45465/04
WyrokETPCz2009-10-13ECLI:CE:ECHR:2009:1013JUD004546504
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy długotrwały areszt tymczasowy, brak skutecznego środka odwoławczego w jego zakresie oraz brak prawa do odszkodowania naruszyły art. 5 ust. 3, 4 i 5 Konwencji? Czy przewlekłość postępowania karnego naruszyła art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy brak skutecznego środka odwoławczego w sprawie przewlekłości postępowania naruszył art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długotrwały areszt tymczasowy skarżącego (5 lat i 8 miesięcy) naruszył art. 5 ust. 3, ponieważ władze krajowe nie przedstawiły wystarczających i adekwatnych powodów jego kontynuacji, opierając się na stereotypowych uzasadnieniach. Stwierdzono również naruszenie art. 5 ust. 4, gdyż krajowy środek odwoławczy od decyzji o areszcie nie zapewniał kontradyktoryjności ani równości broni. Naruszenie art. 5 ust. 5 wynikało z braku możliwości uzyskania odszkodowania za areszt tymczasowy uznany za niezgodny z Konwencją, mimo że był zgodny z prawem krajowym. Przewlekłość postępowania karnego, trwającego ponad 10 lat i 5 miesięcy, naruszyła art. 6 ust. 1, gdyż władze krajowe nie wykazały należytej staranności. Wreszcie, brak skutecznego środka odwoławczego w prawie tureckim w odniesieniu do przewlekłości postępowania karnego doprowadził do naruszenia art. 13.Stan faktyczny
Skarżący, Saygı Sağnak, urodzony w 1977 r. i mieszkający w Stambule, został aresztowany 20 kwietnia 1999 r. podczas operacji przeciwko nielegalnej zbrojnej organizacji terrorystycznej TKP/ML-TIKKO. Był przetrzymywany w areszcie tymczasowym przez 5 lat i 8 miesięcy, do 22 grudnia 2004 r. Mimo jego twierdzeń o torturach i wymuszeniu zeznań, raporty medyczne nie wykazały obrażeń. Został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa na 18 lat i 23 dni więzienia, ale wyrok ten został uchylony przez Sąd Kasacyjny. Postępowanie karne nadal trwało przed Sądem Karnym w Stambule w momencie wydania wyroku ETPCz.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: stwierdza dopuszczalność skarg w zakresie art. 5 ust. 3, 4 i 5, art. 6 ust. 1 (przewlekłość) i art. 13 Konwencji, a pozostałych skarg za niedopuszczalne; stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3, 4 i 5 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu przewlekłości postępowania karnego; stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji; zasądza skarżącemu 8 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 668 EUR tytułem kosztów i wydatków; odrzuca pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
SAĞNAK -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:45465/04)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ekim 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (45465/04) no’lu davanın nedeni (T.C.
vatandaꢀı) Saygı Sağnak’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 22 Aralık 2004
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa
Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından G. Altay tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran, 1977 doğumludur ve Đstanbul’da ikâmet etmektedir.
Baꢀvuran, 20 Nisan 1999 tarihinde yasadıꢀı silahlı terör örgütü TKP/ML-TIKKO’ya karꢀı
Đstanbul’da yürütülen bir operasyon sırasında yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır.
Aynı gün Haseki hastanesinde düzenlenen tıbbi rapora göre, baꢀvuranın vücudunda herhangi
bir yara ve darp izine rastlanmamıꢀtır.
Haseki hastanesi tarafından düzenlenen 24 Nisan 1999 tarihli tıbbi raporda baꢀvuranın
vücudunda yara ve darp izi tespit edilmemiꢀtir.
Adli Tıp Kurumu Beyoğlu ꢁube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 25 Nisan 1999 tarihli
rapor, 24 Nisan 1999 tarihli hastane raporunu doğrulamıꢀtır. Baꢀvuranın muayenesi
sonucunda düzenlenen bu tıbbi raporda vücudunda herhangi bir yara ve darp izine
rastlanmadığı belirtilmiꢀtir. Nisan 1999 tarihinde baꢀvuran, Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmiꢀ ve bu
sorgulamasında kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, 22 Nisan 1999
tarihinde gözaltı sırasında alınan ifadesinde iꢀkenceye maruz kaldığını ve ifadenin kendisine
zorla imzalatıldığını beyan etmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca, diğer sanıkları tanımadığını ifade
etmiꢀtir. Nisan 1999 tarihinde baꢀvuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi hakimi tarafından
dinlenmiꢀtir. Savcılıkta verdiği ifadeyi tekrarlayan baꢀvuran, gözaltı sırasında verdiği
ifadenin iꢀkence altında elde edildiğini ve polislerin hazırladığı belgelerin zorla
imzalatıldığını tekrarlamıꢀtır. Baꢀvuranın beyanına göre, tıbbi rapor okunduğunda iꢀkencenin
vücudunda iz görünmeyecek ꢀekilde yapıldığı anlaꢀılmaktadır. Baꢀvuran ayrıca, diğer
sanıklarla yapılan yüzleꢀtirme tutanaklarına ve olay yeri canlandırma tutanağına itiraz
etmiꢀtir. Hakim, suçun cins ve niteliği ile birlikte delil durumunu göz önüne alarak baꢀvuranın
tutuklanmasına karar vermiꢀtir.
Baꢀvuran, 27 Nisan 1999 tarihinde tutuklanarak Ümraniye (Đstanbul) cezaevine konulmuꢀtur. Haziran 1999 tarihinde hazırlanan bir iddianameyle baꢀvuranın da aralarında bulunduğu on
iki kiꢀi hakkında yasadıꢀı silahlı terör örgütüne yardım ve yataklık etme suçundan dava
açılmıꢀtır.
Ekim 2001 tarihinde, Cumhuriyet savcısı esas üzerindeki taleplerini sunmuꢀtur.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 22 Mayıs 2002 tarihli kararında baꢀvuranı on sekiz yıl yirmi üç
gün hapis ve ayrıca para cezasına mahkûm etmiꢀtir. Mahkeme baꢀvuranın tahliye talebini
reddetmiꢀtir.
Yargıtay, 17 Nisan 2003 tarihinde aldığı kararda baꢀvuran ile diğer suçortaklarının
durumunun daha iyi incelenmesini talep ederek Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını
bozmuꢀtur.
Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılmasından sonra yetkili duruma gelen Đstanbul Ağır
Ceza Mahkemesi, 2 Kasım 2004 tarihli kararında baꢀvuranın tahliye talebini reddetmiꢀtir.
Mahkeme karar gerekçesinde, ilgili ꢀahısa isnat edilen suçun cins ve niteliğini, delil
durumunu ve verilecek asgari cezayı dikkate aldığını kaydetmiꢀtir.
Mahkeme, 25 Ağustos 1999 ile 3 Eylül 2004 tarihleri arasında on sekiz duruꢀma
gerçekleꢀtirmiꢀtir. Mahkeme, bu duruꢀmalarda :
– ya dosya içeriğini ve delil durumunu göz önüne alarak, baꢀvuranın savunmasında tam
olarak dinlenmediği kanısına varmıꢀ ;
– ya delil durumu, halihazırdaki tutukluluk süresi ve dosya içeriğini göz önüne almıꢀ ;
– ya isnat edilen suçun cins ve niteliğini, delil durumunu, suçun iꢀlendiği tarihi ve geçen
tutukluluk süresini dikkate almıꢀ ;
– ya da gerekçe göstermeden baꢀvuranın tahliye talebini reddederek, tutukluluk halinin
devamına karar vermiꢀtir.
Ağır ceza mahkemesi, 22 Aralık 2004 tarihinde isnat edilen suçun cins ve niteliğini, delil
durumunu, suçun iꢀlendiği tarihi ve tutuklu olarak geçirilen süreyi dikkate alarak baꢀvuranın
tahliyesine karar vermiꢀtir. Eylül 2005 ile 27 Haziran 2008 tarihleri arasında on bir duruꢀmaya bakan ağır ceza
mahkemesi, baꢀvuranın adresini belirlemek amacıyla Fatih 1. Ceza Mahkemesinde
görülmekte olan dava dosyasını geri istemiꢀtir. Son duruꢀma sırasında mahkeme, baꢀvurana
ait parmak izinin Adli Tıp Kurumu tarafından incelemesini talep etmiꢀtir.
Dava halen Đstanbul Ağır Ceza mahkemesi önünde görülmeye devam etmektedir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, yargılamanın halen ulusal mahkemeler önünde görülmekte olduğunu hatırlatarak, iç
hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmekte ve baꢀvurunun kabuledilemez olduğunu
savunmaktadır.
Baꢀvuran, Hükümetin bu iddiasına itiraz etmektedir.
AĐHM, baꢀvuranın tutukluluk süresinin uzunluğuyla ilgili ꢀikâyetinin yanısıra tutukluluk
halinin devamına itiraz edebileceği ve adli yönden denetlenmesini isteyeceği bir itiraz
yolunun bulunmadığından da yakındığını kaydetmektedir. Bu itibarla, Hükümetin
kabuledilemezlik iddiası AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafının ihlaline dayalı ꢀikâyetle
yakından alakalı olduğundan, AĐHM bunun esasla birleꢀtirilmesine karar vermektedir.
AĐHM, öte yandan baꢀvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında
açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını
tespit etmektedir. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa iliꢀkin
1. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafına dayalı ꢀikâyet
Baꢀvuran, tutukluluk süresinden ꢀikâyetçi olmakta ve AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafına
atıfta bulunmaktadır.
Bu sava karꢀı çıkan hükümet, isnat edilen suçların niteliği göz önüne alındığında kamu
düzenini korumak ve insanların güvenliğini sağlamak için baꢀvuranın tutuklu kalmasının
gerekli olduğunu savunmaktadır. Hükümet, Türkiye’den kaçma, delilleri karartma, suç izlerini
yok etme ve olası tanıkları tehdit etme riski bulunduğunu kaydetmektedir. Hükümet ayrıca,
adli makamların yargılamaya ara verdiği hiçbir dönem bulunmadığını not etmekte ve nihayet
tutuklu geçen sürenin, ceza kanununa uygun olarak, hapis cezasından düꢀüleceğini
belirtmektedir.
Baꢀvuran, iddiasını tekrarlamaktadır.
AĐHM, baꢀvuranın tutukluluk süresinin yakalanarak gözaltına alındığı gün, yani 20 Nisan tarihinde baꢀladığını ve Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tahliye edildiği 22
Aralık 2004 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir. Yani bu dönem yaklaꢀık beꢀ yıl sekiz ay
sürmüꢀtür.
AĐHM, yakalanan kiꢀinin bir suç iꢀlemiꢀ olduğuna dair makul sebeplerin devam ediyor
olmasının o kiꢀinin tutukluluk halinin sürdürülmesinin olmazsa olmaz koꢀulu olduğunu, ancak
belli bir süreden sonra bunun yetersiz hale geldiğini hatırlatmaktadır. Bu durumda AĐHM, adli
merciler tarafından benimsenen diğer gerekçelerin özgürlükten yoksun bırakma iꢀlemini haklı
kılmaya devam edip etmediğini belirlemelidir. Bu gerekçelerin ‘uygun’ ve ‘yeterli’ olduğunun
tespit edilmesi halinde AĐHM, yetkili ulusal makamların ‘yargılamanın devamına özel bir
önem atfedip atfetmediğini’ araꢀtırır (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Tüm
davası, no 11855/04, prg. 41, 17 Haziran 2008).
Mevcut davada yetkili makamların baꢀvuranın lehine iꢀleyen zamanı dikkate aldığını gösteren
herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Baꢀvuran tarafından sürekli yinelenen tahliye
taleplerinin, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından, isnat edilen suçun cinsi ve niteliği,
delillerin durumu, suçun iꢀlendiği tarih ve tutuklanma tarihi ya da tutuklu olarak geçen süre
gibi neredeyse birbirinin aynı hatta basmakalıp gerekçelerle reddedilerek baꢀvuranın
tutukluluğunun devamına hükmedildiği dosya unsurlarından anlaꢀılmaktadır.
Oysa AĐHM’ne göre, ‘delillerin durumu’ suçluluğa iliꢀkin ciddi emarelerin varlığına ve
sürekliliğine iꢀaret eden unsurlar olarak mütalaa edilebilirse de ve bu unsurlar halihazırda
genel olarak uygun etkenler teꢀkil ediyorlarsa da, mevcut davada baꢀvuranın bu denli uzun bir
süre boyunca alıkonulmasını tek baꢀına meꢀru kılamaz (Türkiye aleyhine Doğan Yalçın
davası, no 15041/03, prg. 37, 19 ꢁubat 2008, Türkiye aleyhine Ali Hıdır Polat davası,
no 61446/00, prg. 28, 5 Nisan 2005, ve Türkiye aleyhine Baltacı davası, no 495/02, prg. 50, Temmuz 2006).
Baꢀvuranın uzun tutuklu yargılanma süresini göz önünde bulunduran AĐHM, bu koꢀullarda
AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
2. AĐHS’nin 5/3 ve 13. maddelerine dayalı ꢀikâyet
Baꢀvuran, tutukluluğunun devamına iliꢀkin verilen kararlara itirazda bulunabilmek için etkin
bir iç hukuk yolu bulunmadığı konusunda ꢀikayetçi olmaktadır. AĐHM, bu ꢀikayeti AĐHS’nin
(üst kanun) 5. maddesinin 4. paragrafı açısından inceleyecektir.
Hükümet, eski Türk Ceza Kanunu’nun 298. maddesine dayanarak baꢀvuranın tutukluluğunun
devamına iliꢀkin verilen kararlara itirazda bulunabileceğini savunmaktadır.
Baꢀvuran, bu sava karꢀı çıkmakta ve iddiasını yinelemektedir.
AĐHM, Hükümetin atıfta bulunduğu itiraz yolunu daha önce incelemiꢀtir. Bu konuyla ilgili
olarak AĐHM, söz konusu itiraz yolunun çeliꢀkili bir usul sağlamadığını ve silahların eꢀitliği
ilkesiyle uyumlu olmadığını daha önce kaydetmiꢀtir (Türkiye aleyhine Bağrıyanık davası, no
43256/04, prg. 48-51, 5 Haziran 2007, ve Türkiye aleyhine Getiren davası, no 10301/03, prg.
114-116, 22 Temmuz 2008). AĐHM, mevcut davada Hükümetin, bu içtihadından farklı
düꢀünmesini gerektirecek herhangi bir olgu ya da argüman ortaya koymadığı kanaatindedir.
Bu itibarla AĐHM, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki iddiasını
reddetmekte ve AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
3. AĐHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafına dayalı ꢀikâyet
Baꢀvuran, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafına dayalı ꢀikâyetiyle ilgili bir tazminat yolu
olmadığını ileri sürmekte ve AĐHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafına atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, baꢀvuranın 466 sayılı yasaya dayanarak tutukluluğunun telafisi için tazminat davası
açabileceğini savunmaktadır. Öte yandan, Hükümet Aralık 2004 tarihinde yeni bir ceza
muhakemeleri kanununun kabul edildiğini ve bu kanundaki 141 ve 142. maddelerin böylesi
bir itiraz yolunun koꢀullarını düzenlediğini kaydetmektedir.
AĐHM, Türk mevzuatının AĐHS’nin gereksinimlerine cevap verebilmek amacıyla yeniden
düzenlendiğine iliꢀkin Hükümet tarafından iletilen bilgileri kayda geçmektedir. AĐHM, 31
Mart 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni ceza muhakemeleri kanununun ancak 1 Haziran tarihinden sonra iꢀlenen suç ve eylemler için uygulandığını not etmektedir. Bununla
birlikte AĐHM, görevinin davaya özgü koꢀulların değerlendirilmesi olduğunu da
belirtmektedir. Bu nedenle, ilgili dönemden beri geliꢀmelerin gerçekleꢀtirildiği gerekçesiyle
bir baꢀvuran için ilgili davanın artık geçerli bir hukuki değerinin kalmadığı yönünde karar
vermesi mümkün değildir (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Keklik ve diğerleri
davası, no 77388/01, prg. 39, 3 Ekim 2006).
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin 1., 2., 3. ve 4. paragraflarındaki koꢀullara aykırı olarak
kiꢀinin özgürlüğünden mahrum bırakılması halinde bunun telafisinin istenmesinin mümkün
olduğu durumlarda 5. paragrafının gereklerinin yerine getirilmiꢀ olacağını hatırlatmaktadır
(Hollanda aleyhine Wassink, 27 Eylül 1990, prg. 38, seri A no 185-A). Dolayısıyla 5.
maddede ifade edilen telafi hakkının iꢀletilmesi bir ulusal makam veya AĐHS kurumları
tarafından diğer paragraflardan birinin ihlal edildiğinin tespit edilmesine bağlıdır (Đtalya
aleyhine N.C. davası [GC], no 24952/94, prg. 49, CEDH 2002-X), ki mevcut davada böyle
olmuꢀtur. Bu itibarla, AĐHM baꢀvuranın AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafına aykırı bir
ꢀekilde tutuklu yargılandığı sonucuna varmaktadır.
AĐHM mevcut davada yargılamanın halen görülmekte olduğunu dikkate alarak, 466 sayılı
Kanun’un 1. maddesine göre bu hüküm kapsamında tazminat verilebilmesi için hürriyetten
yoksun bırakmanın hukuka aykırı bir biçimde yapılmıꢀ olması gerektiğini hatırlatmaktadır.
Oysa, dava konusu tutuklama iç hukuka uygun olarak gerçekleꢀtiğinden baꢀvuranın herhangi
bir tazminat elde etme imkanı bulunmamaktadır (Türkiye aleyhine Çiçekler davası,
no 14899/03, prg. 64, 22 Aralık 2005, ve, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Karaduman ve
diğerleri davası, no 8810/03, prg. 95, 17 Haziran 2008).
AĐHM bu nedenle AĐHS’nin 5. maddesinin 5.paragrafının ihlal edildiği sonucuna
varmaktadır.
A. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafına dayalı ꢀikâyet
Baꢀvuran, yargılama süresinin AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında öngörülen « makul
süre » ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedir.
AĐHM, bu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM ayrıca, söz konusu ꢀikâyetin baꢀka bir
kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir.
Hükümet, bu sava karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM tarafından değerlendirilecek süre baꢀvuranın yakalanarak gözaltına alındığı gün, yani Nisan 1999 tarihinde baꢀlamıꢀ ve mevcut kararın alındığı tarihte henüz sona ermemiꢀtir.
Bu son tarihte bile tutukluluk süresi, iki dereceli mahkeme için on yıl beꢀ ayı bulmuꢀtur.
AĐHM, yargılama süresinin makul olup olmadığı konusunun dava koꢀulları ıꢀığında ve
özellikle davanın karmaꢀıklığı ve baꢀvuranlar ile yetkili makamların tutumu gibi AĐHM’nin
içtihadındaki kıstaslar dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (bakınız,
diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Pélissier ve Sassi davası [GC], no 25444/94, prg. 67,
CEDH 1999-II).
AĐHM, sözkonusu baꢀvurudakine benzer sorunlar içeren çok sayıda davaya bakmıꢀ ve sıklıkla
AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlalini tespit etmiꢀtir (Pélissier ve Sassi, ilgili bölüm,
ve Türkiye aleyhine Tendik ve diğerleri davası, no 23188/02, prg. 31, 22 Aralık 2005).
Elindeki bütün unsurları inceleyen AĐHM, Hükümet’in bu davada farklı bir sonuca varmasını
sağlayacak herhangi bir olgu veya argüman ortaya koymadığı kanaatine varmaktadır. Konuyla
ilgili içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM, söz konusu kararda yargılamanın çok uzun
sürdüğü ve “makul süre” ꢀartını yerine getirmediğine hükmetmektedir.
Buna göre, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmiꢀtir.
B. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3 c) paragraflarına dayalı ꢀikâyet
Baꢀvuran, ön soruꢀturma yapıldığı sırada avukat yardımından yararlanamadığından ꢀikâyetçi
olmakta ve AĐHS’nin 6. maddesinin 3 c) paragrafına atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle baꢀvurunun kabuledilemez olduğunu
savunmaktadır. Hükümet, baꢀvuranın ulusal mahkemeler önünde bu ꢀikâyetini dile
getirmediğini ileri sürmektedir.
Baꢀvuran iddialarını yinelemektedir.
AĐHM, baꢀvurana karꢀı yürütülen ceza yargılamasının ulusal mahkemeler önünde halen
devam ettiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, AĐHM’nin kanaatine göre, baꢀvuran bu ꢀikâyetini
zamansız dile getirmektedir. Bununla birlikte, ulusal mahkemelerde görülen yargılama sona
erdiğinde bu ꢀikâyetiyle ilgili yeniden baꢀvuru sunma hakkı bulunduğunu hatırlatmaktadır.
Bunun sonucunda, iç hukuk yollarının tüketilmemiꢀ olması nedeniyle sözkonusu ꢀikâyetin
AĐHS’nin 35. maddesinin 1 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, kendisine yönelik cezai yargılamanın uzunluğu karꢀısında Türk hukukunda
baꢀvurabileceği hiçbir itiraz yolu olmadığından ꢀikâyet etmekte ve AĐHS’nin 13. maddesine
atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, bu ꢀikâyetin yukarıda incelenen ꢀikâyetle bağlantılı olduğunu ve bu nedenle
kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydetmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, 6. maddenin 1. pragrafı çerçevesinde bir dava duruꢀmasını
makul süre içinde yapma ꢀartının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak ulusal bir merci önünde
etkili bir hukuk yolunu güvence altına aldığını hatırlatmaktadır (bakınız, Polonya aleyhine
Kudła davası [GC], no 30210/96, prg. 156, CEDH 2000-XI).
Bu konuyla ilgili olarak AĐHM, Türk hukukunun AĐHS’nin 13. maddesi anlamında ceza
yargılamaları süresinin uzunluğuyla ilgili baꢀvurulabilecek bir itiraz yolu sunmadığını daha
önce baktığı davalarda da tespit ettiğini hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Daneshpayeh
davası, no 21086/04, prg. 38 ve 51, 16 Temmuz 2009).
Bu durumda, AĐHM, mevcut davada, baꢀvuranın davasının, AĐHS’nin 6. maddesinin 1.
paragrafında belirtildiği ꢀekilde, makul bir süre zarfında çözüme ulaꢀtırılması hakkını
kullanabilmesine olanak tanıyan bir baꢀvuru yolunun iç hukukta bulunmamasından dolayı
AĐHS’nin 13.maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.
IV. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran ayrıca, gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığından ꢀikayetçi olmakta ve
AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu sava karꢀı çıkmakta ve tıbbi raporlara göre baꢀvuranın vücudunda hiçbir yara ve
darp izinin tespit edilmediğini kaydetmektedir. Hükümet ayrıca, ne baꢀvuranın ne de
avukatının bu iddialarla ilgili suç duyurusunda bulunmadığını savunmaktadır. Bu konuyla
ilgili olarak Hükümet, baꢀvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmektedir.
AĐHM, sözkonusu ꢀikâyetin yukarıdaki gerekçeler nedeniyle kabuledilemez olduğunu ve
Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki itirazının ayrıca incelenmesine gerek
kalmadığı kanaatine varmaktadır.
AĐHM, 3. maddeye aykırı olan kötü muamele iddialarının uygun delil unsurlarıyla
desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Güzel davası, no 71908/01, prg.
68, 5 Aralık 2006, Türkiye aleyhine Hüsniye Tekin davası, no 50971/99, prg. 43, 25 Ekim
2005, ve Đspanya aleyhine Martinez Sala ve diğerleri davası, no 58438/00, prg. 121, 2 Kasım
2004).
AĐHM, baꢀvuranın gözaltı süresinin baꢀında, gözaltı devam ederken ve sona erdiğinde üç ayrı
tıbbi raporun düzenlendiğini kaydetmektedir. AĐHM, değerlendirmesi amacıyla sunulan tüm
delil unsurlarını dikkatle incelemiꢀtir. Bu tıbbi raporlar, baꢀvuranın vücudunda lezyon veya
darp izine rastlanmadığını belirtmektedir. Öte yandan, baꢀvuran maruz kaldığını iddia ettiği
kötü muamele koꢀullarının detaylarını açıklamamıꢀtır. Bu nedenle, AĐHM baꢀvuranın gözaltı
sırasında kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki iddialarını inandırıcı bulmamaktadır.
Tüm bu unsurlar ile mevcut davanın koꢀullarını dikkate alan AĐHM, değerlendirmesi
amacıyla sunulan delil unsurlarının baꢀvuranın iddia ettiği gibi gözaltı sırasında polis
tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını kanıtlamadığı sonucuna varmaktadır.
Bunun sonucu olarak AĐHM, sözkonusu ꢀikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve
AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiğine
hükmetmektedir.
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, uğradığı maddi zarar karꢀılığı olarak 30 000 Euro (EUR) ve manevi tazminat
olarak ise 15 000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı
görememekte ve bu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın, AĐHS’nin 5. maddesinin 3, 4 ve 5.
paragrafları ile 6/1 ve 13. maddelerin ihlali ile ilgili tespitini göz önüne alan AĐHM,
hakkaniyete uygun olarak, baꢀvurana 8 000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar
vermektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran ayrıca, iç hukukta yapmıꢀ olduğu yargılama giderleri için 5661 Türk Lirası (TRL)
ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama giderleri için 4 7202 TRL talep etmektedir.
Baꢀvuran, kanıtlayıcı belge olarak fatura fotokopilerini sunmuꢀtur. Baꢀvuran buna ilaveten,
kanıt belgesi göstermediği tercüme ve sekreterlik masrafları için 350 TRL talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM mevcut davada sunulan belgeler ve sözü
edilen kıstaslar ıꢀığında, tercüme ve sekreterlik masrafları için yapılan talebi reddetmekte ve
tüm yargılama masraf ve giderleri için baꢀvurana 2 668 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun
olacağına karar vermektedir.
C. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı
orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun, AĐHS’nin 5. maddesinin 3, 4 ve 5. paragrafları, 6. maddesinin 1. paragrafı
(süre) ve 13. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetlere iliꢀkin kısmının kabuledilebilir geri
kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 5. maddesinin 3, 4 ve 5. paragraflarının ihlal edildiğine;
3. Cezai yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet
tarafından baꢀvurana aꢀağıdaki miktarların ödenmesine:
i. her türlü vergiden muaf tutularak 8.000 Euro (sekiz bin) manevi tazminat
ii. her türlü vergiden muaf tutularak 2.668 Euro (iki bin altı yüz altmıꢀ sekiz)
yargılama masraf ve gideri
1. Yaklaꢀık 445 Euro
2. Yaklaꢀık 2223 Euro
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło