43955/02

WyrokETPCz2008-10-21ECLI:CE:ECHR:2008:1021JUD004395502

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy odmowa doręczenia korespondencji i uniemożliwienie wysyłania listów przez władze więzienne stanowiło naruszenie prawa do poszanowania korespondencji (art. 8 Konwencji) oraz czy istniał skuteczny środek odwoławczy (art. 13 Konwencji)? Czy zarzuty złego traktowania w więzieniu naruszyły zakaz tortur i nieludzkiego traktowania (art. 3 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że ingerencja w prawo skarżącego do korespondencji, polegająca na niedoręczeniu listów i uniemożliwieniu wysyłania ich, stanowiła naruszenie art. 8 Konwencji. Uzasadnił to tym, że krajowe przepisy (art. 144-147 rozporządzenia nr 647 dotyczące zarządzania zakładami karnymi), choć przewidywały cenzurę korespondencji, nie określały z wystarczającą jasnością zakresu uznania władz ani sposobu jego wykonywania. W konsekwencji, ingerencja ta nie była "zgodna z prawem" w rozumieniu art. 8 ust. 2 Konwencji. Trybunał uznał za zbędne odrębne badanie art. 13 w związku z art. 8. Zarzuty dotyczące złego traktowania (art. 3) zostały uznane za niedopuszczalne z powodu braku dowodów na ich poparcie.
Stan faktyczny
Skarżący, Ali Güzel, turecki obywatel, został przeniesiony do więzienia typu F w Izmirze w 2001 roku. Złożył skargę do prokuratury, zarzucając złe traktowanie (przymusowe wstawanie, bicie, przymusowe przeszukania i golenie) oraz naruszenie prawa do korespondencji (niedoręczenie listu, uniemożliwienie wysłania listu). Prokuratura odmówiła wszczęcia postępowania, a jego odwołanie do sądu karnego zostało odrzucone. Skarżący twierdził, że nie miał skutecznego środka odwoławczego w prawie krajowym.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą art. 8 i związanego z nim art. 13 za dopuszczalną, a pozostałe za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 8 Konwencji. 3. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi dotyczącej art. 13 w związku z art. 8 Konwencji. 4. Stwierdził, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi sprawiedliwe zadośćuczynienie za szkody niemajątkowe. 5. Zasądził skarżącemu 500 EUR tytułem kosztów i wydatków, powiększonych o odsetki. 6. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   ALİ GÜZEL - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 43955/02)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Ekim 2008   İşbu karar Sözleşme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup   şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 43955/02 numaralı başvurunun nedeni T.C. vatandaşı   Ali Güzel’in 2 Kasım 2002 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına   alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu   başvurudur.   Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir barosu avukatlarından A.   Koç ve N.T. Aslan tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran 1976 doğumlu olup İzmir’de ikamet etmektedir.   Ağustos 2001 tarihinde başvuran hapsedildiği Buca E tipi cezaevinden İzmir F tipi   cezaevine nakledilmiştir.   Başvuran 3 Ekim 2001 tarihinde avukatı aracılığıyla İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na cezaevi   yönetimi hakkında şikayette bulunmuştur. Başvuran mahkumiyet koşullarından ve kötü   muameleden yakınmıştır. Adı geçen gardiyanların sabah ve akşam yoklamalarında kendisini   ayağa kalkmaya zorladıklarını ve dayak attıklarını öne sürmüştür. Başvuran mahkumların   cezaevine nakillerinde üstlerinin arandığından, giysilerinin zorunlu olarak çıkarıldığından ve   zorla saç ve sakal tıraşı edilmelerinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran ayrıca cezaevi   yönetiminin kendisine gelen bir mektubu teslim etmediğini, Uşak merkez cezaevindeki başka   bir tutukluya yazdığı mektubu ise göndermediğini iddia etmektedir. Başvuran son olarak   gardiyanların Cumhuriyet Savcısına göndermiş olduğu şikayet mektuplarının taahhütlü   makbuzunu kendisine vermediklerini iddia etmektedir.   Cumhuriyet Savcısı, başvuranın 2 Ağustos 2001 tarihinde bir hekim tarafından muayene   edildiğini ve adı geçenin vücudunda herhangi bir darp ya da yaralanma izine rastlanmadığını   hatırlatarak 19 Ekim 2001 tarihinde takipsizlik kararı vermiştir. Savcı soruşturma sonrasında   kötü muamele iddialarını destekleyici herhangi bir delilin yer almadığını not etmiştir.   Cumhuriyet Savcısı başvuranın haberleşme konusundaki iddiaları ile ilgili olarak, cezaevi   kurumu yöneticilerinin cezaevi yönetimine karşı direniş gösterme eğilimleri nedeniyle sözü   edilen iki mahkumu «sakıncalı» olarak nitelendirdiği 6 ve 10 Eylül 2001 tarihli yazılarını   dikkate almıştır. Savcı diğer şikayetlere ilişkin olarak yürürlükteki yasal hüküm ve   düzenlemelere aykırı herhangi bir durum olmadığını tespit etmiştir.   Başvuran Cumhuriyet Savcısı’nın takipsizlik kararına karşı 20 Kasım 2001 tarihinde Ağır   Ceza Mahkemesi’nde itirazda bulunmuştur.   Ağır Ceza Mahkemesi 22 Kasım 2002’de bu itirazı reddetmiştir. Bu karar başvuranın   avukatına 3 Mayıs 2002’de tebliğ edilmiştir.   HUKUK   I. AİHS’NİN 8. MADDESİNİN VE BAĞLANTILI OLARAK 13. MADDESİNİN   İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran kendisine gelen mektupların iletilmemesinin ve başka bir tutuklu ile yazışmasının   engellenmesinin haberleşme ve ifade özgürlüğünün ihlali anlamına geldiğini iddia etmekte ve   AİHS’nin 8. ve 10. maddelerine atıfta bulunmaktadır.   AİHM yerleşik içtihadı ışığında bu şikayetin yalnızca AİHS’nin 8. maddesi çerçevesinde   incelenmesi gerektiğine itibar etmektedir (Bkz. diğerleri arasında Fazıl Ahmet Tamer-Türkiye   no: 6289/02, 5 Aralık 2006, Ekinci ve Akalın-Türkiye no: 77097/01, 30 Ocak 2007 ve   Kepeneklioğlu-Türkiye kararı no: 23 Ocak 2007).   Başvuran ayrıca AİHS’nin 8. maddesine yönelik şikayetini dile getirebileceği etkili herhangi   bir iç hukuk yolunun bulunmadığından yakınmaktadır. Başvuran infaz hakimine yapılacak bir   başvurunun AİHS’nin 13. maddesi uyarınca etkili olarak nitelendirilemeyeceğini, bu yüzden   de bu başvuru yoluna gitmediğini ileri sürmektedir.   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   Hükümet, başvuru formunun AİHM Sekreteryasına 9 Ocak 2003’te ulaştığını ve başvurunun   yapıldığı tarih olarak sayılması gerektiğini, bu çerçevede de AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve   4. maddesine göre gecikmeli yapılmış bir başvuru olduğunu savunmaktadır.   AİHM bir başvurunun yapılma tarihi konusundaki ilke ve uygulamalarına ilişkin içtihadını   hatırlatır (Bkz. örneğin Agustin Moreno Carmona-İspanya kararı no: 26178/04, 3 Haziran   2008).   AİHM mevcut başvuruda, başvuranın 2 Kasım 2002 tarihli ilk mektubunun başvuruya konu   şikayet hakkında bilgi verdiğini hatırlatır. Ön başvuru mahiyetindeki bu mektupta şikayetler   AİHS içtihadına uygun olarak «açık ifadelerle ya da en azından zımni olarak» dile   getirilmiştir (Bkz. Latif and Francom-Birleşik Krallık kararı no: 72819/01, 29 Ocak 2004). İç   hukukta alınan nihai karar Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvuranın avukatına 3 Mayıs   tarihinde tebliğ edildiğinden, AİHM AİHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafı gereğince   altı ay kuralına riayet edildiği saptamasında bulunmaktadır. Bu durumda Hükümetin ön itirazı   reddedilmektedir.   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esasa dair   1. Bir müdahalenin varlığı   AİHM, başvuranın mektubunun yerine ulaştırılmamasının AİHS’nin 8/2 maddesi uyarınca   haberleşme hakkına saygı gösterilmesine yönelik bir müdahaleyi oluşturduğu hususunda   taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığını not etmektedir.   AİHM bu değerlendirmeye katılmaktadır.   2. Müdahalenin doğrulanması   Benzer bir müdahale şayet «yasa ile öngörülmüş» değilse, 2. paragrafta sayılan bir veya   birden fazla meşru amacı taşımıyor, üstelik «demokratik bir toplum için gereklilik» arz   etmiyor ise 8. maddenin ihlalini teşkil etmektedir (Bkz. özellikle, Calogero Diana-İtalya   kararı, 15 Kasım 1996).   AİHM sözkonusu müdahalenin cezaevleri kurumlarında bulunan bir hükümlünün   yazışmalarının ön bir denetimden geçirilmesini öngören 647 sayılı Ceza İnfaz Kurumları ile   Tevkif evlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün 144 ila 147. maddesine   dayandığını not etmektedir. Fakat AİHM daha önce de, sözkonusu tüzüğün ilgili konuda   yetkili makamların takdir yetkisinin genişliği ve bu yetkinin nasıl kullanılacağı konularını   yeterince açıklıkla düzenlemediğini dile getirmişti. AİHM, ayrıca pratikteki uygulamanın da   bu eksikliği gidermeye yetmediğini tespit etmişti. (Bkz. Tan-Türkiye kararı, no: 9460/03, 3   Temmuz 2007). AİHM bu yaklaşımını değiştirmesini gerektirecek herhangi bir neden   görememektedir.   AİHM bu çerçevede, sözkonusu bu müdahalenin AİHS’nin 8. maddesinin 2. paragrafı   uyarınca «yasayla» öngörülmediğine itibar etmektedir. AİHM varılan bu sonuç ışığında   AİHS’nin 8. maddesinin 2. paragrafında yer alan diğer yükümlülüklere riayet edilip   edilmediğinin incelenmesini gerekli görmemektedir.   AİHM AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır (Bkz. örneğin Özkartal-   Türkiye kararı, no: 4287/04, 24 Haziran 2008).   Dava olaylarının bütünü ve tarafların argümanları dikkate alındığında AİHM, AİHS’nin 13.   maddesine dayalı şikayetin ayrıca incelenmesini gerekli görmemektedir (Bkz. Kamil Uzun-   Türkiye kararı, no: 37410/97, 10 Mayıs 2007 ve Balçık vd.-Türkiye no: 25/02, 29 Kasım   2007).   II. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN VE BAĞLANTILI OLARAK 13. MADDESİNİN   İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran iç hukuktaki mahkemeler önünde de dile getirdiği üzere kötü muamelelere maruz   kaldığını, AİHS’nin 3. maddesinin ihlali ile mağdur olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran   ayrıca şikayetini iç hukukta dile getirebileceği etkili bir başvuru yolunun mevcut   olmadığından şikayetçi olmakta ve AİHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.   Kabuledilebilirlik hakkında   Raportör AİHM’nin daha önce de yürürlükte olduğu dönemde F tipi cezaevlerinin maddi   koşulları hakkında görüş bildirme vesilesinin bulunduğunu hatırlatır (Bkz. Karakaş-Türkiye   kararı, no: 68909/01, 9 Kasım 2004). Başvuranın iddialarını destekleyici sağlık raporlarının   ve diğer mahkumların tanıklıklarının yokluğunda, AİHM daha önce benimsediği kararından   farklı bir sonuca ulaşmasını gerektirecek herhangi bir unsurun yer almadığını hatırlatır. AİHM   bu nedenle başvuranın şikayetinin incelenmesinden AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini   ortaya koyacak herhangi bir durumun sözkonusu olmadığına itibar etmektedir (Bkz. aynı   zamanda Gülmez-Türkiye no: 16330/02, no: 16330/02, 20 Mayıs 2008).   AİHM, savunulabilir bir şikayetin yokluğunda başvuranın AİHS’nin 13. maddesini öne   süremeyeceğini saptamaktadır. Bu şikayetin dayanağı bulunmamaktadır.   Başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak   reddedilmesi gerekir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN   A. Tazminat   Başvuran 9.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu talebin kanıtlanmadığını savunmaktadır.   AİHM ihlal tespitinin kendisinin başvuranın uğradığı manevi zararın giderilmesi bakımından   adil bir tatmini oluşturduğunu kaydetmektedir.   AİHM bu başvuruda mahkumların haberleşmelerinin sansürlenmesi konusunda iç tüzüğün   cezaevi yetkililerinin takdir yetkisinin genişliği ve bu yetkinin nasıl uygulanacağı konularında   yeterince açık olmaması nedeniyle AİHS ile güvence altına alınan haklardan birinin ihlalini   tespit etmiştir. AİHM bu bağlamda, bu tür davalarda, ilgili iç hukuk düzenlemelerinin   AİHS’nin 8. maddesinin gerekleri ile uyumlu hale getirilmesinin tespit edilen ihlalin telafisi   için uygun bir yol olduğunu yineler.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuran AİHM önünde yapmış olduğu yargı giderleri için 4.183 Euro talep etmektedir.   Başvuran bu talebini destekler mahiyette 183 Euro tutarındaki tercüme masraflarını gösterir   fatura ile avukatı ile imzaladığı sözleşmeyi mahkemeye sunmaktadır. Bu sözleşmeye göre   başvuran AİHM’nin 41. madde uyarınca hükmedeceği olası meblağın % 20’sini avukatına   ödeyecekti, bu miktar ez 4.000 Euro olarak kabul edilmekteydi.   Hükümet bu taleplerin kanıtlanmadığını savunmaktadır.   AİHM’nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar   ışığında başvurana yargı giderleri başlığı altında 500 Euro ödenmesine karar vermektedir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç   puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. AİHS’nin 8. ve bağlantılı olarak 13. maddesine ilişkin şikayetin kabuledilebilir, bunun   dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 8. maddesiyle bağlantılı 13. maddesi hakkındaki şikayetin ayrıca incelenmesine   gerek olmadığına;   4. İhlalin tespitinin kendisinin başvuranın uğradığı manevi zararı gidermesi bakımından adil   bir tatmini oluşturduğuna;   5. a) AİHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana yargı   giderleri ve masrafları için 500 (beş yüz) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło