45050/98

WyrokETPCz2005-09-20ECLI:CE:ECHR:2005:0920JUD004505098

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy przeniesienie nauczyciela będącego działaczem związkowym stanowiło naruszenie jego prawa do wolności zrzeszania się, w tym wolności związkowej, gwarantowanej przez art. 11 Konwencji? 2. Czy brak skutecznego środka odwoławczego od decyzji o przeniesieniu służbowym, podjętej w regionie objętym stanem wyjątkowym, naruszył prawo do skutecznego środka odwoławczego z art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 11, Trybunał uznał, że przeniesienie skarżącego, choć było postrzegane przez niego jako ingerencja w działalność związkową, stanowiło akt zarządzania służbą publiczną, w którym władze krajowe korzystały z przysługującego im marginesu oceny. Trybunał stwierdził, że decyzja o przeniesieniu nie ograniczała ani nie uniemożliwiała prawa do zrzeszania się w związkach zawodowych i prowadzenia działalności związkowej, a skarżący nie udowodnił, że jego nowa posada uniemożliwiała mu kontynuowanie tej działalności. Natomiast w kwestii art. 13, Trybunał uznał, że uprawnienia Gubernatorstwa Stanu Wyjątkowego, wynikające z dekretu z mocą ustawy, były nadmierne i pozbawione skutecznej kontroli sądowej. Brakowało wystarczających gwarancji zapobiegających potencjalnym nadużyciom oraz możliwości kwestionowania legalności podjętych decyzji. W konsekwencji, środki prawne dostępne w regionie objętym stanem wyjątkowym nie były "skuteczne" w rozumieniu art. 13 Konwencji, co doprowadziło do stwierdzenia naruszenia tego artykułu.
Stan faktyczny
Murat Akat, nauczyciel w Diyarbakır i aktywny członek związku zawodowego Eğitim-Sen, był wielokrotnie karany dyscyplinarnie za swoją działalność związkową. W 1998 roku został przeniesiony służbowo z Diyarbakır do Konya na podstawie decyzji Gubernatorstwa Stanu Wyjątkowego, powołującego się na dekret z mocą ustawy. Skarżący twierdził, że przeniesienie było motywowane jego działalnością związkową i stanowiło naruszenie jego praw konwencyjnych, a także, że nie miał skutecznego środka odwoławczego od tej decyzji w regionie objętym stanem wyjątkowym.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Odrzucił zarzut rządu dotyczący niewyczerpania krajowych środków odwoławczych. 2. Stwierdził brak naruszenia art. 11 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 5. Odrzucił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   AKAT - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 45050 / 98)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Eylül 2005   İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek   olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (45050/98) başvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaşı Murat Akat’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na 20 Ekim 1998   tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu   başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır Barosu   avukatlarından M. Vefa tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu başvuran Diyarbakır’da ikamet etmektedir.   A. Başvuran açısından   yılında başvuran Diyarbakır’daki bir lisede öğretmenlik yaptığı sırada Kesk’e yeniden   bağlanan Eğitim-Sen’e üye olmuştur. Sendika faaliyetleri nedeniyle birçok disiplin   müeyyidesi uygulanan başvuran bir uyarı almış, maaşından 1/30 ve 1/15 oranlarında kesinti   yapılmıştır. Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin 6 Ağustos 1998 tarihli kararına ve 285 sayılı   Kanun Hükmünde Kararname’nin 4 g bendine dayalı olarak başvuran Konya’ya atanmıştır.   B. Hükümet açısından   Kasım 1995 tarihinde başvuran Diyarbakır’da öğretmenlik yapmakta iken amirlerinden   gerekli izni almadan Ankara’da bir gösteriye katılmıştır.   Milli Eğitim Müdürlüğü 27 Aralık 1995 tarihli kararıyla 657 sayılı Kanun’un 125 § C-g bendi   uyarınca başvuranın maaşından 1/30 oranında kesinti yapılacağını adı geçene bildirmiştir.   Ocak 1998 tarihli karar ile başvurana 11 Aralık 1997 tarihindeki derslere girmediği   gerekçesiyle ceza alacağına dair «ihbarname» yapılmıştır.   Başvuran üstlerinden gerekli izni almadan 3 Mart 1998 tarihinde Ankara’daki bir gösteriye   katılmak üzere Diyarbakır’ı terk etmiştir. Bu olay sonrasında başvuran hakkında disiplin   soruşturması başlatılmıştır.   Ağustos 1998’de başvuran yazılı savunmasını vermiştir.   Milli Eğitim Müdürlüğü 12 Ağustos 1998 tarihli kararıyla 657 sayılı Kanun’un 125 § C-g   maddesine istinaden başvuranın aylığından 1/15 oranında kesinti yapılacağını kendisine   bildirmiştir.   Eylül 1998 tarihinde başvuranın maaşından 1/30 oranında kesinti yapılmıştır.   Eylül 2002 tarihli yazısı ile Hükümet AİHM’ye, başvuranın Olağanüstü Hal Bölge   Valiliği’nin kararıyla değil, 657 sayılı Devlet Memurlarına İlişkin Kanun gereğince tayin   edildiği bilgisini iletmiştir. Hükümet, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan alınan   bilgilere dayalı olarak başvuranın sendika üyeliğiyle ilgili hiçbir bilginin yer almadığını ifade   etmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. HÜKÜMETİN İTİRAZI HAKKINDA   Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun kabuledilemez olduğu   itirazında bulunmakta, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7, 2577 sayılı Kanun’un 2   § 1 a) ve b), Anayasa’nın 125 §§ 1. ve 7. maddeleri ve 430 sayılı Kanun Hükmünde   Kararname’nin 8. maddesi uyarınca başvuranın müracaat yollarının mevcut olduğunu   eklemektedir.   Başvuran hakkında yapılan atama kararından değil fakat Türkiye’nin geri kalan bölgelerinde   olduğu halde, Olağanüstü Halin uygulamasındaki bir yerde bu karara itiraz edecek başvuru   yollarının eksikliğinden şikayetçi olmaktadır.   Başvuran, kamu hizmeti ve ihtiyacı gibi nedenlerle tayin edilebileceğini kabul etmekte,   atamasının yapıldığı yerde değil Olağanüstü Hal’e tabi bölgelerde öğretmen açığının   bulunduğunu ileri sürmektedir. Başvuran, tayin edilenlerin büyük çoğunluğunun sendika   yöneticileri olduğunu, uygulamanın sendikal faaliyetleri sürdürme hakkını yok etme amacını   taşıdığını iddia ederek bu durumun Hükümetin iyi niyetine ve kamu hizmeti ihtiyacına şüphe   getirdiğini öne sürmektedir.   AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 11. ve 13. maddeleri ile yakından ilintili olduğu tespitinde   bulunmakta, kabuledilebilirlik kararında bu şikayetin esasa birleştirildiğini hatırlatmaktadır.   II. AİHS’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, tayin kararının dernek kurma hakkına yönelik bir ihlali oluşturduğunu iddia   etmekte ve AİHS’nin 11. maddesini ileri sürmektedir.   Hükümet, AİHS’nin devlet memurlarının nereye atanacaklarını veya nerede çalışmaları   gerektiğini garanti altına almadığını savunmaktadır. Başvuranı Konya’ya tayin ederek idare   yalnızca takdir yetkisini kullanmıştır. Hükümet Mahkemenin bu husustaki yerleşik içtihadı   doğrultusunda AİHS’nin 11. maddesinin amme yararına sendika üyesi olsalar dahi kamu   görevlililerinin atanmalarını yasaklamadığını savunmaktadır.   Hükümet, sendikaların temsil ettikleri kişilerin ortak menfaatlerini savunduklarını fakat   bireysel çıkarları gözetmediklerini dile getirmektedir. Bu nedenle, bir sendika üyesinin   atanmasının sendikal faaliyetlere engel teşkil ettiği düşünülemez. Sözleşme’nin 11. maddesi   bir sendikaya üye olmayı veya olmamayı garanti altına almamaktadır. Zira başvuranın tayin   edilmesi, netice itibariyle üyesi bulunduğu sözü edilen sendika faaliyetlerini   engellememektedir.   Hükümet, başvuranın ne sendika üyesi olması ne de görüşleri nedeniyle Konya’ya atandığını;   bununla birlikte orada da sendika çalışmalarına katılabileceğini belirtmektedir. Tayin kararı   sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 76. maddesine dayalı olup, ücret, kademe ve   tazminat gibi kazanılmış haklarda hiçbir değişikliği öngörmemektedir. Son olarak, bu hükme   uygun olarak disiplinsiz davranışlar sergileyen bir memur tayine gönderilmek durumundadır.   AİHM, AİHS’nin 11 § 1. maddesinin biçimsel olarak sendika özgürlüğünün yanı sıra özeli   itibariyle dernek kurma ve toplantı özgürlüğü hakkını ortaya koyduğunu hatırlatmaktadır ; bu   madde uyarınca sendika üyelerine Devlet tarafından farklı bir uygulama yapılamaz ve   özellikle sendika üyesi olma hakkı başka bir yere atanmamayı gerektirmez (Bkz. Belçika   Polisi Ulusal Sendikası-Belçika kararı, 27 Ekim 1975, seri: A no: 19, s. 17, § 38).   AİHM, bireysel başvuru kaynaklı bir davada, genel yapıyı göz ardı etmeksizin, Mahkemeye   sunulan somut sorunları incelemek gerektiğinin altını çizmektedir (Bkz. diğerleri arasında   Guzzardi-İtalya kararı, 6 Kasım 1980, seri A no: 39, s. 31-32, § 88, ve Young, James ve   Webster-İngiltere kararı, 13 Ağustos 1981, seri: A no: 44, § 52). Bu nedenle, atama kararının   yerinde olup olmadığını değerlendirmek Mahkemeye düşmez. AİHM’nin görevi, AİHS’nin   11. maddesi çerçevesinde başvuranın sendika faaliyetlerini sürdürme hakkına ilişkin verilen   karardaki olayları incelemektir.   AİHM, başvuranın 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4 g) bendine dayalı olarak   Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin hakkında vermiş olduğu atama kararının AİHS’nin 11.   maddesinde yer alan hükümlere aykırı olduğundan şikayetçi olduğunu hatırlatmaktadır.   AİHM, bu kararın Kanun ile öngörüldüğünü ve Devlet Memurlarına dair 657 sayılı Kanun   Hükmünce başvuranın statüsünün belirlendiğine itiraz edilmediğini gözlemlemektedir.   Bu durumda, AİHM ilgilinin konumunun ilke olarak, başka bir birime veya kamu hizmeti   ihtiyaçları doğrultusunda başka bir şehre atanmasını gerektirdiği tespitinde bulunmaktadır.   Sözü edilen tayin kararı, bir sendikaya üye olma ve sendikal faaliyetleri sürdürme hakkına bir   sınırlama getirmemekte ve engel teşkil etmemektedir. Toplantı özgürlüğü ile ilgili olarak   AİHM, sendika üyesi olarak bu çalışmalar sürdürülse dahi bu durumun bahsekonu hakkın   koruması altında olduğunu ifade etmektedir (Bkz. örneğin, Schmidt ve Dahlström-İsveç kararı   Şubat 1976, seri: A no: 21).   Mahkemeye sunulan unsurlar ve Hükümet tarafından ortaya konulan bilgiler ışığında AİHM,   sözkonusu karar ile AİHS’nin 11. maddesi ile güvence altına alınan toplantı özgürlüğüne özü   itibariyle dahi bir kısıtlamanın veya ihlalin olduğu hususunda başvuranın yeterince inandırıcı   olduğu kanısında değildir. Mahkeme, ayrıca başvuranın atandığı yeni görevinin sendika   faaliyetlerini sürdürmesine engel olduğuna ikna olmamıştır.   Tayin kararının başvuran tarafından ulusal yetkililerin sendika faaliyetlerine bir müdahalesi   olarak sayılmasına karşın, AİHM bu tedbirin Devletin kamu hizmetinin idaresi ve yönetimi   doğrultusunda aldığı bir önlem olduğu görüşündedir. Yetkililer bu noktada takdir yetkilerini   kullanmışlardır. AİHM, başvuranın konumunun prensipte, başka bir birime veya kamu   hizmeti ihtiyaçları doğrultusunda başka bir şehre atanmasını gerektirdiğini hatırlatarak, sözü   edilen tayin kararının bir sendikaya üye olma ve sendikal faaliyetleri sürdürme hakkına bir   sınırlama getirmediğini ve engel teşkil etmediğini eklemektedir. Ayrıca, başvuran öne   sürdüğü iddialarını hiçbir şekilde desteklememekte ve tayin edildiği yeni görevinin sendika   faaliyetlerine engel olduğunu ispat etmemektedir.   Bu değerlendirmeler ışığında, AİHM başvuranın hakkında verilen tayin kararının özü   itibariyle sendika faaliyetlerini sürdürme hakkına bir ihlali oluşturduğunu kanıtlamadığı   sonucuna varmıştır.   Bu nedenle AİHS’nin 11. maddesi ihlal edilmemiştir.   III. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin hakkında almış olduğu karar karşısında başvuru   yollarının bulunmadığından şikayetçi olmakta ve AİHS’nin 13. maddesini ileri sürmektedir.   Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadına göndermede bulunan Hükümet, AİHS’nin 13.   maddesinin iç başvuru yolu olarak yalnızca «savunulabilir» nitelikteki şikayetleri   öngördüğünü belirtmektedir.   AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin iç hukukta Sözleşmede yer aldığı şekliyle temel hak ve   özgürlükleri öngören bir başvuruyu güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu hüküm, iç   başvuruda Sözleşmeye dayalı «savunulabilir» içerikli bir şikayeti ve buna uygun başvuru   yolunu zorunlu kılmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Kudla-Polonya kararı, no: 30210/96, §   157, AİHM 2000-XI).   13. maddenin Savunmacı Devletlere getirmiş olduğu yükümlülüğün kapsamı başvuranın   şikayetinin niteliğine göre değişmektedir. Bununla birlikte, AİHS’nin 13. maddesinde   öngörülen başvuru şekli hukukta olduğu kadar uygulamada da «etkili» olmalıdır (Bkz.   örneğin, İlhan-Türkiye kararı no: 22277/93, § 97, AİHM 2000-VII).   AİHS’nin 13. maddesi uyarınca «etkili» bir «başvuru» başvuran lehinde sonuçlanacak   kesinliğe bağlı değildir. Aynı şekilde, hüküm kararından söz edilen «makamın» adli bir   kurum olmasına ihtiyacı yoktur fakat, yetkileri, vermiş olduğu garantiler ve başvurunun   etkinliği önem taşımaktadır. Ayrıca, aralarından hiçbiri tek başına olmasa dahi iç hukuk   tarafından sunulan başvuru yollarının tamamı 13. maddede yer alan yükümlülükleri   karşılayabilir (Bkz. diğerleri arasında Silver ve diğerleri-İngiltere, 25 Mart 1983, seri A no:   61, s. 42, § 113, ve Chahal-İngiltere, 15 Kasım 1996, 1996-V, s. 1869-1870, § 145).   AİHM, bununla birlikte, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4 g) bendi uyarınca   geniş imtiyazlara sahip Olağanüstü Hal Bölgesi’nin, kamuda görevli bir kişinin bu bölge   dışına tayin edilmesini talep edebileceğini hatırlatmaktadır. Aşırı sayılabilecek bu   ayrıcalıkların hukuki denetimden yoksun, başvuranın tayin kararında olası suistimallerden   kaçınacak derecede yeterli güvenceleri sunmadığını veya alınan kararların yasallığının   sorgulanmasına imkan vermediğini tespit etmek gerekir. AİHM, daha önce de Olağanüstü Hal   Bölge Valisi’nin yetki alanına giren uygulamaların hukuki denetimden kaçındığına dair   hükümlerin bulunduğunun altını çizmektedir (Bkz. sözü edilen Çetin ve diğerleri kararı, § 61).   Sonuç itibariyle, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nden kaynaklanan davalara ilişkin hukuki   başvuru yolları 13. madde uyarınca «etkili» değildir ve hukukta olduğu kadar uygulamada   etkili bir başvuru imkanı tanımamaktadır (Bkz. diğerleri arasında, mutatis mutandis, sözü   edilen Güneri ve diğerleri kararı, § 88, Çetin ve diğerleri kararı, §§ 110 ve 164).   Bu durumda, başvuranın iç hukukta öngörülen başvuru yollarını tükettiğini belirtmek gerekir.   AİHM, Hükümetin itirazını reddetmiştir.   AİHM, bu nedenle başvuranın Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin hakkında almış olduğu   tayin kararı karşısında iç hukukta başvuru yolu bulamaması nedeniyle AİHS’nin 13.   maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   A. Tazminat   Başvuran, manevi tazminat olarak 15.000 Euro, uğradığı gelir kaybına karşılık 31.085 Euro   maddi tazminat talebinde bulunmaktadır.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmıştır.   AİHM, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin kararı ile tayin edilen başvuranın bu karar   karşısında iç hukukta başvuru yolu bulamaması nedeniyle manevi zarara uğradığı tespitinde   bulunmaktadır. Bu yönde başvurana hakkaniyete uygun 500 Euro ödenmesini   kararlaştırmıştır.   Manevi zararla ilgili olarak AİHM, mahkemenin yerleşik içtihadının öne sürülen maddi zarar   ile Sözleşme’nin ihlali arasında bir illiyet bağını zorunlu kıldığını, gerektiğinde, gelir kaybına   ilişkin tazminatı içerdiğini ifade etmektedir (Bkz, diğerleri arasında, Barbera Messegue ve   Jabardo-İspanya kararı (madde 50), 13 Haziran 1994, seri A no: 285-C, s. 57-58, §§ 16-20).   Mevcut durumda AİHM, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal tespitinde bulunmamıştır. Bu   koşullar çerçevesinde, iddia edilen gelir kaybı ile başvuranın tayin kararı arasında doğrudan   bir illiyet bağı bulunmamaktadır. O halde, maddi tazminat talebi tümüyle reddedilmektedir   (Bkz. Zengin-Türkiye kararı, no: 46928/99, § 74, 28 Ekim 2004).   B. Masraf ve harcamalar   Diyarbakır Barosu’nun avukatlık ücret tarifesine dayalı olarak başvuran 1.965 Euro talep   etmekte, buna 750 Euro’luk çeviri, telefon ve ulaşım giderlerini eklemektedir.   Hükümet, ispat edilmeyen bu miktarlara karşı çıkmaktadır.   Dava dosyasında yer alan deliller ışığında AİHM, başvuranın talep ettiği masraf ve   harcamaları yeterince kanıtlamadığı tespitinde bulunmaktadır. Mahkeme, hakkaniyete uygun   olarak başvurana 1.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3   puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. Hükümetin itirazının reddine;   2. AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edilmediğine;   3. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek suretiyle Savunmacı Hükümetin   başvurana :   i.   manevi tazminat için 500 (beş yüz) Euro;   ii.   iii.   masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro ödemesine;   ödenecek miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez   Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin   uygulanmasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddelerine   uygun olarak 20 Eylül 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   Mevcut karar ekinde AİHS’nin 45 § 2. ve İçtüzüğün 74 § 2. maddeleri uyarınca Yargıç   Cabral Bareto’nun mutabık görüşü yer almaktadır.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło