44104/98

WyrokETPCz2005-03-01ECLI:CE:ECHR:2005:0301JUD004410498

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżącej za krytykę Ministra Sprawiedliwości stanowiło naruszenie jej prawa do wolności wyrażania opinii, gwarantowanego przez art. 10 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii skarżącej, w postaci skazania na karę pozbawienia wolności, nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Stwierdził, że uzasadnienie sądów krajowych było niewystarczające do usprawiedliwienia tej ingerencji. Trybunał podkreślił, że choć wypowiedź skarżącej mogła zawierać wrażliwe i przesadzone elementy, to nie nawoływała do przemocy, walki zbrojnej ani buntu, a jej głównym celem nie była nienawiść. Kara pozbawienia wolności była nieproporcjonalna do zamierzonych celów, co doprowadziło do naruszenia art. 10 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżąca, İlknur Birol, nauczycielka i członkini związku zawodowego Eğitim-Sen, 13 kwietnia 1996 r. podczas wiecu w Stambule skrytykowała ówczesnego Ministra Sprawiedliwości, używając słów: „Robią krwawych faszystów ministrami sprawiedliwości, stawiają krwawych ludzi na czele rządu”. Została oskarżona o znieważenie Ministra na podstawie art. 159 §1 tureckiego kodeksu karnego i skazana na rok pozbawienia wolności. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny, a w konsekwencji skarżąca została zwolniona z zawodu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. Trybunał stwierdza, że nie ma potrzeby rozpatrywania skargi dotyczącej art. 14 w związku z art. 10. Trybunał zasądza od Rządu pozwanego 4 000 EUR tytułem szkody materialnej, 4 000 EUR tytułem szkody niematerialnej oraz 1 500 EUR tytułem kosztów i wydatków. Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İlknur BİROL-TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 44104/98)   Nihai Karar (Özet Çeviri)   Mart 2005   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   doğumlu başvuran, İlknur Birol, Türk vatandaşı olup İstanbul’da ikamet etmektedir.   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “AİHM” önünde, İstanbul Barosu avukatlarından Serap   Kaya tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Davanın koşulları   Mesleği öğretmenlik olan ve Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikasının “Eğitim-Sen” bir   üyesi olan başvuran, 13 Nisan 1996 tarihinde, İstanbul’da “Demokrasi ve Sendikal haklar”   adlı bir mitingde söz alarak dönemin Adalet bakanını ciddi bir biçimde eleştirmiştir.   Ekim 1996 tarihli iddianameyle Kadıköy Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanunu’nun   “TCK” 159 §1 maddesi uyarınca Adalet Bakanına hakaret ettiği gerekçesiyle başvuran   hakkında kamu davası açmıştır. Söz konusu konuşmanın hakarete varan bölümü şöyledir:   “Eli kanlı faşistleri adalet bakanı yapıyorlar, eli kanlıları hükümetin başına getiriyorlar”.   Asliye Hukuk mahkemesinin yargılaması sırasında, başvuran iddiaları reddederek söz   konusu konuşmaya benzer bir konuşma yapmadığını ve bunu tespit edecek bir delilin   bulunmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuran tanıkların ifadelerinin olaydan bir yıl sonra   alındığını ve tanıkların duruşmaya gelmeden önce polis tutanaklarını okuduklarını ve   yargılama sırasında yüze okunan hüküm ilkesine uyulmadığını belirtmektedir. 6 Kasım 1996   tarihli tutanaklara göre yerel mahkeme, miting sırasında başvurana ait ses kayıtlarıyla daha   sonra yapılan kayıtları karşılaştırmak amacıyla bir hakim atamıştır.   Başvuran göre Asliye Hukuk mahkemesinin yargılaması sırasında hiçbir bant kaydının   yapılmadığı gibi herhangi bir ses karşılaştırması da yapılmamıştır. Ayrıca başvuran,   konuşması sırasında yukarıda anılan sözcükleri sarf etmiş olsa bile konuşmasının bakanlığın   manevi şahsını değil bakanı kişisel olarak hedef aldığını ve kamuoyunun her kesiminin   bildiği gerçekleri dile getirdiğini ifade etmiştir.   Haziran 1997 tarihli karar ile Kadıköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, 14 Şubat 1997 tarihli   bilirkişi raporunu gerekçe göstererek başvuranı bir yıl hapis cezasına mahkum etmiştir.   Ağustos 1997 tarihinde, başvuran ifade özgürlüğüne atıfta bulunarak Yargıtay’a   başvurmuştur. Başvuran temyiz gerekçesinde bilirkişi raporunu eleştirerek bant kayıtlarının   karşılaştırma işleminin atanan bir hakim tarafından değil konuyla ilgili bir uzman tarafından   yapılması gerektiğini savunmuştur.   Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, mütalaasında başvuranın itham edildiği suç unsurlarının   TCK’nın 159. maddesi uyarınca olgunlaşmadığı gerekçesiyle tahliye edilmesini talep etmiştir.   Mart 1998 tarihli karar ile Yargıtay ilk dereceli mahkemenin kararını onamıştır.   Başvuranın 3 Nisan 1998 tarihli iade-i muhakeme talebi ise 4 Mayıs 1998 tarihinde Yargıtay   Savcılığı tarafından reddedilmiştir.   Haziran 1998 tarihinde, Milli Eğitim Bakanlığı Asliye Hukuk Mahkemesinin kararına   istinaden 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu uyarınca başvuranı meslekten azletmiştir.   Kasım 1998 tarihinde, Kadıköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı iade-i   muhakeme talebiyle CMUK’un 327 § 5 maddesi uyarınca yürütmeyi durdurma isteminde   bulunmuştur. Cumhuriyet Savcısı, TCK’nın 159. maddesinin bakanlığın manevi şahsiyetine   alenen tahkir ve tezyif suçları içerdiğini oysa sözkonusu konuşmada bakanlığın manevi   şahsiyetinin değil bakanın kişiliğinin hedef alındığını belirtmiştir.   Aralık 1998 tarihli karar ile Kadıköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının   mezkur talebini reddetmiştir.   Aralık 1998 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı Kadıköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde aynı   talebi yinelemiş ancak mezkur mahkeme 16 Aralık 1998 tarihinde sözkonusu talebini   reddetmiştir.   Nisan 1999 tarihinde, başvuran 647 Sayılı Yasa uyarınca şartlı salıverilmiştir.   HUKUKA DAİR   I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL İDDİASI HAKKINDA   AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, 10 § 1 maddesinin güvence altına aldığı   başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilaf konusu   olmadığını kaydetmiştir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10 § 2   maddesi bakımından toprak bütünlüğünün korunması gibi yasal amaç güttüğüne itiraz   edilmemektedir (Bkz. 4 Haziran 2002 tarihli Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96,   §40). AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemiştir. Buna karşın uyuşmazlık, bu müdahalenin   "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır   AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi birçok davada ortaya çıkan buna benzer   sorunları irdelemiş ve AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır (Bkz.   Özellikle Ceylan-Türkiye, no:23556/94, §38, 1999-IV, Öztürk-Türkiye, no:22479/93, §74,   1999-VI, İbrahim Aksoy, §§80, Karkın, §39, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak-Türkiye, no   27528/95, §43, 2 Ekim 2003).   AİHM, içtihat kararları ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümet'in, söz konusu durumu   farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olayı ne de bir delili sunduğuna kanaat getirmiştir   AİHM, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı gösterecek kendi içinde   yeterli olmayan yerel mahkemelerin aldığı kararlarda bulunan gerekçeleri incelemiştir. (Bkz.   Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, §58, 1999-IV). AİHM, broşürün   hassas niteliği olan bazı bölümleri içerse de ve Türkiye'deki kürt kadınlarının şartları   hakkında bazen abartılı olsa da, ne şiddet kullanmayı, ne silahlı mücadeleyi, ne de   ayaklanmayı teşvik etmiştir ve AİHM nezdinde, göz önünde bulundurulması gereken başlıca   unsur olan konuşmanın kin güden bir konuşma olmadığıdır (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye   (no:1), no: 26682/95, §62, 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no:24919/94, §50, 8 Temmuz 1999).   AİHM, müdahalenin oranını belirlemek sözkonusu olduğunda, verilen cezaların niteliği ve   ağırlığının da gözönünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu saptamıştır.   Davada başvuranın mahkumiyetinin amaçlanan hedeflerle orantılı olmadığı ortaya   çıkmaktadır ve bu nedenle "demokratik bir toplum için gerekli" değildir. Dolayısıyla   AİHS'nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 10. MADDESİYLE BİRLİKTE 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ   İDDİASI HAKKINDA   Başvuran siyasi görüşlerine dayalı olarak ayrımcılık yapıldığından şikayetçi olmakta ve   AİHS’nin 10. maddesiyle birlikte 14. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   AİHS’nin 10. maddesinin ihlali ışığında AİHM, 14. maddeye ilişkin yapılan şikayetin   incelenmesini gerekli görmemektedir.   III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS'nin 41. maddesi gereğince,   A. Tazminat   Başvuran mesleki gelir kaybından dolayı 25.620 Euro (EURO) tutarında maddi zarara   uğradığını iddia etmiştir. Ayrıca başvuran 25.000 Euro tutarındaki manevi zararın tazmin   edilmesini talep etmiştir.   Hükümet görüş bildirmemiştir.   AİHM, iddia edilen gelir kaybı konusunda başvuranın sunmuş olduğu delillerin AİHS’nin 10.   maddesinin ihlalinden kaynaklandığını ortaya koyan hallerde ödeme yapıldığını hatırlatarak   başvurana bu doğrultuda hakkaniyete uygun 4.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   AİHM, manevi zarar hakkında, ilgilinin dava koşullarından dolayı şaşkınlık içinde   olabileceğine kanaat getirmiştir. Başvurana 4 ay 10 hapis cezası verilmiştir. AİHM, AİHS'nin   41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak bu bağlamda başvurana 4.000 Euro   verilmesine karar vermiştir.   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran ayrıca, ulusal merciler ve AİHM'de yapılan masraf ve harcamalar için 10.000 Euro   talep etmiştir. Başvuran delil olarak İstanbul Barosunun ücret tarifesini sunmuştur.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmıştır.   AİHM, elinde bulunan unsurları ve konu hakkındaki içtihadını gözönünde bulundurarak   yapılan bütün masraflar için başvurana 1.500 Euro tutarında ödeme yapılmasının makul   olduğuna kanaat getirmiştir.   C. Temerrüt faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı basit faize   dayalı olarak %3 'lük bir faiz oranı uygulanacağını belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   2. AİHS’Nin 10. maddesiyle birlikte 14. maddesine dair şikayetin incelenmesine gerek   olmadığına ;   3. a) Bu kararın, AİHS'nin 44 § 2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet'in   başvurana;   i. maddi tazminat için 4.000 (dört bin) Euro;   ii. manevi tazminat için 4.000 (dört bin) Euro;   iii. masraf ve harcamalara ilişkin 1.500 (bin beş yüz) Euro ödemesine;   iv. miktarın yansıtılabilecek vergilerle birlikte ödenmesine;   miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte ödemesine;   b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda   belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası'nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek   suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;   4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 1 Mart 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin   ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło