43995/98

WyrokETPCz2004-07-29ECLI:CE:ECHR:2004:0729JUD004399598

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżącego za propagandę separatystyczną naruszyło jego prawo do wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji) oraz czy skład Sądu Bezpieczeństwa Państwa, obejmujący sędziego wojskowego, naruszył prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu (art. 6 ust. 1 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżącego za jego wypowiedzi polityczne, które nie nawoływały do przemocy ani nienawiści, stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w jego wolność wyrażania opinii, niezgodną z zasadą 'konieczności w społeczeństwie demokratycznym'. Ponadto, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa, orzekającego w sprawach cywilnych, narusza wymóg niezawisłego i bezstronnego sądu wynikający z art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Kemal Okutan, urodzony w 1957 roku i zamieszkały w Ankarze, był zastępcą sekretarza generalnego partii politycznej HEP. Uczestniczył w spotkaniach politycznych w 1991 i 1992 roku. Został oskarżony o propagandę separatystyczną przeciwko integralności terytorialnej państwa na podstawie art. 8 § 1 ustawy antyterrorystycznej z 1991 roku, w związku z treścią jego przemówień. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Ankarze skazał go na karę pozbawienia wolności i grzywnę, która po apelacji i ponownym rozpatrzeniu została zmniejszona do trzech lat więzienia i grzywny. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji z powodu braku niezawisłego i bezstronnego sądu. Trybunał jednogłośnie uznaje, że nie ma potrzeby rozpatrywania innych skarg dotyczących art. 6 Konwencji. Trybunał jednogłośnie zasądza na rzecz skarżącego 6 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Trybunał jednogłośnie oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĠ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   OKUTAN - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 43995/98)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Temmuz 2004   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. DıĢiĢleri Bakanlığı, 2004. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı, AKGY’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (43995/98) başvuru no’lu davanın nedeni   Kemal Okutan’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna 1 Ağustos 1998 tarihinde   Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 25. maddesi   uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)   önünde Ankara barosu avukatlarından L.Kanat tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Başvuran, 1957 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmektedir.   Başvuran siyasi bir parti olan HEP’in (Halkın Emeği Partisi) genel sekreter yardımcısı   sıfatıyla 15 Aralık 1991, 25 Mart ve 19 Eylül 1992 tarihli siyasi içerikli toplantılara iştirak   etmiştir. 15 Aralık 1991 ve 19 Eylül 1992 tarihli beyanlar partinin olağanüstü kongresinde   verilmiştir. 25 Mart 1991 tarihli konuşma Çağdaş Hukukçular Derneği’nin düzenlediği   toplantı sırasında yapılmıştır.   Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı 25 Ağustos, 13 Kasım ve 24   Aralık 1992 tarihli iddianamelerle 1991 tarihli Terörle Mücadele Şubesinin 8 § 1 maddesi   uyarınca başvuranı bu üç söylem ile Devletin toprak bütünlüğüne karşı bölücülük   propagandası yapma suçu ile itham etmiş, konuşmalardan alıntılar yapmıştır.   İddianamede Başsavcı, Partinin ikinci olağanüstü kongresinin ertesinde yayımlanan   gazetelerin ismi yasadışı örgüt PKK ile özdeşleştirilen partinin kongresinin bu örgütün gövde   gösterisine dönüştüğü hususunda hemfikir olduklarının altını çizmektedir. Ayrıca «kongrenin   yapıldığı salonda yalnızca bir türk bayrağının bulunmasına karşın kimliği belirsiz militanlar   terörist örgüt PKK’nın sarı, kırmızı, yeşil renkli bayrağını omuzlarında taşımışlardır.   Kongreye katılan katılımcıların tümü [militanlar da dahil] zafer işareti yaparak «biji PKK, biji   Apo» [yaşasın PKK, yaşasın öcalan, yaşasın kürdistan] sloganları atmışlar, mendil   büyüklüğünde PKK bayraklarını çıkararak sallamışlardır (...). Türk Milli Marşı çalınmazken,   İran’da 1940’lı yıllarda kabul edilen mahabat kürt marşı çalınmıştır (...)». Başsavcıya göre   konuşmacılar terör örgütünün sivil halka yönelik şiddetlerine sessiz kalırken, kürt halkına   terör örgütü PKK ile mücadele eden güvenlik güçlerine karşı silahlı mücadelede bulunma   tavsiyesinde bulunmuşlardır. Diğer yandan Başsavcıya göre sanığın eylemleri hazırlanan   söylemlerin takdir topladığı siyasi toplantılardan ayrı değerlendirilemez buna ek olarak PKK   örgütünün de eylemlerinin dikkate alınması gerekmektedir.   Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın yaptığı üç konuşmanın yer aldığı soruşturma   dosyasının birleştirilmesine karar vermiştir.   Mahkeme heyeti karşısında başvuran hakkında yapılan suçlamaları reddetmiş, sözü edilen   konuşmalarda Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehlikeye atacak bir davranışta bulunmadığını   savunmuştur. Bunun yanı sıra bölücülük ithamını gerektirecek suç unsurunun oluşmadığını da   ileri sürmüştür.   DGM, 23 Haziran 1994 tarihli kararı ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun   uygulanmasına istinaden başvuranı altı yıl hapis ve 250.000.000 TL. para cezasına   çarptırmıştır.   Başvuran bu karar karşısında temyize gitmiştir. Yargıtay 18 Aralık 1995 tarihinde 3713 sayılı   kanunun 8. maddesinin 27 Ekim 1995 tarihinde değiştirildiği gerekçesiyle sözkonusu kararı   bozmuştur.   Devlet Güvenlik Mahkemesi kararı yeniden incelemiş, 7 Kasım 1996 tarihli karar ile   başvuranı üç yıl hapis ve 300.000.000 TL. para cezasına çarptırmıştır.   Başvuran bu karar karşısında yeniden temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yargıtay 7 Kasım   tarihli kararı onamıştır. Karar ilk derece mahkemesindeki dosyasına 6 Şubat 1998   tarihinde eklenmiştir.   Başvuran AİHS’nin 10. maddesine istinaden kararın yeniden gözden geçirilmesi talebinde   bulunmuştur. Yargıtay 23 Şubat 1998 tarihinde bu başvuruyu reddetmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLMESĠNE ĠLĠġKĠN   Başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararı ile ifade ve düşünce özgürlüğüne bir   müdahalede bulunulduğunu ileri sürmekte bu doğrultuda AİHS’nin 10. maddesini   hatırlatmaktadır.   Mahkeme daha önce de benzer şikayetlerin yer aldığı kararların incelendiğini ve netice   itibariyle AİHS’nin 10. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle   Ceylan-Türkiye no: 23556/94, § 38, AİHM 1999-IV, Öztürk-Türkiye no: 22479/93, § 74,   AİHM 1999-VI, sözü edilen İbrahim Aksoy § 80, Karkın-Türkiye, no: 43928/98, § 39, 23   Eylül 2003, ve Kızılyaprak-Türkiye kararları, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).   Mahkeme, bu yöndeki içtihatlar ışığında mevcut başvuruyu incelemiş ve Hükümetin davanın   seyrine etki edecek hiçbir delili sunmadığını ifade etmiştir. AİHM, sözü edilen dönemde   hazırlanan söylemlerde kullanılan terimleri ve bu doğrultuda olayların meydana geldiği sırada   terörle mücadelenin güçlüklerini dikkate almaktadır (Bkz. sözü edilen İbrahim Aksoy kararı,   § 60 ve Incal-Türkiye kararı 9 Haziran 1998, 1998-IV, s. 1568, § 58).   Mezkur beyanlar Türkiye’nin güneydoğusunda meydana gelen terör olaylarına karşı güvenlik   güçlerinin yürütmüş olduğu mücadelenin ağır bir eleştirisine dayalı olarak yapılmıştır.   AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin bahsekonu konuşmada geçen terimler ile Türkiye’nin   toprak bütünlüğünün hedef alındığı değerlendirmesini yaptığını hatırlatmaktadır.   Mahkeme iç hukuk mercilerinin almış olduğu kararlardaki gerekçelere dayanarak başvuranın   düşünce ve ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulduğu tespitini yapmaktadır (Bkz. mutatis   mutandis, Sürek-Türkiye kararı (no: 4), no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). AİHM,   başvuranın türk siyasi yaşamında bir siyasetçi olarak kendini ifade ettiğini, ne şiddet   kullanımını, kini teşvik ettiğini ne silahlı direnişi savunduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme   nezdinde bütün bunlar dikkate alınması gereken unsurlardır (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye   kararı, (no:1) 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV ve Gerger-Türkiye kararı, no: 24919/94, § 50, 8   Temmuz 1999).   Yapılan müdahalenin orantılılığı hususunda verilen cezanın ağırlığı da dikkate alınması   gereken unsurlardır.   Mevcut durumda «demokratik bir toplum için zaruret» amacı öngörüldüğünde başvurana   verilen mahkumiyet cezası izlenen amaç ile doğru orantılı bulunmamaktadır. Bu durumda   AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AĠHS’NĠN 6. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLMESĠNE ĠLĠġKĠN   Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin bünyesinde   askeri hakimi bulundurması nedeniyle «tarafsız ve bağımsız» bir mahkeme olarak kabul   edilemeyeceğini iddia etmektedir.   Başvuran Yargıtay nezdinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesinin ulaşmaması   nedeniyle aynı zamanda savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte ve bu yönde   AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 b) maddesine atıfta bulunmaktadır.   1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin Tarafsızlığına ve Bağımsızlığına İlişkin   Mahkeme daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetlerin dile getirildiğini ve   bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği yönünde sonuçlandırıldığını ortaya   koymaktadır. (Bkz. söz edilen Özel kararı, §§ 33-34, ve Özdemir kararı, §§ 35-36, 6 Şubat   2003).   AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir   tespiti ve delili sunmadığını incelemektedir. Başvuranın «ulusal güvenliğe» yönelik işlenen   suçlardan yargılanmasının anlaşılabilir olduğu, bunun yanı sıra başvuranın aralarında askeri   bir hakimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin TCK’ya dayalı olarak yapmış   olduğu yargılama hususunda endişe duymasının yerinde olduğu kanısındadır. Üstelik Devlet   Güvenlik Mahkemesinin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında başvuran   hakkında sebepsiz bir yargı kararı aldığı sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle başvuranın bu yargı   makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması   gerekmektedir (Bkz. sözü edilen Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998, 1998-IV s. 1573 § 72).   AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHS’nin 6 § 1   maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı neticesine   varmaktadır.   2. Cezai Yargılama Sürecinin adilliği hakkında   Hükümet bir ihlalin bulunduğu iddiasına karşı çıkmaktadır.   AİHM, benzer davalarda da dile getirildiği üzere tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun bir   mahkemenin her halükârda adil ve hakkaniyete uygun bir yargılama sürecini garanti altına   alamayacağını hatırlatmaktadır.   Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespiti   ışığında Mahkeme mevcut şikayeti incelemeye gerek duymamaktadır (Bkz. diğerleri arasında   sözü edilen Çıraklar kararı, s. 3074, §§ 44-45).   III. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.   A. Maddi ve manevi tazminat   Başvuran 40.000 Euro’ya denk düşen maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.   Başvuran manevi zarar başlığı altında 30.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet bu noktada görüş bildirmemiştir.   İddia edilen gelir kaybına gelince Mahkeme, başvuranın 10. maddenin ihlali ile maddi kayba   uğraması arasında doğrudan bir bağlantı bulunmadığına itibar etmektedir (Bkz. aynı anlamda,   Karakoç ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim   2002). Bu nedenle AİHM bu talebi reddetmektedir.   Öne sürülen cezanın miktarını kanıtlayıcı hiçbir belge sunulmadığından AİHM bu talebi   reddetmiştir.   Manevi tazminatla ilgili olarak Mahkeme, ilgilinin olayların koşulları ile birtakım   karışıklıklara uğramış olabileceğini dikkate alarak Sözleşmenin 41. maddesinde yer alan adil   tazmin başlığı altında başvurana manevi tazminat olarak 6.000 Euro ödenmesini   kararlaştırmıştır.   AİHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyetin, 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve   bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği görüşüne vardığında, prensip olarak en   uygun tazminin, zamanında, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından başvuranı yeniden   yargılamanın olacağı kanaatine varmaktadır (Bkz. sözü edilen Gençel kararı, § 27).   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran, Mahkeme organları nezdinde yaptığı masraf ve harcamalara ilişkin 3.000 Euro   tazminat talebinde bulunmuş, bu yönde Ankara Barosunun belirlediği ücret tarifesini delil   olarak sunmuştur.   Hükümet görüş bildirmemiştir.   Mahkeme, mahkemenin bu doğrultudaki içtihatları ışığında başvurana 2.500 Euro ödenmesine   karar vermiştir.   C. Temerrüt Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük bir faiz   oranının uygulanacağını belirtmektedir.   BU SEBEPLERDEN DOLAYI MAHKEME, OYBĠRLĠĞĠYLE,   1. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğinden   yoksun bulunması nedeniyle AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 6. maddesine ilişkin diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;   4. AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin   başvurana:   i.   Manevi tazminat olarak 6.000 (altıbin) Euro;   ii.   iii.   Masraf ve Harcamalara ilişkin 2.500 (ikibinbeşyüz) Euro ödemesine;   Tüm miktarın vergiden muaf tutulmasına;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin,   Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit   faizi uygulamasına;   5. Adil tazmine ilişkin talebin reddine;   KARAR VERMĠġTĠR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddelerine   uygun olarak 29 Temmuz 2004 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło