44785/98

WyrokETPCz2006-05-23ECLI:CE:ECHR:2006:0523JUD004478598

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skład Sądu Bezpieczeństwa Państwa z udziałem sędziego wojskowego oraz przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo skarżącego do rzetelnego procesu przed niezawisłym i bezstronnym sądem w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa, który orzekał w sprawie o przestępstwa związane z bezpieczeństwem narodowym, budziła uzasadnione i obiektywnie usprawiedliwione wątpliwości co do niezawisłości i bezstronności sądu, co stanowiło naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Ponadto, Trybunał stwierdził, że postępowanie karne trwało nadmiernie długo (ponad pięć lat), a władze krajowe nie wykazały należytej staranności w jego prowadzeniu, w szczególności nie podjęły kroków w celu przyspieszenia procesu, np. poprzez rozdzielenie spraw współoskarżonych, co również naruszyło art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Nihat Kiper, został aresztowany w marcu 1993 r. i oskarżony o ukrywanie broni i materiałów wybuchowych oraz organizowanie spotkań z członkami PKK. Był sądzony przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır, w którego składzie zasiadał sędzia wojskowy, wraz z 94 innymi oskarżonymi. W marcu 1997 r. został skazany na 12 lat i 6 miesięcy pozbawienia wolności oraz dożywotnie pozbawienie praw publicznych. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny w czerwcu 1998 r. Skarżący przebywał w areszcie przez cały okres postępowania.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargi dotyczące niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa, rzetelności i długości postępowania oraz braku skutecznego środka odwoławczego za dopuszczalne, a pozostałe części skargi za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w związku z niezawisłością i bezstronnością Sądu Bezpieczeństwa Państwa. 3. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu przewlekłości postępowania karnego. 4. Uznał za niecelowe rozpatrywanie pozostałych skarg skarżącego na podstawie art. 6 i art. 13 Konwencji. 5. Zasądził na rzecz skarżącego 2 000 euro tytułem szkody niemajątkowej oraz 370 euro tytułem kosztów i wydatków. 6. Oddalił pozostałe roszczenia skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   DÖRDÜNCÜ DAĐRE   KĐPER - TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 44785/98)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mayıs 2006   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. Maddesi’nde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Davanın nedeni, Türk vatandaꢀı Nihat Kiper’in (“baꢀvuran”), Đnsan Haklarının ve Temel   Özgürlüklerinin Korunmasına Đliꢀkin Sözleꢀme’nin (“AĐHS”) eski 25. Maddesi uyarınca,   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) 25 Mart   tarihinde yapmıꢀ olduğu 44785/98 no’lu baꢀvurudur.   Adli yardım verilen baꢀvuranı, Diyarbakır Barosu’na bağlı avukat M. Vefa temsil etmiꢀtir.   OLAYLAR   DAVANIN OLAYLARI   doğumlu baꢀvuran, baꢀvuru yaptığı tarihte Adıyaman Cezaevi’nde hapis cezasını   çekmekteydi.   Baꢀvuran, 19 Mart 1993 tarihinde yakalanıp gözaltına alınmıꢀ, 30 Mart 1993 tarihinde ise   Siverek Suçüstü Mahkemesi huzuruna çıkarılmıꢀtır. Siverek Suçüstü Mahkemesi, baꢀvuranın   tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı, 21 Mayıs 1993 tarihinde,   baꢀvuranı evinde PKK üyeleriyle silah ve patlayıcı saklamak ve toplantılar düzenlemekle   itham eden bir iddianame hazırlamıꢀtır. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet   Savcılığı, baꢀvuranın, Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2. Maddesi ve 3713 Sayılı Kanun’un 5.   Maddesi uyarınca suçlu bulunup, cezalandırılmasını talep etmiꢀtir.   Belirlenemeyen bir tarihte, baꢀvuran ve beraberindeki 60 sanık aleyhinde, Diyarbakır 3   No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde cezai takibat açılmıꢀtır.   Diyarbakır 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, 29 Aralık 1993 tarihinde, diğer 44   sanığın cezai takibatını baꢀvuranınkiyle birleꢀtirmeye karar vermiꢀtir.   Yapılan her duruꢀmanın sonunda, mahkeme, resen ya da baꢀvuranın talebi üzerine,   baꢀvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını değerlendirip, reddetmiꢀtir.   Mart 1997 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranı suçlu bulup,   on iki yıl altı ay hapis cezasına mahkum etmiꢀ, ayrıca ömür boyu kamu hizmetlerinden men   etmiꢀtir. Mahkeme, kararında, inter alia, baꢀvuranın örgüte korkudan yardım ettiğini belirtmiꢀ   olmasına rağmen, yine baꢀvuranın, örgütle sürekli bir hiyerarꢀik ve organik iliꢀki içinde   olduğunun saptandığını belirtmiꢀtir. Bu bakımdan, mahkeme, diğer sanıkların verdikleri   ifadelerin yanısıra, bulunan silah ve diğer malzemeler gibi kanıtlara da baꢀvurmuꢀtur.   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi ayrıca, kararın mahkemede okunduğu sırada,   baꢀvuranın diğer sanıklarla beraber “Biji Serok Apo, Biji PKK ve Biji ERNK1” diye bağırdığını   kaydetmiꢀtir.   Kürtçe olarak, yaꢀasın Apo, yaꢀasın PKK ve yaꢀasın ERNK.   Haziran 1998 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin baꢀvuran hakkındaki   kararını onamıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, kendisini yargılayıp suçlu bulan Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   yargıç heyetinde askeri bir hakimin bulunması nedeniyle, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme   tarafından adil biçimde yargılanmadığı hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur. Ayrıca gözaltında   tutulduğu sırada, avukat yardımından yararlanma hakkından mahrum bırakıldığını   belirtmiꢀtir. Son olarak baꢀvuran, aleyhinde açılan cezai takibatın süresinin uzunluğunun   haddinden fazla olduğunu iddia etmiꢀtir. Baꢀvuranın AĐHS’nin 6. Maddesi’nde dayandığı   ilgili kısımlar aꢀağıdaki gibidir:   “ Herkes,… cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda… yasayla kurulmuꢀ bağımsız ve   tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde… görülmesini istemek hakkına sahiptir.”   Her sanık en azından aꢀağıdaki haklara sahiptir:   c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak…   ” A. Kabuledilebilirlik   AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının, AĐHS’nin 35 § 3. Maddesi çerçevesinde dayanaktan   yoksun olmadığını, ayrıca baꢀka açılardan da kabuledilebilir olduğunu kaydetmektedir. Bu   nedenle baꢀvurunun kabuledilebilir olduğu beyan edilmektedir.   B. Esaslar   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı   AĐHM bu davadakine benzer meselelerin konu olduğu çok sayıda davayı incelemiꢀ ve   AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır (bkz. Özel, yukarıda belirtilen,   §§ 33-34 ve Özdemir – Türkiye, no. 59659/00, §§ 35-36, 6 ꢁubat 2003).   Bu davaya baktığımızda, AĐHM, Hükümet’in, davanın seyrini değiꢀtirebilecek herhangi   bir delil ya da argüman sunmadığı kanısındadır. AĐHM, -Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde   hakkında “ulusal güvenlik”le ilgili suçlardan ötürü dava açılmıꢀ bulunan- baꢀvuranın,   içlerinde askeri bir yargıcın da bulunduğu bir yargıç heyetince yargılanmasıyla ilgili endiꢀeye   kapılmasının anlaꢀılır olduğunu gözönünde tutmaktadır. Bu nedenle, baꢀvuran, Devlet   Güvenlik Mahkemesi’nin davanın niteliğiyle hiçbir ilgisi olmayan hususların gereksiz yere   tesirinde kalabileceğinden meꢀru olarak korkabilir. Dolayısıyla, baꢀvuranın, bu mahkemenin   bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili tereddütleri, tarafsız bakılarak haklı görülebilir (bkz. Đncal   – Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Reports of Judgments and Decisions 1998-IV, s. 1568,   § 72, in fine).   Sonuç olarak, AĐHM, baꢀvuranı yargılayıp suçlu bulan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,   AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi çerçevesinde bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığına karar   vermiꢀtir. Dolayısıyla, bu madde ihlal edilmiꢀtir.   2. Yargılamanın Hakkaniyete Uygunluğu   AĐHM, baꢀvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil biçimde yargılanma   hakkının ihlal edildiğinin tespit edildiğini gözönünde tutarak, AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca,   yargılamanın ulusal mahkemelerdeki hakkaniyete uygunluğuyla ilgili diğer ꢀikayetin   incelenmesinin gerekli olmadığına karar vermiꢀtir (bkz. diğerlerinin yanı sıra Đncal, yukarıda   bahsedilen, § 74 ve Ükünç ve Güneꢀ – Türkiye, no. 42775/98, § 26, 18 Aralık 2003).   3. Cezai takibat süresinin uzunluğu   Gözönünde bulundurulacak süre konusunda uyuꢀmazlık bulunmamaktadır. Taraflar, bu   sürenin, baꢀvuranın yakalanıp gözaltına alındığı tarih olan 19 Mart 1993 tarihinde baꢀladığı ve   Yargıtay’ın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin baꢀvuran hakkındaki kararını onadığı   tarih olan 17 Haziran 1998 tarihinde sona erdiği konusunda mutabıktır. AĐHM’nin baꢀka   yönde karar vermek için gerekçesi yoktur. Dolayısıyla, sözkonusu süre, iki mahkeme   huzurunda, beꢀ yıl üç ayı kapsamaktadır.   Hükümet, bu dava koꢀullarında, cezai takibat süresinin uzunluğunun makul olamayacak   kadar uzun olduğu kanısına varılamayacağını ileri sürmektedir. Bununla ilgili olarak, diğer   sanıkların sayısıyla delil toplamak için harcanan süreye göndermede bulunmuꢀtur. Hükümet,   ilk derece mahkemesinin nihai kararının doksan sekiz sayfadan ibaret olduğunu belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran Hükümet’in iddialarına itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuran, özellikle, Cumhuriyet   Savcısı’nın 1994 yılında esaslara iliꢀkin görüꢀlerini belirtmiꢀ olduğunu ve o tarihten sonra   kendisiyle ilgili hiçbir yeni delilin sunulmadığını ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, mahkemenin, diğer   sanıklardan “itirafçı” olmalarını istemesi nedeniyle, yargılamanın uzamasının tek nedeninin   siyasi olduğunu iddia etmiꢀtir. Takibatı hızlandırmak için, mahkemenin, davaları   ayırabileceğini iddia etmiꢀtir.   AĐHM, takibat süresinin uzunluğunun makul olup olmamasının, davanın koꢀulları ıꢀığında   ve davanın içtihadınca belirlenen ölçütlerle, özellikle davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve   ilgili mercilerin tavrı ve anlaꢀmazlığı bulunan baꢀvuranın kaybedebileceklerine bağlı olarak   değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir (diğerlerinin yanı sıra bkz. Sekin ve Diğerleri –   Türkiye, no. 26518, § 35, 22 Ocak 2004 ve Kranz – Polonya, no. 6214/02, § 33, 17 ꢁubat   2004).   AĐHM, doksan beꢀ sanığın cezai takibatının sözkonusu olması nedeniyle davanın bir   dereceye kadar karmaꢀık olmasına rağmen, bunun takibatın süresinin uzunluğunu baꢀlı baꢀına   mazur gösterdiğinin söylenemeyeceği kanısındadır.   Baꢀvuranın tavrıyla ilgili olarak, AĐHM, baꢀvuranın, takibat süresinin uzamasına   katkısının bulunduğuna dair bir belirti gözlemlememiꢀtir. Hükümet bunun aksini   savunmamıꢀtır.   AĐHM, ulusal makamların tavrıyla ilgili olarak, bu makamlara atfedilebilecek önemli bir   erteleme süresi bulunduğunu gözlemlemiꢀtir. Bu bakımdan, baꢀvuran ve diğer sanıklar   aleyhinde açılan davanın fiili koꢀulları, Cumhuriyet Savcısı’nın esaslara iliꢀkin görüꢀlerini   sunduğu tarih olan 28 Aralık 1994 tarihinde belirtilmiꢀtir. Buna bakılmaksızın, takibat, iki yıl   iki ay sürmüꢀtür. AĐHM’nin 341 Sayılı Kanun’dan yararlanmak isteyen diğer bazı sanıklar   nedeniyle takibatın uzadığını ve bunun sonucunda, mahkemenin bu sanıkların ek   savunmalarını almak için usule iliꢀkin çeꢀitli kararlar alması gerektiğini kaydettiği   bilinmektedir (bkz. kararın tamamında 16. paragraf). Öte yandan, dava dosyasından, sözü   edilen bu sanıkların ek savunmalarının, bundan önceki ceza davasının diğer olaylarını   aydınlatma adına hiçbir amaca hizmet etmediği anlaꢀılmaktadır. Bu nedenle Cumhuriyet   Savcısı, 30 Ekim 1996 tarihinde, 341 Sayılı Kanun’un uygulanmasını talep etmeyen baꢀvuran   da dahil olmak üzere diğer sanıklarla ilgili olarak esaslara iliꢀkin daha önceki görüꢀlerine   dayanmıꢀtır (bkz. kararın tamamında 19. paragraf). Nitekim, dava dosyasından, 28 Aralık   tarihinden sonra baꢀvuran hakkında dava dosyasına hiçbir delilin girmediği   anlaꢀılmaktadır. Hükümet, durumla ilgili hiçbir açıklamada bulunmamıꢀtır.   AĐHM, baꢀvuranın takibat boyunca gözaltında tutulduğunu –adaletin süratle uygulanması   için davayı karara bağlayacak olan mahkemelerin titizliğini gerektiren bir durum-   kaydetmektedir (bkz. Kalashnikov – Rusya, no. 47095/99 § 132, AĐHM 2002-VI). AĐHS’nin 6   § 1. Maddesi’nin, Sözleꢀme’ye taraf olan Devletler’e, hukuk sistemlerini, mahkemelerinin,   davaları makul bir sürede karar bağlama yükümlülüğü de dahil olmak üzere bu hükmün tüm   gereklerini yerine getirebilecekleri biçimde düzenleme sorumluluğu yüklediğini anımsayarak   (bkz. Arvelakis – Yunanistan, no. 41354/98, § 26, 12 Nisan 2001), AĐHM, ulusal mahkemenin   takibatı hızlandırmak için daha sıkı önlemler uygulayabileceği kanısındadır. Ulusal mahkeme,   özellikle, 341 Sayılı Kanun’dan yararlanmak isteyen sanıklar hakkındaki davayı, Ceza   Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 2. ve 4. Maddeleri’ne uygun olarak geriye kalan sanıklar   hakkındaki davadan ayırma kararı verebilirdi. Böylelikle, AĐHM, Hükümet’ten hiçbir   açıklama gelmemesi üzerine ve ulusal mahkemenin baꢀvuran aleyhindeki takibatı yürütmekte   gerekli titizlikle hareket etmemesi nedeniyle, halihazırdaki davanın takibatının gereksiz yere   uzadığı sonucuna varmıꢀtır.   Yukarıda anılanlar ıꢀığında, AĐHM, takibat süresinin uzunluğunun, 6 § 1. Madde uyarınca   koꢀulan makul süre ꢀartını yerine getirdiği kanısına varılamayacağına karar vermiꢀtir.   Buna göre 6 § 1. Madde ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, AĐHS’nin 13. Maddesi kapsamında, ꢀikayetleriyle ilgili olarak etkili bir baꢀvuru   yapmaktan yoksun bırakıldığı hususunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. AĐHS’nin 13. Maddesi’ne göre:   “Sözleꢀme’de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan   kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir makama etkili bir baꢀvuru   yapabilme hakkına sahiptir.”   AĐHM, bu ꢀikayetin, yukarıda incelenen ꢀikayetle bağlantılı olduğunu, bu nedenle tıpkı o   ꢀikayet gibi kabuledilebilir beyan edilmesi gerektiğini kaydetmektedir. AĐHM, ayrıca,   baꢀvuranın bu baꢀlık altındaki ꢀikayetini gerekçelerle besleyemediğini kaydetmiꢀtir. Buna   göre, bu ꢀikayeti ayrı olarak incelemenin gereksiz olduğu sonucuna varmıꢀtır (bkz. Tekin ve   Baltaꢀ – Türkiye, no. 42554/98 ve 42581/98, § 42, 7 ꢁubat 2006).   III. AĐHS’NĐN 9. VE 14. MADDELERĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, Kürt kökenli olması ve siyasi görüꢀleri nedeniyle kendisine ayrımcılık   yapıldığını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran bu iddiasını AĐHS’nin 9. ve 14. Maddeleri’ne   dayandırmıꢀtır.   AĐHM, bu ꢀikayetin yalnız 14. Madde bakımından incelenmesi gerektiği kanısındadır.   AĐHS’nin 14. Maddesi’ne göre:   “Sözleꢀme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer   kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi baꢀka bir   durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”   Hükümet bu iddiaya itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranın iddialarını incelemiꢀ, ancak dava dosyasında, iddiaları destekleyen ya   da bu hükmün ihlal edildiğine dair en ufak bir ipucu sağlayan herhangi bir delile   rastlamamıꢀtır. Sonuç olarak, baꢀvurunun bu kısmı, AĐHS’nin 35 § 3. Maddesi çerçevesinde   açıkça dayanaktan yoksundur ve yine bu madde uyarınca reddedilmelidir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   AĐHS’nin 41. Maddesi’ne göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, uğradığı maddi zarara karꢀılık, toplam olarak 39.772 Euro talep etmiꢀtir. Bu   tutar, baꢀvuranın hapse atılması sonucu uğradığı gelir kaybıyla, kamu hizmetlerinden men   edilmesi sonucu gelecekte uğrayacağı gelir kaybını kapsamaktadır. Baꢀvuran, taleplerini   desteklemek üzere, bir muhasebeci tarafından hazırlanmıꢀ bir rapor sunmuꢀtur. Ayrıca   baꢀvuran, uğradığı manevi zarar karꢀılık 60.000 Euro talep etmiꢀtir.   Hükümet, spekülatif oldukları gerekçesiyle, iddialara itiraz etmiꢀtir.   Maddi tazminat talebiyle ilgili olarak, AĐHM öncelikle, 6 § 1. Madde’yle uyumlu   takibatın neticesinin ne olacağı konusunda tahminde bulunamayacağı kanısındadır. Ayrıca   AĐHM, baꢀvuranın iddialarının asılsız olduğu sonucuna varmıꢀtır. Dolayısıyla AĐHM bu   iddiaları kabul etmemektedir.   Öte yandan AĐHM, baꢀvuranın, takibatın süresinden ötürü üzüntü ve hayal kırıklığı gibi,   yalnız ihlalin tespit edilmesiyle yeterince telafi edilemeyecek manevi zarara uğramıꢀ   olduğunu kabul etmektedir. Davanın ꢀartları dikkate alındığında ve içtihat gözönünde   tutulduğunda, bu baꢀlık altında AĐHM, baꢀvurana 2.000 Euro tazminat ödenmesine karar   vermiꢀtir.   AĐHM ayrıca, bu davada olduğu gibi, bir bireyin AĐHS’nin bağımsız ve tarafsız olma   koꢀullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından suçlu bulunması durumunda ve talep   edildiği takdirde, davanın yeniden görülmesi ya da yeniden açılmasının, esas itibariyle, ihlalin   düzeltilmesine yönelik uygun bir yol olduğu kanısındadır (bkz. Öcalan – Türkiye, no.   46221/99 [BD], § 210, in fine, AĐHM 2005 - …).   B. Mahkeme masrafları   Davasının sunulması için Avrupa Konseyi’nden 630 Euro tutarında adli yardım alan   baꢀvuran, ayrıca, ulusal mahkemelerle AĐHM’de yapılan mahkeme masrafları için de, toplam   olarak 6.758 Euro talep etmiꢀtir. Baꢀvuran, iddialarını destekleyici hiçbir makbuz ya da fatura   sunmamıꢀ, Diyarbakır Barosu’nun önerilen asgari ücret tarifesine dayanmıꢀtır.   Hükümet, baꢀvuranın iddialarının asılsız olduğunu öne sürmüꢀtür.   AĐHM’nin içtihadına göre, mahkeme masrafları, ancak gerçekliği ve gerekliliği   kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde baꢀvurana geri ödenir. Bu davada, AĐHM,   sahip olduğu bilgiler ve yukarıda bahsedilen ölçütler ıꢀığında, ulusal takibatlardan doğan   mahkeme masraflarının karꢀılanması talebini reddetmiꢀ ve baꢀvurana, içinden, AĐHM’de dava   açabilmek için Avrupa Konseyi’nden adli yardım olarak aldığı 630 Euro kesilmesi ꢀartıyla,   1.000 Euro tutarında tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıꢀtır.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı   marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   verir.   BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı, takibatın   hakkaniyete uygunluğu ve süresinin uzunluğu ile baꢀvuranın etkili bir baꢀvurudan yoksun   bırakılmasına iliꢀkin ꢀikayetlerin kabuledilebilir, baꢀvurunun geri kalan kısımlarının ise   kabuledilmez olduğuna;   2. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına iliꢀkin ꢀikayetle   ilgili olarak, AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edildiğine;   3. Cezai yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle, AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal   edildiğine;   4. Baꢀvuranın, AĐHS’nin 6. ve 13. Maddeleri’yle ilgili diğer ꢀikayetlerini incelemesinin   gerekli olmadığına;   5. (a) Sorumlu Devlet’in, baꢀvurana, AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai kararın verildiği   tarihten itibaren üç ay içinde, aꢀağıdaki miktarları, ödeme tarihinde uygulanan kur   üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilerek, ödemesine:   (i)   2.000 Euro (ikibin euro) manevi tazminat;   (ii)   mahkeme masrafları için 370 Euro (üçyüzyetmiꢀ euro);   (iii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek tüm vergiler;   (b) yukarıda sözü edilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen   süre için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin   üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiꢀtir.   6. Baꢀvuranın adil tazmin taleplerinin geri kalanını reddetmiꢀtir.   Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3.   Maddesi uyarınca 23 Mayıs 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Michael O’BOYLE   Zabıt Katibi   Nicolas BRATZA   Baꢀkan   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło