43918/98

WyrokETPCz2005-01-25ECLI:CE:ECHR:2005:0125JUD004391898

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący doznał nieludzkiego i poniżającego traktowania w areszcie policyjnym, naruszając art. 3 Konwencji? Czy krajowe postępowanie wyjaśniające w sprawie zarzutów złego traktowania było skuteczne, zgodnie z art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 3, ponieważ skarżący doznał licznych obrażeń w czasie, gdy znajdował się pod wyłączną kontrolą policji, a rząd nie przedstawił wiarygodnego i spójnego wyjaśnienia ich pochodzenia, w tym sprzeczności w raportach medycznych. Trybunał uznał, że obrażenia te stanowiły nieludzkie i poniżające traktowanie. Naruszenie art. 13 wynikało z nieskuteczności krajowego postępowania wyjaśniającego. Trybunał uznał, że śledztwo prowadzone przez funkcjonariusza tej samej hierarchii co oskarżeni policjanci, w ramach organu administracyjnego odpowiedzialnego za lokalną policję, nie było niezależne. Ponadto, skarżący nie miał możliwości przedstawienia swoich argumentów ani przesłuchania świadków, a sąd administracyjny oparł się wyłącznie na aktach sprawy.
Stan faktyczny
Skarżący Hüseyin Sunal został zatrzymany 1 kwietnia 1996 r. pod zarzutem kradzieży samochodu. W trakcie pobytu w areszcie policyjnym doznał licznych obrażeń, w tym ran ciętych, krwiaków i obrzęków, które zostały udokumentowane w raportach medycznych. Władze tureckie twierdziły, że skarżący sam się zranił pod wpływem alkoholu i narkotyków, uderzając głową w szybę. Po zwolnieniu skarżący złożył skargę na złe traktowanie, ale krajowe postępowanie wyjaśniające, prowadzone przez organy administracyjne, zakończyło się decyzją o braku potrzeby wszczęcia śledztwa przeciwko policjantom.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji oraz naruszenie art. 13 Konwencji. Uznał, że nie ma potrzeby rozpatrywania skarg na podstawie art. 6 i 14 Konwencji. Zasądził skarżącemu 10 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 3 000 euro (pomniejszone o 630 euro pomocy prawnej) tytułem kosztów i wydatków. Odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   SUNAL - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 43918 / 98)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Ocak 2005   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (43918/98) başvuru no’lu davanın nedeni Hüseyin   Sunal’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na 10 Ağustos 1998 tarihinde Avrupa   İnsan Hakları Sözleşmesinin eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir Barosu avukatlarından A.A. Cangı   tarafından temsil edilmektedir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   OLAYLAR   doğumlu başvuran işçidir ve İzmir’de ikamet etmektedir.   Nisan 1996’da saat 22.20’de başvuran, araba hırsızlığı suçundan polis tarafından   tutuklanmış ardından kendinin ve polislerin imzaladığı bir tutuklama tutanağı hazırlanmıştır.   Saat 22.30’da düzenlenen ve sadece polislerin imzaladığı tutanağa göre Sunal tutuklanmadan   önce uyuşturucu hap almış ve arabalarda bulunan radyo teyplerini çalmaya yeltendiğini itiraf   etmiştir. Yanındaki arkadaşı H.T. tutuklanmadan önce kaçmıştır.   Saat 22.40’a doğru başvuran, Bostanlı Karşıyaka Polis Karakoluna sorgulanmak üzere   getirilmiştir.   Nisan 1996 saat 1’de polislerin imzası bulunan bir tutanak hazırlanmıştır. Bu belgeye göre   başvuran ihtiyaçlarını gidermek için çıktığı hücresine geri dönmek istememiş, kendisini   gözlemleyen polislere karşı direnmiş ve oradaki cama kafa vurarak kırmış, bunun üzerine adı   geçen Karşıyaka Devlet Hastanesine götürülmüştür.   Hastanede yapılan muayene sonucu başvuranın vücudunun çeşitli yerlerinde ekimozlara   rastlanmıştır. Doktor, adı geçenin bir Adli Tıp Kurumunda alkol muayenesinden geçirilmesini   talep etmiştir. Dava dosyasına göre bu kontrol yapılmamıştır.   Nisan 1996’da güvenlik güçleri ve başvuranın yasal temsilcisi B. Akbaba’nın imzaladığı   ifade tutanağına göre adı geçen tutuklanmadan önce alkol almış ve uyuşturucu kullanmıştır.   Başvuran ifadesinde alkolün ve uyuşturucunun etkisiyle camı kırdığını ve vücudunun çeşitli   yerlerinde yaralanmalar oluştuğunu ifade etmiştir.   Yine 2 Nisan 1996’da H.T.’nin ifadesine başvurulmuştur.   Aynı gün saat 16.00’da başvuran cezai soruşturma için delil yokluğundan serbest bırakılmıştır.   Serbest bırakılan başvuran aynı gün, kötü muamelede bulundukları gerekçesiyle göz altından sorumlu   polisler hakkında Karşıyaka Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak şikayette bulunmuştur.   Adli Tıp Kurumunda başvuranın muayenesi sonucunda hazırlanan doktor raporuna göre çeper   bölgesinde 2 cm’lik sütüre kesi, dil üzerinde 1 ve 3 cm çapında kan toplanması, sol gözde kan   toplanması, yüze yayılmış bir ödem, her iki kolda 3 x 10 cm büyüklüğünde ekimozlar, her iki   bilekte 3 cm uzunluğunda ekimozlar ve uyluk bölgesinde 3 x 5 cm’lik bir ekimoz   belirlenmiştir. Başvurana on günlük iş göremez raporu verilmiş ve adı geçenin bir hastanede   vücudunda oluşan ekimozların belirlenmesi amacıyla muayene edilmesi yönünde tavsiyede   bulunulmuştur.   Nisan 1996’da Karşıyaka Cumhuriyet Savcılığı, görevli polisler hakkında ratione materiae   bakımından yetkisizlik kararı vererek dava dosyasını Karşıyaka Kaymakamlığı İlçe İdare   Kurulu’na göndermiştir.   Belirtilmeyen bir tarihte Komiser K. Üvez, Karşıyaka Kaymakamlığı tarafından başvuranın   şikayetlerini soruşturmak üzere görevlendirilmiştir.   ve 8 Temmuz ve 14 Ağustos 1996 tarihlerinde müfettiş Üvez, sözkonusu polisler A.T., A.A.,   İ.K., ve A.K.’nın ifadelerine başvurmuştur.   Eylül 1996 tarihinde Karşıyaka İlçe İdare Kurulu özellikle müfettiş Üvez’in hazırladığı   soruşturma dosyasını dikkate alarak bahsekonu polisler hakkında soruşturma açılmasına gerek   duyulmadığına karar vermiştir.   Eylül 1996 tarihinde başvuran İzmir Bölge İdare Mahkemesine giderek 10 Eylül 1996   tarihli karara itirazda bulunmuştur.   İdare Mahkemesi, 6 Kasım 1996’da dava dosyasına dayanarak yeterli delilin bulunmaması   nedeniyle soruşturma açılmasına gerek olmadığı yönündeki 10 Eylül 1996 tarihli kararı   onamıştır. Bu karar başvurana tebliğ edilmemiştir.   Eylül 2001’de başvuranın temsilcisi, başvuranın iddiaları doğrultusunda bir hekim gözüyle   rapor hazırlanması amacıyla İzmir İnsan Hakları Derneği’ne başvurmuştur. Aynı gün   hazırlanan rapora göre, Dr. T. Baykal başvuranda kötü muamele sonucu oluşan yumuşak doku   travması oluştuğu tespitinde bulunmuştur.   Hükümet, başvuranın hırsızlık ve sahte evrak düzenleme suçları ile ilgili iki adli sicil kaydını   ve arkadaşı H.T.’nin ise hırsızlık suçundan soruşturma yapıldığı yönündeki dokuz adli sicil   kaydını sunmuştur.   HUKUK AÇISINDAN   1. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN   Başvuran AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.   Başvuran Bostanlı, Karşıyaka Polis Karakolu’ndaki gözaltı sırasında işkence ve kötü   muameleye maruz kaldığını, dövüldüğünü ve vücudunun çeşitli yerlerine elektrik verildiğini   ileri sürmüştür.   Hükümet başvuranın iddialarını yalanlamaktadır.   AİHM, polis ve güvenlik güçlerinin tamamiyle kontrolü altındaki bir tutuklunun   yaralanmasının ciddi kuşkuları ortaya koyduğunu hatırlatmaktadır. (Bkz. Salman-Türkiye   kararı no: 21986/93, § 100, AİHM 2000-VII). Bu bağlamda Hükümetin başvuranda oluşan   yaralanmanın neden ve nasıl meydana geldiğine, başvuran tarafından ortaya konulan iddialara   ve tıbbi raporlara dair makul bir açıklama yapması gerekmektedir. (Bkz. diğerleri arasında,   Tekin-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998, 1998-IV, s. 1517-1518, §§ 52 ve 53, Altay-Türkiye   kararı, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001, ve Esen-Türkiye kararı, no: 29484/95, § 25, 22   Temmuz 2003).   AİHM, başvuranın 1 Nisan 1996 tarihinde saat 22.20’de Bostanlı Polis Karakolu’nda bir   doktor kontrolünden geçmeden göz altına alındığını gözlemlemektedir. Tutuklama tutanağı   tutuklama esnasındaki tartışmalara yer vermemiştir (Klaas-Almanya kararı ile karşılaştırınız,   Eylül 1993, seri:A no: 269, s.16 § 26). Üç buçuk saat sonra başvuran ilk tıbbi   muayenesinin yapıldığı Devlet Hastanesine götürülmüştür. Bu muayene sırasında çok sayıda   yara tespit edilmiştir.   Ardından aynı gün saat 16.20’de serbest bırakılmasının ardından başvuran ikinci bir   muayeneden geçirilmiştir.   Hükümete göre başvuranın vücudunda bulunan eziklerin tek bir kaynağı var: başvuranın   alkolün ve uyuşturucunun etkisiyle göz altında kendini yaralaması. Göz altına alındıktan   sonra başvuran tuvalete gitmek istemiş, bu esnada polislere saldırmış ve sorgulama odasının   camına kafasını vurarak kırmıştır. Hükümet ayrıca başvuranın bu kadar kısa bir süre zarfında   elektrik şokuna ve işkenceye maruz kaldığı yönündeki beyanının inandırıcılığına karşı   çıkmaktadır. Hükümet son olarak ilgilide tespit edilen yaralanmaların kendisinden   kaynaklandığı görüşündedir.   Hükümetin savı diğerlerinin yanı sıra, başvuranın, temsilcisinin, arkadaşının, olayların   meydana geldiği yerdeki görgü tanıklarının ve göz altından sorumlu polislerin beyanlarına   dayalıdır.   AİHM, Hükümetin getirdiği açıklamaların devam eden olayların bütününe kıyasla makul ve   tatmin edici olmadığına itibar etmektedir.   Başvuran, 2 Nisan 1996 tarihinde gece yarısı birde kendi kendini yaralasa dahi bu olay ilk   tıbbi raporda tespit edilen yaralanmalar ile açıklanamaz. Bu ilk incelemeden on beş saat sonra   adli tıp doktoru ilk muayenede tespit edilmeyen, dil üzerinde 1 ve 3 cm çapında kan   toplanması, her iki kolda 3 x 10 cm büyüklüğünde ekimozlar, her iki bilekte 3 cm   uzunluğunda ekimozlar ve uyluk bölgesinde 3 x 5 cm’lik bir ekimoz belirlemiştir.   Hükümet tıbbi raporlar arasındaki çelişkiye dair bir açıklama getirmemiş ve bu son   lezyonların oluşumlarına yönelik makul bir açıklama yapmamıştır.   Ayrıca dil üzerindeki lezyon ikinci muayene sırasında belirlenmiştir. Dr. D. Sınmaz’a göre   «dile verilen elektrik şoku nedeniyle art arda (?) lezyonlar oluşmuştur». Hükümet bu yaranın   oluşumu hakkında yeterli açıklamada bulunmamıştır.   İlk yapılan muayenede doktorun istediği alkol testi yapılmamıştır, bunun yanı sıra başvuranın   beyanlarını alkolün ve uyuşturucunun eskisiyle verdiğini kanıtlayacak yeterli tıbbi delil   mevcut değildir.   Yukarıda söz edilenler ışığında AİHM, Hükümetin başvuranda görülen yaralanmaların göz   altında oluşmadığını kanıtlayacak yeterli delili sunmadığı görüşüne varmıştır.   Hükümet gözaltı sırasında başvurana kasten yapılan muameleler sonucunda lezyonların   oluştuğu savına karşı çıkmamakta, bu savların AİHS’nin 3. maddesi bakımından   değerlendirilmesi bakımından yeterince ciddi olduğunu kabul etmektedir.   AİHM, özgürlüğünden yoksun bırakılmış ve fiziksel güce maruz kalmış bir kişiye uygulanan   bu muamelenin insanlık onurunu zedelediğinin ve ilke olarak AİHS’nin 3. maddesinin   ihlaline yol açtığının altını çizmektedir. Mahkeme, soruşturma açılma zorunluluğunun ve   suçun önlenmesi güçlüklerinin kişinin fiziksel bütünlüğünün gerektiği gibi korunmasına   götüremeyeceğinin altını çizmektedir (Bkz. Ribitsch-Avusturya kararı, 4 Aralık 1995, seri:A   no: 336, s. 26, § 38).   Bu noktada, Sunal’ın maruz kaldığı lezyonlar insanlık dışı ve aşağılayıcı kötü bir uygulamayı   ortaya koymaktadır.   Bu nedenle AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN   Başvuran yetkililerin kötü muamele iddiaları karşısında etkili bir soruşturma yürütmediklerini   öne sürmekte, bu yönde AİHS’nin 13. maddesini hatırlatmaktadır.   Mahkemeye sunulan delillere dayalı olarak AİHM, Savunmacı Devletin AİHS’nin 3. maddesi   uyarınca sorumluluğu bulunduğuna karar vermiştir. İlgili tarafından dile getirilen şikayet 13.   madde uyarınca «savunulabilir» niteliktedir. Yetkililerin bu durumda sözü edilen hükmü   karşılayacak etkili bir soruşturma açma ve yürütme zorunluluğu bulunmakta idi (Bkz. Batı ve   diğerleri-Türkiye kararı, no: 33097/96-57834/00, §§ 133-137, 3 Haziran 2004).   AİHM, başvuran tarafından yapılan şikayetin ardından bir soruşturma başlatıldığı ve bu   soruşturmanın gerekli özenle «etkili» bir şekilde yürütüldüğü kanısındadır.   Başvuran soruşturmayı yürüten yetkilinin tarafsızlığını eleştirmektedir.   Hükümet başvuranın şikayetinin İdari bir kurul tarafından incelendiğinin, kurul kararının   idare mahkemesi önünde hukuki bir kontrole tabi tutulduğunun altını çizmektedir. Bu noktada   AİHS’nin 13. maddesinde öngörülen yükümlülükler yerine getirilmiştir.   AİHM, bağımsız bir soruşturma yürütülmesinden sorumlu idari organların kapasitesinin ciddi   şüphelere yol açtığını ve bunun AİHS’nin 3. ve 13. maddelerince dile getirildiğini   hatırlatmaktadır (Bkz. son olarak, Mehmet Emin Yüksel-Türkiye kararı, no: 40154/98, § 40,   Temmuz 2004).   Bu durumda, Kaymakam tarafından müfettiş olarak atanan Komiser K.Üvez yürüttüğü   soruşturmada yer alan polisler ile aynı hiyerarşi içinde yer almaktadır. İdari Kurul’a gelince,   Kurul, Kaymakamlık bünyesinde yer alan, yerel polisten idari olarak sorumlu, üst düzey   görevlililer hakkında gerekli kovuşturmanın yapılması ile yükümlüdür.   İdari soruşturma esnasında şikayetçi tarafın itirazı kabul edilmemiş, adı geçen mevcut olayları   kendi açısından dile getirme veya tanıkların dinlenmesi hususunda hiçbir olanak bulamamıştır.   İzmir Bölge İdare Mahkemesi kararını yalnızca dava dosyasında yer alan unsurlara   dayandırmıştır.   Sözkonusu olayların sorumlularının teşhis edilmesi ve cezalandırılması için yürütülen   soruşturma etkili olarak nitelendirilememektedir. Sonuç olarak, AİHS’nin 13. maddesi ihlal   edilmiştir.   III. AİHS’NİN 6. VE 14. MADDELERİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN   AİHS’nin 6. ve 14. maddelerine atıfta bulunan başvuran soruşturmanın yüzeysel ve etkisiz   olduğundan yakınmaktadır.   AİHS’nin 3. ve 13. maddelerinin ihlali göz önünde bulundurulduğunda, AİHM, bu   şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.   A. Zarar   Başvuran maddi zarar için 1.000 Euro, manevi zarar için 60.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet bu miktarları aşırı ve dayanaktan yoksun bulmaktadır.   Başvuran öne sürmüş olduğu maddi zararın gerekçesini belirtmemiştir, AİHM, bu talebi   reddetmekte ve manevi tazminat adı altında hakkaniyete uygun olarak başvurana 10.000 Euro   ödenmesini kararlaştırmıştır.   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran, avukatının harcamaları ve ücret tarifesi, iletişim, posta, fotokopi giderleri için   toplam 4.500 Euro talep etmiş, bu yönde kanıtlayıcı herhangi bir belge sunmamıştır.   Hükümet bu miktarları aşırı ve dayanaktan yoksun bulmaktadır.   AİHM, başvurana Sözleşme organları nezdinde yapmış olduğu harcamalara ilişkin, Avrupa   Konseyi’nin adli yardım başlığı altında verdiği 630 Euro’luk miktar düşülmek kaydıyla 3.000   Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   C. Gecikme faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük bir faiz   oranının uygulanacağını belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. AİHS’nin 3.maddesinin ihlal edildiğine;   2. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 6. ve 14. maddelerine dair yapılan şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;   4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin başvurana :   i. manevi tazminat olarak 10.000 (on bin) Euro ödemesine;   ii. masraf ve harcamalar başlığı altında Avrupa Konseyi’nin adli yardım başlığı altında verilen   Euro’luk miktarın 3.000 (üç bin) Euro’dan düşülerek kalan kısmın ödemesine;   b) Ödemenin öngörülen süre içerisinde yapılmaması durumunda, sözkonusu sürenin bittiği   tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o   dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi ödemesine;   5. Adil tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine ;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddelerine   uygun olarak 25 Ocak 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło