43526/02

WyrokETPCz2009-06-16ECLI:CE:ECHR:2009:0616JUD004352602

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy ośmiodniowe zatrzymanie skarżących bez natychmiastowego postawienia przed sędzią, brak skutecznej kontroli sądowej oraz brak prawa do odszkodowania za niezgodne z prawem pozbawienie wolności naruszyły art. 5 ust. 3, 4 i 5 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ośmiodniowy okres zatrzymania skarżących, bez postawienia ich przed sędzią lub innym urzędnikiem uprawnionym do wykonywania funkcji sądowych, nie spełnia wymogu 'niezwłoczności' z art. 5 ust. 3 Konwencji. Ponadto, Trybunał stwierdził, że krajowe środki prawne, takie jak możliwość zaskarżenia przedłużenia zatrzymania czy ustawa o odszkodowaniach, nie zapewniały skutecznej kontroli sądowej zgodnej z art. 5 ust. 4, ponieważ kontrola sędziego odbywała się jedynie na podstawie akt, a skarżący nie byli osobiście przesłuchiwani. Wreszcie, Trybunał uznał, że ustawa krajowa przewidująca odszkodowanie w przypadku umorzenia postępowania nie stanowiła skutecznego środka z art. 5 ust. 5, ponieważ odszkodowanie było automatyczną konsekwencją umorzenia, a nie stwierdzeniem niezgodności zatrzymania z prawem.
Stan faktyczny
Skarżący, Aytan Polat i Ömer Polat, zostali zatrzymani w swoich domach w Diyarbakır 20 kwietnia 2001 roku w ramach operacji antyterrorystycznych przeciwko PKK, na podstawie zeznań innego podejrzanego. Byli przetrzymywani przez osiem dni, do 28 kwietnia 2001 roku, bez początkowego dostępu do adwokata. Mimo skarg na złe traktowanie, raporty medyczne nie wykazały obrażeń. Prokurator umorzył postępowanie przeciwko nim 22 maja 2001 roku z powodu braku wystarczających dowodów.
Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza, że skarga w części dotyczącej art. 5 ust. 3, 4 i 5 Konwencji jest dopuszczalna, a w pozostałym zakresie niedopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3, 4 i 5 Konwencji. Zasądza każdemu ze skarżących 2 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR łącznie na pokrycie kosztów i wydatków.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   AYTAN VE ÖMER POLAT -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:43526/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Haziran 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (43526/02) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀları) Aytan Polat ve eꢀi Ömer Polat’ın (baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne 24 Ağustos 2001 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin   Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi   uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuranlar, Aytan Polat ve Ömer Polat sırasıyla 1965 ve 1963 doğumlu olup Diyarbakır’da   ikamet etmektedirler.   Nisan 2001 tarihinde, saat 03.50’ye doğru baꢀvuranlar, polis tarafından PKK’ya karꢀı   yürütülen operasyonlar çerçevesinde evlerinde yakalanmıꢀlardır.   Nisan 2001 tarihinde polis tarafından düzenlenen ve baꢀvuranlar tarafından imzalanan   yakalama tutanağına göre, aynı operasyon çerçevesinde 19 Nisan 2001 tarihinde   Diyarbakır’da yakalanan N.I. isimli ꢀüpheli, , sözkonusu örgütün üyesi olduğunu itiraf etmiꢀ   ve bu örgüt bünyesinde baꢀvuranların faaliyetleri hususunda bilgi vermiꢀtir. N.I. ile birlikte   baꢀvuranların evine gelen polis memurları, evlerinde yapılan aramanın ardından baꢀvuranları   kendi rızalarıyla Emniyet Müdürlüğü’ne götürmüꢀlerdir.   Baꢀvuranlar, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi ekiplerince gözaltına   alınmıꢀtır. Emniyet Müdürlüğü’nün talebi üzerine, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi   Savcısı, baꢀvuranların gözaltı süresini 24 Nisan 2001 tarihine kadar uzatmıꢀ bilahare   sözkonusu sürenin 4 gün daha uzatılmasına karar vermiꢀtir.   Gözaltının ilk günlerinde baꢀvuranların avukat yardımı almalarına izin verilmemiꢀtir. Aytan   Polat’ın avukatla yaptığı ilk görüꢀme 24 Nisan, Ömer Polat’ın avukatla yaptığı ilk görüꢀme 27   Nisan tarihlerinde güvenlik güçlerinin nezaretinde gerçekleꢀmiꢀtir.   Nisan 2001 tarihinde, polis, baꢀvuranların ifadelerini almıꢀtır. Baꢀvuranlar tarafından   imzalanan tutanaklara göre, baꢀvuranlar, PKK’ya karꢀı düzenlenen operasyonlar çerçevesinde   sorgulanmıꢀlardır. Baꢀvuranlar, sözkonusu örgüt tarafından ileri sürülen fikirleri   paylaꢀtıklarını ifade etmiꢀlerdir.   Nisan 2001 tarihinde, baꢀvuranlar, adli tabip tarafından muayene edilmiꢀlerdir. Adli tabip   raporunda hiçbir kötü muamele izine rastlanmadığını belirtmiꢀtir.   Nisan 2001 tarihinde, Savcı tarafından baꢀvuranların ifadeleri alınmıꢀtır. Savcı karꢀısında   baꢀvuranlar, gözleri bantlı olarak verdiklerini dile getirdikleri ifadeleri değiꢀtirmiꢀ ve   kendileri hakkında yapılan suçlamaları reddetmiꢀtir. Buna karꢀın, 20 Nisan 2001 tarihli   yakalanma tutanağının doğruluğunu teyit etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar, aynı gün serbest   bırakılmıꢀtır.   Mayıs 2001 tarihinde, aleyhteki kanıtların yetersizliğinden, Savcı, baꢀvuranlar hakkında   takipsizlik kararı vermiꢀtir.   Ancak, baꢀvuranlar, 27 Nisan 2001 tarihinde, gözaltından sorumlu polisler hakkında ꢀikayette   bulunmuꢀlardır. Buna karꢀın 4 Temmuz 2001 tarihinde Savcı, takipsizlik kararı vermiꢀ ve   sözkonusu karar 27 Temmuz 2001 tarihinde, Siverek Ağır Ceza Mahkemesi Baꢀkanlığınca   onanmıꢀtır.   HUKUK   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN   A. AĐHS’nin 3. maddesi   AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunarak, baꢀvuranlar, gözaltı sırasında kendilerine uygulanan   kötü muameleden ve kötü ꢀartlardan ꢀikayetçi olmaktadırlar. Baꢀvuranlar, 27 Nisan 2001   tarihinde suç duyurusunda bulunduklarını iddia etmektedirler. Buna karꢀın, 4 Temmuz 2001   tarihinde Savcı, takipsizlik kararı vermiꢀ ve sözkonusu karar Siverek Ağır Ceza Mahkemesi   Baꢀkanlığı’nca 27 Temmuz 2001 tarihinde onanmıꢀtır.   Hükümet, baꢀvuranların AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında yaptıkları ꢀikayetleri ulusal   mahkemeler önünde dile getirmediklerini belirterek iç hukuk yollarının tüketilmediğini   savunmaktadır.   AĐHM, izleyen nedenlerden ötürü baꢀvurunun bu kısmımın her halükarda kabuledilemez   nitelikte olması nedeniyle baꢀvuranların iç hukuk yollarını tüketip tüketmedikleri hususunda   karar vermeye gerek olmadığı kanaatindedir.   Mevcut davada, baꢀvuranlar, gözaltında kötü muameleye maruz kaldıklarına iliꢀkin   ꢀikayetlerini destekleyebilmek hiçbir belge sunmamıꢀlardır. Üstelik gözaltı bitiminde   düzenlenen sağlık raporlarında baꢀvuranların hiçbir darp ve cebir izine maruz kalmadıkları   belirtilmektedir. Baꢀvuranların avukatlarının, 28 Nisan 2001 tarihinde düzenlenen sağlık   raporlarının kesinlik ve doğruluğuna itiraz etmesine rağmen baꢀvuranların baꢀka bir doktor   tarafından görülmesine izin verilmediğini ileri sürmemiꢀtir. Ayrıca, dosya unsurlarından   gözaltının herhangi bir safhasında veya baꢀvuranların tahliyesinden sonra baꢀka bir doktor   tarafından muayene edilme giriꢀiminde bulundukları sonucuna ulaꢀılamamaktadır.   Ayrıca AĐHM, gözaltının sonunda ifadelerini alan Savcı ve Devlet Güvenlik Mahkemesi   nöbetçi hakimi karꢀısında baꢀvuranların, polise verdikleri ifadeleri, kötü muameleden söz   etmeden sadece “gözleri bantlı” olarak imzaladıklarını belirterek inkar etmekle yetindiklerini   tespit etmektedir (Karadeniz-Türkiye, baꢀvuru no: 53048/99, 21 Mart 2006).   Sonuç olarak, AĐHM, baꢀvuranların ꢀikayetine konu olan polis tarafından kötü muamele   uygulandığı hususunda makul ꢀüphe uyandırabilecek ve/veya mevcut davada adli mercilerin   tutumlarını tartıꢀma konusu yapma imkanı tanıyan hiçbir unsura sahip değildir. Sonuç olarak,   baꢀvuranlar iç hukuk yollarını tüketmemiꢀ olsalar dahi, AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının   açıkça mesnetten yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. maddeleri uyarınca   reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.   B. AĐHS’nin 6/3 c) maddesi   Baꢀvuranlar, gözaltı sırasında avukat yardımından yararlanamamaktan ꢀikayetçidirler.   Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 6/3 c) maddesine atıfta bulunmaktadırlar.   AĐHM, baꢀvuranların takipsizlik kararından faydalandıklarını, dolayısıyla   ne   yargılandıklarını ne mahkum edildiklerini gözlemlemektedir. Dolayısıyla AĐHM, muhtemel   bir dava baꢀlatabilecek hataların takipsizlik kararı ile telafi edilmiꢀ olarak düꢀünülebileceği   kanaatindedir (mutatis, mutandis, Dieter Franz Kayser – Đtalya, baꢀvuru no: 58879/00, 22   Mayıs 2003). Baꢀvuranların, AĐHS’nin 6. maddesinin ihlalinden mağdur olduklarını ileri   süremeyecekleri sonucuna ulaꢀılmaktadır. Baꢀvurunun bu kısmı açıkça mesnetten yoksundur   ve AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.   C. AĐHS’nin 5. maddesi   1. AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafının c) bendi ve 2. paragrafı   Baꢀvuranlar, bir suç iꢀledikleri ꢀüphesini uyandıran makul nedenlerin bulunmamasından ve   haklarındaki suçlamalar hususunda bilgilendirilmemelerinden ꢀikayetçi olmaktadırlar.   Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafının c) bendine ve 2. paragrafına atıfta   bulunmaktadır.   Hükümet, sözkonusu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.   Mevcut davada, AĐHM, 20 Nisan 2001 tarihinde, baꢀvuranların, PKK’ya karꢀı düzenlenen   operasyon çerçevesinde polis tarafından yakalandıklarını belirlemektedir. Baꢀvuranlar   tarafından imzalanan yakalama tutanağı, baꢀvuranların, sözkonusu örgütün üyesi olduğu ileri   sürülen bir kiꢀi tarafından verilen bilgilerin ardından yakalandıklarını ortaya koymaktadır. 27   Nisan 2001 tarihinde, polis baꢀvuranların ifadesini almıꢀtır. Sonuç olarak baꢀvuranların   imzaladıkları tutanağa göre, baꢀvuranlar, sözkonusu örgüt adına olan faaliyetleri hususunda   sorgulanmıꢀlardır.   Yukarıda söylenenler ve dosya unsurları göz önüne alındığında, ꢀüphelerin gereken seviyede   olduğu sonucuna ulaꢀılmaktadır. Özgürlükten yoksun bırakma, ilgililere yüklenen ꢀüphelerin   doğrulanması veya giderilmesi amacını taꢀımıꢀtır. Ayrıca, baꢀvuranlar tarafından imzalanan   yakalama tutanağı, yakalama gerekçelerini belirtmiꢀtir. Dolayısıyla, sözkonusu belge,   baꢀvuranların yakalanma nedenleri hakkında bilgilendirildiklerini yeterince kanıtlamaktadır   (Veske-Türkiye, baꢀvuru no: 11838/02, 20 ꢁubat 2007).   Baꢀvurunun bu kısmı da açıkça dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.   paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.   2. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5. paragrafları   a) Đç hukuk yollarının tüketilmesi   Hükümet, iki baꢀlık altında iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir. Đlk olarak,   Hükümet, gözaltının yasaya uygunluğunun denetimini yaptırmak veya savcılığın gözaltı   süresinin uzatılması talimatına itiraz etmek için mahkeme hakimliğine baꢀvuruda bulunma   imkanını öngören Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 128/4 maddesine atıfta   bulunmaktadır. Đkinci olarak ise, Hükümet, kanuna aykırı olarak yakalanan veya haksız yere   tutulan kiꢀilere tazminat ödenmesini öngören 466 sayılı yasaya göndermede bulunmaktadır.   Baꢀvuranlar, Hükümet tarafından gösterilen hukuki yolların dava koꢀullarına uygun   olmadığını iddia etmektedirler.   AĐHM, Hükümet’in itirazının, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5. paragrafları uyarınca   düzenlenen ꢀikayetin esasına sıkı sıkıya bağlı olduğu kanaatindedir. Dolayısıyla, iç hukuk   yollarının tüketilip tüketilmediği hususu esasa iliꢀkin olarak yapılan inceleme sırasında   değerlendirilmelidir.   b) Kabuledilebilirliğe iliꢀkin diğer kriterler   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5.   paragrafları kapsamında yapılan ꢀikayetlerin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM,   ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder.   Bu nedenle sözkonusu ꢀikayetler kabuledilebilir niteliktedir.   II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 3. , 4. ve 5. PARAGRAFLARININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ   ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar, 20 Nisan 2001 tarihinden 28 Nisan 2001 tarihine kadar özgürlüklerinden yoksun   bırakılmalarının AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5. paragraflarını ihlal ettiğini iddia   etmektedirler.   Mevcut davada, AĐHM, baꢀvuranların gözaltı sürelerinin 20 Nisan 2001 tarihinde baꢀladığını   ve 28 Nisan 2001 tarihinde sona erdiğini, dolayısıyla sözkonusu sürenin 8 gün sürdüğünü   gözlemlemektedir. AĐHM yerleꢀik içtihadının da ortaya koyduğu ꢀekli ile böyle bir sürenin   ivedilik ifadesi ile bağdaꢀmadığına ꢀüphe yoktur (Brogan ve diğerleri – Birleꢀik Krallık, 29   Kasım 1988).   Gözaltının yasaya uygunluğuna itiraz edebilmek ve tazminat talebinde bulunabilmek için   baꢀvuru yolunun bulunmadığı kapsamında yapılan ꢀikayet ile ilgili olarak AĐHM, geçmiꢀte,   Hükümet tarafından belirtilen baꢀvuru yollarını incelediğini ve sözkonusu baꢀvuru yollarının,   AĐHS’nin 5. maddesinin 4. ve 5. paragraflarının gerekliliklerini karꢀılamadığı sonucuna   ulaꢀtığını hatırlatmaktadır. Nitekim özgürlüğünden yoksun bırakma iꢀlemlerine uygulanan   temel güvencelerden yararlanmadığı takdirde, sözkonusu maddenin 4. satırı uyarınca,   baꢀvuran, bizzat veya vekil aracılığıyla dinlenme imkanına sahip olmalıdır (bkz, diğerleri   arasından, Keklik ve diğerleri – Türkiye, baꢀvuru no: 77388/01 ve Nikolova-Bulgaristan,   baꢀvuru no: 31195/96). Oysa, AĐHM, dosyayı incelediğinde, gözaltı sırasında baꢀvuranların   hiçbir zaman hakim karꢀına çıkmadıklarını, hakimin denetimini yalnızca dosya üzerinden   yaptığını belirler. 466 sayılı yasa ile ilgili olarak, AĐHM, sözkonusu hükmün maddeleri   uyarınca, savcılık tarafından yürütülen soruꢀturmanın takipsizlik kararı ile sonuçlanmasından   dolayı baꢀvuranların tazminat talep etme imkanlarının bulunduğunu belirler. Mevcut davada,   ulusal mahkemeler tazminat ödenmesi için yalnızca takipsizlik kararını temel almaktadırlar.   Oysa tazminat ödenmesi, takipsizlik kararının otomatik bir sonucudur ve hiçbir ꢀekilde   özgürlükten yoksun bırakmanın yasaya uygun olmadığının tespiti anlamını taꢀımamaktadır.   Sonuç olarak, AĐHM, Türk hukukunun, baꢀvuranlara ileri sürülen ihlaller için tazmin hakkı   tanıdığı hususunda ikna olamamıꢀtır (Sinan Tanrıkulu ve diğerleri – Türkiye, baꢀvuru no:   5008699, 3 Mayıs 2007).   Mevcut davada sözkonusu sonuçtan farklı bir sonuca ulaꢀmak için hiçbir neden göremeyen   AĐHM, Hükümet’in ön itirazını reddetmektedir. Dolayısıyla AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin   3. , 4. ve 5. paragraflarının ihlal edildiği sonucuna ulaꢀmaktadır.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Baꢀvuranların her biri maruz kaldıkları manevi zarar için 15.000 Euro talep etmektedirler.   Ayrıca baꢀvuranlar, avukatlık ücreti ve giderlere iliꢀkin bir makbuz ile Diyarbakır Barosu   avukatlık ücret tarifesini belge olarak sunarak AĐHM önünde yapmıꢀ oldukları yargılama   masraf ve giderleri için 3.762 Euro talep etmektedirler.   Hükümet, sözkonusu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, baꢀvuranların her birine 2.000 Euro manevi tazminat   ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir. Yargılama masraf ve giderler ile ilgili olarak   AĐHM, sahip olduğu unsurları göz önüne alarak, baꢀvuranlara ortaklaꢀa olarak, 1.000 Euro   ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.   AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı   orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE   1. Baꢀvurunun AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5. paragrafları kapsamında yapılan   ꢀikayete iliꢀkin kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5. paragraflarının ihlal edildiğine,   3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı   Devlet tarafından aꢀağıdaki miktarların ödenmesine:   (i)   baꢀvuranların her birine, her türlü vergiden muaf tutularak 2.000 Euro (iki   bin Euro) manevi tazminat;   (ii)   baꢀvuranlara ortaklaꢀa olarak, her türlü vergiden muaf tutularak yargılama   masraf ve giderleri için 1.000 Euro (bin Euro);   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 16 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło