44754/98
WyrokETPCz2006-04-11ECLI:CE:ECHR:2006:0411JUD004475498
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego przeciwko skarżącemu, trwającego ponad 16 lat, naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że państwo ma obowiązek zorganizować swój system sądowniczy w taki sposób, aby zapewnić rozpatrzenie spraw w rozsądnym terminie. Mimo złożoności sprawy i dużej liczby oskarżonych, a także zmian legislacyjnych dotyczących właściwości sądów wojskowych, Trybunał stwierdził, że opóźnienia w postępowaniu karnym były przypisane władzom krajowym. Długość postępowania, trwającego ponad 16 lat, w tym znaczne opóźnienia na różnych etapach, przekroczyła rozsądny termin wymagany przez Konwencję.Stan faktyczny
Skarżący, Emin Yaşar, został aresztowany 11 sierpnia 1980 roku pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji i osadzony w areszcie w Fatsa. W 1983 roku prokurator wojskowy zażądał kary śmierci dla skarżącego i 722 innych osób. Skarżący został warunkowo zwolniony 21 kwietnia 1988 roku, a 24 sierpnia 1988 roku sąd wojskowy skazał go na rok więzienia. Po rozwiązaniu sądów wojennych w 1993 roku, sprawa trafiła do Sądu Kasacyjnego, który 3 lipca 1995 roku uchylił wyrok i przekazał sprawę do Sądu Karnego w Ankarze. 24 czerwca 1997 roku sąd ten umorzył postępowanie z powodu przedawnienia, co zostało potwierdzone przez Sąd Kasacyjny 24 listopada 1997 roku.Rozstrzygnięcie
Trybunał, jednogłośnie:
1. Stwierdza, że pozostała część skargi jest dopuszczalna.
2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
3. Zasądza na rzecz skarżącego 12 500 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków.
4. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
EMİN YAŞAR - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 44754/98)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Nisan 2006
İşbu karar AİHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup,
şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
__________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (44754/98) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaşı Emin Yaşar’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na 24 Eylül 1996
tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Temel İnsan Haklarını güvence altına alan
eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından Bayan Soytekin tarafından temsil
edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran 11 Ağustos 1980 tarihinde yasadışı bir örgütün üyesi olduğu şüphesiyle yakalanmış
ve Fatsa’da gözaltına alınmıştır.
Belirtilmeyen bir tarihte Erzincan Sıkıyönetim Mahkemesi başvuranın tutuklu yargılanmasına
karar vermiştir. yılında Sıkıyönetim Mahkemesi nezdindeki askeri hakim hazırlamış olduğu
iddianamede yasadışı örgüt üyesi oldukları gerekçesiyle TCK’nın 146. maddesi gereğince
başvuranla birlikte yedi yüz yirmi iki kişi hakkında ölüm cezası verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme 21 Nisan 1988 tarihinde başvuranın meşruten tahliye edilmesini kararlaştırmıştır.
İki askeri hakim ve bir subaydan oluşan mahkeme heyeti 24 Ağustos 1998 tarihli bir kararla
başvuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu bulmuş ve bir yıl hapis cezasına çarptırmıştır.
Başvuran Askeri Yargıtay’da temyize gitmiştir.
Sıkıyönetim Mahkemesi’ni fesheden 27 Aralık 1993 tarihli Kanun’un yürürlüğe girmesinin
ardından davada Yargıtay yetkili olmuş ve dava dosyası Yargıtay’a gönderilmiştir.
Yargıtay 3 Temmuz 1995 tarihinde temyizine gidilen kararı bozmuş ve dava dosyasını
Ankara Ağır ceza mahkemesi’ne iletmiştir. Haziran 1997 tarihinde Ağır ceza mahkemesi zaman aşımına uğraması nedeniyle kamu
davasını sonlandırmıştır. Kasım 1997 tarihli bir kararla Yargıtay 24 Haziran 1997 tarihli kararı onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, hakkında açılan ceza davasının uzunluğu nedeniyle AİHS’nin 6 § 1. maddesinde
öngörülen «makul süre» ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet, AİHM’nin ratione temporis bakımından yetkisizliğine ilişkin kabuledilemezlik
itirazında bulunmaktadır.
Hükümet, Türkiye’nin 22 Ocak 1990 tarihinde AİHM’nin “fiiller ve bunlara dair yargı
kararlarına ilişkin iddialar” hakkında zorunlu yargı yetkisini tanımakla, bu beyanın
yapılmasından sonraki fiillerin ve yargı kararlarının AİHM’nin denetimine tabi olduğunun
altını çizmektedir.
AİHM, 11 no’lu Protokol’ün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998 tarihinden bu yana Komisyon
önünde bulunan bu başvuruya benzer başvuruların kabuledilebilir ilan edilmediğini, aynı
Protokol hükümlerine uygun olarak sonlandırıldığını not etmektedir. Protokol’ün 5 § 2.
maddesi geçici hükümler çerçevesinde Komisyon önünde bulunan başvurular yeniden
incelendiğinden ve eski AİHM yapısı artık mevcut olmadığından, AİHM’nin ratione temporis
yetkisi Savunmacı Devletin bireysel başvuru hakkını tanıdığı tarihe göre belirlenmektedir.
Bu noktada, Sözleşmeci Devlet tarafından eski AİHM’nin yargı yetkisinin tanındığı 22 Ocak tarihinden itibaren bu davada dile getirilen şikayetler ve 25 Mart 1996 tarihli Mitap ve
Müftüoğlu-Türkiye kararında yer alan gerekçeler -ki bunlar eski AİHM’nin ratione temporis
bakımından yetkisini tanımlamaya olanak vermiştir- sözü edilen bu tarihten itibaren meydana
gelen fiiller ve olaylar hakkında AİHM’nin yargı yetkisinin sınırlı olduğu ileri sürülemez
(Bkz. Cankoçak-Türkiye kararları no: 25182/94 ve 26956/95, § 26, 20 Şubat 2001).
Bu nedenle AİHM, Hükümetin itirazını reddetmektedir.
Hükümet aynı zamanda, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Başvuran
dava süresi boyunca uğradığı zararlar hakkında tazminat davası açmayı ihmal etmiş, AİHM
önünde sözünü ettiği şikayeti iç hukuk yetkilileri karşısında dile getirmemiştir.
Başvuran, Hükümetin savına karşı çıkmaktadır.
AİHM, Türk Hükümeti’nin ceza yargı sürecinin uzunluğu hakkındaki itirazlarına benzer
itirazların başvuranların iç hukuk düzeninde etkili başvuru yolları bulamamalarından dolayı
daha önce de bertaraf edildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Sarı-Türkiye ve Danimarka kararı, no:
21889/93, Komisyonun 4 Mart 1998 tarihli kararı, mutatis mutandis, Yağcı ve Sargın-Türkiye
kararı 8 Haziran 1995, seri: A no: 319-A, s. 17, § 44, Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye kararı, no:
15530/89 ve 15531/89, Komisyonun 10 Ekim 1991). Bu başvuruda Hükümet tarafından
sunulan görüşler bu hükümden ayrı tutulamamaktadır.
Bu nedenle, yapılan itiraz kabul edilememektedir.
AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı tespitini
yapmaktadır. Başvurunun kabuledilemezliğine dair hiçbir gerekçe yer almamaktadır. O halde
başvurunun kalan kısmının kabul edilmesi gerekmektedir.
B. Esas hakkında
1. Dikkate alınacak dönem
AİHM, sürecin 11 Ağustos 1980 tarihinde başvuranın tutuklanmasıyla başladığını ve
Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını onadığı 24 Haziran 1997 tarihinde
tamamlandığı tespitini yapmaktadır. Bu süre on altı yıl, on ay ve on üç gündür.
AİHM, Türkiye’nin bireysel başvuru hakkını tanıdığı 22 Ocak 1987 tarihli beyanından
itibaren bu süreyi on yıl, beş ay ve iki gün olarak değerlendirmektedir. Bununla birlikte yine
de, sözü edilen beyanın yapıldığı dönemdeki süreç dikkate alınmalıdır (Bkz. sözü edilen
Cankoçak kararı, § 25). Sözkonusu tarihte bu süreç altı yıl, beş ay ve on bir gündür.
2. Yargı sürecinin makul olup olmadığı
Hükümet davanın karmaşık yapısını ve başvurana yüklenebilecek kanıt unsurlarının
durumunu ortaya koymakta ve başvuranın dahil olduğu yasadışı örgütün tüm ülke geneline
geniş çapta yayılan yasadışı eylemlerinin altını çizmektedir. Hükümet, adli yetkililerin
başvuranın da aralarında yer aldığı yedi yüz yirmi üç sanığı kapsayan davayı yönettiklerini
savunmaktadır.
Başvuran bu sava karşı çıkmaktadır.
AİHM, yargı sürecinin makul yapısının dava olayları, mevcut içtihat ilkeleri ışığında,
özellikle davanın karmaşık yapısı, başvuranın ve yetkili mercilerin dava hakkındaki tutumları
ile değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğer birçokları arasında sözü edilen Mitap ve
Müftüoğlu, s. 411, § 32, Frydlender-Fransa kararları, no: 30979/96, § 43, AİHM 2000-VII).
AİHM ilk olarak, başvuranın hakkındaki ceza davasının herhangi bir aşamasındaki tutumuna
ilişkin Hükümetin hiçbir eleştiride bulunmadığını not etmekte, bu çerçevede Sıkıyönetim
mahkemesinin başvuranın tutuklandığı 11 Ağustos 1980 tarihinden yaklaşık sekiz yıl on üç
gün sonra karara hükmettiğini hatırlatmaktadır. Başvuranın temyiz başvurusunun ardından
Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını bozması yaklaşık altı yıl on ay sürmüştür. Dava
dosyasının tekrar ilk derece mahkemesine gönderilmesinden sonra, bu mahkeme yaklaşık iki
yıl sonra 24 Haziran 1997 tarihinde kararını vermiştir.
AİHM, Hükümetin davanın karmaşık yapısının başvuran hakkındaki nihai kararın geç
alınmasında etkili olduğu değerlendirmesine karşı çıkmamakta, askeri mahkemelerin
yetkilerinin diğer mahkemelere devrini öngören yasal değişikliklerin bu gecikmeye katkıda
bulunduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Şahiner-Türkiye kararı, no: 29279/95, § 26, AİHM 2001-
IX).
Bununla birlikte AİHM, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin Sözleşmeci Devletlere kendi yargı
sistemlerini, ki buna makul bir süre zarfında yargılama da dahil, gerekli yükümlülüklerin her
birini karşılayacak şekilde düzenleme zorunluluğunu getirdiğini hatırlatmaktadır (Bkz.
diğerleri arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94, § 74, AİHM 1999-II, ve
sözü edilen Şahiner kararı, §§ 28-29). Başvuran hakkında yürütülen ceza soruşturmasındaki
yavaşlık ulusal yetkililere yüklenmelidir. Ceza yargısı sürecinde «makul süre» ilkesine riayet
edilmemiştir.
Bu nedenle AİHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI
A. Tazminat
Başvuran, 15.000 Euro maddi ve 35.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmıştır.
AİHM, dava dosyasında yer alan unsurlardan maddi zararın varlığının ihlal tespiti ile ilintili
olduğu sonucunun çıkarılmadığını belirtmekte, bu yönde ödeme yapılmasını gerekli
görmemektedir. Bunun yanı sıra, başvuranın hakkında sürdürülen yargılamanın uzunluğu
nedeniyle bazı sıkıntılar yaşadığına itibar ederek, hakkaniyete uygun olarak başvurana 12.500
Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır1.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran rakam belirtmeksizin iç hukukta ve AİHM nezdinde yapmış olduğu yargı giderleri
için tazminat talep etmektedir.
Hakkaniyete uygun olarak ve Mahkemenin yerleşik içtihadından doğan kriterler ışığında
(Bkz. sözü edilen Şahiner kararı, § 55) AİHM, yargı giderleri için başvurana 1.500 Euro
ödenmesini kararlaştırmıştır.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin
başvurana;
i.
ii.
iii.
manevi tazminat için 12.500 (on iki bin beş yüz) Euro;
yargı giderleri için 1.500 (bin beş yüz) Euro ödemesine;
belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin
uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.
maddelerine uygun olarak 11 Nisan 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir. 22 Haziran 2004 tarihli Ahmet Koç-Türkiye no: 32580/96, § 37 ve 12 Nisan 2005 tarihli Ertürk-Türkiye no:
15259/02, § 32 kararları ile karşılaştırınız.
5
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło