꢀtir. Öte yandan, mahkeme sözkonusu suçun ulusal güvenliği
zayıflatmaya yönelik olduğuna hükmetmiꢀ ve Basın Kanunu'nun geçici 2. maddesinin 1.
fıkrasına istinaden aylık derginin on beꢀ gün süreyle kapatılmasına karar vermiꢀtir. Ekim 2003 tarihinde, baꢀvuran kararı temyize götürmüꢀtür. AĐHS'nin 10. maddesine
atıfta bulunan baꢀvuran, özellikle hakkında ceza davası açılması dolayısıyla ifade özgürlüğü
hakkının çiğnendiğini iddia etmiꢀtir. Kasım 2004 tarihinde, Yargıtay yapılan itirazı reddetmiꢀ ve ilk derece mahkemesinin
kararını onamıꢀtır. Baꢀvuran, bu kararın kendisine tebliğ edilmediğini ve kararı kendi
çabasıyla öğrendiğini belirtmiꢀtir. Ocak 2005 tarihinde, Beyoğlu Baꢀsavcısı para cezasının ödenmesi için bir ihbarname
düzenlemiꢀtir. Nisan 2005 tarihinde, baꢀvuran para cezasını ödemiꢀtir.
HUKUK
I. DAVALARIN BĐRLEꢁTĐRĐLMESĐ
AĐHM bu baꢀvuruların dile getirilen ana ꢀikâyetler ve temel sorunlar bakımından benzer
olduklarını tespit etmektedir. Bunun sonucunda AĐHM, içtüzüğün 42. maddesinin 1. paragrafı
gereğince bu baꢀvuruların birleꢀtirilmesinin uygun olacağına karar vermektedir.
III. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA
A. Baꢀvuru no 43453/04
Bayan Gözel, yazı iꢀleri müdürü olduğu aylık derginin sayfalarında yasadıꢀı bir örgütün
yaptığı bir açıklamaya yer verdiği gerekçesiyle mahkûm edilmesi ve bu dergiye yayın yasağı
getirilmesi dolayısıyla AĐHS'nin 10 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
AĐHM, bu ꢀikâyetin AĐHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.
Dolayısıyla sözkonusu ꢀikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Baꢀvuru no 31098/05
1. AĐHS'nin 6. maddesinin 1 ve 3 d) paragrafları ile 13 ve 14. maddelerine dayalı
ꢀikâyetlerin kabuledilebilirliğine iliꢀkin
AĐHS'nin 6. maddesinin 1 ve 3d) paragraflarına 14. maddeyle bağlantılı olarak atıfta
bulunan Bay Özer, kendi düꢀüncesine göre, bu tip davaların 5680 sayılı Basın Kanunu
gereğince ceza mahkemeleri ya da ağır ceza mahkemelerinin yetkisinde olduğunu ileri
sürmekte ve Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkûm edilmesinden ꢀikâyetçi
olmaktadır. Öte yandan, Bay Özer kendisini yargılayan Devlet Güvenlik Mahkemesinin
tarafsız ve bağımsız olmadığını iddia etmektedir.
AĐHS'nin 13. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran, iç hukukta mahkûmiyetine itiraz etme
yollarının bulunmadığından ꢀikâyetçi olmaktadır. Son olarak, AĐHS'nin 10. maddesiyle
bağlantılı olarak 14. maddesi zemininde baꢀvuran, bilgi alma ve verme hakkının ayrımcı bir
ꢀekilde ihlal edildiğini savunmaktadır.
Devlet Güvenlik Mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olmadığı iddiasıyla ilgili olarak
AĐHM, bu mahkeme heyetinde askeri bir yargıcın yer almadığını kaydetmektedir.
Dolayısıyla, AĐHM baꢀvuranı yargılayan mahkeme heyetinin tarafsızlık ve bağımsızlığının
sorgulanamayacağı kanaatine varmaktadır. Üstelik, hakimler kanunu ilgili ꢀahıslara yasal ve
anayasal güvence vermektedir (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Đmrek davası
(karar), no 57175/00, 28 Ocak 2003). Bunun sonucu olarak, sözkonusu ꢀikâyetler açıkça
dayanaktan yoksun olduğundan, AĐHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca
reddedilmelidir.
AĐHM, baꢀvuranın diğer ꢀikâyetlerini genel bir biçimde dile getirdiğini ve argümanlarının
kanıtlanmadığını tespit etmektedir. Öte yandan, ihtilaflı tedbirlerin AĐHS'nin 14. maddesi
anlamında farklı uygulandığını düꢀündürecek bir unsur bulunmamaktadır (Türkiye aleyhine
Đbrahim Aksoy davası, no 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, prg. 83, 10 Ekim 2000, Türkiye
aleyhine Demirtaꢀ davası (karar), no 37452/97, 31 Ağustos 1999, ve, mutatis mutandis,
Türkiye aleyhine Gerger davası [GC], no 24919/94, prg. 69, 8 Temmuz 1999). Bunun sonucu
olarak, sözkonusu ꢀikâyetler de açıkça dayanaktan yoksun olduğundan, AĐHS'nin 35.
maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
2. Diğer ꢀikâyetlerin kabuledilebilirliğine iliꢀkin
Bay Özer, Baꢀsavcı'nın yazılı görüꢀünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS'nin 6.
maddesinin, ayrıca 7. ve 10. maddelerinin ve yine 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlal
edildiğinden ꢀikâyetçi olmaktadır.
Hükümet, altı aylık süre kuralına uyulmadığı gerekçesiyle baꢀvurunun kabuledilemez
olduğunu ileri sürmekte ve iç hukuktaki kesin kararın 10 Kasım 2004 tarihinde verildiğini,
dolayısıyla bu tarihten itibaren sözkonusu baꢀvurunun sunulduğu 25 Mayıs 2005 tarihine
kadar altı aydan fazla bir sürenin geçtiğini savunmaktadır.
Baꢀvuran, Hükümetin savına karꢀı çıkmakta ve Yargıtay kararının kendisine hiçbir zaman
tebliğ edilmediğini ileri sürmektedir. Baꢀvurana göre, altı aylık süre, kendisini mahkûm eden
ilk derece mahkemesine bağlı savcılığın ödeme emrini tebliğ ettiği 28 Ocak 2005 tarihinde
baꢀlamaktadır.
AĐHM, dosyaya bakıldığında Yargıtay Cumhuriyet Savcısı'nın iç hukuktaki kesin kararı,
yani 10 Kasım 2004 tarihli kararı ilk derece mahkemesi kalemine 25 Kasım 2005 tarihinde
gönderdiğini gözlemlemektedir. Genellikle, altı aylık sürenin baꢀlangıç noktası sözkonusu
karar metninin ilk derece mahkemesi kalemine ulaꢀtığı tarihtir. Bay Özer, mevcut baꢀvuruyu Mayıs 2005 tarihinde sunduğuna göre, bu süreye uymuꢀtur.
Bu nedenle AĐHM, Hükümetin altı aylık süreye uyulmadığı yönündeki iddialarını
reddetmektedir.
AĐHM, bu ꢀikâyetlerin AĐHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.
Dolayısıyla, sözkonusu ꢀikâyetlerin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
IIII. AĐHS'NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, mahkûmiyetlerinin ifade özgürlüğü haklarının ihlalini teꢀkil ettiğini
savunmaktadır. Bayan Gözel, ayrıca sahibi ve yazı iꢀleri müdürü olduğu aylık dergiye yayın
yasağı getirilmesinden de ꢀikâyetçi olmaktadır.
Baꢀvuranların her ikisi de 10. maddeye atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, ihtilaflı metinlerin bir terör örgütünün açıklamaları olduğunu belirtmekte ve
terörizm sorununun hassasiyeti göz önüne alındığında müdahalenin ulusal güvenlik, kamu
düzeni ve suçun önlenmesi gibi meꢀru amaçlar doğrultusunda haklı olduğunu savunmaktadır.
Bu argümana karꢀılık olarak baꢀvuranlar, baꢀvuruların sunulduğu sırada dile getirdikleri
gözlemlemelerini yinelemektedir.
A. Müdahalenin mevcudiyeti hakkında
AĐHM, ihtilaflı mahkûmiyetin ve Bayan Gözel'in sahibi ve yazı iꢀleri müdürü olduğu aylık
dergiye yayın yasağı getirilmesinin, baꢀvuranların AĐHS'nin 10. maddesinin 1. paragrafında
koruma altına alınan bilgi verme ya da fikir beyan etme haklarına müdahale oluꢀturduğu
hakkında taraflar arasında bir tartıꢀma olmadığını not etmektedir.
B. Müdahalenin haklı sebebe dayanması hakkında
Bu tür bir müdahale 10. maddenin ikinci paragrafındaki gereksinimleri yerine getirmediği
sürece sözkonusu maddeyi ihlal etmektedir. Bu sebepten dolayı, müdahalenin “kanun
tarafından öngörülen ꢀekilde”, anılan paragrafta belirtilen bir ya da daha fazla meꢀru amaca
yönelik olup olmadığının ve ilgili amaçların gerçekleꢀtirilmesi için “demokratik bir toplumda
gerekli” bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
1. « Kanunla öngörülme »
10. maddenin 2. paragrafı anlamında « kanunla öngörülme » ibaresi, öncelikle ihtilaflı
müdahalenin iç hukukta bir temeli olmasını istemekte ve aynı zamanda sözkonusu yasanın
niteliğine vurgu yaparak, ilgili ꢀahıs tarafından eriꢀilebilir olmasını, onun için doğuracağı
sonuçların öngörülmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesi ile uyumlu olmasını ꢀart koꢀmaktadır.
Đlk ꢀartın yerine getirilip getirilmediği konusu mevcut davada tartıꢀılmamaktadır.
Gerçekten de, sözkonusu müdahalelerin yasal temeli bulunduğuna, yani « terör örgütünün
bildiri ve açıklamalarını basan ya da yayınlayan » herkesi hedef alan 3713 sayılı kanunun 6.
maddesinin 2 ve 4. fıkralarına uygun olduğuna hiç kimse itiraz etmemektedir. Dolayısıyla,
müdahaleler AĐHS'nin 10. maddesinin 2. paragrafı anlamında « kanunla öngörülme »
gereksinimini yerine getirmektedir. Maya dergisine yayın yasağı getirilmesi konusunda ise, sayılı yasanın 2. maddesinin 1. fıkrasının bu maddeye aykırı olarak makale yayınlayan
bir gazeteye üç günden bir aya kadar yayın yasağı getirilmesini öngördüğü anlaꢀılmaktadır.
Geriye sözkonusu yasal normların eriꢀilebilir ve öngörülebilir olup olmadığının tespit
edilmesi kalmaktadır. Bununla birlikte, AĐHM müdahalenin gerekliliği konusunda ulaꢀılan
sonucu göz önüne alarak, bu hususla ilgili bir karar vermenin gerekli olmadığı kanaatine
varmaktadır.
2. « Meꢀru amaç »
Taraflar, terörle mücadele sorununun hassasiyeti ve yetkili mercilerin ꢀiddetin artmasına
neden olacak eylemlere karꢀı dikkatli olması gerektiği göz önüne alındığında, AĐHS'nin 10.
maddesinin 2. paragrafı anlamında kamu güvenliğinin sağlanması, kamu düzeninin korunması
ve suçun önlenmesi gibi meꢀru amaçlar doğrultusunda müdahalenin haklı olduğuna itiraz
etmemektedir.
3. « Demokratik bir toplumda gereklilik »
Son olarak, bu müdahalenin sözkonusu meꢀru amaçlara ulaꢀmak için « demokratik bir
toplumda gerekli » olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. AĐHS'nin 10. maddesinin 2.
paragrafı kapsamında « gerekli » sıfatı « acil bir sosyal ihtiyaç » anlamını taꢀımaktadır.
Sözleꢀmeci Devletler anılan ihtiyacın mevcut olup olmadığının değerlendirilmesi konusunda
belli bir marja sahiptir, ancak bağımsız bir mahkeme tarafından verilenler de dahil olmak
üzere, tabi olduğu yasama ve kararları kapsayacak ꢀekilde Avrupa denetimi ile iç içe
olmalıdır. AĐHM bu nedenle bir « sınırlamanın » AĐHS'nin 10. maddesinin güvencesinde
olan ifade özgürlüğü ile bağdaꢀıp bağdaꢀmadığı konusunda nihai kararı verme yetkisine
sahiptir.
Özellikle, AĐHM'nin ihtilaflı müdahalenin « meꢀru amaçlar ile orantılı » ve ulusal yetkililer
tarafından dile getirilen müdahalenin meꢀru gösterilmesi için belirtilen gerekçelerin « ilgili ve
yeterli » olup olmadığını tespit etmesi gerekmektedir. AĐHM, bunu yaparken, ilgili olayların
kabuledilebilir bir değerlendirmesine dayanmalı ve ulusal yetkililerin 10. maddedeki ilkelere
uygun kuralları uygulayıp uygulamadığından emin olmalıdır.
AĐHM, 10. maddeyle ilgili içtihadında ortaya çıkan temel ilkeleri hatırlatmaktadır (bakınız,
diğerleri arasından, Đspanya aleyhine Castells davası, 23 Nisan 1992, prg. 46, seri A no 236,
Türkiye aleyhine Zana davası, 25 Kasım 1997, prg. 51, Karar ve hükümlerin derlemesi 1997-
VII, Fransa aleyhine Fressoz ve Roire davası [GC], no 29183/95, prg. 45, CEDH 1999-I, ve
Türkiye aleyhine Ceylan davası [GC], no 23556/94, prg. 32, CEDH 1999-IV). ꢁüphesiz ulusal
yetkililerin terörle mücadele çerçevesinde aldığı tedbirlerde bu ilkeler uygulanmıꢀtır.
Mevcut davanın özelliklerinden biri, bu iki periyodik derginin sahibi, editörü ve yazı iꢀleri
müdürü, yani medyanın profesyonelleri olan baꢀvuranların, ulusal yargıçların « terör örgütü
açıklamaları » olarak nitelendirdiği üç yazıyı yayınladıkları için mahkûm edilmeleridir.
Özellikle, Bayan Gözel Maya dergisinde yasadıꢀı bir örgütün merkez komitesinin imzasını
taꢀıyan bir açıklamayı yayınladığı gerekçesiyle mahkûm edilmiꢀtir. Sözkonusu yazı, bu
örgütün güvenlik güçlerinin 19 Aralık 2000 tarihinde yirmi cezaevinde gerçekleꢀtirdiği
müdahale sonrasında tutukluların baꢀlattığı açlık grevi hakkındaki düꢀüncelerini
yansıtmaktadır. Aynı ꢀekilde, Bay Özer'in sahibi ve yazı iꢀleri müdürü olduğu Yeni Dünya
Đçin Çağrı gazetesinde yayınladığı « Halkımıza ! » baꢀlıklı metin, yasadıꢀı örgüt üyesi
oldukları gerekçesiyle haklarında ceza davası açılan tutukluların imzasını taꢀıdığı
varsayılarak, bu ꢀahısların bildirisi gibi değerlendirilmiꢀtir. Bu iki metin sunum ya da analiz
amaçlı herhangi bir gazeteci yorumu eklenmeksizin olduğu gibi yayınlanmıꢀtır.
« 15-16 Haziran Büyük Đsçi Direniꢀi ve Türkiye'de Devrimci Hareket » baꢀlıklı makale
konusunda AĐHM, burada daha çok sol hareketin barıꢀçıl bir ortamda gerçekleꢀtirilen 15-16
Haziran 1971 iꢀçi gösterilerindeki rolünün analiz edildiği kanaatine varmaktadır.
Đfade özgürlüğü kısıtlamasının « gerekliliğinin » inandırıcı bir ꢀekilde ortaya konup
konmadığını değerlendirmek için AĐHM, kendisini, içtihadına uygun olarak, Türk hakimlerin
gerekçelerine göre konumlandırmalıdır (Türkiye aleyhine Gündüz davası, no 35071/97,
prg. 46, CEDH 2003-XI). Bu noktada, AĐHM hakimlerin sadece baꢀvuranların dergilerinin
Türk hukukunda terörist olarak nitelendirilen bir örgütün yazılarını yayınladığını dikkate
aldığını ve yalnızca bu temelde ilgili ꢀahısların 3713 sayılı kanunun 6. maddesinin 2.
fıkrasında belirtilen suçu iꢀlediklerine hükmettiğini tespit etmektedir. Özellikle, hakimler,
ihtilaflı yazıların içeriğini ve AĐHM'nin ifade özgürlüğü ile ilgili davalarda ortaya koyduğu ve
dile getirdiği kıstaslar bakımından hangi bağlamda yazıldığını analiz etmemiꢀlerdir.
AĐHM, ihtilaflı yazı sahibinin kiꢀiliğini terörle mücadele bağlamında değerlendirdiğini
hatırlatmaktadır (bakınız, örneğin, Türkiye aleyhine Falakaoğlu ve Saygılı davası,
no 22147/02 ve 24972/03, prg. 34, 23 Ocak 2007, ve Türkiye aleyhine Demirel ve Ateꢀ davası,
no 10037/03 ve 14813/03, prg. 37, 12 Nisan 2007). Bununla birlikte, AĐHM'nin kanaatine
göre ne yasaklanmıꢀ bir örgütün mensubu olan bir kiꢀinin konuꢀması ya da açıklama yapması,
ne de herhangi bir kimsenin hükümetin politikalarını sert bir ꢀekilde eleꢀtirmesi, ifade
özgürlüğü hakkına müdahale edilmesini haklı kılamaz. AĐHM, metinlerin bütünüyle ele
alındığında ꢀiddete teꢀvik edip etmediğinin belirlenmesi için, metinde kullanılan terimlerin ve
hangi bağlamda yazıldığının da dikkate alınmasının uygun olacağını her zaman vurgulamıꢀtır
(bakınız, örneğin, Türkiye aleyhine Özgür Gündem davası, no 23144/93, prg. 63, CEDH
2000-III, Türkiye aleyhine Sürek davası (no 4) [GC], no 24762/94, prg. 12 ve 58, 8 Temmuz
1999, ve Türkiye aleyhine Sürek ve Özdemir davası [GC], no 23927/94 ve 24277/94, prg. 61, Temmuz 1999).
Diğer taraftan, AĐHM « üçüncü bir ꢀahısın yaptığı açıklamaların yayınlanmasına yardım
eden bir gazetecinin cezalandırılmasının (…) basının genel ilgi alanına giren konuların
tartıꢀılmasındaki katkılarını ciddi bir biçimde engelleyeceğini ve çok önemli bir neden
olmadıkça bunun kabul edilemeyeceğini » hatırlatmaktadır (Danimarka aleyhine Jersild
davası, 23 Eylül 1994, prg. 35, seri A no 298).
Yukarıda belirtilen içtihattan çıkan sonuç, AĐHM'nin sözkonusu yayının yasaklanması için
bir makale yazarının kiꢀiliğinin tek baꢀına belirleyici unsur olamayacağı kanaatinde
olduğudur. Böylesi bir değerlendirme, bazı kiꢀi ya da grupların 10. madde tarafından sunulan
teminatlardan yararlanamamasına neden olacağından AĐHS bakımından kabuledilebilmesi
oldukça zordur (bakınız, örneğin, Türkiye aleyhine Đmza davası, no 24748/03, prg. 25, 20
Ocak 2009). Her ne kadar burada yasadıꢀı bir örgütün merkez komitesinin yaptığı bir
açıklama sözkonusu olsa da, Bayan Gözel davasında bu değerlendirmeler mutatis mutandis
uygulanmıꢀtır.
ꢁüphesiz AĐHM, terörle mücadele ile ilgili zorlukları ve buna bağlı koꢀulları göz önüne
almak durumundadır (Türkiye aleyhine Karataꢀ davası, no 23168/94, prg. 51, CEDH
1999-IV). ꢁüphesiz Devletler terörizmi ve özellikle kamuyu tahrik edecek terör suçlarını
önlemek için etkili tedbirler alabilirler (bu kavram için, bakınız Leroy, ilgili bölüm, prg. 19).
Bununla birlikte, yasaklanmıꢀ örgütlerin yazılarını yayınlamanın kamuyu terör suçlarını
iꢀlemeye özendirme ya da terörizmi yüceltme riski taꢀıyıp taꢀımadığını değerlendirmek için,
sadece mesajı verenin doğasına ve kime verildiğine değil, AĐHM'nin içtihadı anlamında
sözkonusu yazının içeriğine ve hangi bağlamda yayınlandığına da dikkat etmek gerekir.
Karꢀıt görüꢀler arasındaki dengenin kurulmasını sağlayacak olan bu uygulamada, ulusal
yetkililer, kendisi için hiç hoꢀ olmasa da, kamunun çeliꢀik durumlarda muhalif taraflardan
birinin farklı görüꢀleri ile ilgili bilgi edinme hakkını yeterince dikkate almalıdır.
Bu konuyla ilgili olarak AĐHM'nin içtihadından çıkan sonuca göre, görüꢀler ꢀiddete tahrik
içermediği sürece – yani ꢀiddet eylemlerine ya da kanlı bir intikama baꢀvurmayı savunmuyor,
partizanlarının hedeflerini gerçekleꢀtirmesi amacıyla terör eylemlerini haklı göstermiyor, ve
kimliği belli kiꢀilere karꢀı derin ve mantıksız bir nefret duygusunun oluꢀmasını desteklemiyor
ise – Sözleꢀmeci Devletler, toprak bütünlüğü, milli güvenliğin korunması veya suç ve
asayiꢀsizliğin engellenmesine atıfta bulunarak medyanın üzerine ceza kanununun yüklenmesi
suretiyle halkın bilgi alma hakkına sınırlama getiremez (bakınız, mutatis mutandis, Sürek (no
4), ilgili bölüm, prg. 60).
Diğer taraftan, AĐHM siyasal demokrasinin iyi bir ꢀekilde iꢀlemesinde basının oynadığı
önemli rolün altını çizen yerleꢀik içtihadını hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından,
Avusturya aleyhine Lingens davası, 8 Temmuz 1986, prg. 41, seri A no 103, ve Fressoz ve
Roire, ilgili bölüm, prg. 45). Aynı ꢀekilde, 10. madde ifade edilen fikir ve bilgilerin içeriği
yanında yayınlanma ꢀeklini de korumaktadır (Avusturya aleyhine Oberschlick davası (no 1), Mayıs 1991, prg. 57 seri A no 204).
Mevcut davada, ulusal mahkemelerin medya profesyoneli olan baꢀvuranları mahkûm
ederken ileri sürdükleri gerekçeler, alakalı olsa bile, ilgili ꢀahısların görüꢀ bildirme ve bilgi
verme özgürlüğünü de içine alan ifade özgürlüğü haklarına yapılan müdahaleyi haklı
göstermek için yeterli değildir. AĐHM, özellikle bu gerekçe eksikliğine neden olan unsurun,
«terör örgütlerinin bildiri ve açıklamalarını basan ya da yayınlayan herkesin » mahkûm
edilmesini öngören ve ulusal hakimlere AĐHS'nin 10. maddesi kapsamında dile getirilen ve
uygulanan kıstaslarını dikkate alarak yazıların içeriğini ve hangi bağlamda yazıldığını
inceleme yükümlülüğü vermeyen 3713 sayılı kanunun 6. maddesinin 2. fıkrasının bizzat
kendisi olduğunu gözlemlemektedir.
AĐHM, öte yandan Türk hukukunda « terörist » olarak nitelendirilen bir örgütün bildiri ya
da açıklamalarını yayınladığı için dergi sahiplerini, yazı iꢀleri müdürlerini ya da editörlerini sayılı kanunun 6. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen suçu iꢀlediklerine hükmederek
mahkûm etmesi nedeniyle Türkiye aleyhine açılan birçok davada AĐHS'nin 10. maddesinin
ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından, Özgür
Gündem, ilgili bölüm, prg. 62-64, Türkiye aleyhine Yıldız ve Taꢀ davası (no 1'den 4'e kadar),
no 77641/01, 77642/01, 477/02 ve 3847/02, 19 Aralık 2006, Türkiye aleyhine Karakoyun ve
Turan davası, no 18482/03, 11 Aralık 2007, Türkiye aleyhine Çapan davası, no 71978/01, Temmuz 2006, Đmza, ilgili bölüm, Türkiye aleyhine Kanat ve Bozan davası, no 13799/04, Ekim 2008 ve Demirel ve Ateꢀ, ilgili bölüm, v.s.).
Bu davalarda, yasadıꢀı terör örgütü PKK (Kürdistan Đꢀçi Partisi ) yöneticilerinin,
Türkiye'deki tutukluluk koꢀulları ve Türk ordusunun Irak'ın kuzeyinde yapacağı olası bir
müdahale (Yıldız ve Taꢀ (no 1), ilgili bölüm, prg. 7 ve 32), AĐHM önünde görülen bir davanın
koꢀulları (Yıldız ve Taꢀ (no 2), ilgili bölüm, prg. 6 ve 34), Irak'ta bir siyasi parti baꢀkanı olan
Talabani'nin Türkiye ziyareti (Yıldız ve Taꢀ (no 3), ilgili bölüm, prg. 6 ve 33), kürt sorunu
hakkında Türk yetkililerin yürüttüğü politikalar (Yıldız ve Taꢀ (no 4), ilgili bölüm, prg. 6 ve
35), uluslararası kadın günü (Kanat ve Bozan, ilgili bölüm, prg. 7 ve 18) ya da örgütün
görüꢀlerini ifade eden bir PKK yöneticisiyle yapılan söyleꢀi ve dünya barıꢀ günü
münasebetiyle PKK'nın bir beyanatı (Demirel ve Ateꢀ, ilgili bölüm, prg. 6, 17 ve 38,
Karakoyun ve Turan, ilgili bölüm, prg. 9 ve 28, ve Çapan, ilgili bölüm, prg. 8 ve 41)
hakkında yaptıkları açıklama ya da konuꢀmalar söz konusu olmuꢀtur.
Bu davalarda, mevcut davada olduğu gibi, ulusal hakimler yazıların içeriğini ve hangi
bağlamda yazıldığını dikkate almadan, sadece terör örgütünün açıklamalarını yayınladığı için
medya profesyonellerini mahkûm etmiꢀtir. AĐHM, yaptığı analizde ayrıca bu yazılardan
hiçbirinin ꢀiddet kullanımını, silahlı direniꢀi ya da ayaklanmayı teꢀvik etmediğini ve kin
güden bir söylem içermediğini tespit etmiꢀtir.
AĐHM'nin 3713 sayılı kanunun 6. maddesinin 2. fıkrasında hedef alınan böylesi
açıklamalarla ilgili az sayıdaki bazı davalarda 10. maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiꢀ
olması, bu tespiti etkilememektedir: sözkonusu bazı davalarda AĐHM, ulusal mahkemelerin
ilgili gazetelerin sahipleri, editörleri ya da yazı iꢀleri müdürlerini mahkûm etmek için yetersiz
kalan gerekçelerine rağmen ihtilaflı metni kendisi analiz etmiꢀtir (bakınız, diğerleri arasından,
Falakaoğlu ve Saygılı, ilgili bölüm, prg. 34, ve Türkiye aleyhine Saygılı ve Falakaoğlu davası
(no 2), no 38991/02, prg. 28, 17 ꢁubat 2009).
AĐHM'nin gözünde, sadece 3713 sayılı kanunun 6. maddesinin 2. fıkrasında hedef alınan
açıklamaların yayınlanmasını gerekçe göstererek periyodik dergi sahipleri, editörleri ya da
yazı iꢀleri müdürlerinin tekrar tekrar mahkûm edilmesi ve buna ek olarak dergilere yayın
yasağı getirilmesi, – elbette doğrudan ve dolaylı olarak terör suçlarını savunmadığı sürece –
kamuoyu gündeminde bir yere sahip olan medya profesyonellerinin kısmen sansürlenmesi ve
bir görüꢀün kamuoyuna açıklanmasının sınırlandırılması anlamına gelebilecektir. Üstelik,
mevcut davada görüldüğü gibi, « terör örgütlerinin bildiri ve açıklamalarında » kullanılan
terimler belirsiz bir biçimde yorumlanmıꢀtır. Özellikle, amaçları ya da kamuoyunun çeliꢀik
durumlara farklı bir görüꢀ açısıyla bilgilendirilme hakkı göz önüne alınmadan medya
profesyonellerine yukarıda belirtilen hüküm gereği mekanik bir baskı uygulanması (Jersild,
ilgili bölüm, prg. 36 ile karꢀılaꢀtırınız), bilgi ve fikir alma ya da verme özgürlüğü ile
bağdaꢀamaz.
Bu değerlendirmeler ıꢀığında ve sözkonusu mevzuatın incelenmesi sonrasında AĐHM,
baꢀvuranların 3713 sayılı yasanın 6. maddesinin 2. fıkrası gereğince mahkûm edilmesine ve
dergiye yayın yasağı getirilmesine neden olan müdahalenin « demokratik bir toplumda
gerekli » olarak nitelendirilemeyeceği ve meꢀru amaçların gerçekleꢀtirilmesi için de zaruri
olmadığı sonucuna varmaktadır. Bu itibarla, AĐHS'nin 10. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
IV. AĐHS'NĐN 6 VE 7. MADDELERĐ ĐLE 1 NOLU EK PROTOKOL'ÜN 1.
MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS'nin 6. maddesine atıfta bulunan Bay Özer, Yargıtay Baꢀsavcısı'nın yazılı görüꢀünün
tebliğ edilmediğinden ꢀikâyetçi olmaktadır.
AĐHM, benzer ꢀikâyetleri sık sık incelediğini ve baꢀsavcının yazılı görüꢀünün tebliğ
edilmemesi, baꢀsavcının yaptığı gözlemlerin içeriği ve davalının yazılı olarak cevap
verememesi dolayısıyla AĐHS'nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiği sonucuna
vardığını hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine Göç davası
[GC], no 36590/97, prg. 55-58, CEDH 2002-V ve Türkiye aleyhine Tosun davası, no 4124/02,
prg. 22-24, 28 ꢁubat 2006). AĐHM, Hükümetin mevcut davada benzer ꢀikâyetler için varılan
sonucu değiꢀtirecek herhangi bir argüman ve olgu sunmadığı kanaatindedir.
Dolayısıyla, 6. maddenin 1. paragrafı ihlal edilmiꢀtir.
AĐHS'nin 7. maddesi zemininde Bay Özer, kendisinin yazmadığı bir yazı için mahkûm
edildiğinden ꢀikâyetçi olmaktadır. Son olarak, Bay Özer mevcut davada ağır ceza mahkemesi
tarafından konulan tedbirin 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. paragrafını ihlal ettiğini ileri
sürmektedir.
AĐHM, bu ꢀikâyetlerin AĐHS'nin 10. maddesi açısından incelenen ꢀikâyetle bağlantılı
olduğunu gözlemlemektedir. AĐHM, 10. madde zemininde vardığı sonucu göz önüne alarak,
mevcut davada bu hükümlerin ihlal edilip edilmediğinin incelenmesine gerek olmadığı
kanaatine varmaktadır (bakınız, 7. madde ile ilgili olarak, Türkiye aleyhine Salihoğlu davası,
no 1606/03, prg. 40, 21 Ekim 2008, ve, 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesi ile ilgili olarak,
Türkiye aleyhine Öztürk davası [GC], no 22479/93, prg. 76, CEDH 1999-VI).
V. AĐHS'NĐN 41 VE 46. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Bayan Gözel ve Bay Özer, dergilerinin yayınlanmaması sonucu uğradıkları satıꢀ kaybının
ve ödedikleri para cezalarının karꢀılığı olarak sırasıyla 3 000 ve 4 000 EUR maddi ve yine
sırasıyla 2 000 ve 3 000 EUR manevi tazminat talep etmektedir. Yargı gider ve masrafları
baꢀlığı altında baꢀvuranlar her biri için 2 190 EUR talep etmektedir. Baꢀvuranlar, ulusal
mahkemeler ve AĐHM önünde görülen davalarda avukatlarının çalıꢀma ve ücretleriyle ilgili
olarak AĐHM'ne detaylı bir liste sunmaktadır.
Hükümet, bu tutarlara itiraz etmektedir.
Maddi zararla ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranlardan alınan para cezasının AĐHS'nin 10.
maddesinin ihlal edildiği sonucunu doğrudan etkilediğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, ilgili
ꢀahısların bu baꢀlık altında ödediği tutarların aynen iade edilmesi gerekmektedir. Bu
bağlamda AĐHM, Bayan Gözel'e 170 EUR ve Bay Özer'e 120 EUR ödenmesine
hükmetmektedir. Sözkonusu dergilere yayınlama yasağı getirilmesi dolayısıyla uğranan zarar
için AĐHM, baꢀvuranların bu baꢀlık altında uğradıkları zararı kesin olarak belirlemeyi
mümkün kılacak herhangi bir unsur sunmadıklarını kaydetmektedir. Bu itibarla AĐHM, bu
baꢀlık altında yapılan talebi reddetmektedir.
Manevi tazminatla ilgili olarak AĐHM, mevcut dava koꢀullarının baꢀvuranlarda büyük bir
ꢀaꢀkınlık yarattığı kanaatine varmaktadır. AĐHS'nin 41. maddesi gereğince AĐHM, manevi
tazminat taleplerinin tamamının, yani Bayan Gözel'e 2 000 EUR ve Bay Özer'e 3 000 EUR
ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağına karar vermektedir.
Diğer taraftan, AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini
kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mevcut davada, elindeki
belgeleri ve yukarıda belirtilen kıstasları dikkate alan AĐHM, her bir baꢀvurana tüm giderler
için 2 000 EUR ödenmesinin makul olacağı kanaatine varmaktadır.
AĐHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artıꢀ eklenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.
AĐHM, diğer taraftan mevcut davada 3713 sayılı yasanın 6. maddesinin 2. fıkrasının
uygulanması sonucu ortaya çıkan ihtilaflı mahkûmiyetin görüꢀ ve bilgileri açıklama
özgürlüğünü de içine alan ifade özgürlüğü ile bağdaꢀmadığına karar verdiğini
hatırlatmaktadır. AĐHM, özellikle 3713 sayılı yasanın 6. maddesinin 2. fıkrasında kaleme
alınan « terör örgütünün bildiri ve açıklamalarını » hedef alan hükümlerin ulusal hakimlere
AĐHS'nin 10. maddesi kapsamında dile getirilen ve uygulanan kıstaslarını dikkate alarak
yazıların içeriğini ve hangi bağlamda yazıldığını inceleme yükümlülüğü vermediğinin altını
çizmektedir. Varılan bu sonuçlar, baꢀvuranların AĐHS'nin 10. maddesinde güvence altına
alınan haklarının ihlalinin sözkonusu hükmün kaleme alınıꢀı ve uygulanmasıyla ilgili bir
sorundan kaynaklandığını göstermektedir. Bu konuyla ilgili olarak AĐHM, ilgili iç hukuk ile
AĐHS'nin yukarıda belirtilen hükmüne uygun hale getirilmesinin tespit edilen ihlale son
verilmesini mümkün kılan uygun bir telafi yöntemi oluꢀturacağı kanaatine varmaktadır
(benzer bir yaklaꢀım için, bakınız Türkiye aleyhine Ürper ve diğerleri davası, no 14526/07,
14747/07, 15022/07, 15737/07, 36137/07, 47245/07, 50371/07, 50372/07 ve 54637/07, prg.
52, 20 Ekim 2009).
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvuruların birleꢀtirilmesine;
2. AHS’nin 6/1 maddesi (baꢀsavcının görüꢀünün tebliğ edilmemesi) 7. ve 10. Maddesi ve Ek no’lu Protokol’ün 1. Maddesi hakkındaki ꢀikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;
3. Bunun dıꢀında kalan ꢀikayetlerin kabuledilemez olduğuna;
4. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
5. Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısının görüꢀünün baꢀvuran Özer’e tebliğ edilmemesi
nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
6. AĐHS’nin 7. ve Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi hakkındaki ꢀikayetlerin ayrıca
incelenmesine gerek olmadığına;
7. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvuranlara:
i. baꢀvuran Gözel’e 170 (yüz yetmiꢀ) Euro ve baꢀvuran Özer’e 120 (yüz yirmi) Euro maddi
tazminat ödenmesine;
ii. baꢀvuran Gözel’e 2.000 (iki bin) Euro ve baꢀvuran Özer’e 3.000 (üç bin) Euro manevi
tazminat ödenmesine;
iii. yargılama masraf ve giderleri için baꢀvuranların her birine 2.000 (iki bin) Euro
ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
8. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 6 Temmuz 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
12
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło