45585/99

WyrokETPCz2004-11-10ECLI:CE:ECHR:2004:1110JUD004558599

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżącego za „propagandę separatystyczną” na podstawie jego wypowiedzi i publikacji naruszyło jego prawo do wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji)? Czy postępowanie przed Państwowym Sądem Bezpieczeństwa, w skład którego wchodził sędzia wojskowy, naruszyło prawo skarżącego do rzetelnego procesu przed niezawisłym i bezstronnym sądem (art. 6 ust. 1 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji, ponieważ choć ingerencja w wolność wypowiedzi skarżącego była przewidziana prawem i służyła uzasadnionemu celowi (ochrona integralności terytorialnej), to nie była „konieczna w społeczeństwie demokratycznym”. Trybunał uznał, że wypowiedzi skarżącego, choć wrażliwe, nie nawoływały do przemocy, walki zbrojnej ani buntu, a przede wszystkim nie stanowiły mowy nienawiści. W związku z tym, nałożone kary były nieproporcjonalne do realizowanego celu. Trybunał stwierdził również naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji, powtarzając swoje wcześniejsze ustalenia, że Państwowe Sądy Bezpieczeństwa, w skład których wchodzili sędziowie wojskowi, nie spełniały wymogu niezawisłości i bezstronności, co podważało zaufanie do wymiaru sprawiedliwości.
Stan faktyczny
Skarżący, Medeni Ayhan, turecki prawnik i redaktor magazynu „Özgür Bilim”, został oskarżony i skazany w trzech oddzielnych postępowaniach karnych za „propagandę separatystyczną” na podstawie tureckiej ustawy antyterrorystycznej. Zarzuty dotyczyły jego udziału w panelu, recytacji kurdyjskiego wiersza i wygłoszenia przemówienia w języku kurdyjskim, a także artykułu dotyczącego kwestii kurdyjskiej. Został skazany na kary więzienia i grzywny, które były później modyfikowane w wyniku apelacji i zmian w prawie krajowym.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; zasądza na rzecz skarżącego 8 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 2 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, powiększone o wszelkie należne podatki i odsetki za zwłokę; oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   Medeni AYHAN - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 45585/99 )   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Kasım 2004   Başvuran Medeni Ayhan, 1968 doğumlu T.C. vatandaşı olup, Ankara’da ikamet   etmektedir. Mesleği avukatlık olan başvuran, olayların meydana geldiği sırada Özgür   Bilim adlı bir derginin editörlüğünü yapmaktadır. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi (AİHM) önünde, Ankara Barosu avukatlarından S. Kaya tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı, 10 Aralık, 23 Eylül 1993   ve 5 Aralık 1994 tarihinde hazırlamış olduğu iddianameler ile 3713 sayılı Terörle   Mücadele Kanunu’nun 7 § 2 ve 8 § 1 maddelerine dayanarak bölücülük   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   propagandası yaptığı gerekçesiyle başvuran hakkında üç ceza davası açmıştır.   Başsavcı, iddianamesini Özgür Ekin Derneği’nin 7 Mart – 29 Nisan 1993 tarihleri   arasında düzenlemiş olduğu «işçi sınıfı,sendikalar ve 1 mayıs» konulu panele ve   başvuranın Özgür Bilim adlı bir derginin editörü ve kürt meselesini irdeleyen siyasi bir   kişilik olarak kaleme aldığı «değerlendiremeyen ve aşamayan temsilciler» adlı   makaleye dayandırmıştır.   1. 7 Mart 1993 tarihli toplantı sırasında okunan kürtçe şiir ve kürtçe konuşma ile ilgili   olarak yürütülen cezai soruşturma   DGM, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 8 § 1 maddesine dayalı olarak   başvuranı iki yıl hapis ve 250.000.000 T.L. para cezasına çarptırmıştır. Başvuran   aynı gün tutuklanarak cezaevine konulmuştur.   Yargıtay, 17 Şubat 1995 tarihinde aldığı ve 22 Şubat 1995’te tefhim etmiş olduğu   kararı ile ilk derece mahkemesinin hükmünü bozmuştur. Yargıtay 3713 sayılı Terörle   Mücadele Yasası’nın 8 § 1 maddesinde dile getirilen bölücülük propagandasının   olmadığını fakat, kine ve husumete teşvik suçunun yer aldığını belirterek TCK’nın   § 2 maddesinin uygulanması gerektiğini kaydetmiştir.   Nisan 1995 tarihinde DGM, Yargıtay kararına karşı çıkarak yine mezkur karara   dayalı olarak başvuranı iki yıl hapis ve 250.000.000 T.L. para cezasına çarptırmıştır.   Ekim 1995 tarihinde yürürlüğe giren 27 Ekim 1995 tarihli ve 4126 sayılı Kanun   özellikle hapis cezalarında bir indirime gidilmesini ve 3713 sayılı Yasanın 8.   maddesinde belirtilen para cezalarının artırılmasını kararlaştırmıştır. Ayrıca, 4126   sayılı Yasanın 2. maddesinde yer alan geçici hüküm fıkrası 3713 sayılı Yasanın 8.   maddesince alınan kararların resmi olarak yeniden gözden geçirilmesini öngörmüştür.   Sonuç olarak DGM, davayı esastan inceleme kararı almış, 7 Aralık 1995’te başvuranı   bir yıl hapis ve 100.000.000 T.L. para cezasına çarptırmış, ardından hapis cezasını   hafifleterek başvuranı toplam 101.825.000 T.L. para cezasına çarptırmış, suç   unsurunu teşkil eden kürtçe söylemin bölücülük propagandasını içerdiğini eklemiştir.   Kasım 1995’te başvuran serbest bırakılmıştır.   DGM, 22 Ekim 1996 tarihli kararında Yargıtay kararı ile aynı doğrultuda karar vermiş   ve TCK’nın 312 § 2 maddesine dayalı olarak başvuranı bir yıl hapis ve 160.000 T.L.   para cezasına çarptırmış, cezada indirime giderek başvuranı 1.985.000 T.L. para   cezası ödemeye hükmetmiştir.   Yargıtay 6 Temmuz 1998 tarihli kararı ile başvuranın temyiz talebini reddetmiştir.   2. 29 Nisan 1993 tarihli Panelde «İşçi sınıfı, sendikalar ve 1 mayıs» konulu   konuşmayla ilgili yürütülen cezai soruşturma   Başvuran 29 Temmuz 1994 tarihli savunmasında kürtçe yapmış olduğu konuşma ve   şiirin dile getirmiş olduğu durumu ifade etmeye yaradığını özellikle vurgulayarak   sanatçı ve entelektüel çevrenin söylemlerini kürtçe yapmaları ve kürtçe konuşmaları   gerektiğini ileri sürmüştür.   DGM, 29 Temmuz 1994 tarihli kararı ile 3713 sayılı Kanunun 8 § 1 maddesine   dayanarak sözkonusu söylemin bölücülük propagandası içerdiğini belirterek   başvuranı iki yıl hapis ve 250.000.000 TL. para cezasına çarptırmıştır.   Devlet Güvenlik Mahkemesi 28 Aralık 1995 tarihli kararı ile Yargıtay kararına ve   sayılı Kanunun 8 § 1 maddesine uygun olarak başvuranı bir yıl hapis ve   100.000.000 T.L. para cezasına çarptırmış, hapis cezasını hafifleterek 1.825.000 T.L.   para cezasına çevirmiştir.   Mayıs 1998 tarihinde Yargıtay kararı başvurana tebliğ edilmiştir.   3. 3 Şubat 1994 tarihinde yayımlanan «Değerlendiremeyen ve aşamayan temsilciler»   adlı makale ile ilgili yürütülen cezai soruşturma   Devlet Güvenlik Mahkemesi 4 Aralık 1995 tarihli kararı ile 3713 sayılı Kanunun 7 § 2   maddesine dayanarak başvuranı bir yıl hapis ve 450.000.000 T.L. para cezasına,   ardından 3713 sayılı Kanunun 8 §1 maddesince bir yıl hapis ve 100.000.000 T.L.   para cezasına çarptırmıştır. Sonuç olarak mahkeme başvurana iki yıl hapis ve   550.000.000 T.L. para cezasına hükmetmiştir.   Haziran 1996 tarihinde Yargıtay başvurana verilen para cezası miktarında yanlışlık   yapıldığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.   DGM, 28 Ekim 1996 tarihli kararıyla Yargıtay ile aynı yönde karar vererek 3713 sayılı   Kanunun 7 § 2 maddesine göre başvuranı bir yıl hapis ve 400.000.000 T.L. para   cezasına, 3713 sayılı Kanunun 8 § 1 maddesine dayanarak bir yıl hapis ve   100.000.000 T.L. para cezasına olmak üzere toplam iki yıl hapis ve 500.000.000 T.L.   para cezasına çarptırmıştır. DGM, gerekçesinde başvuranın Türkiye Cumhuriyeti   devletinin bölünmez bütünlüğüne kast ve yasadışı örgütler; PKK, Dev-Sol ve TİKKO’   nun propagandasını yaptığını ifade etmiştir.   Haziran 1998 tarihli karar ile Yargıtay başvuranın temyiz talebini reddetmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS'NİN 10. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, cezai mahkumiyet kararının ifade özgürlüğünü ihlal etmesinden şikayet   etmektedir. Buna istinaden AİHS'nin 10. maddesini öne sürmüştür.   AİHM’nin içtihatlarına (Sürek-Türkiye kararı, no: 26682/95, ve 25 Kasım 1997 tarihli   Zana-Türkiye kararı, § 10) dayanan Hükümet, AİHS’nin 10 § 2 maddesi uyarınca   sözkonusu beyanda ve makalede yeralan bölücülük propagandası, devletin   bölünmez bütünlüğüne yönelik saldırı nedeniyle yapılan müdahalenin meşru   olduğunu savunmaktadır.   Hükümet, sözü edilen müdahalenin bölücülük propagandasının toplumdaki farklı   gruplar arasında düşmanlığa ve şiddete kaçınılmaz olarak teşvik ederek   demokrasinin ve insan haklarının ihlaline neden olduğunda «demokratik bir topluluk   için zaruret» niteliğini taşıdığını ifade etmektedir. Mevcut yazısında ve konuşmasında   başvuran, toplumsal menfaatlere olduğu kadar ulusal bütünlüğe ve güvenliğe, suçun   önlenmesi unsurlarına da saldırıda bulunmuştur. Bu nedenle Hükümet, AİHS’nin 10 §   maddesine uygun olarak Devletin takdir payını kullandığı görüşündedir.   AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, 10 §1 maddesinin güvence altına aldığı   başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilaf   konusu olmadığını kaydetmiştir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından   öngörüldüğüne ve 10 § 2 maddesi bakımından toprak bütünlüğünün korunması gibi   yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir (Bkz. 4 Haziran 2002 tarihli   Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, § 40). AİHM, bu değerlendirmeyi   benimsemiştir. Buna karşın uyuşmazlık, bu müdahalenin "demokratik bir toplumda   gerekli" olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.   AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan buna benzer   sorunları irdelemiş ve AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır (Bkz.   Özellikle Ceylan-Türkiye, no:23556/94, §38, 1999-IV, Öztürk-Türkiye, no:22479/93,   §74, 1999-VI, İbrahim Aksoy, §§80, Karkın, §39, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak-   Türkiye, no. 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).   AİHM, içtihat kararları ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümet'in, sözkonusu   durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat   getirmiştir.   AİHM, sözkonusu şiirde, söylemde, makalede ve bir siyasetçi ile yapılan röportajda   kullanılan ifadelere ve bildirme veya yayınlanma şekline dikkat çekmektedir. Bu   bağlamda, mevcut davanın bulunduğu koşulları ve özellikle terörle mücadeleye bağlı   zorlukları gözönünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, §60 ve 9 Haziran 1998   tarihli Incal-Türkiye kararı, 1998-IV, s.1568, § 58).   Söylemler, şiir, sözkonusu makale ve röportaj, siyasi nitelikli sözler içermektedir.   Başvuran, Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde meydana gelen olayların temelini kürt   halkına dayandırarak kendine göre Türkiye’nin sosyo-ekonomik ve Türk ve kürt   işçilerin durumlarını ortaya koymuştur.   AİHM, DGM’nin 7 Mart 1994 tarihinde okunan şiirin ve söylemlerin, 29 Nisan 1993   tarihli söylem ve 3 Şubat 1994 tarihinde yayınlanan makale ve röportajın Türk   Devleti’nin toprak bütünlüğü hedef alan ifadeler bulunduğu kanısında olduğunu   belirtmiştir.   AİHM, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı gösterecek kendi   içinde yeterli olmayan yerel mahkemelerin aldığı kararlarda bulunan gerekçeleri   incelemiştir. (Bkz. Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, §58, 1999-   IV). AİHM, konuşmaların, şiirin ve röportajın hassas niteliği olan bazı bölümleri içerse   de ne şiddet kullanmaya, ne silahlı mücadeleye, ne de ayaklanmaya teşvik etmiştir   ve AİHM'nin gözünde, gözönünde bulundurulması gereken başlıca unsur   konuşmanın kin güden bir konuşma olmadığıdır (Bkz. a contrario, Sürek -Türkiye   (no:1), no: 26682/95, §62, 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no:24919/94, §50, 8 Temmuz   1999).   AİHM, yapılan müdahalenin orantılılığını belirlemek sözkonusu olduğunda, verilen   cezaların niteliği ve ağırlığının da gözönünde bulundurulması gereken unsurlar   olduğunu saptamıştır.   Davada başvuranın mahkumiyetinin amaçlanan hedeflerle orantılı olmadığı ortaya   çıkmaktadır ve bu nedenle "demokratik bir toplumda gerekli" değildir. Dolayısıyla   AİHS'nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 6 § 1 MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden DGM’nin bünyesinde askeri bir   hakimin bulunması nedeniyle adil yargılanmalarını güvence altına alacak “bağımsız   ve tarafsız bir mahkeme” olmadığını iddia etmiştir.   Mahkeme daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetlerin dile getirildiğini   ve bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği yönünde sonuçlandırıldığını   ortaya koymaktadır. (Bkz. söz edilen Özel kararı, §§ 33-34, ve Özdemir kararı, §§ 35-   36).   AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak bir   tespitte bulunmadığını ve hiçbir delili sunmadığını incelemiştir. Başvuranın “ulusal   güvenliğe” yönelik işlenen suçlardan yargılanmasının anlaşılabilir olduğu, bunun yanı   sıra başvuranın aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin TCK’ya dayalı olarak yapmış olduğu yargılama hususunda endişe   duymasının yerinde olduğu kanısındadır. Üstelik Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında başvuran hakkında sebepsiz bir   yargı kararı aldığı sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle başvuran bu yargı makamının   tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir.   (Bkz. Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998, 1998-IV s. 1573, § 72 ).   AİHM, DGM’nin başvuranı yargılayıp, mahkumiyet kararı verdiğinde, AİHS’nin 6 § 1   maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmıştır.   Bu hüküm uyarınca bir ihlal sözkonusudur.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Zarar   Başvuran, hapsedilmesine ve para cezasına bağlı mesleki gelir kaybından dolayı   135.775 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmiştir.   Ayrıca, başvuran, 50.000 Euro tutarındaki manevi zararın tazmin edilmesini talep   etmiştir.   AİHM, iddia edilen gelir kaybı konusunda sunulan delillerin, başvuranın AİHS'nin 10.   maddesinin ihlalinden doğan kazanç kaybının miktarını kesin olarak belirlemediği   kanısındadır (Bkz. aynı yönde alınan Karakoç ve diğerleri kararı, no:27692/95,   28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). AİHM, buradan yola çıkarak bu talebi   reddetmiştir.   AİHM, verilen para cezası konusunda, başvuranın bu tutarları ödediğine dair hiçbir   belge sunmadığını ortaya koymuştur. Dolaysıyla, AİHM sözkonusu talebi reddetmiştir.   AİHM, manevi zarara ilişkin olarak, başvuranın aleyhinde açılan üç ceza davası   gözönüne alındığında dava koşullarından dolayı şaşkınlık içinde olabileceğinin   söylenebileceğine kanaat getirmiştir. AİHM, AİHS'nin 41. maddesi uyarınca   hakkaniyete uygun olarak bu bağlamda başvurana 8.000 Euro verilmesine karar   vermiştir (Bkz, 7 Şubat 2002 tarihli E.K.-Türkiye kararına, no: 28496/95, §106).   AİHM, başvuran hakkındaki mahkumiyet kararının 6 § 1 maddesi bağlamında tarafsız   ve bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında prensip   olarak en uygun tazminin, başvuranı zamanında tarafsız ve bağımsız bir mahkeme   tarafından yeniden yargılamak olacağı kanaatindedir (Gençel-Türkiye, no: 53431/99,   §27, 23 Ekim 2003).   B. Masraf ve harcamalar   Ayrıca, başvuran, ulusal merciler ve AİHM'de yapılan masraf ve harcamalar için   31.610 Euro talep etmiştir.   AİHM, elinde bulunan unsurları ve konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulundurarak   yapılan bütün masraflar için 2.500 Euro tutarının makul olduğuna kanaat getirmiştir.   C. Gecikme faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı %3 'lük bir   faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE;   1. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   2. İstanbul DGM'nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle   AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) Bu kararın, AİHS'nin 44 § 2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç   ay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'sına çevrilmek üzere   Savunmacı Hükümet'in başvurana:   i.   manevi tazminat için 8.000 Euro (sekiz bin)   ii.   masraf ve harcamalar için 2.500 Euro (iki bin beş yüz) ödenmesine;   iii.   yukarıda anılan miktarların yansıtılabilecek her türlü verginin ilave   edilmesine;   b) belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçecek süre için,   yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli   marjinal kredi faiz oranına uyguladığı yüzde üçlük gecikme oranının   uygulanmasına;   karar vermiştir.   4. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 10 Kasım 2004 tarihinde, İçtüzüğün 77.   maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło