45084/04
WyrokETPCz2010-01-26ECLI:CE:ECHR:2010:0126JUD004508404
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata podczas zatrzymania i przesłuchania naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c) Konwencji? Czy długość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak dostępu skarżącego do adwokata podczas zatrzymania i przesłuchania, w trakcie którego złożył obciążające zeznania, naruszył jego prawo do rzetelnego procesu, zgodnie z zasadami wypracowanymi w sprawie Salduz przeciwko Turcji. Ponadto, Trybunał stwierdził, że postępowanie, które trwało około sześć i pół roku w dwóch instancjach, było nadmiernie długie, zwłaszcza biorąc pod uwagę, że skarżący był przez znaczną część tego okresu pozbawiony wolności. Rząd nie przedstawił przekonujących argumentów usprawiedliwiających to opóźnienie, a zachowanie skarżącego nie mogło w pełni wyjaśnić całej długości postępowania.Stan faktyczny
Skarżący, Ömer Berber, urodzony w 1975 roku, został aresztowany 31 sierpnia 1997 roku w Adanie pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji MLKP i udziału w zbrojnym konflikcie, w którym zginęło dwóch policjantów. Podczas przesłuchania w areszcie, bez obecności adwokata, złożył obciążające zeznania. 2 października 2002 roku Sąd Bezpieczeństwa Państwa skazał go na dożywotnie pozbawienie wolności, a wyrok ten został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny 11 lutego 2004 roku.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza, że skargi dotyczące art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c) są dopuszczalne, a pozostałe skargi są niedopuszczalne.
2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c) Konwencji z powodu braku dostępu skarżącego do adwokata podczas zatrzymania.
3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu nadmiernej długości postępowania.
4. Zasądza na rzecz skarżącego 3.900 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 1.000 EUR tytułem kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, powiększone o odsetki ustawowe.
5. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ÖMER BERBER - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 45084/04)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ocak 2010
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (45084/04) baꢀvuru no’lu davanın nedeni
T.C. vatandaꢀı Ömer Berber’in (baꢀvuran) 5 Ekim 2004 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ
olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından
G. Tuncer tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran 1975 doğumlu olup Adana’da ikamet etmektedir.
Baꢀvuran 31 Ağustos 1997 tarihinde tevkif müzekkeresi ile Adana’da yakalanmıꢀ, yasadıꢀı
örgüt MLKP (Marksist Leninist Komünist Partisi) üyesi olmakla ve iki polis memurunun
hayatını kaybettiği silahlı bir çatıꢀmaya katılmakla suçlanmıꢀtır. Gözaltına alınmadan önce
yapılan muayenede baꢀvuranda herhangi bir darp ya da yara izine rastlanmamıꢀtır. Eylül 1997 tarihinde baꢀvuran Đstanbul Emniyet Müdürlüğü polislerine teslim edilmiꢀ,
yapılan adli tıp kontrolünde herhangi bir darp ya da yara izi görülmemiꢀtir.
Baꢀvuran sorgulaması sırasında hakkında yapılan suçlamaları kabul etmiꢀtir. Eylül 1997 tarihinde düzenlenen ve herhangi bir aykırı durum tespit edilemeyen üçüncü adli
tıp incelemesinin ardından baꢀvuran önce Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)
Cumhuriyet Savcısı ardından DGM yetkili hakimi karꢀısına çıkarılmıꢀ, hakim adı geçeninin
tutuklanmasına karar vermiꢀtir. Savcı ve hakim önünde, baꢀvuran polislere verdiği ifadeyi
doğrulamıꢀtır.
Baꢀvuran ön soruꢀturma kapsamında avukat bulundurma hakkından yararlanmamıꢀtır. Eylül 1997 tarihinde Cumhuriyet Savcısı eski TCK’nın 146/1 maddesine dayalı olarak
baꢀvuranı anayasal düzeni zor kullanarak yıkma teꢀebbüsünde bulunmakla itham etmiꢀtir. Kasım 1997 ve 8 Aralık 1997 tarihinde aynı mahkemede görülen baꢀka bir dava ile
baꢀvuranın davasının birleꢀtirilmesi için üç duruꢀma gerçekleꢀtirilmiꢀtir. 9 Mart 1998 tarihli
duruꢀma esnasında DGM baꢀvuranın davasının diğer iki davaya birleꢀtirilmesine karar
vermiꢀtir. Bu duruꢀma sırasında baꢀvuran ifadesinin iꢀkence altında alındığını iddia etmiꢀtir. Mart 1998 tarihli duruꢀmadan itibaren (esas davanın altıncı duruꢀması) baꢀvuranın davası
diğer dört sanıklı davaya birleꢀtirilmiꢀtir.
Sözü edilen sanıklardan ikisi baꢀvuranın bu suçu iꢀlediğine dair herhangi bir beyanda
bulunmamıꢀ, görgü tanıkları ise ifadelerinde yalnızca suç ortağı sanıklardan bahsetmiꢀ,
baꢀvuran ile olan bağlantılarına değinmemiꢀtir. Mayıs 1998 tarihli duruꢀmada, DGM dava birleꢀtirilmeden evvel baꢀvuranın savunmasını
ve vermiꢀ olduğu bilgileri dinlemiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı dava dosyasına eklenen birtakım
belgelere itiraz ederek yeni belgelerin eklenmesini talep etmiꢀtir. Bu duruꢀma sonunda
Mahkeme baꢀvuranın diğer sanıklardan biri ile birlikte serbest bırakılmasını kararlaꢀtırmıꢀtır. Temmuz 1998 ve 28 Nisan 1998 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi beꢀ duruꢀma
yapmıꢀ, dava dosyasının ve diğer sanıkların ifadelerinin tamamlanmasını istemiꢀtir. Baꢀvuran
bu üç duruꢀmaya katılmıꢀ, diğer ikisine ise gerekçe göstermeksizin gelmemiꢀtir. yılı Haziran ayında askeri hakimlerin Devlet Güvenlik Mahkemeleri bünyesindeki
varlıklarına son veren Kanun ve Anayasa değiꢀikliği yapılmıꢀtır. Temmuz 1999 tarihinden baꢀlayarak ve 2 Ekim 2002 tarihine dek DGM yalnızca sivil
hakimlerden oluꢀan yeni yapısı ile toplanmıꢀ ve toplamda on yedi duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ,
sanıkların beyanları ile dosyanın durumunu incelemiꢀtir.
Baꢀvuran ve avukatı 7 Temmuz 1999 ve 19 Nisan 2002 tarihileri arasında yapılan beꢀ
duruꢀmaya katılmıꢀ, dava dosyasında farklı belgelerin bulunması nedeniyle adli muamele
yapılmasını talep etmiꢀ ve Adalet Bakanlığı’nın ceza ve infaz kurumlarındaki savunma
haklarını kısıtlayan yeni bir protokolün yürürlüğe girdiğini iddia etmiꢀtir. DGM bahse konu
bu protokolü incelemiꢀ ve bunun savunma haklarına yönelik herhangi bir kısıtlamayı
getirmediğini kaydetmiꢀtir. Haziran ve 25 Ağustos 2000 tarihlerindeki altıncı ve yedi duruꢀmaya baꢀvuran ve
temsilcisi mazeret bildirerek katılmamıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı iddianameyi sunmuꢀtur.
Baꢀvuran saha sonraki çeꢀitli duruꢀmalara ve 22 Haziran 2001 tarihli duruꢀmaya katılmamıꢀ
ve açlık grevine baꢀladığını bildirmiꢀtir.
Baꢀvuranın avukatı 14 Eylül 2001 tarihinde müvekkilinin tedavisinin sürdüğünü ve kendisi ile
görüꢀemediğini ifade ederek Mahkemeden savunmasını hazırlamak üzere ek süre talep
etmiꢀtir. Kasım 2001 tarihinde baꢀvuranın avukatı müvekkilinin tedavisinin halen sürdüğünü ve
sağlık durumunun savunmasını hazırlamaya elveriꢀli olmadığını dile getirmiꢀ ve yeni bir ek
süre talebinde bulunmuꢀtur. Mahkeme cevaben esas hakkındaki mütalaaların yaklaꢀık bir
buçuk yıldan bu yana sürdüğü; savunma araçlarının sunulmamasının yargılama sürecini
uzatacağı gerekçesiyle ek süre talebini reddetmiꢀtir.
Baꢀvuranın avukatı 13 Mart 2002 tarihinde davanın esası hakkındaki savunma araçlarını ve
on sekiz sayfalık savunmayı iletmiꢀ ve baꢀvuranın sağlık durumu nedeniyle cezaevini ziyaret
için getirilen kimi kısıtlamalar nedeniyle müvekkilinin savunmasını hazırlaması için gerekli
kolaylıkların sağlanmadığını öne sürmüꢀtür.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 22 Mayıs 2002 tarihli duruꢀmada, Anayasa Mahkemesi’nin eski
TCK’nın 169. maddesini (sanıklar bu hükmün esasına dayalı olarak itham ediliyordu) iptal
ettiğini ve suç ortağı sanıkların davasına iliꢀkin yeni yasanın kabul edilmesini bekleme
zorunluluğu olduğunu bildirmiꢀtir. 24 Temmuz 2002 tarihli duruꢀma suç ortağı sanıklardan
birinin sağlık durumu gerekçeleriyle katılmaması nedeniyle ertelenmiꢀtir.
DGM 2 Ekim 2002 tarihinde baꢀvuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu bulmuꢀ ve adı
geçeni eski TCK’nın 146. maddesine dayalı olarak müebbet hapis cezasına çarptırmıꢀtır.
Mahkeme dava dosyasında yer alan delil unsurlarının tamamına dayanarak özellikle
baꢀvuranın sözü edilen yasadıꢀı örgüt adına silahlı ölümcül eylemlere katıldığına
hükmetmiꢀtir.
Yargıtay 11 ꢁubat 2004 tarihinde aldığı ve baꢀvuranın avukatına 23 Ağustos 2004 tarihinde
tebliğ edilen kararı ile ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır.
HUKUK
AĐHS’nin 13. ve 14. maddeleriyle birlikte 6/1, 2, 3 b) ve c) maddelerine atıfta bulunan
baꢀvuran öncelikli olarak gözaltı sırasında avukat bulundurma hakkından yararlanmadığından,
savunmasını hazırlaması için gerekli sürenin ve kolaylıkların tanınmadığından ꢀikayetçidir.
AĐHM bu ꢀikayetlerin AĐHS’nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 b) ve c) fıkraları
çerçevesinde incelenmesini kararlaꢀtırmaktadır.
Hükümet, baꢀvuranı gözaltı süresinin bitiminde altı ay içinde mevcut baꢀvuruyu yapmamakla
suçlamakta ve AĐHM’yi altı ay kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle gözaltında avukat
bulundurma hakkına yönelik bu ꢀikayeti reddetmeye davet etmektedir. Hükümet esasa iliꢀkin
olarak ise baꢀvuranın iddiasına karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuktaki nihai kararın 11 ꢁubat 2004 tarihinde
alınan ve baꢀvurana 23 Ağustos 2004 tarihinde tebliğ edilen karar olduğuna itibar etmektedir
(Bkz. aynı anlamda, Elçiçek vd.-Türkiye kararı, no: 6094/03, 16 Temmuz 2009). Mevcut
baꢀvuru 5 Ekim 2004 tarihinde yapılmıꢀtır, AĐHM bu durumda Hükümetin itirazını
reddetmektedir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ꢀikayetin dayanaktan yoksun olmadığını
kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.
AĐHM esas ile ilgili olarak Salduz-Türkiye (no: 36391/02, 27 Kasım 2008) atıfta bulunarak
baꢀvuranın gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanmamasının AĐHS’nin 6/1
maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 c) maddesinin ihlaline yol açtığı sonucuna varmaktadır.
Yapılan bu saptama ıꢀığında AĐHM, 6/3 b) maddesinin ihlal edilip edilmediğini ayrıca
incelemeyi gerekli görmemektedir.
AĐHS’nin 6/1 maddesini ileri süren baꢀvuran hakkında sürdürülen yargılama sürecinin
uzunluğunun aꢀırı olduğundan yakınmaktadır.
Hükümet davanın karmaꢀık bir yapıda olduğu savını öne sürmektedir. Hükümete göre
yargılamanın uzaması esasen açlık grevi baꢀlatan baꢀvuranın tutumundan, aynı talepleri
ayrıntılı olarak yineleyen ve duruꢀmalara katılmayan yasal temsilcisinden ileri gelmektedir.
Yargılama sürecinin makul olmadığının söylenemeyeceğini savunan Hükümet, yargılamanın
gidiꢀatında yetkili mercilere yüklenebilecek herhangi bir ihmalkârlığın bulunmadığının altını
çizmektedir.
Baꢀvuran Hükümetin savlarına itiraz etmektedir.
AĐHM öncelikli olarak dikkate alınması gereken dönemin baꢀvuranın yakalandığı 31 Ağustos tarihinde baꢀlayıp, Yargıtay’ın 11 ꢁubat 2004 tarihli kararı ile sona erdiğini not
etmektedir. Đki dereceli mahkemede görülen bu süreç yaklaꢀık altı buçuk yıldır.
AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın ꢀartları ıꢀığında ve özellikle de
davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın baꢀvuran için arz ettiği
önem gibi, içtihadında yerleꢀmiꢀ ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır
(Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94).
AĐHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiꢀ ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca
ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiꢀtir. AĐHM
yargılama sürecinin uzunluğunun yalnızca baꢀvuranın tutumu ile açıklanamayacağına itibar
etmektedir.
AĐHM baꢀvuranın yargılamanın büyük bir bölümünde tutuklu olduğunu gözlemleyerek, bu
durumda yetkili mahkemelerin adaletin mümkün olan en kısa sürede tecelli etmesi ve iyi
idaresi bakımından gerekli ihtimamı göstermelerinin önem arz ettiğini ifade etmektedir (Bkz.
Kalachnikov-Rusya no: 47095/99 ve son olarak Gezici ve Đpek-Türkiye kararı, no: 71517/01, 10
Kasım 2005).
Mahkemenin bu konudaki yerleꢀik içtihadı ıꢀığında AĐHM, sözkonusu yargılama sürecinin
uzunluğunun aꢀırı olduğuna ve «makul süre» koꢀulunu karꢀılamadığına itibar etmektedir. Bu
nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
Baꢀvuran aynı hüküm çerçevesinde, yargılamanın bir bölümüne askeri bir hakimin katılımı
nedeniyle Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini
taꢀımadığını ileri sürmektedir.
Baꢀvuran ayrıca, gözaltı esnasında AĐHS’nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığını
iddia etmektedir.
AĐHM baꢀvuran tarafından öne sürülen bu ꢀikayetleri incelemiꢀ, mahkemeye sunulan deliller
ıꢀığında, AĐHM ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir ihlalin
bulunmadığını kaydetmektedir; dayanaktan yoksun bulunan bu ꢀikayetlerin AĐHS’nin 35/3
maddesinin uygulanmasına istinaden reddedilmesi gerekmektedir.
Baꢀvuran AĐHS’nin 13. ve 14. maddesiyle birlikte 5/1, 2, 3 ve 4. maddelerini öne süren
baꢀvuran gözaltı ve tutukluluk kararına iliꢀkin birçok ꢀikayette bulunmaktadır.
AĐHM, baꢀvuranın gözaltı süresinin 5 Eylül 1997 ve gözaltı süresinin ise 25 Haziran 2001
tarihinde yani mevcut baꢀvurunun yapıldığı 5 Ekim 2004’ten yani altı aydan fazla bir süre önce
olduğunu gözlemlemektedir (Bkz. Erol-Türkiye kararı, no: 15323/03, 26 ꢁubat 2008 ve Labita-
Đtalya no: 26772/95). Gecikmeli olarak yapılan bu ꢀikayetlerin AĐHS’nin 35/1 ve 4.
maddelerine uygun olarak reddedilmesi gerekir.
Geriye AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması kalmaktadır. Baꢀvuran30.000 Euro manevi
tazminat ve iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama giderleri için 20.030 TL
(yaklaꢀık 9.500 Euro) talep etmektedir. Baꢀvuran kanıtlayıcı belge niteliğinde avukatlık ücreti
ve harcamalara iliꢀkin dekontu sunmaktadır.
Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM mevcut koꢀullarda en uygun telafi yönteminin baꢀvuranın, talep etmesi halinde,
AĐHS’nin 6/1 maddesindeki gereklilikleri karꢀılayacak ꢀekilde yeniden yargılanması olacağı
kanısındadır (sözü edilen Salduz).
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini hatırlatarak, baꢀvurana 3.900 Euro manevi
tazminat ve yargılama masraf ve giderleri için 1.000 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmaktadır.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. AĐHS’nin 6/1 ve 3 c) maddesine iliꢀkin ꢀikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıꢀında
kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. Baꢀvuranın gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanamaması dolayısıyla
AĐHS’nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 c) maddesinin ihlal edildiğine;
3. Yargılama sürecinin uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 3.900 (üç bin
dokuz yüz) Euro manevi tazminat ve yargılama giderleri için 1.000 (bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 26 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło