45626/99
WyrokETPCz2006-06-20ECLI:CE:ECHR:2006:0620JUD004562699
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy śledztwo w sprawie zabójstwa ojca skarżącej było wystarczające i skuteczne, spełniając proceduralne wymogi art. 2 Konwencji o ochronie praw człowieka i podstawowych wolności?Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że art. 2 Konwencji nakłada na państwa obowiązek przeprowadzenia skutecznego śledztwa w przypadku śmierci osoby, którego celem jest identyfikacja i ukaranie odpowiedzialnych. Skuteczność śledztwa ocenia się nie po jego wyniku (np. skazaniu), lecz po podjętych działaniach, takich jak szybkość, staranność w zbieraniu dowodów i zapewnienie publicznej kontroli. W niniejszej sprawie Trybunał uznał, że władze tureckie działały niezwłocznie po zdarzeniu, przeprowadziły szereg czynności śledczych, w tym oględziny miejsca zdarzenia, autopsję, przesłuchania, ekspertyzy balistyczne i dwukrotnie postawiły zarzuty podejrzanym. Mimo początkowych błędów w ekspertyzie balistycznej i uniewinnienia podejrzanych z powodu braku dowodów, śledztwo było kontynuowane i nie można zarzucić władzom pasywności. Trybunał podkreślił, że Konwencja nie gwarantuje skazania i nie daje prawa do osobistej zemsty, a państwo nie jest zobowiązane do zakończenia każdego śledztwa wyrokiem skazującym.Stan faktyczny
Havva Dudu Esen, obywatelka Turcji, złożyła skargę po tym, jak jej ojciec, Tahir Esen, został zamordowany w nocy z 9 na 10 października 1994 roku. Władze krajowe, w tym żandarmeria i prokurator, przeprowadziły wstępne śledztwo, w tym oględziny miejsca zdarzenia, autopsję i przesłuchania świadków. Dwóch podejrzanych, A.O.G. i A.T., było ściganych w różnym czasie, ale obaj zostali uniewinnieni z powodu braku wystarczających dowodów. Śledztwo było kontynuowane przez kilka lat, ale ostatecznie nie doprowadziło do zidentyfikowania sprawców.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną; 2. Stwierdza, że nie doszło do naruszenia art. 2 Konwencji.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
Havva Dudu ESEN - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 45626/99)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Haziran 2006
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek
olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (45626/99) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaꢀı Havva Dudu Esen’in (baꢀvuran) 26 Mayıs 1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Komisyonu’na Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) eski 25. maddesi uyarınca
yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Bolu
Barosu avukatlarından A. Dinçsoy tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Baꢀvuran 1954 doğumlu Havva Dudu Esen Türkiye Cumhuriyeti vatandaꢀı olup Bolu’da
ikamet etmektedir.
Baꢀvuranın babası Tahir Esen 9 Ekim 1994’ü’ 10’a bağlayan gece Nadas (Kıbrısçık/Bolu)
köyü yakınlarında evinin birkaç yüz metre ötesinde su kanalı kazdığı yerde öldürülmüꢀtür.
Olay yerine gelen jandarma ekipleri ilk incelemeleri yapmıꢀtır.
Kıbrısçık Cumhuriyet Savcısı saat 7’de olay mahalline gelerek olay yeri tespit tutanağı, olay
yeri krokisi hazırlatmıꢀtır. Maktule yapılan ölü muayene ve otopsi tutanağında 3 mm.’lik
çapında «yaklaꢀık 127adet» saçmanın vücudun üst kısmına isabet etmesi sonucu ölümün saat
altı yedi sularında meydana geldiği, ateꢀ mesafesinin yaklaꢀık on metre olduğu belirtilmiꢀtir.
Cumhuriyet Savcısı aynı gün maktulün eꢀi Fadime Esen’i davacı taraf olarak dinlemiꢀ, adı
geçen kocasının diğer köylülerle su sorunu nedeniyle davalık olduğunu beyan etmiꢀtir.
Jandarmalar ve Cumhuriyet Savcısı 10, 11 ve 13 Ekim 1994 tarihlerinde köy sakinlerinden
yirmi altı kiꢀinin ifadelerini almıꢀtır. Hiç kimse olaydan haberdar olmadığını belirtmiꢀ, görgü
tanıklarının büyük çoğunluğu ise Esen ailesinin iddialarından farklı iddialarda bulunmuꢀtur.
Cumhuriyet Savcısı’nın 5 Aralık 1994 tarihli talebini müteakip 6 Aralık 1994’te Kıbrısçık
Ceza Mahkemesi aralarında maktulün komꢀuları A.O.G. ve A.T.’nin de yer aldığı sekiz kiꢀi
hakkında arama emri çıkartmıꢀtır.
Ratione loci bakımından yetkisiz bulunan Cumhuriyet Savcısı 4 Mayıs 1995 tarihinde
hazırladığı fezleke ile Bolu Cumhuriyet Savcısı’ndan A.O.G.’nin Bolu Ağır ceza mahkemesi
önünde kasten adam öldürme ile itham edilmesi talebinde bulunmuꢀ ve dava dosyasına delil
unsurlarını eklemiꢀtir.
Aynı gün, A.T., N.E. ve T.B. hakkında takipsizlik kararı alınmıꢀtır. Mayıs 1995 tarihli bir iddianame ile A.O.G. kasten adam öldürme suçu ile itham
edilmiꢀtir.
Ağır ceza mahkemesi 6 Temmuz 1995 tarihinde bu kiꢀiyi delil yetersizliğinden serbest
bırakmıꢀtır.
Kıbrısçık Cumhuriyet Savcısı 1997 yılında ona yakın kiꢀiyi dinlemiꢀtir.
Cumhuriyet Savcısı 12 Nisan 1997 tarihinde bilirkiꢀi heyeti ile birlikte olay yerinde
incelemede bulunmuꢀtur.
Cumhuriyet Savcısı yine aynı gün A.T.’nin ve Ocak 1996 yılında tüfeği kendisine satan
M.G.’nin sanık sıfatıyla ifadesine baꢀvurmuꢀtur.
Kıbrısçık Ceza mahkemesi Cumhuriyet Savcısı olayların meydana geldiği dönemde on iki
mm. kalibrelik çift namlulu tüfeği elinde bulundurması ꢀüphesi ve iki defa tutulu
bulundurulması nedeniyle A.T.’nin cinayet iꢀleme ve/veya cinayete karıꢀma suçundan
tutukluluğunu istemiꢀtir.
Sanık baꢀvuranın babasının ölüm olayına karıꢀtığını reddederek, olayların meydana geldiği
dönemde jandarmaların tüfeğine el koyduklarını ve suçsuz olduğunun anlaꢀılması üzerine
tüfeğinin kendisine geri verildiğini ileri sürmüꢀtür.
Cumhuriyet Savcısı 13 Ekim 1997 tarihinde aralarında sözkonusu tüfeğin de yer aldığı üç ayrı
tüfeğin balistik incelemesini yaptırmıꢀ, 14 Nisan 1997’de izinsiz silah bulunduran M.G.’nin
yeniden ifadesine baꢀvurulmuꢀ, 1 ve 8 Mayıs 1997 tarihlerinde yedi kiꢀinin dinlenilmesine ve
diğer dört tüfeğin balistik incelemesinin yapılmasına karar vermiꢀtir. Haziran 1997 tarihli fezleke ile Cumhuriyet Savcısı soruꢀturma dosyasını Bolu Cumhuriyet
Savcısı’na iletmiꢀ ve A.T.’nin kasten adam öldürme suçuyla itham edilmesini istemiꢀtir.
Bolu Cumhuriyet Savcısı 18 Haziran 1997 tarihli iddianame ile Bolu Ağır ceza mahkemesi
önünde A.T.’nin kasten adam öldürme suçundan mahkumiyetini talep etmiꢀ, baꢀvuran
müdahil olarak bu sürece dahil olmuꢀtur.
Ağır ceza mahkemesi 11 Eylül 1997 tarihli bir kararla delil yetersizliğinden A.T.’nin serbest
bırakılmasını kararlaꢀtırmıꢀtır.
Yargıtay 11 ꢁubat 1998 tarihinde baꢀvuran tarafından temyize götürülen kararı onamıꢀtır.
Cumhuriyet Savcısı 10 Ağustos 1999 tarihinde baꢀvurana göndermiꢀ olduğu bir yazı ile
cinayet faillerinin bulunamadığını ve araꢀtırmaların ceza sürecinin zaman aꢀımına uğramadan
devam edeceğini kaydetmiꢀtir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran babasının öldürülmesiyle ilgili soruꢀturmanın yetersiz olduğundan ꢀikayetçi
olmakta ve AĐHS’nin 2. maddesine atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
AĐHM, AĐHS’nin 35 § 3. maddesine dayalı olarak baꢀvurunun temelden yoksun olmadığı
tespitinde bulunmaktadır. Baꢀvurunun kabuledilemezliğine dair hiçbir gerekçe yer
almamaktadır. O halde baꢀvuru kabuledilmelidir.
B. Esas hakkında
Hükümet’e göre cinayet soruꢀturması yürütülmesinde AĐHM’nin bu yöndeki yerleꢀik
içtihadına göre sonuçtan ziyade araçlar önemlidir. Bu baꢀvuruda, yetkililer soruꢀturma
sırasında gerekli tüm önlemleri almasını bilmiꢀ; maddi delilleri ve görgü tanıklarını bir araya
getirmiꢀ, otopsi düzenlenmiꢀ ve nihayetinde adalet karꢀısına çıkarılmıꢀtır. Soruꢀturmanın ilk
bölümünün tamamlanmadığı farz edilse bile, Hükümet daha sonra bu durumun telafi
edildiğini belirtmektedir.
Baꢀvuran ꢀikayetlerini yinelemektedir. Baꢀvuran özellikle A.T. aleyhindeki ceza süreci
sırasında ikinci Cumhuriyet Savcısı’nın görüꢀlerine dayalı olarak mevcut soruꢀturmada
yetkililerin sorumlunun kimliğinin ifꢀa edilmesi ve cezalandırılması konusunda ciddi
eksiklikleri bulunduğunu öne sürmektedir.
1. Genel ilkeler
AĐHS’nin 2. maddesi bir kiꢀi hayatını kaybettiğinde resmi bir soruꢀturmanın baꢀlatılmasını
zorunlu kılar. Böyle bir soruꢀturmanın asıl amacı bu hakkın güvence altına alındığı yasaların
etkili bir ꢀekilde uygulanmasını sağlamaktır. Bu amaçların gerçekleꢀtirilmesine olanak
tanıyan hangi tür soruꢀturma yöntemi olursa olsun, mağdurun yakınları bulunmasa da
yetkililer dikkatlerine sunulan bir durumu resen incelemek durumundadır (Bkz. Paul ve
Audrey Edwards-Birleꢀik Krallık).
Ölüm olayı ile ilgili yürütülen bir soruꢀturmanın etkili sayılabilmesi için sorumluların
kimliklerinin tespit edilmesine ve cezalandırılmasına imkân vermelidir (Bkz. Oğur-Türkiye
kararı, no: 21594/93). Bu noktada izlenen bu yöntemlerin sonucu değil, bunlara nasıl
ulaꢀıldığı önemlidir; yetkililer olaya iliꢀkin elde edilen delillere makul eriꢀimin sağlanması
için gerekli önlemleri almak durumundadır (Bkz. örneğin Salman-Türkiye kararı no:
21986/93, Tanrıkulu-Türkiye kararı, no: 23763/94 ve Gül-Türkiye kararı no: 22676/93, 14
Aralık 2000).
Maktulün ölüm nedeni hakkında ve sorumluların kimliklerinin tespitinde oluꢀabilecek her
türlü etkisizlik soruꢀturma kapsamına zarar verebilir (Bkz. Hugh Jordan-Birleꢀik Krallık no:
24746/94). Đvedilik ve makul düzeyde ihtimam da bu bağlamda önemlidir (Bkz. örneğin,
Mahmut Kaya-Türkiye kararı: 22535/93).
Kamuoyunun denetimi de mağdur yakınlarının yasal menfaatlerinin korunması için gerekli
önlemlerin alınması, yetkililerin dikkatine gelmesi açısından önemli bir unsurdur (Bkz.
örneğin, McKerr-Birleꢀik Krallık no: 28883/95).
Soruꢀturma ulusal mahkemeler önünde bir dizi takibatı baꢀlattığında, sürecin bütününde buna
yargı aꢀaması da dahil, yasa ile öngörülen yaꢀam hakkının korunmasındaki pozitif
yükümlülük hükümlerini karꢀılamalıdır (Bkz. Öneryıldız-Türkiye kararı, no: 48939/99).
Bununla birlikte,
Buna karꢀın, ulusal hukuk mercileri yaꢀam hakkına kastedildiğinde bunun hiçbir surette
cezasız kalmasına izin vermemelidir (Bkz. mutatis mutandis, Hugh Jordan kararı).
2. Mevcut duruma uygulanması
AĐHM, olayın meydana geldiği gün hemen yetkililerin harekete geçtiklerini hatırlatır:
jandarmalar ve Cumhuriyet Savcısı olay yerinde ilk tespitlerde bulunmuꢀlar, kanıtlar elde
edilen fiꢀek kovanlarına dayandırılmıꢀ, köy halkının ifadelerine baꢀvurulmuꢀ, olay yeri
krokisi ve fotoğrafları çekilmiꢀ–tüm köy halkının kullandıkları tüfeklerin birbirine benzer
olması nedeniyle-tüfeklere el konulmuꢀ, tamamlayıcı otopsi ve ölüm tutanağı
gerçekleꢀtirilmiꢀtir.
Tüfeklerin ön incelenmesinin ardından, A.O.G.’nin tüfeğinden çıkan barut kokusu nedeniyle
fiꢀekler karꢀılaꢀtırılmıꢀtır.
Takip eden günlerde Adli tıp kurumu’ndan maktulün vücudundan çıkan saçmaların, olay
yerinde bulunan fiꢀek kovanlarının ve A.O.G.’nin tüfeğinin balistik incelemesinin yapılması
istenmiꢀtir.
Yetkililer ölüm olayı karꢀısında gerekli tüm önlemleri alarak ivedilikle hareket etmiꢀ ve
soruꢀturma baꢀında hemen öngörülü davranmıꢀtır (Bkz. Hugh Jordan kararı ve Paul ve
Audrey Edwards kararı). Balistik incelemesinin ardından gerekli aramalar yapılmıꢀ, sonunda
pek çok kiꢀi sorgulanmıꢀ, A.O.G. kasten adam öldürme suçuyla adalet karꢀısına çıkarılmıꢀ,
adı geçen delil yetersizliğinden serbest bırakılmıꢀtır.
Soruꢀturmanın bu bölümü yetkililerin gerekli imtinanın gösterilmesi ve katil zanlısının tespit
edilmesi gibi soruꢀturma kapsamında almak durumunda oldukları önlemleri bütünüyle
karꢀılamaktadır (Bkz. Salman-Türkiye, Mahmut Kaya ve Oğur kararları).
AĐHM, A.O.G.’nin salıverilmesi konusuna yeniden dönecektir.
Kıbrısçık Cumhuriyet Savcısı 1997 yılında davayı yeniden ele almıꢀ, onlarca kiꢀiyi dinlemiꢀ,
dava dosyasında yer alan unsurları yeniden incelemiꢀ ve olay mahallinde bulunan fiꢀek
kovanlarının değerlendirilmesinde yanlıꢀlık yapıldığı sonucuna varmıꢀtır. Bunun üzerine on
iki mm. kalibrelik av tüfeği olan köylülere çağrı yapılmıꢀ, üç evde arama yapılmıꢀ ve elde
edilen iki tüfek ve bunlara ait mühimmat karꢀılaꢀtırılmıꢀtır.
AĐHM, soruꢀturmanın ardından takdire ꢀayan bir dizi çalıꢀma sonucunda yeni sanık A.N.’nin
kimliğinin tespit edildiğini ifade etmektedir. Ceza mahkemesi sanığın tutuklu yargılanması
için yeterli delil olmadığına itibar etmiꢀ, Cumhuriyet Savcısı soruꢀturmayı sürdürerek
mukayeseli atıꢀların yapılmasını, diğer görgü tanıklarının ifadelerine baꢀvurulmasını, baꢀka
tüfeklerin incelenmesini ve cinayet mahallinin gece aydınlatılarak incelenmesini talep
etmiꢀtir.
O halde, baꢀvuranın babasının öldürülmesini çevreleyen olaylar karꢀısında yetkili mercilerin
pasif bir tutum sergiledikleri söylenemez.
Geriye Cumhuriyet Savcısı’na ve baꢀvurana göre ilk balistik incelemesinde yapılan «ciddi
hatanın» bu cinayetin sorumlusunun ifꢀa edilmesine zarar verdiği hususunu incelemek
kalıyor.
AĐHM, 29 Kasım 1994 tarihli sözkonusu balistik incelemesinde Savcı’nın düꢀündüğünün
aksine fiꢀeğin tam olarak kalibresini bulmak amacının değil, on altı mm. kalibrelik fiꢀekle
kullanılmasının mümkün olabileceğinin öngörüldüğünü gözlemlemektedir. Zaten bu unsur bu
tüfeği bulunduran A.O.G.’nin adalet karꢀısına çıkarılıncaya dek öncelikli olarak yetkilileri on
altı mm. kalibrelik bir silahın bulunması için soruꢀturma baꢀlatılmasına götürmüꢀtür. Olay
günü aynı gün köydeki bütün tüfeklere el konulduğunu bunlar arasında A.T.’nin de tüfeğinin
yer aldığını ve daha sonra geri verildiğini tespit etmek gerekir. Zira önceki değerlendirmeden,
barut kokusundan dolayı çıplak gözle fiꢀek kovanlarına bakıldığı, bilhassa A.O.G.’nin tüfeği
olmak üzere diğer bütün tüfeklere el konulduğu sonucuna varılmalıdır. A.T.’nin tüfeği
diğerleri gibi hemen verilmemiꢀtir.
Sonuç olarak, ateꢀ edilmesinin ardından yirmi dört saat içinde incelenmesi gereken tüfek 29
Kasım 1994 tarihli balistik raporunda belirtildiği gibi yalnızca bu tüfeğin kullanılıp
kullanılmadığını saptamak içindir. Fakat, bu tüfeklerdeki yuvalar karakteristik izler
taꢀımadığından, cinayet yerinde bulunan kovanlar ve maktulün vücudundan çıkarılan
saçmaların birbirini tutup tutmadığını hiçbir balistik incelemesi ortaya koyamaz. Ağır ceza
mahkemesi ayrıca 11 Eylül 1997 tarihli karara atıfta bulunmaktadır.
AĐHM, bu hususun sorumlunun tespit edilmesinde hiçbir etkisinin olmadığı sonucuna
varmaktadır.
Đlki 1995, ikincisi 1997 yılında olmak üzere iki sanığın serbest bırakılması ile ilgili olarak
AĐHM, Sözleꢀme’nin baꢀvurana üçüncül kiꢀiler hakkında takibat baꢀlatma, mahkumiyet
talebinde bulunma ya da «kiꢀisel intikam» hakkını vermediğini ve Devlet’e her soruꢀturmayı
mahkumiyet ile sonuçlandırması zorunluluğunu getirmediğini hatırlatmaktadır (Bkz.
Öneryıldız kararı).
Yukarıda yapılan saptamalardan ve bu yönde alınan çeꢀitli önlemlerin değerlendirilmesinden
AĐHM, baꢀvuranın babasının ölü bulunması çerçevesinde yürütülen soruꢀturmanın AĐHS’nin
2. maddesinde yer alan zorunlulukları karꢀıladığı sonucuna varmaktadır. Bu nedenle mevcut
baꢀvuruda bu hükmün hiçbir ihlali bulunmamaktadır.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 2. maddesi’nin ihlal edilmediğine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine
uygun olarak 20 Haziran 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło