43928/98

WyrokETPCz2003-09-23ECLI:CE:ECHR:2003:0923JUD004392898

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżącego za przemówienie wygłoszone podczas obchodów Newruz naruszyło jego prawo do wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji) oraz czy postępowanie przed Sądem Bezpieczeństwa Państwa, w którego skład wchodził sędzia wojskowy, naruszyło prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 Konwencji) z uwagi na brak niezależności i bezstronności sądu?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżącego na podstawie art. 312 § 2 Tureckiego Kodeksu Karnego stanowiło ingerencję w jego wolność wyrażania opinii. Chociaż ingerencja ta była przewidziana prawem i miała uzasadniony cel (bezpieczeństwo narodowe, porządek publiczny), Trybunał stwierdził, że nie była ona "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Trybunał podkreślił, że przemówienie skarżącego, choć polityczne i krytyczne wobec władz, nie nawoływało do przemocy ani buntu. W kontekście wolności wypowiedzi politycznej, zwłaszcza w odniesieniu do krytyki rządu, państwo powinno wykazywać powściągliwość w stosowaniu sankcji karnych. Surowość kary (rok więzienia i grzywna) została uznana za nieproporcjonalną do uzasadnionych celów. Ponadto, Trybunał stwierdził, że Sąd Bezpieczeństwa Państwa, który skazał skarżącego, nie był niezawisłym i bezstronnym sądem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał powtórzył swoje wcześniejsze ustalenia dotyczące statusu sędziów wojskowych w tych sądach, którzy podlegali dyscyplinie wojskowej i otrzymywali rozkazy od przełożonych, co budziło uzasadnione wątpliwości co do ich niezależności i bezstronności.
Stan faktyczny
Skarżący, Bayram Karkın, urodzony w 1973 roku, obywatel Turcji, zamieszkały w Ankarze, był sekretarzem związku zawodowego DİSK/Nakliyat İş. 22 marca 1997 roku, podczas obchodów Newruz organizowanych przez partię HADEP, wygłosił przemówienie. W przemówieniu tym odniósł się do sytuacji ekonomicznej Turcji, klasy robotniczej i obywateli pochodzenia kurdyjskiego, używając słów takich jak "wojna" i "masakra" w kontekście wydarzeń w południowo-wschodniej Turcji. Został oskarżony na podstawie art. 312 § 2 Tureckiego Kodeksu Karnego o podżeganie do nienawiści i wrogości na tle różnic klasowych, religijnych, wyznaniowych lub regionalnych, a następnie skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Ankarze na rok więzienia i grzywnę w wysokości 860 000 TL. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezależności i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Ankarze; stwierdził, że nie ma potrzeby rozpatrywania innych skarg na podstawie art. 6 ust. 1 i 3 Konwencji; stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji w związku ze skazaniem skarżącego za wygłoszone przemówienie; zasądził od Rządu pozwanego na rzecz skarżącego 8 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 EUR tytułem kosztów i wydatków, pomniejszone o 630 EUR otrzymane w ramach pomocy prawnej; oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   KARKIN - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 43928/98)   NİHAİ KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Eylül 2003   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (43928/98) başvuru no'lu davanın nedeni   Bayanı Karkın’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 20 Temmuz 1998   tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu   başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AÎHM) önünde Ankara Barosu   avukatlarından M.Bayar tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Başvuran Bayram Karkın 1973 doğumlu olup, T.C. vatandaşıdır ve Ankara'da ikamet   etmektedir. Olayların meydana geldiği esnada DİSK/Nakliyat İş Sendikasında sekreter   olarak görev yapmaktadır.   Mart 1997 tarihinde HADEP'in organize ettiği Nevruz Kutlamaları sırasında   DİSK/Nakliyat İş Sendikasında görevli başvuran sendikacı olarak bir konuşma yapmıştır.   Nisan 1997'de Bilirkişi tarafından 22 Mart 1997'de düzenlenen gösterinin bant   kayıtlarını içeren yazılı metinler Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet   Başsavcılığına iletilmiştir. Bilirkişi başvuranın konuşmasının 9. ve 11. sayfalarda yer   aldığını yalanlamaktadır.   DGM Cumhuriyet Başsavcısı tarafından 7 Temmuz 1997'de hazırlanan iddianame ile   başvuran TCK'nın 312§2 maddesi gereğince halkı: sınıf, din, mezhep veya bölge   farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçuyla itham edilmiştir.   DGM 22 Ekim 1997'deki kararıyla TCK'nın 312§2 maddesi gereğince başvuranı bir yıl   hapis ve 860.000 TL. para cezasına mahkum etmiştir.   Aralık 1997'de.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı temyiz edilen karara ilişkin «delillerin   ve görülen davanın » onanması isteğini belirtmiştir.   Ocak 1998 tarihinde Yargıtay, yerel mahkeme kararını onamıştır.   HUKUK AÇISINDAN   1. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN   Başvuran, hakkında verilen mahkumiyet kararı ile düşünce ve ifade özgürlüğü ile   örgütlenme ihlal edildiğini öne sürmekte, bu yönde AİHS'nin 9. ve 10. maddelerine   gönderme de bulunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu şikayetleri AİHS'nin   10. maddesi çerçevesinde inceleme kararı almıştır.   A. Müdahalenin varlığı   AİHM, başvurana TCK'nın 312 § 2 maddesine dayalı olarak verilen bir yıl hapis cezası ile   ifade özgürlüğüne bir «müdahale» yapıldığını kaydetmektedir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2003. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   B. Müdahalenin haklı olup olmadığı   Benzer müdahalenin AİHS'nin 10. maddesi uyarınca "yasayla öngörülmesi",   Sözleşmenin 19. maddesinde yer alan ve bir veya birden çok meşru amacı öngörmesi ve   “demokratik bir toplum için gereklilik arz etmesi” gerekmektedir. Mahkeme bunları   sırasıyla inceleyecektir.   1. Yasayla öngörme   AİHM, TCK'nın 312 § 2 maddesi uyarınca başvurana verilen mahkumiyet kararını   hatırlatmakta, yapılan bu müdahalenin «yasayla» öngörüldüğünü belirtmektedir. Bu   karara itirazda bulunulmamıştır.   2. Meşru amaç   Hükümet mahkumiyet kararının AİHS'nin 10 § 2 maddesinde yer alan ifade özgürlüğü   ilkesine uygun olarak verildiğini savunmaktadır. Mahkemenin bu yöndeki içtihatlarına   göndermede bulunan Hükümet, (Bkz. Zana-Türkiye kararı, 25 Kasım 1997, 1997-VII, §§   ve 61, Sürek-Türkiye kararı (no:1) 26682/95, § 52, AİHM 1999-IV ve Sürek-Türkiye   kararı (no:3) 24735/94, § 31, 8 Temmuz 1999) yapılan müdahalenin ulusal güvenlik,   kamu emniyeti, ulusal toprak bütünlüğünün korunması, suçun engellenmesi ve özellikle   olayın meydana geldiği dönemde Türkiye'nin güneydoğu bölgesindeki terör eylemlerini   önleme gibi meşru amaçlar taşıdığını ifade etmektedir.   AİHM, Türkiye'nin Güneydoğu bölgesinde ciddi çatışmaların sürdüğü bir dönemde yerel   makamların ulusal güvenliğin ve kamu güvenliğinin sürdürülmesine yönelik olarak önlem   almasını haklı kılan bir etkiye sahip olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenlerle şikâyet   konusu edilen müdahale AİHS'nin 10 § 2. fıkrasında yer alan meşru amaçlan sağlamaya   yöneliktir. (Bkz. Yalçın Küçük-Türkiye no: 28493/95, § 31, 5 Aralık 2002, E.K.-Türkiye   no:28496/95. § 67. 7 Şubat 2002 ve sözü edilen Zana-Türkiye kararları, s. 2539, § 10).   C. “Demokratik bir toplum için gereklilik”   AİHM başvurana yönelik alınan önlemlerin «demokratik bir toplum için gerekli» olup   olmadığını incelemeyi kararlaştırmıştır. Mahkeme bu anlamda temel prensiplerle ilgili   içtihatları hatırlatmaktadır.(Bkz. 23 Nisan 1992 tarihli Castells-İspanya kararları, seri:A   no:236 §46; Fressoz ve Roire-Fransa kararı no:29183/95, § 45, AİHM 1999-I; Öztürk-   Türkiye no:22479/93, § 64, AİHM 1999-VI; Nilsen ve Johnsen-Norveç no:31457/96, § 52,   AIHM 2000-1. Yağmurdereli-Türkiye kararları, no:29590/96, §§ 42-44, 4 Haziran 2002,   ve sözü edilen Küçük kararı, § 37).   1. Genel ilkeler   İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini, toplumun ilerlemesi   ve her bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil etmektedir. 10. maddenin   2. paragrafı uyarınca, bu kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren "'bilgiler" ve   "fikirler" için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de   geçerlidir. Bunlar, "demokratik bir toplumun" olmazsa olmazı çokseslilik, tolerans ve   hoşgörünün gerekleridir.   Hükümete karşı yapılması müsaade edilen eleştirinin boyutları bir vatandaş veya bir   politikacıya yapılan eleştiriden daha fazladır. Demokratik bir sistemde Hükümetin fiil ve   ihmalleri sadece düzen ve yargı otoritelerinin değil, kamuoyunun da incelemesine açık   olmalıdır. Dahası, Hükümetin egemen konumu, özellikle muhaliflerin eleştirilerine ve   haksız saldırılarına cevap vermek için diğer yöntemlerin uygulanmasının mümkün olduğu   durumlarda cezai işlemlere başvurmakta çekingen davranmasını gerekli kılmaktadır.   Bununla beraber kamu düzeninin güvencesi olan Devlet otoritelerinin bu ihtarlarda   aşırıya gitmeden uygun biçimde tepki vermek amacıyla alınan önlemleri Ceza Hukuku   bile olsa, benimsemesi konusu açık bırakılmıştır.   AİHS’nin 10 § 2 fıkrasında belirtilen anlamda "zaruri" sıfatı "acil bir toplumsal gereklilik"   anlamındadır. Akit Devletler anılan ihtiyacın mevcut olup olmadığının değerlendirilmesi   konusunda belli bir marja sahiptir. Ancak yasalar ve bağımsız mahkemeler tarafından   verilen kararlar aracılığıyla uygulanan bu marj Avrupa denetimi ile iç içe olmalıdır.   Mahkeme bu sebeple, bir "sınırlamanın" Sözleşme'nin 10. maddesinin güvencesinde   olan ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda nihai kararı verme yetkisini   haizdir.   Bu denetimi yaparken AİHM, yerel mahkemelerin yerini ikame etme gibi bir sorumluluk   üstlenmediğini fakat alınan kararların ve yapılan müdahalelerin ifade özgürlüğünü   güvence altına alan 10. maddeye yönelik bir kısıtlama getirip getirmediğini denetim altına   aldığını eklemektedir.(sözü edilen E.K.kararı, §§ 69-71).   2. Sözü edilen prensiplerin uygulanması   a) Tarafların görüşleri   Hükümet yukarıda ortaya koyduğu görüşler ışığında başvurana verilen cezanın   «demokratik bir toplum izin zaruret» taşıdığını savunmaktadır.   Başvuran savlarını yinelemektedir,   b) Mahkemenin değerlendirmesi   AİHM. dava unsurları ışığında yetkililer tarafından yapılan «yasal müdahale»'nin kapsam   olarak «meşru amaca yönelik» ve «yerinde ve yeterli» olup olmadığının incelenmesi   gerektiğini belirtmektedir.(Bkz. diğerleri arasında Yağmurdereli kararı § 48 ). Bunun   dışında davamı türü ve verilen cezanın ağırlığı yapılan müdahalenin orantılığını ölçmek   açısından dikkate alınması gereken unsurlardır.   Mahkeme, başvuranın HADEP'in Nevroz kutlamaları çerçevesinde 22 Mart 1997   tarihinde Ankara da düzenlemiş olduğu bir açık hava mitingi sırasında, Türkiye'nin   ekonomik durumunu, işçi kesimini, kürt kökenli vatandaşları baz alarak Güneydoğu   Anadolu bölgesinde yaşanan olayları içeren siyasi içerikli bir konuşma yaptığı tespitinde   bulunmaktadır. AİHM'ye göre başvuran kürt efsanesi kahramanı Kawa'yı referans   kaynağı alarak «Kawa’nın bugünkü neferleri olarak» emperyalizme karşı mücadele   ederek işçi sınıfını özgürleştirerek güçlendirme çağrısında bulunmuş. Türkiye'nin   güneydoğusundaki «savaş», «katliam» gibi sözcüklerle öncelikli olarak kürt halkı ile   dayanışma mesajı vermiştir. AİHM başvuranın yine «onlar» sözcüğü ile kürt halkını ve   işçi kesimini yok etmeye çalışanlardan söz etliğini eklemektedir.   AİHM. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin 22 Ekim 1997 tarihli kararında başvuranın   Nevroz kutlamaları sırasında halk arasında din, dil ve etnik kökene dayalı olarak   ayrımcılık yaparak kin ve düşmanlığa tahrik etme suçundan mahkum ettiğini   hatırlatmaktadır.   AHİM mahkemenin bu yöndeki içtihatlarını dikkate alarak AİHS'nin 10 § 2 maddesi   uyarınca siyasi bir söylem ya da kamu genel menfaatlerini ilgilendiren alanlarda yapılan   konuşmalara ifade özgürlüğü çerçevesinde herhangi bir kısıtlama getirilemeyeceğinin   altını çizmekte, (Bkz. Sener Karataş-Türkiye kararı 33179/96. § 37. 9 Temmuz 2002   başvuranın Taşımacılık Sektörü İşçi Sendikası sekreteri sıfatıyla Nevroz bayramı   sırasında bir konuşma yaptığını belirtmektedir. Bu bağlamda adı geçenin Türk siyasi   yaşamının bir aktörü olarak kendini ifade etmesi karşısında uygulanan ulusal yasalar   demokratik kaidelerle bağdaşmamaktadır. Adı geçen, ne şiddet kullanımını ne de orduya   karşı ayaklanmayı dile eksizin konuşmasını yapmıştır. (Bkz. a contrario, sözü edilen   Zana kararı. §§ 57-56; ve sözü edilen Sürek kararı (no1), §§ 62-65 ve Sürek (no3) §§ 40-   42).   AİHM, meydana gelen olayların bütününü özellikle teröre karşı verilen mücadelenin   güçlüklerini dikkate almakta, (Bkz. İbrahim Aksoy-Türkiye no:28635/95, 30171/96 ve   34535/97, § 60, 10 Ekim 2000 ve söz edilen Incal kararı s. 1568) Nevroz bayramı   nedeniyle Ankara'da barışçıl amaçlarla düzenlenen bu toplantıya katılan bir grubun   ihtilaflı bir an uzak «ulusal güvenlik», «kamu emniyeti», ve «toprak bütünlüğü» sınırlan   içinde konuşmalarını yaptıklarını gözlemlemektedir.   AİHM ayrıca başvurana verilen bir yıl hapis ve 860.000 T.L. para cezasının ağırlığının da   altını çizmektedir.   Yukarıda söz edilen unsurlar ışığında yapılan müdahale «demokratik bir toplum için   zaruret» niteliğini taşımamaktadır. Bununla birlikte Mahkeme, başvurana verilen   mahkumiyet kararının öngörülen amaçlarla orantısız olduğuna itibar etmektedir. Bu   nedenle AlHM, AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.   II. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN   A. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı üzerine   Başvuran hakkında mahkumiyet kararı alan, bünyesinde askeri hakimin yer aldığı Devlet   Güvenlik Mahkemesinin «bağımsız ve tarafsız» olmadığını ileri sürerek hakkaniyete   uygun olarak yargılanmadığından şikayetçi olmakta ve AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal   edildiğini ileri sürmektedir.   Hükümet ilk olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Anayasanın 143. maddesine ve   Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin 2845 sayılı yasaya dayalı olarak   oluşturulduğunu hatırlatmaktadır. Mahkemenin bu doğrultudaki içtihatlarına göndermede   bulunan Hükümet başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılandığını   savunmakta. 18 Haziran 1999 tarihli 4338 sayılı yasa ile Devlet Güvenlik Mahkemesinin   yapısında değişikliğe gidildiğini ve artık hiçbir askeri hakimin sözü edilen mahkemede yer   almadığını eklemektedir.   AİHM, 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar - Türkiye kararındaki şikayetlerin benzerlerinin ileri   sürüldüğünü hatırlatmıştır. AİHM, DGM'de görev alan askeri hakimlerin statüsünün   bağımsızlık ve tarafsızlıkları konusunda tartışma yarattığı sonucuna varmış ve bu   hakimlerin görevli olmaları nedeniyle amirlerinden emir aldıklarını, askeri disipline tabi   olduklarını ve atamalarına ilişkin kararların büyük ölçüde idari yetkililer ve ordu tarafından   alındığını vurgulamıştır (Bkz. söz edilen Incal kararı s. 1571, § 68).   AİHM, Tük yasalarının AİHS kararlarına uygun biçimde değiştirildiğini belirtmiştir. (Bkz.   Sadak ve diğerleri-Türkiye davası, no: 29900/96. 29901/96, 29902/96 ve 29903/96 § 68   AİHM 2001-VIII). Ancak görevinin konuyla ilgili koşulların değerlendirilmesiyle sınırlı   olduğunu ifade etmiş ve olay tarihinden itibaren bazı değişikliklerin yapılması nedeniyle   mevcut davadaki şikayetlerin geçerliliğini yitirmediği sonucuna varmıştır.   AİHM, görevinin DGM'nin işleyiş şeklinin başvuranın adil yargılanma hakkını ihlal edip   etmediğini, özellikle de tarafsız olarak incelendiğinde başvuranların kendilerini yargılayan   mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin haklı bir endişesinin olup olmadığını   tespit etmek olduğunu belirtmektedir. (Bkz. yukarıda anılan Incal Kararı, s. 1572, § 70 ve   yukarıda Çıraklar kararı. 3072, § 38).   Bunun dışında AİHM, mevcut davanın Incal ve Çıraklar kararlarından ayrı   değerlendirilmesi için hiçbir neden bulunmadığını, başvuranın aralarında askeri   hakimlerin de yer aldığı DGM heyeti karşısında halk arasında din, dil ve etnik kökene   dayalı olarak ayrımcılık yaparak kin düşmanlığa tahrik etmen suçuyla itham edilerek   yargılandığını belirtmektedir. Üstelik Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın   gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında başvuran hakkında sebepsiz bir yargı kararı   aldığı sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle başvuranın bu yargı makamının tarafsız ve   bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir. (sözü edilen   Incal kararı s. 1573, § 72 ).   Bu nedenle AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden Ankara Devlet Güvenlik   Mahkemesinin AİHS'nin 6.maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme   niteliğini taşımadığı sonucuna varmaktadır.   B. Yargıtay’daki sürece ilişkin   Başvuran kendisine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesin, tebliğ etmeyen   Yargıtay’ın silahların eşitliği ilkesini tanımadığını ileri sürmekte ve AİHS'nin 6 §§ l ve 3 b)   maddelerine göndermede bulunmaktadır.   Hükümet, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesinin Yargıtay kararını bildirmek   üzerine tarafların talebi üzere edinilebileceğini beyan ederek Başsavcının görüşünün   Yargıtay’ın yeni karar almasında veya yeni yükümlülükler getirmesinde bağlayıcı bir   unsur olmadığını savunmakta bu yönde Bulul-Avusturya kararına göndermede   bulunmakladır (22 Şubat 1996, karar 1996-II, § 3).   Hükümet, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının tebliğamesinin 17 Aralık 1997 tarihinde   sunulduğunu ve Yargıtay’ın kararının 21 Ocak 1998 tarihinde aldığını dile getirerek   başvurana sözkonusu kararın içeriğini edinmesi amacıyla bir aydan fazla bir zaman   tanındığını savunmakta, yürürlükle olan uygulamaya göre başvuranın veya yasal   temsilcisinin açmış oldukları davanın her aşamasına ilişkin bilgiyi elde etme haklarına   sahip olduklarını eklemektedir.   Yukarıda söz edilen gerekçeler ışığında AİHM, başvuran hakkında yerel mahkemelerde   yürütülen süreci hakkaniyete uygun bir yapıda olup olmadığı hususundaki şikayetlerin   daha önce yanıtlandığı görüşüne dayanarak sözkonusu yargı sürecine ilişkin AİHS'nin 6.   maddesi uyarınca yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığı sonucuna   varmaktadır.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI ÜZERİNE   AİHS'nin 41. maddesinde yer alan unsurlar   BU SEBEPLERDEN DOLAYI MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,   1- Ankara Devlet güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkemeden uzak   bulunması nedeniyle AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine ;   2- AİHS'nin 6 §§ 1 ve 3 maddelerince yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek   olmadığına;   3- Başvurana yapmış olduğu konuşma nedeniyle verilen mahkumiyet kararı ile AİHS'nin   10. maddesinin ihlal edildiğine;   4a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla birlikte (net olarak), ödeme   tarihindeki döviz kuru üzerinden T.L.'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin   başvurana :   i. manevi tazminat olarak 8.000 (sekiz bin ) Euro ödemesine;   ii. Avrupa Konseyinin adli yardım başlığı altında verdiği 630 Euro'luk miktar düşülmek   üzene masraf ve harcamalara ilişkin 1.500 (bin beş yüz) Euro ödemesine;   b) Ödemenin öngörülen süre içerisinde yapılmaması durumunda, sözkonusu sürenin   bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez   Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz   uygulamasına;   5, Adil tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine ;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.   maddelerine uygun olarak 23 Eylül 2003 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło