43974/98
WyrokETPCz2005-09-20ECLI:CE:ECHR:2005:0920JUD004397498
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przeniesienie nauczycieli, będących członkami i działaczami związków zawodowych, z regionu stanu wyjątkowego stanowiło naruszenie wolności zrzeszania się (art. 11 Konwencji) oraz czy istniał skuteczny środek odwoławczy (art. 13 Konwencji) przeciwko takim decyzjom?Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 11 Konwencji, Trybunał uznał, że przeniesienia służbowe nauczycieli, choć postrzegane przez skarżących jako ingerencja, mieściły się w zakresie dyskrecji państwa w celu optymalnego zarządzania służbą publiczną. Stwierdził, że art. 11 nie gwarantuje członkom związków zawodowych szczególnego traktowania ani prawa do nieprzenoszenia, a skarżący mogli kontynuować działalność związkową w nowych miejscach. Natomiast w kwestii art. 13 Konwencji, Trybunał uznał, że szerokie uprawnienia dyskrecjonalne gubernatora regionu OHAL w zakresie przeniesień, w połączeniu z brakiem skutecznej kontroli sądowej nad tymi decyzjami, pozbawiły skarżących dostępu do efektywnego środka odwoławczego, co stanowiło naruszenie tego artykułu.Stan faktyczny
Dziesięciu skarżących, tureckich nauczycieli pochodzenia kurdyjskiego, będących członkami i działaczami związku zawodowego Eğitim-Sen, zostało przeniesionych służbowo z Regionu Stanu Wyjątkowego (OHAL) do innych prowincji Turcji w latach 1998-1998. Przeniesienia te były oparte na dekretach z mocą ustawy nr 285 i 430 oraz rozporządzeniu dotyczącym przeniesień nauczycieli, często na wniosek gubernatora prowincji. Skarżący twierdzili, że przeniesienia miały charakter represyjny, mający na celu utrudnienie ich działalności związkowej, oraz że nie mieli skutecznych środków prawnych do ich zaskarżenia na poziomie krajowym.Rozstrzygnięcie
Trybunał, jednomyślnie:
1. Odrzuca zarzut Rządu.
2. Stwierdza brak naruszenia art. 11 Konwencji.
3. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji.
4. Zasądza, że Rząd pozwany ma zapłacić, w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku:
a) każdemu ze skarżących 500 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, przeliczone na liry tureckie według kursu wymiany obowiązującego w dniu płatności;
b) skarżącym wspólnie 4.000 Euro (minus 685 Euro otrzymane w ramach pomocy prawnej) tytułem kosztów i wydatków, przeliczone na liry tureckie według kursu wymiany obowiązującego w dniu płatności;
c) wszelkie należne podatki od powyższych kwot.
5. Stwierdza, że od upływu wspomnianego trzymiesięcznego terminu do dnia zapłaty, odsetki za zwłokę będą naliczane według stopy równej krańcowej stopie oprocentowania Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe.
6. Odrzuca pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BULĞA VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:43974/98)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG EYLÜL 2005
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 43974/98 başvuru no’lu davanın nedeni,
Türk vatandaşı Mehmet Şirin Bulğa, Mehmet Yusuf Akgün, Abdülmecit Aslan, Musa
Farisoğulları, Rıfat Gülcemal, Mehmedi Kaya, Ahmet Konuk, Ahmet Örde, Osman Toprak ve
Mehmet Nevzat Yıldırım’ın (Başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM), 11
Temmuz 1998 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS)
eski 25. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Avukat yardımından faydalanmayı kabul eden başvuranlar, Diyarbakır Barosu
avukatlarından M. Vefa tarafından temsil edilmektedirler.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
OLAYLAR
1. Mehmet Şirin Bulğa
Kürt kökenli başvuran, 1993 yılında, Iğdır’da öğretmenlik yaparken, Kamu Emekçileri
Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Eğitim Sendikası’na (Eğitim-Sen) üye
olmuştur.
Başvuran 1995 yılında, Eğitim-Sen’in Iğdır Şubesi’ne başkan seçilmiştir. Aynı yıl,
sendika kurucu üyesi olduğu Siirt’e tayin edilmiştir. yılında, yönetim kurulu üyesi seçilmiş ve iki yıl boyunca bu sendikanın
yazmanlığını yapmıştır.
Başvuran, valiliğin 5 Mart 1998 tarihli ve 1688 sayılı yazılı talebinin ardından, 285
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4 g) ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin a) maddelerine ve öğretmenlerin tayin edilmesine ilişkin yönetmeliğin 29. maddesine
dayanarak, 12 Mart 1998 tarihli kararla Artvin’e tayin edilmiştir.
2. Mehmet Yusuf Akgün
Başvuran, 1992 yılında Diyarbakır’da öğretmenlik yaparken Eğitim-Sen’e üye
olmuştur.
Başvuran, 1995 yılında Yönetim Kurulu üyesi seçilmiş ve yazman olmuştur.
Başvuran, 6 Mayıs 1998 tarihli kararla, 285 ve 430 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin edilmesine ilişkin yönetmeliğin 29. maddesine
dayanarak, Sakarya-Adapazarı’na tayin edilmiştir, oysa ki Diyarbakır’da öğretmenlik yapan
eşi tayin edilmemiştir.
3. Abdülmecit Aslan
Kürt kökenli başvuran, 1992 yılında, Siirt’te öğretmenlik yaparken Eğitim Sen’e üye
olmuştur.
Başvuran, valiliğin 20 Ocak 1998 tarihli ve 1504 sayılı yazılı talebinin ardından, 285
ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin edilmesine ilişkin
yönetmeliğin 29. maddesine dayanarak, 15 Ocak 1998 tarihli kararla Bolu’ya tayin edilmiştir.
4. Musa Farisoğulları
Eğitim-Sen’e üye olan başvuran, 1988 yılında, Diyarbakır’da öğretmenlik yaparken
Diyarbakır’ın başka bir okuluna tayin edilmiştir.
Başvuran 1991 yılında, OHAL Bölge valisinin talebi üzerine önce Rize’ye daha sonra
Şanlıurfa’ya tayin edilmiştir.
Başvuran, 258 ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin
edilmesine ilişkin yönetmeliğin 29. maddesine dayanılarak 14 Nisan 1998 tarihli kararla
Diyarbakır’dan Özbaşı’ya (Bartın) tayin edilmiştir.
5. Rıfat Gülcemal
Diyarbakır’da öğretmenlik yapan başvuran, 1991 yılında, Eğitim-Sen’e üye olmuş ve
sendika faaliyetlerine katılmıştır. Ağustos 1992 tarihinde polis, hiçbir gerekçe belirtmeksizin, başvuranın düğününe
gelen on kişiye yakın davetliyi yakalamıştır.
Başvuran 1993 yılında, güvenlik nedeniyle tayin edilmiştir.
Başvuran 1995 yılı Mayıs ayında, Eğitim-Sen’in Yönetim Kurulu’na seçilmiştir.
Başvuran 1996 yılı Mart ayında, Sendika aleyhine açılan fesih davasını protesto etmek
amacıyla Ankara’ya gitmek isteyen diğer sendika üyeleri ile beraber yakalanarak gözaltına
alınmıştır.
Başvuran, 258 ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin
edilmesine ilişkin yönetmeliğin 29. maddesine dayanılarak 12 Mayıs 1998 tarihli kararla
Eskişehir’e tayin edilmiştir.
6. Mehmedi Kaya
Diyarbakır’da öğretmenlik yapan başvuran 1994 yılında Eğitim-Sen’e üye olmuş ve
sendika faaliyetlerine katılmıştır.
Başvuran, 258 ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin
edilmesine ilişkin yönetmeliğin 29. maddesine dayanılarak 3 Haziran 1998 tarihli kararla
Enez’e (Edirne) tayin edilmiştir.
7. Ahmet Konuk
Kürt kökenli başvuran 1990 yılında Siirt’te öğretmenlik yapmaktaydı.
Başvuran, 1995 yılında, bu şehirde Eğitim-Sen’in yerel bir büronun açılmasına katkıda
bulunmuştur.
Başvuran 1996 yılında Yönetim Kurulu’na seçilmiş ve iki seneliğine yazman tayin
edilmiştir.
Başvuran, valiliğin 5 Ocak 1998 tarihli ve 134 sayılı yazılı talebinin ardından, 285 ve sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin edilmesine ilişkin
yönetmeliğin 29. maddesine dayanarak 7 Ocak 1998 tarihli kararla Bolu’ya tayin edilmiştir.
8. Ahmet Örde
Kürt kökenli başvuran, Siirt’te öğretmenlik yaparken, belirtilmeyen bir tarihte, Eğitim-
Sen’e üye olmuştur.
Başvuran, 1995 yılında, Sendika Yönetim Kurulu’nun yedek kurucu üyesi olarak
seçilmiştir.
Başvuran, 1997 yılında Yönetim Kurulu üyesi seçilmiş ve yazman tayin edilmiştir.
Başvuran, valiliğin 16 Ocak 1998 tarihli ve 680 sayılı yazılı talebinin ardından, 285 ve sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin edilmesine ilişkin
yönetmeliğin 29. maddesine dayanarak 26 Ocak 1998 tarihli kararla Aksaray’a tayin
edilmiştir.
9. Osman Toprak
Kürt kökenli başvuran 1995 yılında, Siirt’te öğretmenlik yapmaktaydı.
Aynı yıl, başvuran Eğitim-Sen’in yerel bürosunu kurmuştur. yılında Sendika Yönetim Kurulu üyesi seçilen başvuran, iki yıl yazmanlık
yapmıştır.
Başvuran, valiliğin 27 Ocak 1998 tarihli ve 1835 sayılı yazılı talebinin ardından, 285
ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin edilmesine ilişkin
yönetmeliğin 29. maddesine dayanarak 11 Şubat 1998 tarihli kararla Afyon’a tayin edilmiştir.
10. Mehmet Nevzat Yıldırımer
yılında öğretmen olan kürt kökenli başvuran, Eğitim-Sen’e üye olmuştur.
Başvuran, valiliğin 5 Ocak 1998 tarihli ve 144 sayılı yazılı talebinin ardından, 285 ve sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin edilmesine ilişkin
yönetmeliğin 29. maddesine dayanarak 11 Şubat 1998 tarihli kararla Afyon’a tayin edilmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. HÜKÜMET’İN İTİRAZI HAKKINDA
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesi koşuluna göre kabul edilemezlik
itirazında bulunmuştur. Hükümet, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. ve 2577
sayılı Kararname’nin 2§1 a) ve b) maddelerine, Anayasa’nın 125§1 ve 7 maddesine ve 430
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8. maddesine dayanarak, başvuranların hukuk
yollarına sahip olduğuklarını iddia etmektedir.
Başvuranlar, aleyhlerinde verilen tayin kararlarından şikayetçi olmadıklarını ancak, bu
kararlara karşı koymak için Türkiye’nin diğer bölgelerinde olmasına rağmen Olağanüstü Hal
Bölgesi’nde (OHAL) kullanabilecekleri başvuru yollarının bulunmadığını ileri sürmektedirler.
Başvuranlar, kamu ihtiyacı ve hizmeti nedeniyle tayin edilebileceklerini kabul
etmektedirler. Başvuranlar, OHAL Bölgesi’nde öğretmen açığının bulunduğunu, tayin
edildikleri bölgelerde bu açığın bulunmadığını ileri sürmektedirler. Tayin edilenlerin çoğu
sendika yöneticisi idi, bunun da sendikal faaliyetleri yürütme hakkının kullanılmasını en aza
indirgeme gibi bir etkisi olmaktadır. Başvuranlar, bunun ayrıca Hükümet’in iyi niyetinden ve
de kamu hizmeti ihtiyacı olgusundan şüphe duyulmasına neden olduğunu iddia etmektedirler.
AİHM, bu itirazın AİHS’nin 11 ve 13. maddelerine göre yapılan şikayetlere yakından
bağlı olduğunu saptamaktadır. AİHM, kabul edilebilirlik kararında bu itirazı esasla birleştirme
kararı aldığını hatırlatmaktadır.
II. AİHS’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, tayin kararlarının toplantı ve dernek kurma özgürlüklerine ihlal
oluşturduğunu iddia etmektedirler. Başvuranlar 11. maddeyi ileri sürmektedirler.
Hükümet, AİHS’nin 11. maddesinin kamu yararı nedeniyle sendika üyesi memurların
tayinini yasaklamadığını savunmaktadır. Bu madde, sözkonusu memurlara ayrıcalık veya
diğerlerinden daha avantajlı bir durum sağlamamaktadır. Hükümet, AİHS’nin, memurların
tayini, ataması veya iş yerleri hakkında hiçbir hükmü bulunmadığını ileri sürmektedir. İdare
yalnızca kendi takdir imtiyazlarını kullanmıştır.
Hükümet, AİHM’nin içtihadına atıfta bulunarak, sendikaların kişisel çıkarlarını değil,
temsil ettiği kişilerin ortak çıkarlarını savunmaya çalıştığını hatırlatmaktadır. Hükümet, bir
sendika üyesinin tayin edilmesinin sendikal faaliyetine engel oluşturmasının
düşünülemeyeceği kanaatindedir. Hükümet başvuranların tayininin, ne Eğitim-Sen üyesi
olmalarını ne de sendikal faaliyetlerine devam etmelerini engellemediğini belirtmektedir.
Hükümet, 25 Eylül 2002 tarihli yazıyla, AİHM’ye Mehmet Şirin Bulğa ve Abdülmecit
Aslan’ın, sendikal faaliyetleri nedeniyle değil, PKK lehine propaganda faaliyetlerinden dolayı
OHAL Bölge Valisi’nin önerisi üzerine tayin edildikleri yönünde bilgi vermiştir. Hükümet,
diğer başvuranların 3 Ağustos 1990 tarihinde, yayınlanan Öğretmen Tayinine ilişkin
Yönetmeliğin 29. maddesine uygun olarak tayin edildiklerini ileri sürmektedir. Bu
Yönetmeliğe göre, öğretmenler, öğretim kurumlarındaki öğretmen açığını kapatmak amacıyla
kamu hizmeti ihtiyacı gerekçesiyle tayin edilebilirler. Ayrıca Yönetmelikte, bu davada olduğu
gibi disiplin kovuşturmaları nedeniyle tayin olasılığını öngörmektedir. Sonuç olarak, Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan elde edilen bilgilere göre, Rıfat Gülcemal, Mehmedi Kaya,
Ahmet Örde ve Osman Toprak Eğitim-Sen üyesidirler, diğer başvuranların bir sendikaya
üyeliği konusunda hiçbir bilgi bulunmamaktadır.
AİHM, AİHS’nin 11§1 maddesinin, sendikal özgürlüğü, dernek kurma özgürlüğünün
özel bir şekli veya yönü olarak gösterdiğini hatırlatmaktadır; bu madde sendika üyelerine
devlet tarafından gösterilecek belirli bir muameleyi ve özellikle tayin olmama hakkını
sağlamamaktadır.( Bkz. 27 Ekim 1975 tarihli Belçika Polisi Ulusal Sendikası- Belçika kararı,
A serisi no: 19, s. 17, § 38).
AİHM, kişisel başvuru sonucunda açılan davada, mümkün olduğu kadar genel metnin
dışına çıkmadan, kendisine başvurulan somut olayla dile getirilen sorunları incelemekle
yetinmek gerektiğini belirtmektedir. ( Bkz., diğerleri arasında, 6 Kasım 1980 tarihli Guzzardi-
İtalya kararı, , A serisi no:39, ss. 31-32, § 88, ve 13 Ağustos 1981 tarihli Young, James ve
Webster-İngiltere kararı, , A serisi no:44, § 52). Bundan dolayı tayin kararının olduğu şekliyle
AİHS bakımından uygunluğunu takdir etme hakkı düşmemektedir. AİHM’nin amacı
AİHS’nin 11. maddesinde belirtilen, başvuranların sendikal faaliyetlerde bulunma hakkına
ilişkin böylesi bir kararın sonuçlarını incelemektir.
AİHM, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4 g) ve 430 sayılı Kararname’nin a) maddelerine dayanarak, başvuranların, OHAL Bölge Valisi tarafından aleyhlerine verilen
tayin kararlarının, 11. maddenin hükümlerini tanımamasından şikayetçi olduklarını
belirtmektedir. Daha sonra bu kararların kanun tarafından öngörüldüğünü gözlemlemektedir.
Ayrıca başvuranların statülerinin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda belirtilmiş olduğu
konusuna itiraz edilmemektedir.
Bu durumda, AİHM, ilgili kişilerin statülerinin, ilke olarak kamu hizmetinin
ihtiyaçlarına göre başka bir şehre yada başka bir göreve tayin edilebilme olasılığını
öngörmekte olduğunu tespit etmektedir. Bu bakımdan sözkonusu tayin kararları, ilke olarak
ilgili kişilerin bir sendikaya katılma ve dernek kurma özgürlüğünü kullanma yada bu
haklardan faydalanma haklarına yönelik bir engel yada sınırlama teşkil etmemektedir. Kişisel
dernek kurma özgürlükleri konusunda ise, dava konusu tedbirlere rağmen sendikal
örgütlerinin üyesi olmaya devam ettikleri gözönüne alınırsa, hem hukuki hem de fiili olarak
bu haklarından faydalanmışlardır ( Bkz. örneğin, 6 Şubat 1976 tarihli Schmidt ve Dahlström-
İsveç kararı, A serisi no: 21).
AİHM, takdirine sunulan unsurlardan hareketle, başvuranların sözkonusu kararların
AİHS’nin 11. maddesinin yer verdiği şekliyle toplantı ve dernek kurma özgürlüğüne ilişkin
haklarının özünü ilgilendiren yaptırım veya ihlali oluşturduğunu yeteri kadar ikna edici
şekilde desteklemediklerini gözlemlemektedir. Ayrıca başvuranların yeni görevlerinde ya da
tayin yerlerinde sendikal faaliyetlerde bulunmalarının engellenebileceği konusunda da ikna
olmamıştır.
Her ne kadar tayin kararları başvuranlar tarafından, ulusal makamların sendikal
faaliyetlerde bulunma haklarına bir müdahalesi olarak değerlendirilse de, AİHM, bu
tedbirlerin Devletin kamu hizmetinin en iyi şekilde yönetilmesi çerçevesinde değerlendirildiği
görüşündedir. Ulusal makamlar, ilgili kişilerin başka bir bölgeye yada başka bir şehre tayin
kararlarını verirken takdir hakları çerçevesinde hareket etmişlerdir. Başvuranların tayinlerine
bağlı zararın dışındaki diğer zararları makamların başvuranlara ödediği, öyle ki kamu
hizmetinin en iyi şekilde idare edilmesi ve başvuranların sendikal faaliyetlerde bulunma hakkı
gibi mevcut farklı çıkarlar arasında dengeyi sağladıkları sonucu çıkmaktadır.
Bu nedenle, işbu davanın koşullarının tümü ışığında AİHM, başvuranlar, aleyhlerinde
verilen tayin kararlarının sendikal faaliyetlerde bulunulmasına yönelik herhangi bir müdahale
teşkil ettiğini ispat etmediklerini tespit etmiştir.
Sonuç olarak AİHS’nin 11. maddesi ihlal edilmemiştir.
III. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar OHAL Bölge Valisi tarafından aleyhlerine verilen kararlara itiraz
edilebilecek bir başvuru yolunun bulunmamasından şikayet etmektedirler. AİHS’nin 13.
maddesini ileri sürmektedirler.
AİHM’nin içtihadını dile getiren Hükümet, 13. maddenin yalnızca AİHS bakımından
“savunulabilir” olduğu düşünülen şikayetler için iç hukuk yolunu gerektirmektedir. Oysa,
başvuranlar tarafından ileri sürülen hak, AİHS tarafından güvence altına alınan bir hak
olmadığından dolayı, başvuranların iddiaları savunulabilir şikayetler olarak ele alınamaz.
Başvuranlar bu argümanlara itiraz etmektedirler. Eğitimcilerin eğitim politikasının
geliştirilmesine yardımcı olmak, sosyal hak ve menfaatlerini savunmak ve problemlerini
çözmek amacıyla kurulan bir sendikanın üyeleri ve yöneticileri olduklarını ileri
sürmektedirler. OHAL Bölgesinde, sendika kurucuları ve üyeleri üzerindeki devlet baskısı, bu
hakkın kullanımını olanaksız hale getirecek seviyeye ulaşmıştır. Bu da sendika üyelerini ve
yöneticilerini incelemeye alma, haklarında dava açılması ve disiplin cezalarının verilmesi,
sürgüne gönderilmeleri, gözaltına alınmaları ve tutuklanmaları olarak vuku bulmuştur.
Başvuranlar, iddialarına dayanak olarak Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TIHV) 1997 ve yıllarına ait raporlarla beraber sürgün edilen, öldürülen veya disiplin cezası alan sendika
üyelerini gösteren bir tablo sunmaktadırlar. Başvuranlar Diyarbakır’da, bütün sendika
yöneticilerinin sürgün edildiğini ve de aleyhlerinde verilen bu tayin kararlarına itiraz etmek
için hiçbir başvuru yolunun mevcut olmadığını iddia etmektedirler. Bu bakımdan, başvuranlar Nisan 2003 tarihli bir yazıyla, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesine
dayanarak bir memur tarafından tayini hakkında yapılan iptal başvurusunu incelemeyi
reddeden Diyarbakır İdare Mahkemesi’nin verdiği kararı sunmaktadırlar.
AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin AİHS’de yer alan hak ve özgürlükler, iç hukukta ne
şekilde tanınmış olursa olsun, bu hak ve özgürlüklerden iç hukukta yararlanılmasını
sağlayacak yolların varlığını güvence altına aldığını hatırlatır. Dolayısıyla sözkonusu hüküm,
AİHS’ye dayalı “savunulabilir bir şikayetin” içeriğinin incelenmesini ve uygun bir telafinin
sunulmasını sağlayacak bir iç hukuk yolunu zorunlu kılmaktadır ( Bkz. diğerleri arasında,
Kudla-Polonya [GC], no: 30210/96, § 157, CEDH 200-XI).
Sözleşmeye Taraf Devletler’e 13. madde tarafından getirilen zorunluluğun kapsamı,
başvuranın şikayetinin niteliğine göre değişmektedir. Ancak 13. maddenin gerektirdiği
başvuru, hukuki alanda olduğu gibi uygulamada da “etkili” olmalıdır (Bkz. örneğin İlhan-
Türkiye, no: 22277/93, §97, 2000-VII). 13. maddeye göre “başvuru”’nun “etkililiği”,
başvuranın lehine sonuç çıkacağı inancına bağlı değildir. Aynı şekilde, bu hükmün bahsettiği
“mahkeme” adli kurum olmak zorunda değildir. Ancak, kendisine yapılan başvurunun
etkililiğini değerlendirmek için sahip olduğu yetkileri ve verdiği güvenceleri de gözönünde
bulundurmak gerekir. Ayrıca, iç hukukun sunduğu başvuru yollarının tümü, hiçbiri tek başına
tamamen cevap vermese de, 13. maddenin gerekliliklerini yerine getirebilir (Bkz. diğerleri
arasında, 25 Mart 1983 tarihli Silver ve diğerleri-Birleşik Krallıklar kararı, A serisi, no: 61, s.
42, § 113 ve 15 Kasım 1996 tarihli Chahal-Birleşik Krallıklar kararı, 1996-V, s. 1869-1870, §
145).
Bu durumda AİHM, OHAL Bölge Valisi’ne tayin konusunda geniş ayrıcalıklar veren sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4 g) maddesine dayanarak, OHAL Bölge
Valisi’nin, kamu sektöründeki personelin bu bölge dışında bulunan bir şehre tayinini
isteyebileceğini hatırlatmaktadır. Buna benzer ölçüsüz olarak değerlendirilebilecek
ayrıcalıklar karşısında, başvuranların tayini konusunda adli denetim yoksunluğunun,
muhtemel suistimalleri engellemek veya bu şekilde alınan kararların sadece meşruluğunu
denetlemeyi sağlamak için yeterli teminatları sunmadığını tespit etmek gerekir. AİHM, daha
önce, OHAL Bölge Valisi’ne yetki veren hükümleri kadar bu mevzuatın uygulanmasının da
adli denetime tabi olmadığını vurgulama olanağı bulmuştur ( Bkz. iç hukukun ilgili bölümleri
ve Çetin ve diğerleri-Türkiye (no: 40153/98 ve 40160/98, § 24-32, 2003-III), § 61). Sonuç
itibariyle, OHAL Bölge Valisi’nin işlediği fiiller için yapılan adli başvurular, 13. maddenin
amaçlarına uygun olarak “etkililik” kriterini yerine getirmemektedir, zira istenilen başvuru ne
hukuki olarak ne de uygulamada “etkili” değildir (Bkz. diğerleri arasında mutatis mutandis,
sözüedilen Güneri ve diğerleri, § 88, sözüedilen Çetin ve diğerleri, § 66 ve sözüedilen Doğan
ve diğerleri, § 110 ve 164).
Dolayısıyla, başvuranların iç hukuk yollarının tümünü tüketme koşulundan muaf
tutulduklarını tespit etmek gerekir. Bu nedenle AİHM Hükümet’in itirazını reddetmektedir.
Buradan yola çıkarak, AİHM, ulusal mahkemeler önünde OHAL Bölge Valisi
tarafından başvuranlar aleyhinde alınan tayin kararlarına itiraz etmeyi sağlayan iç hukuk
yolunun bulunmayışı nedeniyle AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine kanaat
getirmektedir.
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuranlar Mehmet Şirin Bulğa, Mehmet Yusuf Akgün, Musa Farisoğulları, Ahmet
Konuk ve Osman Toprak manevi tazminat adı altında her biri için 15.000 Euro talep
etmektedirler.
Abdülmecit Aslan, Rıfat Gülcemal, Mehmedi Kaya, Ahmet Örde ve Mehmet Nevzat
Yıldırımer, her biri 8.000 Euro talep etmektedirler.
Gelir ücretindeki kayıplarına denk gelen maddi tazminat olarak Mehmet Şirin Bulğa
ve Mehmet Yusuf Akgün her biri 24.685 Euro, Musa Farisoğulları, Ahmet Konuk ve Osman
Toprak ise 31.085 Euro talep etmektedirler.
Abdülmecit Aslan, Rıfat Gülcemal, Mehmedi Kaya, Ahmet Örde ve Mehmet Nevzat
Yıldırımer, tayinlerinin ardından yapılan yerleşim masrafları için her biri 2.500 Euro talep
etmektedirler.
Hükümet bu miktarları aşırı bulmaktadır.
AİHM, ulusal mahkemeler önünde OHAL Bölge Valisi tarafından aleyhlerinde alınan
tayin kararlarına itiraz etmeyi sağlayan iç hukuk yolunun bulunmayışı nedeniyle
başvuranların maddi zarara uğradıklarını tespit etmiştir. AİHM bu bakımdan hakkaniyete
uygun olarak başvuranların her birine 500 Euro verilmesine karar vermiştir.
Maddi tazminat konusunda ise AİHM içtihadı, başvuran tarafından iddia edilen zarar
ile AİHS’nin ihlali arasında açıkça belirgin olan bir neden-sonuç ilişkisinin bulunması
gerektiğine ve bunun da gerektiğinde, gelir kaybı adı altında tazminat içerebileceğine yer
vermektedir (Bkz. diğerleri arasında, 13 Haziran 1993 tarihli Barbera, Messegué ve Jabardo-
İspanya kararı (50 madde), A serisi no: 285-C, s. 57-58, § 16-20). Bu durumda, AİHM,
AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmamıştır. Bu koşullarda, başvuranların
tayini ile iddia edilen gelir kaybı arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi bulunmamaktadır.
Dolayısıyla, AİHM, maddi tazminat talebini tamamen reddetmektedir (Bkz. 28 ekim 2004
tarihli Zengin-Türkiye kararı, no: 46928/99, § 74).
B. Masraf ve Harcamalar
Diyarbakır Barosu’nun fiyat listesine dayanarak ve avukatlarının başvuruların
hazırlanması için 50 saatlik bir çalışma yaptığını ileri sürerek başvuranlar toplam 23.942 Euro
talep etmektedirler. Başvuranlar bu miktara, çeviri, telefon ve posta masrafları için başvuran
başına 750 Euro eklemektedirler.
Hükümet bu miktarları aşırı ve dayanaktan yoksun bulmaktadır.
AİHM, dosya unsurlarını gözönünde bulundurarak, başvuranların masraf ve
harcamalara ilişkin taleplerini yeterince desteklemediklerini tespit etmektedir. Hakkaniyete
uygun olarak, 4.000 Euro’dan adli yardım olarak Avrupa Konseyi tarafından verilen 685 Euro
düşürülerek kalan miktarın başvuranlara ortaklaşa verilmesine karar vermektedir.
C. Temerrüt faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı basit faiz
oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Hükümet’in itirazını reddetmeye;
2. AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in:
i. başvuranların her birine manevi tazminat için 500 Euro (beş yüz Euro);
ii. masraf ve harcamalar için başvuranlara ortaklaşa 4.000 Euro’dan (dört bin Euro)
adli yardım adı altında alınan 685 Euro düşürülerek kalan miktarı;
iii. miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflardan muaf olarak ödemesine;
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle
gecikme faizi uygulanmasına;
5. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 20 Eylül 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Mevcut karar ekinde AİHS’nin 45§2 ve İçtüzüğü’nün 74§2 maddelerine uygun olarak Sn.
Cabral Barreto’nun ayrık oy görüşü yer almaktadır.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło