43672/98
WyrokETPCz2005-09-20ECLI:CE:ECHR:2005:0920JUD004367298
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przeniesienie urzędników państwowych, będących członkami związku zawodowego, do innych miast stanowiło naruszenie wolności zrzeszania się (art. 11 Konwencji) oraz czy brak skutecznego środka odwoławczego od tych decyzji naruszył prawo do skutecznego środka odwoławczego (art. 13 Konwencji)?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że przeniesienia skarżących, choć postrzegane przez nich jako ingerencja w ich działalność związkową, nie stanowiły naruszenia art. 11 Konwencji. Stwierdził, że decyzje te mieściły się w ramach zarządzania służbą publiczną przez państwo, a skarżący nie wykazali, że uniemożliwiły im one kontynuowanie działalności związkowej. Jednocześnie Trybunał orzekł, że doszło do naruszenia art. 13 Konwencji, ponieważ szerokie uprawnienia Gubernatora Stanu Wyjątkowego do dokonywania przeniesień, oparte na Dekrecie-Ustawie nr 285, nie podlegały skutecznej kontroli sądowej. Brak takiej kontroli, zwłaszcza w obliczu szerokiej swobody decyzyjnej, nie zapewniał wystarczających gwarancji przed potencjalnymi nadużyciami ani legalności decyzji, co czyniło krajowe środki odwoławcze nieskutecznymi.Stan faktyczny
Cztery skarżące, tureckie obywatelki pochodzenia kurdyjskiego, pracowały jako urzędniczki państwowe w Diyarbakır i były aktywnymi członkiniami związku zawodowego SES. W latach 1998-1999 zostały przeniesione do odległych miast na wniosek Gubernatora Stanu Wyjątkowego, na podstawie Dekretu-Ustawy nr 285. Skarżące twierdziły, że przeniesienia były karą za ich działalność związkową oraz pochodzenie etniczne i poglądy polityczne, a także że nie miały możliwości skutecznego odwołania się od tych decyzji w prawie krajowym.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: odrzucił zarzut rządu; stwierdził brak naruszenia art. 11 Konwencji; stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji; zasądził na rzecz każdej ze skarżących 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe; zasądził łącznie 2000 EUR na rzecz skarżących tytułem zwrotu kosztów i wydatków; odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ERTAꢀ AYDIN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢁvuru no: 43672/98)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Eylül 2005
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 43672/98 baꢀvuru no’lu davanın nedeni,
Türk vatandaꢀları Bedriye Ertas Aydın, Sevgi Bingöm Zengin, Hafize Sidar Altındağ
Kahraman ve Yüksel Tekin’in (Baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na
(Komisyon) 27 Haziran 1998 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) eski 25.
maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Kilavuz tarafından temsil
edilmektedirler.
OLAYLAR
Baꢀvuranlar Bedriye Ertaꢀ Aydın, Sevgi Bingöm Zengin, Hafize Sidar Altındağ
Kahraman ve Yüksel Tekin, Kürt kökenli olup sırasıyla 1969, 1966, 1963 ve 1972 doğumlu
olup Yozgat, Zonguldak, Bartın ve Tokat’ta ikamet etmektedirler.
1. Bedriye Ertaꢀ Aydın
Baꢀvuran 1988 yılında Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde hemꢀire olarak çalıꢀmaktaydı. yılında Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’na (SES) üye olmuꢀtur. yılında bu sendikanın Yönetim Kurulu üyeliğine seçilmiꢀtir. Mart 1998 tarihli kararla, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin talebi ve 285 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname’nin 4 (g) maddesi gereğince Yozgat iline tayin edilmiꢀtir.
2. Sevgi Bingöm Zengin
Baꢀvuran 1987 yılında Siirt Devlet Hastanesi’nde laboratuar teknik personeli olarak
görev yapmaktaydı. 1989 tarihinde isteği üzerine Diyarbakır’a tayin edilmiꢀtir. yılında baꢀvuran SES’e üye olmuꢀtur. yılında bir öğretmenle evli olduğu halde Amasya’ya tayin edilmiꢀtir. 1994
yılında yetkili makamlardan defalarca talep etmesinin ardından Diyarbakır’a tayin edilmiꢀtir. yılında SES’in Yönetim Kurulu üyeliğine seçilmiꢀtir.
Mayıs 1998 tarihinde, OHAL Bölge Valiliği’nin talebi ve 285 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 4 (g) maddesine dayanarak Zonguldak iline tayin edilmiꢀtir.
3. Hafize Sidar Altındağ Kahraman
Baꢀvuran 1988 yılında Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde laboratuar teknik personeli
olarak görev yapmaktaydı. Ocak 1991 tarihinde SES’e üye olmuꢀtur.
Baꢀvuran sendikal faaliyetlerinden dolayı 1992 yılında, kendisinin ve eꢀinin
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde on yedi gün boyunca gözaltında tutulduklarını ve
ardından haklarında herhangi bir iꢀlem yapılmadan serbest bırakıldıklarını iddia etmektedir.
Aralık 1992’de baꢀvuran Tokat iline, bundan sekiz ay sonra ise ꢁanlıurfa’ya tayin
edilmiꢀtir.
Eylül 1997’de baꢀvuran kendi isteği üzerine Diyarbakır’a tayin olmuꢀtur.
Nisan 1998 tarihinde, OHAL Bölge Valiliği’nin talebi ve 285 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 4 (g) maddesine dayanarak Bartın iline tayin edilmiꢀtir.
4. Yüksel Tekin tarihinde baꢀvuran Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde ebe olarak çalıꢀmaktaydı.
Aynı yıl SES’e üye olmuꢀtur. yılında iki ayrı görevle bu sendikanın Yönetim Kurulu üyeliğine seçilmiꢀtir. yılında baꢀvuran Dicle Üniversitesi’nde ( Diyarbakır) Fars Dili ve Edebiyatı
Bölümü’nde derslere devam etmiꢀtir. Tayin edilmesi nedeniyle üniversite eğitimini bırakmak
zorunda kalmıꢀtır. Ocak 1998 tarihinde, OHAL Bölge Valiliği’nin talebi ve 285 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’nin 4 (g) maddesine dayanarak Tokat iline tayin edilmiꢀtir.
HUKUK AÇISINDAN
I. HÜKÜMET’ĐN ĐTĐRAZI HAKKINDA
Hükümet
iç hukuk
yollarının
tüketilmediği
gerekçesiyle
baꢀvurunun
kabuledilemeyeceği itirazını yöneltmektedir. Hükümet, baꢀvuranlar tarafından sunulan
Diyarbakır Đdare Mahkemesi’nin 25 Eylül 1997 tarihli kararına gönderme yaparak
baꢀvuranların bu karar karꢀısında temyiz için baꢀvurmadıklarını ve bu kararın iç hukukta
ulusal makamlar tarafından verilen son karar olarak sunulamayacağını belirtmektedir.
Hükümet baꢀvuranların tayininin 657 sayılı Kanunun 72. ve 76. maddelerine
dayandığını ve ilgili kiꢀilerin ꢀikâyetlerini iç hukuk mercileri önünde dile getirmediklerini
savunmaktadır.
Baꢀvuranlar Hükümet’in iddialarına karꢀı çıkmaktadır ve 285 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 7. maddesine göre haklarında verilen tayin kararlarına karꢀı iç hukukta itiraz
yollarına sahip olmadıklarını iddia etmektedirler.
AĐHM bu itirazın baꢀvuranların AĐHS’nin 11. ve 13. maddelerine uyarınca yapmıꢀ
oldukları ꢀikayetlere sıkı sıkıya bağlı olduğu tespitinde bulunmaktadır. AĐHM
kabuledilebilirliğine iliꢀkin kararında ꢀikayeti esasa birleꢀtirmeye karar verdiğini
hatırlatmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar tayin kararlarının dernek kurma özgürlüklerine karꢀı bir saldırı niteliğinde
olduğunu, Kürt kökenli olmalarından ve siyasi görüꢀlerinden dolayı bu kararların alındığını
iddia etmektedirler.
Baꢀvuranlar AĐHM’ye sundukları 1991/2000 dönemine ait tabloya gönderme yaparak,
elli sekiz kiꢀinin sürüldüğünü ve bazılarının gözaltına alındığını ya da kaybolduklarını ileri
sürmektedirler. Bedriye Ertaꢀ Aydın, AĐHM’ne eꢀinin kaybolmasına iliꢀkin 25660/94
numaralı baꢀvuru dilekçesi sunduğunu belirtmektedir. Baꢀvuranlar aynı zamanda sendikal
faaliyetlerinden dolayı disiplin müeyyidesine tabi tutulan memurların listesini de
sunmaktadırlar.
Baꢀvuranlar, sendika üyesi memurların tayinlerinin aleyhlerine yapıldığını ve
faaliyetlerini izlemelerini imkansız kılmak amacıyla sendikalarının ꢀubelerinin olmadığı
ꢀehirlere tayin edildiklerini iddia etmektedirler.
Hükümet AĐHS’nin 11. maddesinin bir sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkını
içerdiğininin altını çizmektedir ve baꢀvuranların sendika üyesi oldukları gözönüne alınırsa bu
hakkın ihlal edilmediğini belirtmektedir. Bir sendika üyesi olmak, kamu çalıꢀanlarının
atamalarında engel teꢀkil etmemektedir. Bunun dıꢀında baꢀvuranlar tayin oldukları ꢀehirlerde
aynı sendikaya üye olmaya devam edebilirler. Hükümet AĐHM’ye, Yüksel Tekin’in 26 Kasım tarihinde Ankara ꢀubesi üyesi olduğu SES’in, 73 ilde faaliyet gösterdiğini ve ilgili
kiꢀilerin sendikal faaliyetlerini engelleyici hiçbir unsur bulunmadığını belirten bir liste
sunmaktadır.
Hükümet, baꢀvuranların AĐHS’nin 14. maddesine iliꢀkin, dayanaktan yoksun bulduğu
ꢀikayetlerini, kesin olarak reddetmektedir. Her memur tayin olabilir. Ayrıca baꢀvuranların
tayinleri Kürt kökenli olmalarından, siyasi düꢀüncelerinden ya da bir sendikaya üye
olmalarından dolayı olmamıꢀtır.
AĐHM, AĐHS’nin 11§1 maddesinin sendika kurma özgürlüğünü, dernek kurma
özgürlüğünün özel bir ꢀekli veya yönü olarak gösterdiğini hatırlatmaktadır; bu madde sendika
üyelerine devlet tarafından farklı bir muamele ve üyelerinin tayin olmaması gibi bir uygulama
sağlamadığını ifade etmektedir (Bkz. Belçika Polisi Ulusal Sendikası- Belçika, 27 Ekim 1975,
A serisi no: 19, s. 17, § 38).
AĐHM, kiꢀisel baꢀvuru sonucunda açılan davada, mümkün olduğu kadar genel metnin
dıꢀına çıkmadan, kendisine baꢀvurulan somut olayla dile getirilen sorunları incelemekle
yetinmek gerektiğini belirtmektedir (Bkz., diğerleri arasında, Guzzardi-Đtalya, 6 Kasım 1980
tarihli karar, A serisi no:39, s. 31-32, § 88, ve Young, James ve Webster-Đngiltere, 13 Ağustos tarihli karar, A serisi no:44,§ 52). Bundan dolayı tayin kararının olduğu ꢀekliyle
uygunluğunu AĐHS bakımından takdir etme hakkı düꢀmemektedir. AĐHM’nin amacı
AĐHS’nin 11. maddesinde belirtilen, baꢀvuranların sendikal faaliyetlerde bulunma hakkına
iliꢀkin böylesi bir kararın sonuçlarını incelemektir.
AĐHM 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4 (g) maddesine dayanarak,
baꢀvuranların OHAL Bölge Valisi tarafından aleyhlerine alınan tayin kararlarının 11.
maddenin hükümlerini tanımadığından ꢀikayetçi olduklarını belirtmektedir. Daha sonra bu
kararların kanun tarafından öngörüldüğünü gözlemlemektedir. Ayrıca baꢀvuranların
konumlarının 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda belirtilmiꢀ olduğu konusuna itiraz
edilmemektedir.
Bu durumda AĐHM ilgili kiꢀilerin konumlarının, ilke olarak kamu hizmetinin
ihtiyaçlarına göre baꢀka bir ꢀehre ya da baꢀka bir göreve tayin edilebilme olasılığını
öngörmekte olduğunu tespit etmektedir. Bu bakımdan sözkonusu tayin kararları ilke olarak
ilgili kiꢀilerin bir sendikaya katılma, sendika ve dernek kurma özgürlüğünü kullanma ya da bu
haklardan faydalanma haklarına yönelik bir engel ya da sınırlama teꢀkil etmemektedir.
Sendika ve dernek kurulmasına iliꢀkin bireysel özgürlükleri konusunda ise, dava konusu
kararlara rağmen sendikalarına üyeliklerinin devam ettiği göz önüne alınırsa bu haklarından
faydalanmıꢀlardır (Bkz. örneğin, Schmidt veDahlström- Đsveç, 6 ꢁubat 1976 tarihli karar, A
serisi no: 21).
AĐHM, takdirine sunulan unsurlardan hareketle, baꢀvuranların sözkonusu kararların
AĐHS’nin 11. maddesinin yer verdiği ꢀekliyle toplantı ve dernek kurma özgürlüğüne iliꢀkin
haklarının özünü ilgilendiren yaptırım veya ihlali oluꢀturduğunu yeteri kadar ikna edici
ꢀekilde desteklemediklerini gözlemlemektedir. Ayrıca baꢀvuranların yeni görevlerinde ya da
tayin yerlerinde sendikal faaliyetlerde bulunmalarının engellenebileceği konusunda da ikna
olmamıꢀtır.
Her ne kadar tayin kararları baꢀvuranlar tarafından, ulusal makamların sendikal
faaliyetlerde bulunma haklarına bir müdahalesi olarak değerlendirilse de, AĐHM bu
tedbirlerin Devletin kamu hizmetinin en iyi ꢀekilde yönetilmesi çerçevesinde değerlendirildiği
görüꢀündedir. Ulusal makamlar ilgili kiꢀilerin baꢀka bir bölgeye ya da baꢀka bir ꢀehre tayin
kararlarını verirken takdir hakları çerçevesinde hareket etmiꢀlerdir. Baꢀvuranların tayinlerine
bağlı zararın dıꢀındaki diğer zararları makamların baꢀvuranlara vermediği, öyle ki kamu
hizmetinin en iyi ꢀekilde idare edilmesi ve baꢀvuranların sendikal faaliyetlerde bulunma hakkı
gibi mevcut farklı çıkarlar arasında dengeyi sağladıkları sonucu çıkmaktadır.
Bu nedenle, iꢀbu davanın koꢀullarının tümü ıꢀığında AĐHM baꢀvuranların aleyhlerine
alınan tayin kararlarının sendikal faaliyetlerde bulunulmasına yönelik herhangi bir müdahale
teꢀkil ettiğini ispat etmediklerini tespit etmiꢀtir.
Sonuç olarak AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar OHAL Bölge Valisi tarafından aleyhlerine alınan kararlara itiraz
edilebilecek bir baꢀvuru yolunun bulunmamasından dolayı ꢀikayet etmektedirler. AĐHS’nin
13.maddesine gönderme yapmaktadırlar.
Baꢀvuranlar OHAL Bölge Valisi’nin kararıyla tayin olan iki memurun iptale iliꢀkin
baꢀvurularına gönderme yapmaktadırlar, bu baꢀvuru 285 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 7. maddesine dayanarak reddedilmiꢀtir. Baꢀvuranlar sonuç itibariyle ulusal
makamlar nezdinde sözkonusu kararlar karꢀısında etkili baꢀvuru yolunun mevcut olmadığını
iddia etmektedirler.
Mahkemenin bu yöndeki yerleꢀik içtihadına göndermede bulunan Hükümet
baꢀvuranların itirazlarının “salt”, “ekonomik gerekçelere” dayalı hakları içermediğini fakat
atama iꢀlemlerinin yasanın uygulanması ve Devletin takdir yetkisini kullanması yönünde
olduğunu savunmaktadır. Baꢀvuranların yapmıꢀ oldukları ꢀikayetler Sözleꢀmenin güvence
altına aldığı haklar alanına girmemektedir. Baꢀvuranlar devlet memuru olmayı kabul ederek,
kamu görevlilerinin tabi olduğu 657 sayılı Kanun uyarınca atanabileceklerini biliyorlardı.
Devlet memurları da idarenin eylemlerine karꢀı diğer vatandaꢀlar gibi koruma altındadırlar.
Đdarenin bu hakları tanımaması durumunda hukuki baꢀvuru yolları mevcuttur. Anayasa ayrıca
idarenin eylemlerinin ve almıꢀ olduğu önlemlerin hukuki denetime tabi tutulmasını
öngörmektedir.
AĐHM, AĐHS’de yer alan hak ve özgürlükler iç hukukta ne ꢀekilde tanınmıꢀ olursa
olsun, Sözleꢀme’nin 13. maddesinin, bu hak ve özgürlüklerden iç hukukta yararlanılmasını
sağlayacak yolların varlığını güvence altına aldığını hatırlatır. Dolayısıyla sözkonusu hüküm,
AĐHS’ye dayalı “savunulabilir bir ꢀikayetin” içeriğinin incelenmesini ve uygun bir telafinin
sunulmasını sağlayacak bir iç hukuk yolunu zorunlu kılmaktadır (Bkz, diğerleri arasında,
Kulda-Polonya [GC], no: 30210/96, § 157, CEDH 200-XI).
Sözleꢀmeci devletlere yüklenen AĐHS’nin 13. maddesinden doğan yükümlülüğün
kapsamı, baꢀvuranın yaptığı ꢀikayetin niteliğine bağlı olarak değiꢀmektedir. Bununla birlikte
13. maddenin gerektirdiği baꢀvuru yolu hukuken olduğu kadar uygulamada da “etkili”
olmalıdır ( Bkz, örneğin, Đlhan-Türkiye [GC], no:22277/93, § 97, CEDH 2000-VII). Bir
“baꢀvuru” nun 13. madde kapsamında “etkili” olup olmadığı baꢀvuranın lehine bir sonuç
çıkıp çıkmayacağına bağlı değildir. Bununla birlikte sözkonusu hükmün bahsettiği
Mahkemenin adli bir kurum olması gerekmemektedir. Ancak, kendisine yapılan baꢀvurunun
etkililiğini değerlendirmek için sahip olduğu yetkileri ve verdiği güvenceleri de gözönünde
bulundurmak gerekir. Diğer yandan iç hukukun sağladığı baꢀvuru yollarının tümü, içlerinden
hiçbiri kendi baꢀına hepsine cevap vermese de 13. maddenin gerekliliklerini yerine
getirebilmektedir ( Bkz. diğerleri arasında, Silver ve diğerleri-Birleꢀik Krallık 25 mart 1983
tarihli karar, A serisi no: 61, s. 42, § 113, ve Chahal-Birleꢀik Krallık, 15 Kasım 1996 tarihli
karar, Derleme 1996-V, s.1869–1870, § 145).
Bu durumda AĐHM dosyadaki verilerin baꢀvuranların dernek kurma ve toplantı
özgürlüğüne iliꢀkin haklarının ihlal edildiğine dair karar verilmesi için sebep teꢀkil etmediğini
düꢀünmektedir. Bu durum, 11. maddeye iliꢀkin ꢀikayetin savunulabilirliğine engel değildir
(Boyle ve Rice-Birleꢀik Krallık, 27 Nisan 1988 tarihli karar, A serisi no:131, s.23.§ 52).
AĐHM’nin esas hakkında vardığı sonuç bir ulusal mahkeme önünde etkili bir baꢀvuru
zorunluluğunu geçersiz kılmamaktadır.
AĐHM, OHAL Bölge Valisi’ne tayin konusunda geniꢀ ayrıcalıklar tanıyan 285 sayılı
Kanun Hükmünde Kararnamenin 4 (g) maddesine dayanarak, Valinin kamu sektörü
personelinin baꢀka bir bölgeye tayinini isteyebileceğini hatırlatmaktadır. Buna benzer ölçüsüz
olarak değerlendirilebilecek ayrıcalıklar karꢀısında, baꢀvuranların tayini konusunda adli
denetim yoksunluğunun, muhtemel suiistimalleri engellemek veya bu ꢀekilde alınan kararların
sadece meꢀruluğunu denetlemeyi sağlamak için yeterli teminatları sunmadığını tespit etmek
gerekir. AĐHM, daha önce, OHAL Bölge Valisi’ne yetki veren hükümleri kadar bu mevzuatın
uygulanmasının da adli denetime tabi olmadığını vurgulama olanağı bulmuꢀtur (Bkz. Đç
Hukukun ilgili bölümleri, özellikle, §§ 34 ve 36 ve Çetin ve diğerleri, adı geçen, § 61). Sonuç
itibariyle, OHAL Bölge Valisi’nin iꢀlediği fiiller için yapılan adli baꢀvurular, 13. maddenin
amaçlarına uygun olarak “etkililik” kriterini yerine getirmemektedir, zira istenilen baꢀvuru ne
hukuki olarak ne de uygulamada “etkili” değildir (Bkz. diğerleri arasında mutatis mutandis,
sözüedilen Güneri ve diğerleri, § 88, sözüedilen Çetin ve diğerleri, § 66 ve sözüedilen Doğan
ve diğerleri, § 110 ve 164).
O halde baꢀvuranların iç hukuk yollarını tüketmek zorunluluğundan bağıꢀık
tutuldukları düꢀünülebilir. Bu nedenle AĐHM Hükümetin itirazını kabul etmemektedir.
Sonuç olarak AĐHM, OHAL Bölge Valisi tarafından baꢀvuranların aleyhlerine alınan
tayin kararlarına karꢀı ulusal mahkemeler önünde itiraz olanağı sağlayan bir iç hukuk yolunun
bulunmayıꢀından dolayı 13. maddenin ihlal edildiği kararına varmıꢀtır.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat, masraf ve harcamalar
Baꢀvuranlar Sevgi Bingöm Zengin, Hafize Sidar Altındağ Kahraman ve Bedriye Ertaꢀ
Aydın masraf ve harcamalar dahil, manevi tazminat için 8.000 Euro (sekiz bin) talep
etmektedirler.
Yüksel Tekin masraf ve harcamalar dahil, manevi tazminat için 5.000 Euro (beꢀ bin)
talep etmektedir.
AĐHM, OHAL Bölge Valisi tarafından aleyhlerine alınan tayin kararlarına itiraz
edilmesini sağlayacak ulusal mahkeme önünde bir iç hukuk yolunun bulunmayıꢀından dolayı
baꢀvuranların manevi zarara uğradıklarını düꢀünmektedir. Bu nedenle baꢀvuranlardan her
birine 500 Euro (beꢀ yüz) ödenmesini uygun görmektedir.
AĐHM, baꢀvuranların AĐHS’nin ilgili mercileri nezdinde yapılan masraflara iliꢀkin
hiçbir fatura sunmadıklarını tespit etmektedir. Bununla birlikte AĐHM önünde bir avukat
tarafından temsil edilen baꢀvuranların buna bağlı olarak bir takım masraflar yapmak zorunda
olduklarını düꢀünmektedir. ( I.R.S. ve diğerleri- Türkiye ( adil tazmin), no:26338/95, § 32, 31
Mayıs 2005) Đꢀbu davanın koꢀulları dikkate alındığında baꢀvuranlara toplu olarak 2.000 Euro
(iki bin) ödenmesinin uygun olacağını düꢀünmektedir.
B. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKCELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE
1. Hükümetin itirazını reddetmeye;
2. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı
Hükümet’in baꢀvuranlara,
i. manevi tazminat için baꢀvuranların her birine 500 Euro (beꢀ yüz)
ödenmesine;
ii. masraf ve harcamalar için baꢀvuranlara toplu olarak 2.000 Euro (iki bin)
ödenmesine;
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar,
Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit
oranda faiz uygulamasına;
5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak 20 Eylül 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45§ 2 ve iç tüzüğünün 74§ 2 maddelerine uygun olarak
Sn. Cabral Barreto’nun ayrık oy görüꢀü yer almaktadır.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło