44093/98

WyrokETPCz2004-10-26ECLI:CE:ECHR:2004:1026JUD004409398

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie skarżących w areszcie policyjnym wiązało się ze złym traktowaniem naruszającym art. 3 Konwencji, oraz czy władze krajowe przeprowadziły skuteczne dochodzenie w sprawie tych zarzutów, zgodnie z art. 13 w związku z art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że państwo ponosi odpowiedzialność za obrażenia odniesione przez osobę zatrzymaną, która została przyjęta do aresztu w dobrym stanie zdrowia, a zwolniona z obrażeniami, chyba że przedstawi przekonujące wyjaśnienie. W przypadku Abdurrahmana Çelika, sprzeczne raporty medyczne i brak wiarygodnego wyjaśnienia ze strony rządu doprowadziły do wniosku o naruszeniu art. 3. W przypadku Kasima İmreta, brak wystarczających dowodów na to, że doznane obrażenia osiągnęły próg złego traktowania z art. 3, skutkował brakiem naruszenia. Co do art. 13, Trybunał podkreślił wymóg szybkości i skuteczności dochodzenia w sprawach o złe traktowanie, stwierdzając, że znaczne opóźnienia i nieskuteczność postępowania krajowego w obu przypadkach naruszyły prawo do skutecznego środka odwoławczego.
Stan faktyczny
Dwaj tureccy obywatele, Abdurrahman Çelik i Kasım İmret, zostali zatrzymani w maju 1998 roku pod zarzutem kurierowania dla PKK. Twierdzili, że byli torturowani i źle traktowani w areszcie policyjnym. Po zatrzymaniu u Abdurrahmana Çelika stwierdzono obrażenia, co potwierdził lekarz więzienny i niezależny raport medyczny, mimo wcześniejszych raportów policyjnych o braku obrażeń. Obaj skarżący wycofali zeznania złożone na policji, twierdząc, że zostały wymuszone. Władze krajowe wszczęły postępowanie karne przeciwko policjantom o złe traktowanie dopiero po powiadomieniu przez ETPCz, które zakończyło się uniewinnieniem funkcjonariuszy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w odniesieniu do Abdurrahmana Çelika. 2. Stwierdza brak naruszenia art. 3 Konwencji w odniesieniu do Kasima İmreta. 3. Stwierdza naruszenie art. 13 w związku z art. 3 Konwencji w odniesieniu do obu skarżących. 4. Zasądza Abdurrahmanowi Çelikowi 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. 5. Zasądza Kasımowi İmretowi 5 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. 6. Zasądza obu skarżącym 3 000 EUR (pomniejszone o 625 EUR pomocy prawnej) tytułem kosztów i wydatków. 7. Odrzuca pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   DÖRDÜNCÜ DAİRE   KARAR   ÇELİK VE İMRET /TÜRKİYE   Başvuru No: 44093/98   ÖZET TERCÜME   STRAZBURG   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULİ İŞLEMLER   Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) eski 25. maddesi uyarınca   Abdurrahman Çelik ve Kasım İmret isimli iki Türk vatandaşı tarafından Avrupa İnsan   Hakları Komisyonu’na (Komisyon) 7 Eylül 1998 tarihinde, 44093/98 no ile yapılan   başvurudan kaynaklanmaktadır.   Adli yardım alan başvuranlar, T. Elçi tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti ise,   dava için ajan tayin etmemiştir.   Başvuranlar gözaltındayken kötü muamele ve işkenceye maruz kaldıklarını ve şikayetleri   hakkında etkili ve yeterli soruşturma yürütülmediğini ve bu nedenle Sözleşmenin 3. ve 13.   maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.   Mahkeme, 26 Eylül 2000 tarihinde başvuru hakkında kısmi kabul edilebilirlik kararı   vermiştir.   Başvuranlar ve Hükümet, esaslar hakkındaki görüşlerini sunmuşlardır.   DAVA OLAYLARI   doğumlu Abdurrahman Çelik ve 1947 doğumlu Kasım İmret Batman’da   yaşamaktadırlar.   A. Gözaltı ve kötü muameleyi belgeleyen tıbbi raporlar   PKK’ya kuryelik yapmakla suçlanan başvuranlar 17 Mayıs 1998 tarihinde Batman   Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memurlarınca tutuklanmışlardır.   Gözaltına alınmadan once başvuranlar tıbbi muayeneden geçmiş ve başvuranların   herhangibir yara izi taşımadığı sonucuna varılmıştır. Başvuranlar daha sonra sorgulama   için Batman Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmüş ve gözaltına alınmışlardır.   Savcı 18 Mayıs 1998 tarihinde başvuranların gözaltı süresini 20 Mayıs 1998 tarihine   kadar uzatmıştır.   Başvuranlar 18 ve 20 Mayıs tarihlerinde iki doktor tarafından tekrar muayene edilmiş ve   muayene sonucunda başvuranların kötü muameleye uğramadığı ortaya çıkmıştır.   Başvuranlar gözaltında iken, işkence ve insanlık dışı muameleye tabi tutulduğunu iddia   etmiştir. Gözlerinin bağlandığını ve basınçlı soğuk suya maruz kaldıklarını, elektrik şoku   verildiğini iddia etmişlerdir. Dövüldüklerini, yiyecek içecek verilmediğini, ayrıca tuvalet   ihtiyacının karşılanmasının engellendiğini, hakaret edildiğini ve ölümle tehdit   edildiklerini ileri sürmüşlerdir.   Başvuranlar 20 Mayıs 1998 tarihinde Batman Savcısının ve daha sonra da Batman Sulh   ve Ceza Mahkemesi’nin huzuruna çıkarılmıştır. Altı polis memurunun imzaladığı 20   Mayıs 1998 tarihli protokole göre, başvuranlar polis otosundan çıkarken çarpışmışlar ve   Abdurrahman Çelik yere düşmüştür. Başvuranların sözkonusu protokole itiraz ettiği   belirtilmelidir.   Başvuranlar hem savcı hem de Batman Sulh Ceza Mahkemesi huzurunda polise   verdikleri ifadeleri reddetmişler ve gözaltında iken kötü muameleye maruz kaldıklarını   belirtmişlerdir. Batman Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Abdurrahman Çelik’in sol   gözündeki morluğu farketmiş ve ifadelerin baskı altında alındığını belirtmiştir. Batman   Sulh Ceza Mahkemesi başvuranların tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.   Aynı gün başvuranlar, Batman Cezaevi’ne götürülmüştür.   Başvuranlar, 21 Mayıs 1998 tarihinde cezaevi doktoru T.D. tarafından muayene   edilmiştir. Muayene sonucunda Abdurrahman Çelik’in vücudunda yara izleri tespit   edilmiştir.   Kasım İmret hakkında ise Dr. T.D. vücudunda yara olmadığını belirtmiştir.   Başvuranlar aynı gün Batman Sulh Ceza Mahkemesi’ne dilekçe sunmuş ve Mahkeme’nin   tutuklu yargılanma kararının iptalini istemişlerdir. Başvuranlar, polis tarafından alınan   ifadeleri baskı altında imzaladıklarını belirtmişlerdir.   Abdurrahman Çelik 15 Temmuz 1999 tarihinde İzmir Tabipler Odası uzmanlarınca   muayene edilmiştir. Komisyon tarafından hazırlanan rapora göre, başvuran bedensel ve   psikolojik problemler yaşamıştır ve başvuranın vücudundaki izler fiziksel kötü   muamelenin sonucudur.   B. Başvuranlar Aleyhindeki Cezai İşlemler   Haziran 1998 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı başvuranlar   aleyhinde Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesine dayanarak hazırladığı iddianame ile   PKK üyelerine yardım ve yataklık etmekle suçlamıştır.   Başvuranların yasal temsilcisi 27 Temmuz 1998 tarihinde sunduğu dilekçe ile   başvuranların Batman Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında iken işkence gördüğünü ileri   sürmüştür. Batman Cezaevi Yönetimi’nin cezaevi doktorunun hazırladığı 21 Mayıs 1998   tarihli tıbbi raporları göndermesini istemiştir.   Batman Cezaevi Yönetimi 29 Temmuz 1998 tarihinde tıbbi raporların nüshalarını   Batman Savcılığı’na göndermiş daha sonra bu raporlar Diyarbakır DGM’ye   gönderilmiştir.   Diyarbakır DGM’de 13 Ağustos 1998 tarihinde düzenlenen ilk duruşmada başvuranlar   suçlamaları reddetmiş ve gözleri bağlı haldeyken içeriğini bilmedikleri ifadeleri   imzalamaya zorlanmışlardır.   Diyarbakır DGM Batman Cezaevi Doktoru tarafından düzenlenen 21 Mayıs 1998 tarihli   raporları okumuş ve başvuranların avukatı raporların içeriği hakkında bir itirazı   olmadığını belirtmiştir. Ayrıca Batman Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polislerin aldığı   ifadeler dışında kanıt olmadığını ve sözkonusu ifadeler baskı altında alındığı için de   ifadelerin kabul edilemez olduğunu 21 Mayıs 1998 tarihli tıbbi raporla ilgili olarak   başvuranların temsilcisi kötü muameleden sorumlu polis memurları ve gözaltından   çıkmalarını takiben başvuranları muayene eden doctor hakkında 20 Mayıs 1998 tarihli   raporunda başvuranların vücudundaki izlerden ve yaralardan bahsetmediği için suç   duyurusunda bulunmuştur.   Diyarbakır DGM başvuranların talebini reddetmiş ve savcılığa bireysel olarak   başvurmaları gerektiğine, başvuranların tutukluluk halinin devamına gerek olmadığına ve   salıverilmelerine karar vermiştir.   Diyarbakır DGM 4 Şubat 1999 tarihinde başvuranların beraat etmelerine karar vermiştir.   Mahkeme Batman Emniyet Müdürlüğü’nde alınan ifadeler dışında başvuranlar aleyhinde   kanıt olmadığını düşünmektedir.   C. Polis Memurları Aleyhindeki Cezai İşlemler   Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Dairesi 11 Kasım 1999 tarihinde   Batman Savcılığı’na mektup göndererek başvuranın AİHM’ye yaptığı şikayet hakkında   bilgi vermiştir.   Kasım 1999 tarihli mektubun ardından Batman Savcısı başvuranın iddiaları hakkında   soruşturma başlatmıştır. Suçlamaları reddeden polis memurlarının ifadelerini almıştır.   Batman Savcısı 15 Şubat 2001 tarihinde ilgili zamanda Batman Emniyet Müdürlüğü’nde   görevli dokuz polis memuru aleyhinde Batman Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuranlara   kötü muamele uygulandığı gerekçesiyle iddianame sunmuştur. Suçlamalar Türk Ceza   Kanunu’nun 243/1 maddesine dayanarak yapılmıştır. Ancak savcı iddianamesinde   başvuranların polis tarafından kötü muameleye uğradığını kanıtlayacak delillerin   olmadığını belirtmiştir.   Batman Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Şubat 2001 ve 22 Mayıs 2003 tarihleri arasında on üç   duruşma düzenlemiştir. Mahkeme, polis memurlarının, tanıkların ve başvuranların sözlü   ifadelerini dinlemiştir.   Mayıs 2003 tarihinde Batman Ağır Ceza Mahkemesi sanıkların başvuranlara kötü   muamele yaptıkları sonucuna varmak için kanıtların yeterli olmadığını belirterek   başvuranların beraatine karar vermiştir.   Batman Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı 25 Haziran 2003 tarihinde kesinleşmiştir.   HUKUK   1. Sözleşme'nin 3. Maddesi’nin İhlal Edildiği İddiası   1. Başvuranlar   Başvuranlar, Batman Emniyet Müdürlüğü'nde tutuldukları süre içinde kötü   muameleye maruz kaldıklarını ve şikayetleri hakkında etkili ve yeterli bir soruşturma   yapılmadığını ileri sürmüşlerdir. Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlal edildiğini iddia   etmişlerdir.   Başvuranlar gözlerinin bağlandığını, soğuk ve basınçlı suya maruz bırakıldıklarını,   elektrik şoku uygulandığını, el ve ayaklarının bağlandığını, yiyecek ve içecek   verilmediğini, dövüldüklerini, tuvalete gitmelerine izin verilmediğini ileri sürmüşlerdir.   Hazırlanan adli tıp raporlarının güvenilir olmadığını iddia etmişlerdir. Gözaltındaki   kimseleri muayene eden doktorların devlet memuru olduklarını ve bu nedenle kötü   muamele bağlamındaki bulguların rapora eklenmemesi yönünde baskı gördüklerini iddia   etmişlerdir.   Bu nedenle 20 Mayıs 1998 tarihli raporda kötü muamele ile ilgili bir   bulgudan bahsedilmemiştir. Ancak Batman Sulh ve Ceza Mahkemesi Hakimi ilk   başvuranın sol gözündeki morluğu farketmiştir. Batman Cezaevi Doktoru 21 Mayıs 1998   tarihli raporunda bu durumu belirtmiştir. Başvuranlar, 20 Mayıs 1998 tarihli protokolün   sahte olduğunu; sözkonusu protokolün Türk Hükümeti’ne başvuru hakkında bilgi   verildikten sonra düzenlendiğini ileri sürmüşlerdir. Bu bağlamda başvuranlar ilgili   belgenin dava dosyasında olmadığını iddia etmişlerdir.   2. Hükümet   Hükümet, başvuranların gözaltına alınmadan önce ve serbest bırakıldıktan sonra   muayene edildiklerini belirtmiştir. Bu durum ilk rapordaki bulguların ikinci raporda   belirtilen bulgularla karşılaştırılmasını sağlamıştır. Cezaevi doktorunun hazırlamış olduğu   rapordaki bulgular bağlamında Kasım İmret’in alt dudağındaki 0,5 cm büyüklüğündeki   yara izi ile ilgili olarak Hükümet, gözaltında yüzlerinde ve vücutlarında bu tür izler   taşıyan birçok şahıs bulunduğunu belirtmiştir. Ancak bunun işkence gördükleri anlamına   gelmediğini belirtmiştir. Hükümet’in kabuledilebilirlik aşamasından sonra AİHM’ye   sunduğu belgelere göre başvuranlar 20 Mayıs 1998 tarihinde Batman Savcılığı’na   götürülürken polis otosundan çıkarlarken sözkonusu izler oluşmuştur.   B. AİHM’nin Değerlendirmesi   1. Genel Kurallar   Mahkeme, Hükümet’in sağlıklı bir şekilde gözaltına alınıp serbest bırakıldığında   vücudunda yara izleri bulunan şahıslar için, sözkonusu izlerin nasıl oluştuğu hakkında   açıklama yapma sorumluluğu olduğunu tekrarlamıştır.   AİHM, kanıtları değerlendirirken, kanıtların “makul şüphenin ötesinde” olmasına dikkat   etmiştir. Bu tür kanıtlar, olaylarla ilgili kesin, güçlü reddi mümkün olmayan karinelerin   birlikte mevcut olmasını gerektirir. Sözkonusu olaylar hakkında yetkililerin kısmen veya   tamamen bilgisi olduğu durumlarda, gözaltında meydana gelen yara izleri bağlamında   güçlü varsayımlar ortaya çıkacaktır. Yeterli ve ikna edici bir açıklama yapma   sorumluluğu Hükümet’e aittir.   2. Yukarıdaki Kuralların Mevcut Davaya Uygulanması   a) Abdurrahman Çelik İsimli Başvurana İlişkin   Abdurrahman Çelik ile ilgili olarak AİHM, 17 ve 21 Mayıs 1998 tarihleri arasında   başvuran dört kere muayene edilmiş ve hakkında dört ayrı rapor hazırlanmıştır. 21 Mayıs   tarihli son rapor, daha önce hazırlanan raporlarla çelişmektedir. Son rapora göre   başvuran kötü muameleye maruz kalmıştır. 21 Mayıs 1998 tarihli rapor başvuranın kötü   muamele iddiaları ve İzmir Tabipler Odası’nın 15 Temmuz 1999 tarihli raporu ile   tutarlıdır.   Mayıs 1998 tarihli rapordaki bulgularla ilgili olarak Hükümet, AİHM’ye bazı belgeler   sunmuş ve başvuranın diğer başvuranla çarpışması sonucu yere düştüğünü ve başını yere   çarpması sonucunda yaraların oluştuğunu ifade etmiştir. AİHM, bu açıklamanın ikna   edici olmadığı görüşündedir. Ayrıca, 20 Mayıs 1998 tarihli protokol başvuranların   imzasını taşımadığı için güvenilir değildir.   Bu bağlamda, AİHM, başvuranın Batman Savcılığı’na, Sulh Ceza Mahkemesi’ne ve daha   sonra da DGM’ye verdiği ifadelerinin birbirini tutmadığını dikkate almalıdır. Dahası,   başvuran, gözaltında iken verdiği ifadeyi reddetmiş ve baskı altında alındığını iddia   etmiştir.   AİHM, Devlet’in gözaltında tutulan şahıslardan sorumlu olduğunu tekrarlamıştır.   Gözaltındaki şahıslar hassas bir durumdadırlar ve yetkelilerin sözkonusu şahısları koruma   sorumluluğu vardır. AİHM, 21 Mayıs 1998 tarihli rapordaki yara izlerine ilişkin   bulguların Hükümet’in sorumlu olduğu bir muamelenin sonucunda gerçekleştiğini   düşünmektedir.   Abdurrahman Çelik isimli başvuran ile ilgili olarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal   edildiği sonucuna varılmıştır.   b) Kasım İmret’e İlişkin   AİHM, Kasım İmret ile ilgili olarak 21 Mayıs 1998 tarihli raporda başvuranın dudağında   yarım cm çapındaki yaraya ilişkin bulguyu gözlemlemiştir. AİHM, başvuranın kötü   muameleye ilişkin bir kanıt sunmadığını, raporda belirtilen yara izi ile ilgili olarak   gözaltında iken maruz kaldığı muamele hakkında detaylı bilgi vermediğini belirtmiştir.   AİHM, Hükümet’in sunduğu belgelerde anlatılan olayların ikna edici olmadığı   görüşündedir. Kasım İmret’in kötü muameleye maruz kaldığı iddiası hakkında sunulan   belgeler, iddiayı destekleyecek yeterlikte değildir.   Sonuç olarak, başvuranın 3. madde kapsamında değerlendirilebilecek bir şiddet   düzeyinde kötü muamele gördüğü bütün şüpheleri ortadan kaldıracak şekilde   ispatlanamadığı için AİHM, kötü muamele bağlamında Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal   edildiği sonucuna varmak için kanıtların yeterli olmadığı görüşündedir.   Bu nedenle Kasım İmret ile ilgili olarak AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği   söylenemez.   AİHM, soruşturmadaki kusurlar ve eksiklikler ile ilgili olarak AİHS’nin 3. madde   bağlamında ayrı bir tespitte bulunmanın gerekli olduğu görüşünde değildir. Bu konu   AİHS’nin 13. maddesi bağlamında incelenmiştir.   AİHS’nin 13. Maddesi   A. Tarafların İfadeleri   1. Başvuranlar   Başvuranlar, kötü muamele şikayetleri hakkındaki şikayetleri ile ilgili olarak etkili   iç hukuk yollarından faydalanamamaları sebebiyle 13. maddenin ihlal edildiğini ileri   sürmüşlerdir.   Başvuranlar, adli makamlar huzurunda kötü muamele ile ilgili şikayetlerini   sunmuş ve iddialarının ilgili makamlarca soruşturulmasını sağlamak için gerekli adımları   atmışlardır. Yetkililerin tepkisi tamamiyle yetersiz olmuştur Başvuranlar, 1999 yılında   başlayan soruşturmanın ve takip eden cezai işlemlerin etkili olmadığını ve polis   memurlarının korunmasını amaçladığını iddia etmişlerdir.   2. Hükümet   Hükümet, başvuranların şikayetlerini sadece Diyarbakır Devlet Güvenlik   Mahkemesi huzurunda dile getirdiklerini belirtmiştir. Bu Mahkeme, Devlet Güvenlik   Mahkemesine bağlı bir savcının bu tür iddiaları soruşturmaya yetkili olmadığını; bu   nedenle yetkili savcıya başvurmaları gerektiğini belirtmiştir. Ne başvuranlar ne de avukat   Batman Savcılığı’na başvurmamıştır. Hükümet ayrıca başvuru hakkında AİHM   tarafından bilgi verildikten sonra Batman Savcılığı’nın soruşturma başlattığını   savunmuştur. Batman Emniyet Müdürlüğü’nde görevli kötü muameleden sorumlu polis   memurları aleyhinde dava açıldığını belirtmişlerdir.   B. Mahkeme’nin Değerlendirmesi   1. Genel Kurallar   AİHM. 3. madde ile güvenceye alınan hakkın 13. madde ile bağlantılı olduğunu   tekrarlamıştır. Bir şahsın devlet görevlileri tarafından kötü muamele veya işkenceye   uğradığını iddia ettiği durumlarda “etkili iç hukuk yolu” kavramı uygun olan durumlarda   tazminat ödenmesinin yanısıra sorumluların kimliğinin tespitini ve cezalandırılmalarını   sağlayacak detaylı bir soruşturmanın yapılmasını ve şikayetçinin soruşturma prosedürüne   etkin katılımını gerektirir.   Bu bağlamda işlemlerin en kısa zamanda tamamlanması çok büyük bir önem taşımaktadır.   Bazı hallerde soruşturmada ilerlemeyi engelleyen birtakım zorluklarla karşılaşılabileceği   kabul edilmelidir. Ancak yetkililerin bu konuda hızlı davranması kamuoyunun hukukun   üstünlüğü ilkesine inancının sağlanmasında ve yasadışı eylemlere göz yumulduğu   izleniminin verilmemesi açısından büyük önem arzetmektedir.   2. Bahsekonu Kuralların Mevcut Davaya Uygulanışı   Dava ile ilgili kanıtlar temelinde AİHM, Abdurrahman Çelik’in gözaltında iken   maruz kaldığı kötü muamele ile ilgili olarak Devlet’in AİHS’nin 3. maddesi bağlamında   sorumlu olduğunu tespit etmiştir. Dolayısıyla başvuranın bu husustaki şikayeti   Sözleşmenin 3. maddesi ile bağlantılı olarak 13. maddenin amaçları doğrultusunda   “tartışılabilir” niteliktedir.   Diğer başvuran Kasım İmret ile ilgili olarak AİHM, başvuranın gözaltında kötü   muameleye uğradığı iddiası hakkında AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği görüşünde   değildir. Ancak bu 13. maddenin sağladığı güvencenin kapsamı dışında olduğu anlamına   gelmez. Sözkonusu şikayetler kabul edilemez bulunmamıştır. Dolayısıyla, başvuranın 3.   madde bağlamındaki şikayeti 13. maddenin amaçları doğrultusunda bir ihlalin sözkonusu   olduğu şeklinde tartışılabilir bir iddiayı gündeme getirmiştir.   AİHM, başvuranların Batman Savcılığı, Batman Sulh Ceza Mahkemesi ve Diyarbakır   Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda şikayetlerini sunduğunu belirtmiştir.   Başvuranların iddialarına rağmen, yargı makamları ilgili polis memurları aleyhinde suç   duyurusu bulunmakta çabuk davranmamışlardır. Bu bağlamda AİHM, başvurunun   Hükümet’e iletilmesinin ardından ancak bir yıl altı ay sonra yeni bir soruşturma   açıldığını gözlemlemiştir. Batman Savcısı bir yıl üç ay sonra Ağır Ceza Mahkemesi’ne   iddianame sunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi ilgili polis memurlarının dava işlemlerinin   başlamasından üç yıl altı ay sonra ve sözkonusu olaylar gerçekleştikten beş yıl sonra   beraat etmelerine karar vermiştir.   AİHM, başvuranların iddiaları karşısında yetkililerin bir yıl altı ay boyunca hiçbir   girişimde bulunmamaları ve daha sonraki işlemlerin hızı “ işlemlerin kısa süre içinde   tamamlanması” kuralına uymamaktadır. Bu nedenle dava işlemlerinin 13. maddenin   gereklerini karşılayacak derecede etkin ve detaylı olduğu söylenemez.   Sonuç olarak her iki başvuran bağlamında Sözleşme’nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   A. Zararlar   Başvuranlar, manevi tazminat için 60,000 ABD Doları ( 65,445 Euro) talep etmiştir.   Hükümet, başvuranların iddialarını desteklemek için kanıt sunmadığını ileri sürmüş ve   iddiaların temelden yoksun olduğunu savunmuştur.   AİHM, ilk başvuran Abdurrahman Çelik ile ilgili olarak gözaltındaki kötü muameleden   ve yetkililerin etkili bir soruşturma yapmamış olmasından dolayı, 3. ve 13. maddelerin   ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, hakkaniyete uygun bir değerlendirme yaparak   Abdurrahman Çelik’e 10,000 Euro ödenmesine hükmetmiştir.   Kasım İmret ile ilgili olarak AİHM, yetkililerin etkili bir soruşturma yapmamasından   dolayı 13. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, hakkaniyete uygun bir   değerlendirme yaparak manevi tazminat başlığı altında Kasım İmret’e 5,000 Euro   ödenmesine karar vermiştir.   B. Mahkeme Masrafları   Başvuranlar, mahkeme masrafları için 6,377 Euro ödenmesini talep etmişlerdir.   Hükümet, iddiaların temelden yoksun olduğunu savunmuştur. Başvuranın taleplerini   desteklemek için fatura sunmadığını belirtmiştir.   AİHM, mahkeme masrafları ile ilgili olarak makul miktarlardaki talepler için ödeme   yapacaktır. AİHM, kendisine sunulan bilgilerz ışığında değerlendirme yapmış ve miktara   yansıtılabilecek vergiler hariç Avrupa Konseyi’nden adli yardım başlığı altında verilen   Euro’nun 3,000 Euro’dan düşülerek ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puan eklemek suretiyle eldi edilen oranın gecikme faiz oranı olarak   benimsenmesinin uygun olacağı görüşündedir.   YUKARIDAKİ NEDENLERDEN DOLAYI AİHM OYBİRLİĞİYLE   1. Abdurrahman Çelik ile ilgili olarak AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   2. Kasım İmret ile ilgili olarak AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;   3. Her iki başvuran hususunda AİHS’nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 13.   maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) Sorumlu Devlet’in Sözleşme’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği   tarihten itibaren üç ay içinde aşağıdaki meblağları ödeme günündeki kur   üzerinden Türk Lirası’na çevrilerek ödemesine:   i)   Manevi tazminat başlığı altında Abdurrahman Çelik’e 10,000 Euro   ödemesine;   ii)   Manevi tazminat başlığı altında Kasım İmret’e 5,000 Euro ödemesine;   iii)   iv)   Her iki başvurana da toplam olarak mahkeme masrafları başlığı altında   adli yardım için alınan 625 Euro’nun 3,000 Euro’dan düşülerek   ödemesine;   Yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek vergileri ödemesine;   b) Üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için yukarıdaki   meblağlara Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına sağladığı   faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın basit faiz oranı olarak   benimsenmesine;   5. Başvuranların diğer adil tazmin taleplerinin reddedilmesine   KARAR VERMİŞTİR.   Karar, İngilizce çıkmıştır ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları uyarınca 26 Ekim 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło