43648/05

WyrokETPCz2010-02-02ECLI:CE:ECHR:2010:0202JUD004364805

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość tymczasowego aresztowania i postępowania karnego naruszyła prawa skarżącego z art. 5 i 6 Konwencji, oraz czy istniały skuteczne środki odwoławcze zgodnie z art. 5 ust. 4, 5 ust. 5 i 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długotrwałe tymczasowe aresztowanie skarżącego, trwające blisko dziesięć lat, było niezgodne z art. 5 ust. 3 Konwencji, ponieważ władze krajowe opierały decyzje o jego przedłużeniu na ogólnikowych i powtarzających się uzasadnieniach, takich jak charakter przestępstwa, stan dowodów i zawartość akt sprawy, co nie było wystarczające do uzasadnienia tak długiego pozbawienia wolności. Ponadto, Trybunał stwierdził, że w tureckim systemie prawnym brakowało skutecznych środków odwoławczych, które pozwoliłyby skarżącemu na zakwestionowanie legalności i długości aresztowania oraz uzyskanie odszkodowania za bezprawne pozbawienie wolności, co stanowiło naruszenie art. 5 ust. 4 i 5 ust. 5 Konwencji. Trybunał uznał również, że postępowanie karne, trwające ponad jedenaście lat i dziewięć miesięcy, było nadmiernie długie, naruszając prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji, a także brakowało skutecznego środka odwoławczego w prawie krajowym, który pozwoliłby skarżącemu na złożenie skargi na przewlekłość postępowania, co naruszyło art. 13 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Abdulcelil Kaçmaz, urodzony w 1967 roku, został aresztowany 27 czerwca 1996 roku w Stambule w ramach operacji przeciwko nielegalnej organizacji zbrojnej. 8 lipca 1996 roku lekarz stwierdził brak patologicznych zmian, jedynie ból w lewym ramieniu. 11 lipca 1996 roku skarżący został oskarżony o członkostwo w organizacji zbrojnej i podżeganie do podziału terytorium narodowego. Sąd pierwszej instancji skazał go na dożywotnie pozbawienie wolności 26 lutego 2003 roku, wyrok ten został uchylony przez Sąd Kasacyjny 15 stycznia 2004 roku. Po ponownym rozpoznaniu sprawy, Sąd Karny w Stambule ponownie skazał skarżącego 25 kwietnia 2007 roku, a Sąd Kasacyjny podtrzymał ten wyrok 9 kwietnia 2008 roku. Władze krajowe konsekwentnie odrzucały wnioski o zwolnienie, powołując się na ogólnikowe powody.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga w części dotyczącej art. 5 ust. 3, 5 ust. 4, 5 ust. 5, 6 ust. 1 (czas trwania) i 13 jest dopuszczalna, a w pozostałej części niedopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3, 5 ust. 4 i 5 ust. 5 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu długości postępowania. 4. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji. 5. Zasądza skarżącemu, do zapłaty przez Państwo Pozwane w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku: a) 12 000 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, wolne od wszelkich podatków. b) 1 040 Euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków, wolne od wszelkich podatków. 6. Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   KAÇMAZ -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:43648/05)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   ꢁubat 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (43648/05) no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaꢀı   Abdulcelil Kaçmaz’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 10 Kasım 2005   tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından F.Karakaꢀ Doğan tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1967 doğumludur ve halen Kocaeli Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktadır.   Haziran 1996 tarihinde, Đstanbul’da yasadıꢀı silahlı bir örgüte yönelik olarak düzenlenen   bir operasyon çerçevesinde baꢀvuran yakalanmıꢀ ve gözaltına alınmıꢀtır. 8 Temmuz 1996   tarihinde, baꢀvuran, bir doktor tarafından muayene edilmiꢀtir. Doktor, patolojik hiçbir bulgu   tespit edilmediğini ve ilgilinin sol kolundaki kiꢀisel ağrılarından ꢀikayetçi olduğunu gösteren   bir sağlık raporu düzenlemiꢀtir. Aynı gün yetkili hakim tarafından, baꢀvuranın tutuklanmasına   karar verilmiꢀtir. 11 Temmuz 1996 tarihinde, yasadıꢀı silahlı örgüt üyesi olmaktan ve ulusal   toprağı bölmeye yönelik kıꢀkırtma amacı taꢀıyan eylemlere katılmaktan baꢀvuran hakkında   kamu davası açılmıꢀtır.   ꢁubat 2003 tarihinde, ilk derece mahkemesi, baꢀvuranı ağırlaꢀtırılmıꢀ müebbet hapis   cezasına mahkum etmiꢀtir. Buna karꢀın, 15 Ocak 2004 tarihinde, Yargıtay, yargılama   hatasından ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur. 25 Nisan 2007 tarihinde, iade edilen   kararı inceleyen Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranı yeniden aynı cezaya mahkum   etmiꢀtir. 9 Nisan 2008 tarihinde, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır.   Yakalanmasından itibaren adli makamlar, baꢀvuranın yinelenen serbest bırakılma taleplerini   sürekli reddetmiꢀler ve “atılı suçun niteliği ve değerlendirilmesi”, “kanıtların durumu” ve   “dosyanın içeriği” gibi her zaman neredeyse aynı gerekçelere dayanarak her seferinde   baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.   Dosyada bulunan unsurlara göre, baꢀvuran, yetkili mahkeme önünde, iki sefer tutukluluk   halinin devamı kararlarına itiraz etmiꢀtir. Buna karꢀın, Đstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi,   duruꢀma gerçekleꢀtirmeden, “atılı suçun, Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu’nun 100.   maddesinde [tutuklama nedenleri ve koꢀulları ile ilgili] sıralanan suçlardan bir olması, “atılı   suçun niteliği ve değerlendirilmesini” “kanıtların durumunu” ve/veya “dosyanın içeriğini”   temel alarak sırasıyla 15 Temmuz 2005 ve 12 Nisan 2006 tarihlerinde sözkonusu itirazları   reddetmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5/3, 5/4 ve 5/5 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 5/3, 5/4 ve 5/5 ile 6/2, 13. ve 14. maddelerine atıfta bulunarak, baꢀvuran, tutukluluk   süresinden ve bir yandan tutukluluk süresine itiraz etmek için diğer yandan kanuna aykırı   olduğuna kanaat getirdiği tutukluluk nedeniyle tazminat elde edebilmek için etkili baꢀvuru   yolunun bulunmayıꢀından ꢀikayetiçidir. Ayrıca baꢀvuran, tutukluluk halinin devamına   hükmetmek için ulusal makamlar tarafından sürekli neredeyse aynı gerekçelerin temel   alınmasının masumiyet karinesi ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.   Dava konusu olayların hukuki değerlendirmesini yapmakta yetkili olan AĐHM (Guerra ve   diğerleri-Đtalya, 19 ꢁubat 1998), sözkonusu ꢀikayetlerin AĐHS’nin 5/3, 5/4 ve 5/5 maddesi   kapsamında incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Tutukluluk süresi kapsamında yapılan ꢀikayet ile ilgili olarak, baꢀvuranın tutukluluğunun ilk   döneminin 26 ꢁubat 2003 tarihinde ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararı ile sona   erdiğini hatırlatmasının ardından, Hükümet, sözkonusu ꢀikayetin tutukluluğun ilk dönemi ile   ilgili olarak altı ay süresi içerisinde AĐHM’ye sunulmadığını savunmaktadır. Ayrıca   Hükümet, baꢀvuranın, iç hukuk yollarının etkisiz olduğuna hükmettiği andan itibaren   sözkonusu ꢀikayetini sunmuꢀ olması gerektiğini aksi takdirde altı ay kuralı nedeniyle   ꢀikayetin kabuledilemezlik unsuru içerdiğini belirtmektedir.   Đlk itiraz ile ilgili olarak, AĐHM, çok sayıda ve aralıksız tutukluluğun toplam süresini   belirlemeye iliꢀkin yerleꢀik içtihadı göz önüne alındığında sözkonusu itirazı reddetmektedir   (bkz, Baltacı-Türkiye, baꢀvuru no: 495/02, 18 Temmuz 2006 ve Solmaz-Türkiye, baꢀvuru no:   27561/02). Đkinci itiraz ile ilgili olarak, AĐHM, baꢀvurunun yapıldığı tarihte baꢀvuranın halen   tutuklu olduğunu ve dolayısıyla ꢀikayetin mesnetten yoksun olmadığını gözlemlemektedir.   Sonuç olarak AĐHM, sözkonusu itirazı reddetmektedir.   Baꢀvurunun sözkonusu kısmı ile ilgili olarak hiçbir kabuledilemezlik unsuru tespit edemeyen   AĐHM, baꢀvuruyu kabuledilebilir ilan etmektedir.   B. Esas   Yargılama süresi kapsamında yapılan ꢀikayet ile ilgili olarak, Hükümet, davanın   karmaꢀıklığının, kanıtların durumunun, ꢀiddet içeren eylemlerde bulunan bir terör örgütü ile   baꢀvuranın bağlantısının, suçun tekrarı ve firar riskinin baꢀvuranın tutukluluğunu haklı   kıldığını savunmaktadır.   Baꢀvuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmekte ve iddialarını yinelemektedir.   Yargılama süresi kapsamında yapılan ꢀikayet ile ilgili olarak, AĐHM, dikkate alınacak çok   sayıda ve aralıksız tutukluluk süresinin belirlenmesine iliꢀkin yerleꢀik içtihadı göz önüne   alındığında, baꢀvuranın yaklaꢀık on yıllık bir süreyi tutuklu geçirdiğini tespit etmektedir (bkz,   Baltacı ve Solmaz). AĐHM, benzer davaları incelediğini ve müteaddit defalar AĐHS’nin 5/3   maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀtığını hatırlatmaktadır (bkz, Dereci-Türkiye, baꢀvuru   no: 77845/01, 24 Mayıs 2005 ve Taciroğlu-Türkiye, baꢀvuru no: 25324/02, 2 ꢁubat 2006).   Sözkonusu dava ile ulusal makamlara yüklenen zorlukları kabul eden AĐHM, yine de, yerleꢀik   içtihadı ıꢀığında, mevcut davada aynı sonuca ulaꢀmaktadır. Dolayısıyla, AĐHS’nin 5/3   maddesi ihlal edilmiꢀtir.   Bir yandan tutukluluk süresine itiraz etmek için diğer yandan kanuna aykırı olduğu iddia   edilen tutukluluk nedeniyle tazminat elde edebilmek için etkili baꢀvuru yolu bulunmadığı   kapsamında yapılan ꢀikayet ile ilgili olarak AĐHM, müteaddit defalar benzer sorunları ortaya   koyan davaları inceleme imkanı bulduğunu ve AĐHS’nin 5/4 ve 5/5 maddesinin ihlal edildiği   sonucuna ulaꢀtığını hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri arasından, Bağrıyanık-Türkiye, baꢀvuru   no: 43256/04, 5 Haziran 2007, Cahit Solmaz-Türkiye, baꢀvuru no: 34623/03, 14 Haziran   2007, Abdulkadir Aktaꢀ-Türkiye, baꢀvuru no: 38851/02, 31 Ocak 2008, Tunce ve diğerleri-   Türkiye, baꢀvuru numaraları: 2422/06, 3712/08, 3714/08, 3715/08, 3717/08, 3718/08,   3719/08, 3724/08, 3725/08, 3728/08, 3730/08, 3731/08, 3733/08, 3734/08, 3735/08, 3737/08,   3739/08, 3740/08, 3745/08 ve 3746/08, 13 Ekim 2009 ve Sağnak-Türkiye, baꢀvuru no:   45465/04, 13 Ekim 2009). Hükümet’in mevcut davada sözkonusu koꢀullardan sapma imkanı   sağlayan hiçbir tespit ve argüman sunmaması nedeniyle, sözü edilen kararlarda belirtilen aynı   gerekçelerle AĐHS’nin 5/4 ve 5/5 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀmıꢀtır.   II. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, davasının makul bir sürede görülmemesinden ve hakkında açılan ceza davasının   süresine itiraz etmek için etkili iç hukuk yolunun bulunmamasından ꢀikayetçidir. Baꢀvuran,   AĐHS’nin 6 ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet, baꢀvuru yapıldığında, yargılama süresi kapsamında yapılan ꢀikayetin zamanından   önce yapıldığı gerekçesi ile iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.   Baꢀvuran, sözkonusu iddiaya itiraz etmektedir.   Bu bağlamda AĐHM, süresinin çok uzun olmasından ꢀikayet edilen bir yargılamanın önce   sona ermesi gerektiğini söylemek yerinde olmayacağından sözkonusu itirazın ceza davasının   sürensinin uzunluğuna iliꢀkin ꢀikayetin niteliği ile bağdaꢀmadığı kanaatindedir (bkz, Erhun-   Türkiye, baꢀvuru numaraları: 4818/03 ve 53842/07, 16 Haziran 2009). Bu itibarla AĐHM,   Hükümet’in itirazlarını reddetmektedir.   Sözkonusu ꢀikayetlerin baꢀka hiçbir kabuledilemezlik unsuru içermediğini tespit eden AĐHM,   baꢀvuruları kabuledilebilir ilan etmektedir.   B. Esas   Baꢀvuranın yargılama süresi kapsamında yaptığı ꢀikayeti ile ilgili olarak, Hükümet, davanın   karmaꢀıklığına ve baꢀvurana yüklenen suçların niteliğine oranla ihtilaflı sürenin uzun olarak   değerlendirilemeyeceğini savunmaktadır. Ayrıca, Hükümet’e göre, sözkonusu yargılamanın   seyrinde ulusal makamlar ihtimam göstermemekle suçlanamazlar.   Baꢀvuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir.   AĐHM, dikkate alınacak dönemin baꢀvuranın yakalandığı tarih olan 27 Haziran 1996 tarihinde   baꢀladığını ve Yargıtay tarafından ilk derece mahkemesinin kararının onandığı tarih olan 9   Nisan 2008 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Tek bir davayı dört kere inceleyen iki   dereceli yargıda yargılama on bir yıl dokuz aydan fazla sürmüꢀtür.   AĐHM, müteaddit defalar, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları   incelemiꢀ ve AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (Pélissier ve Sassi-   Fransa, baꢀvuru no: 25444/94). Takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından, AĐHM,   Hükümet’in mevcut davada farklı bir sonuca ulaꢀmak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman   sunmadığı kanaatindedir. Konuya iliꢀkin içtihadını göz önüne alan AĐHM, yargılama   süresinin uzun olduğu ve “makul süre” gerekliliğini karꢀılamadığı değerlendirmesinde   bulunmaktadır.   Bu itibarla AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayete iliꢀkin olarak, AĐHM, Türk Hukuk   düzeninin davalı ve davacılara, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca ceza davalarının süresinin   uzun olduğu hakkında ꢀikayette bulunabilmeyi sağlayan etkin bir baꢀvuru yolu sunmadığını   daha önce tespit etme imkanı bulduğunu hatırlatmaktadır (bkz, özellikle, Tendik vd- Türkiye,   baꢀvuru no: 23188/02, 22 Aralık 2005 ve sözü edilen Tunce vd-Türkiye). AĐHM, mevcut   davada farklı bir sonuca ulaꢀmak için hiçbir neden görememektedir.   Sonuç olarak AĐHM, mevcut davada, baꢀvuranın davasının AĐHS’nin 6/1 maddesi uyarınca   makul sürede görülmesi hakkını elde etmek için iç hukukta baꢀvuru yolunun bulunmaması   nedeniyle AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.   III. ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER ĐHLALLER HAKKINDA   AĐHS’nin 3 ve 13. maddelerine atıfta bulunarak, baꢀvuran, gözaltında kötü muameleye   uğradığını ve AĐHS’nin 3. maddesi kapsamındaki ꢀikayetini sunmak için etkili baꢀvuru   yoluna sahip olmadığını iddia etmektedir.   AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesine aykırı kötü muamele iddialarının uygun kanıt unsurları ile   desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Güzel-Türkiye, baꢀvuru no: 71908/01, 5 Aralık   2006, Hüsniye Tekin-Türkiye, baꢀvuru no: 50971/99, 25 Ekim 2005 ve Martinez Sala vd-   Đspanya, baꢀvuru no: 58438/00, 2 Kasım 2004). Buna karꢀın AĐHM, baꢀvuran tarafından,   hiçbir darp ve cebir izine rastlanmadığı tespitinde bulunan bir sağlık raporunun sunulduğu   tespitinde bulunmaktadır. AĐHM, takdirine sunulan unsurları dikkatle incelemiꢀ ve kötü   muamele iddialarına iliꢀkin sahip olduğu unsurların böyle bir sonuca ulaꢀtıracak nitelikte   emareler sunmadığına kanaat getirmiꢀtir.   AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayet ile ilgili olarak, AĐHM, sözkonusu   hükmün sadece AĐHS açısından savunulabilir ꢀikayetlere uygulanabileceğini hatırlatmaktadır   (Boyle ve Rice-Birleꢀik Krallık, 27 Nisan 1988). Bununla birlikte AĐHM, kötü muamele   iddiası hakkında ulaꢀtığı sonuç ıꢀığında, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca baꢀvuranın   ꢀikayetinin “savunulabilir” olmadığını gözlemlemektedir (Hüsniye Tekin-Türkiye, baꢀvuru no:   50971/99, 25 Ekim 2005 ve Muzaffer Sünük-Türkiye, baꢀvuru no: 9610/03, 27 Kasım 2007).   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Baꢀvuran, 6.000 Euro maddi ve 25.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Baꢀvuran,   ayrıca 7.000 Euro yargılama masraf ve gideri istemektedir. Baꢀvuran, faturaları ve avukatına   5.000 Euro ödeme yapılmasını öngören avukatlık ücret sözleꢀmesini belge olarak   sunmaktadır.   Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.   AĐHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte   ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın, AĐHS’nin 5/3, 5/5 ve 5/5 maddesi ile 6/1. ve   13. maddelerinin ihlal edildiği tespitini göz önüne alarak AĐHM, baꢀvurana, 12.000 Euro   manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir. Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak,   sahip olduğu unsurları göz önüne alan AĐHM, baꢀvurana tüm masraflar için 1.040 Euro   ödenmesine hükmetmektedir.   AĐHM, sözkonusu miktarlara marjinal kredi kolaylıklarına uygulanan orana üç puanlık bir   artıꢀ eklenerek belirlenen gecikme faizi uygulanmasına hükmetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun, AĐHS’nin 5/3, 5/4, 5/5, 6/1 maddeleri (süre) ve 13. maddesi kapsamında   yapılan ꢀikayetlere iliꢀkin kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez   olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/3, 5/4 ve 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;   3. Yargılama süresi nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet   tarafından baꢀvurana aꢀağıdaki miktarların ödenmesine;   i) her türlü vergiden muaf tutularak 12.000 Euro (on iki bin Euro) manevi tazminat   ii) her türlü vergiden muaf tutularak tüm masraflar için 1.040 Euro (bin kırk Euro)   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 02 ꢁubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło