4415/02
WyrokETPCz2006-12-19ECLI:CE:ECHR:2006:1219JUD000441502
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego przeciwko skarżącemu naruszyła jego prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie karne, trwające ponad dziewięć lat i sześć miesięcy na dwóch instancjach, było nadmiernie długie. Mimo pewnych nieobecności skarżącego, Trybunał stwierdził, że sąd krajowy nie podjął wystarczających środków w celu przyspieszenia postępowania. W konsekwencji, państwo pozwane nie wywiązało się z obowiązku zapewnienia rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, co stanowi naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Abdülmenaf Osman, obywatel Syrii, został zatrzymany 13 marca 1993 r. pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji PKK. 26 kwietnia 1993 r. prokurator wniósł akt oskarżenia, zarzucając mu działania mające na celu naruszenie jedności państwa i oderwanie części terytorium, na podstawie art. 125 tureckiego kodeksu karnego. W czerwcu 1999 r. sędziego wojskowego w Sądzie Bezpieczeństwa Państwa zastąpił sędzia cywilny. 12 marca 2002 r. sąd skazał skarżącego na karę śmierci, zamienioną później na dożywocie, co zostało potwierdzone przez Sąd Kasacyjny 1 października 2002 r.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę w części dotyczącej długości postępowania karnego za dopuszczalną, a w pozostałym zakresie za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz skarżącego 4 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, powiększone o odsetki ustawowe. 4. Oddalił pozostałe roszczenia skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
OSMAN/TÜRKĐYE
(B a ꢀvuru no. 4415/02)
KARAR
STRAZBURG Aralık 2006
Sözkonusu karar AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ꢀekle iliꢀkin
değiꢀiklik yapılabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USULĐ ĐꢀLEMLER
Davanın nedeni, Suriye vatandaꢀı Abdülmenaf Osman’ın (“baꢀvuran”), 2 Kasım 2001
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleꢀme’nin (“Sözleꢀme”)
34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı
baꢀvurudur (baꢀvuru no. 4415/02).
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Baꢀvuran, 1965 doğumludur ve halen Gaziantep Cezaevi’nde gözaltında
tutulmaktadır. Mart 1993’de Kürdistan Đꢀçi Partisi (PKK) adıyla anılan yasadıꢀı bir örgüte üye
olduğundan ꢀüphe edilmesi nedeniyle Batman Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi
polis memurlarınca gözaltına alınmıꢀtır. Nisan 1993’de Savcı ve polise verdiği ifadeleri tekrar ettiği soruꢀturma hakimi
huzuruna çıkarılmıꢀtır. Hakim, baꢀvuranın tutuklu olarak yargılanmasına karar vermiꢀtir. Nisan 1993’de Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,
baꢀvuranın da dahil olduğu 38 sanık aleyhinde bir iddianame sunmuꢀtur. Baꢀvuranı, Devlet’in
birliğini bozma amaçlı eylemlere dahil olmakla ve ulusal toprağın bir kısmını, Devlet’in
kontrolünden çıkarmakla suçlamıꢀtır. Mahkeme’den baꢀvuran hakkında Ceza Kanunu’nun
125. maddesine uygun olarak hüküm vermesini istemiꢀtir. Haziran 1999’da Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi askeri hakiminin yerini,
sivil bir hakim almıꢀtır. Mart 2002’de üç sivil hakimden oluꢀan Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi,
baꢀvuranı suçlu bularak Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca ölüm cezasına çarptırmıꢀtır.
Daha sonra ölüm cezası, müebbet hapse çevrilmiꢀtir. Ekim 2002’de Yargıtay, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını
onamıꢀtır.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, kendisini yargılayan Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi kürsüsünde
askeri bir hakimin mevcut olması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil
ꢀekilde yargılanmadığı hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur. Ayrıca, aleyhinde baꢀlatılan cezai
takibatların süresinin, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinde öngörülen “makul süre” gereğini ihlal
ettiğini ileri sürmüꢀtür.
AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ilgili kısmı aꢀağıda kaydedilmiꢀtir:
“Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla
kurulmuꢀ bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete
uygun ... olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”
A. Kabuledilebilirlik
1. Yargılayan mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
Hükümet, 18 Haziran 1999 tarihli 4388 no.lu Kanun’la, Sözleꢀme gereklerine uymak
için Devlet Güvenlik Mahkemeleri kürsülerinden askeri hakimleri çıkarmak üzere
düzenlemeler yapılmıꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür.
Askeri bir hakimin yerini, cezai takibat sürecinde yürürlükte kalan ara kararların
verilmesinde mevcut olması durumunda, hüküm verilmeden önceki hukuki iꢀlemler sırasında
sivil bir hakimin alması; DGM’nin izlediği prosedür; baꢀvuranın kendisini yargılayan
mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına iliꢀkin kaygılarını giderene kadar bu kaygıların
yok olmasını sağlamaz. Bu nedenle AĐHM sürekli olarak, Devlet Güvenlik Mahkemeleri
üyeleri olarak görev alan askeri hakimlerin belirli statülerinin, sorumlu idari makamdan
bağımsız karar vermelerini sağlamadığı sonucuna varmıꢀtır (bkz. Incal/Türkiye, 9 Haziran tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-IV, § 68; Çıraklar/Türkiye, 28 Ekim 1998
tarihli karar, Raporlar 1998-VII, § 39).
Sözkonusu davada AĐHM, 1999 senesi Haziran ayında mahkemeden çıkarılmasından
önce askeri hakimin, 51 duruꢀmada görev aldığını belirtmektedir. Ancak, dava dosyasında
bulunan belgelerden, bu duruꢀmalar boyunca Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin,
özellikle baꢀvuranın savunma haklarına iliꢀkin önemli bir ara karar vermemiꢀ olduğu
anlaꢀılmaktadır. Bu bağlamda AĐHM askeri hakimin, sivil bir hakimle değiꢀtirilmesinden
sonra yere mahkemenin, esaslara iliꢀkin 18 duruꢀmaya baktığını ve baꢀvuranın yeni mahkeme
tarafından dinlenmiꢀ olduğunu gözlemlemiꢀtir. Bu nedenle, AĐHM dava özel koꢀulları altında
hukuk iꢀlemler sona ermeden önce askeri hakimin, mahkemeden çıkarılmasının, baꢀvuranın
mahkemenin bağımsızlığına ve tarafsızlığına iliꢀkin kaygılarını bertaraf ettiği sonucuna
varmıꢀtır (bkz. Kabasakal ve Altar/Türkiye, no. 70084/01 ve 70085/01, §§ 33-36, 19 Eylül
2006).
Yukarıda kaydedilenler ıꢀığında AĐHM, baꢀvuranın Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesinin bağımsızlığına ve tarafsızlığına iliꢀkin ꢀikayetinin temelden yoksun olması
nedeniyle, AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna
varmaktadır.
2. Hukuki iꢀlemlerin uzunluğu
AĐHM, baꢀvuranın cezai takibatın süresine iliꢀkin ꢀikayetinin, AĐHS’nin 35 § 3.
maddesi bağlamında temelden yoksun olmadığını belirtmektedir. Baꢀvurunun kabuledilmez
olduğu sonucuna varmak için baꢀka bir gerekçe olmadığı kanısındadır. Bu nedenle,
kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.
B. Esaslar
Hükümet, sanıkların sayısı, davanın karmaꢀıklığı ve baꢀvuranın itham edildiği suçun
niteliği gözönüne alındığında mevcut dava iꢀlemlerinin süresinin makul olmadığı kanısına
varılamayacağını ileri sürmüꢀtür. Ayrıca, birçok kez mahkeme huzuruna çıkmayarak
baꢀvuranın dava iꢀlemlerinin uzamasına katkıda bulunduğunu iddia etmiꢀtir.
AĐHM, gözönüne alıncak sürenin, baꢀvuranın polis tarafından gözaltına alındığı 13
Mart 1993’de baꢀlamıꢀ ve Yargıtay’ın kararı ile 1 Ekim 2002’de bitmiꢀ olduğunu
belirtmektedir. Bu nedenle dava iꢀlemleri, iki yargı aꢀaması için dokuz yıl altı aydan fazla
sürmüꢀtür.
AĐHM; dava iꢀlemlerinin uzunluğunun makul olup olmadığının; özellikle davanın
karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkili makamların tutumu ve baꢀvuran için risk altında bulunan
durumlar olmak üzere mahkeme içtihatınca oluꢀturulan kriterlere atfen davanın koꢀulları
ıꢀığında değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır.
AĐHM, baꢀvuranın birçok kez mahkeme huzuruna çıkmadığını gözlemlemiꢀtir. Ancak,
baꢀvuranın bazı duruꢀmalarda bulunmamasının, dava iꢀlemlerinin uzun sürmesini haklı
çıkardığı kanısında değildir.
AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin, Taraf Devletler’e mahkemelerinin, davaların makul bir
süre içerisinde karar bağlanması da dahil olmak üzere sözkonusu hükmün herbir gereğini
karꢀılayabilecekleri ꢀekilde yasal sistemlerini düzenleme görevi getirdiğini hatırlatan AĐHM,
baꢀvuranı yargılayan mahkemenin, iꢀlemleri hızlandırmak için daha sıkın önlemler
uygulamasının gerekli olduğu kanısındadır. Bu nedenle, sözkonusu davanın, Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin gereken titizlikle hareket etmemesi nedeniyle gereksiz yere uzamıꢀ olduğu
sonucuna varmıꢀtır.
Yukarıda kaydedilenler ıꢀığında AĐHM, baꢀvuran aleyhine baꢀlatılan cezai takibatın, 6
§ 1. maddede öngörülen makul süre gereğine uygun olduğunun kabul edilemeyeceği
kanısındadır.
Dolayısıyla sözkonusu madde ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesi aꢀağıda kaydedilmiꢀtir:,
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuran, maddi tazminat için 15,000 Euro, manevi tazminat için 25,000 Euro
tazminat talep etmiꢀtir.
Hükümet, bu iddialara itiraz etmiꢀtir.
AĐHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensel bir bağlantı
görmediği için bu talebi reddetmiꢀtir. Ancak, baꢀvuranın yalnızca ihlal bulgusu ile yeterli
derecede telafi edilemeyecek bir manevi zarara uğradığını kabul etmektedir. Dava koꢀullarını
ve içtihatını gözönüne alan AĐHM, baꢀvurana manevi zarar için 4,500 Euro tazminat
verilmesine karar vermiꢀtir.
B. Mahkeme Masrafları
Baꢀvuran ayrıca yerel mahkemeler ve AĐHM huzurunda yaptığı masraflar için 3,337
Euro tazminat talep etmiꢀtir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiꢀtir.
Kendisine sunulan delilleri gözönüne alan ve adil gerekçelere dayanarak
değerlendirmede bulunan AĐHM, baꢀvurana yaptığı masraflar için 1,000 Euro tazminat
ödenmesine karar vermiꢀtir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiꢀtir.
BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. ꢁikayetin cezai takibatın uzunluğuna iliꢀkin kısmının kabuledilebilir ve kalan kısmının
kabuledilmez olduğuna;
2. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmiꢀ olduğuna;
3. (a) sorumlu Devletin baꢀvurana, kararın AĐHS’nin 44 § 2. maddesine göre kesinleꢀtiği
tarihten itibaren üç ay içerisinde, kararın verildiği tarihte uygulanan oran üzerinden yeni Türk
Lirası’na çevrilmek ve tüm vergi ve harçlardan muaf olmak üzere, aꢀağıda kaydedilen
miktarları ödemesi gerektiğine:
(i)
manevi tazminat için 4,500 Euro (dört bin beꢀ yüz Euro);
(ii)
mahkeme masrafları için 1,000 Euro (bin Euro);
(b) Yukarıda kaydedilmiꢀ olan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar, Avrupa
Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle oluꢀacak faiz
oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle yükümlü
olduğuna karar vermiꢀ,
5. Baꢀvuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmını reddetmiꢀtir.
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve
3. fıkraları uyarınca 19 Aralık 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło