45652/04
WyrokETPCz2010-02-23ECLI:CE:ECHR:2010:0223JUD004565204
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego o oszustwo, trwającego ponad sześć lat i osiem miesięcy, naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że okres postępowania karnego, trwający od 26 sierpnia 1997 r. do 5 maja 2004 r. (ponad sześć lat i osiem miesięcy na dwóch instancjach), był nadmierny i nie spełniał wymogu „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał przypomniał swoje ugruntowane orzecznictwo dotyczące kryteriów oceny rozsądnego terminu (złożoność sprawy, zachowanie skarżącego i władz krajowych) i stwierdził, że Rząd nie przedstawił żadnych argumentów ani ustaleń, które uzasadniałyby tak długi czas trwania postępowania.Stan faktyczny
Skarżący, Emil Yıldız, został oskarżony o oszustwo w 1997 roku. Postępowanie karne toczyło się przed tureckimi sądami, w tym przed Sądem Karnym Pierwszej Instancji w Konya i Sądem Kasacyjnym (Yargıtay). W 2001 roku został skazany na karę pozbawienia wolności. Sąd Kasacyjny uchylił wyrok w 2002 roku z powodu braków proceduralnych, ale ostatecznie potwierdził go w 2004 roku. Skarżący bezskutecznie wnosił o przeprowadzenie ekspertyzy oraz o wznowienie postępowania.Rozstrzygnięcie
Skarga w zakresie długości postępowania została uznana za dopuszczalną, pozostałe skargi za niedopuszczalne. Stwierdzono naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Zasądzono 3500 euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Odrzucono pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
EMİL YILDIZ -TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:45652/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Şubat 2010
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
düzeltmelere tabi olabilir.
__________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (45652/04) no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaşı
Emil Yıldız’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 27 Ekim 2004 tarihinde İnsan
Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1960 doğumludur ve Antalya’da ikamet etmektedir. Temmuz 1997 tarihinde sunulan bir şikayetin ardından, 26 Ağustos 1997 tarihli iddianame
ile Konya Cumhuriyet Savcılığı, başvuranın dolandırıcılık suçundan mahkumiyetini talep
etmiştir. Aralık 1997 tarihli duruşmanın bitiminde, Konya Asliye Ceza Mahkemesi, davacıyı
dinlemiştir. Davacı, dükkanında bulunan başvurana tekstil sattığını beyan etmiştir. Başvuranın
satın aldığı tekstil mallarını aracına yüklemesinin ardından, başvuran üzerinde para
olmadığını ve bankamatiğe gitmesi gerektiğini ifade etmiştir. Davacı da başvuranla birlikte
araca binmiştir. Davacı başvuranın arabasını düzgün sürmediğini fark etmiş ve başvuranın
geri dönmesini istemiştir. Benzin istasyonunda araç durana kadar davacı başvuranla kavga
etmiştir. Benzin istasyonunda davacı, kontak anahtarını ele geçirmiş ve sattığı malları
boşaltmaya başlamıştır. Yedek anahtarı bulunan başvuran aracı çalıştırmış ve kaçmıştır.
Davacı boşuna aracı durdurmaya çalışmıştır. Şubat 1998 tarihinde, mahkeme başvuranın beyanlarını incelemiştir; başvuran hakkındaki
tüm suçlamaları reddetmiştir. Mahkeme taraflarca sunulan faturaları ve sevk irsaliyelerini
incelemiş ve bu hususta tarafların beyanlarını dinlemiştir. Başvuran, ilk faturada belirtilen
giyim eşyasını satın aldığını ve belirtilen miktarı ödediğini ifade etmiştir. Buna karşın
başvuran, ikinci faturada belirtilen giyim eşyasını aldığı hususunu reddetmiş ve ikinci sevk
irsaliyesinde imzasının bulunmadığını belirtmiştir. Başvuran, giyim eşyasının parasını
ödemediğini kabul ettiği polise vermiş olduğu ifadesini reddetmiştir. Davacı ise iki farklı
fatura bulunduğunu çünkü başvuranın ilk alışı gerçekleştirip giyim eşyasını dükkanda
bıraktığını ardından ikinci alışı gerçekleştirmek üzere geri geldiğini belirtmiştir.
Başvuranın adli kaydının incelenmesinin ardından, mahkeme, ilgilinin cezasının ertelendiği
dönem hususunda mahkemenin bilgilendirilmesine karar vermiştir. Haziran ve 18 Kasım 1998 tarihli duruşmalar sırasında, mahkeme, mağdurun ifadelerini
doğrulayan beş tanığı dinlemiştir. Haziran 1999 tarihinde, başvuran savunma layihasını ve fatura ve irsaliyelerin bilirkişi
tarafından incelenmesi talebini sunmasının ardından duruşmayı reddetmiştir; başvurana göre,
sözkonusu belgelerin ödemenin yapılıp yapılmadığını ve malların verilip verilmediğini ortaya
koyma imkanın sağlayıp sağlamadığının ve başvuranın borçlu olup olmadığının doğrulanması
gerekmekteydi. Dosyanın içeriği göz önüne alındığında sözkonusu talep mahkeme tarafından
reddedilmiştir.
Cumhuriyet Savcısı esasa ilişkin görüşlerini sunmuş ve savunmasını sunması için başvurana
süre tanınması yönünde görüş bildirmiştir. Haziran 1999 tarihinde, başvuran, 8 Haziran 1999 tarihli yazılı savunmasını sözlü olarak
tekrarlamış, ekleyecek başka bir şeyinin olmadığını ifade etmiştir. Eylül 1999 ve 2 Şubat 2001 tarihinde gerçekleştirilen beş duruşma, başvuranın adli sicil
kaydında belirtilen mahkumiyetlerine ve cezasının ertelendiği döneme ilişkin bilgilerin
toplanmasına ayrılmıştır. Şubat 2001 tarihli duruşmanın biriminde, mahkeme atılı olaylardan başvuranı suçlu bulmuş
ve başvuranın iki yıl iki ay on iki gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Eylül 2002 tarihinde, Yargıtay, dosyada, davacıya kararın tebliğ edildiğine ilişkin
unsurların bulunmadığını belirtmiş ve davayı mahkemeye iade etmiştir.
Davacı ev adresinde bulunmadığından ve yeni ev adresinin tespitine ilişkin araştırmalar sonuç
vermediğinden mahkeme, 4 Mart 2003 tarihinde, ilan yoluyla tebliğde bulunmuştur. Mayıs 2004 tarihinde, Yargıtay, 2 Şubat 2001 tarihli kararı onamıştır. Ağustos 2004 tarihinde, başvuranın avukatı karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Sözkonusu talep için başvuranın avukatı, ilk satışın gerçekleştiğini ancak ikinci satışın
yapılmadığını doğrulayan tanıklardan birinin yazılı beyanını belge olarak sunmuştur. Eylül 2004 tarihinde, mahkeme, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile ortaya konan
koşullar bir araya gelmediği gerekçesi ile sözkonusu talebi reddetmiştir. Haziran 2005 tarihinde Yeni Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından,
mahkeme başvuranın mahkumiyetinin Yeni Türk Ceza Kanunu’na uyarlanmasını incelemiş
ve başvuranın mahkumiyetini iki yıl hapis cezası ve 1.000 TL para cezası olarak
düzenlemiştir.
HUKUK
AİHS’nin hiçbir maddesine atıfta bulunmaksızın, başvuran, makul olmadığı
değerlendirmesinde bulunduğu ulusal mahkemeler önündeki yargılamanın toplam süresinden
şikayetçi olmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM, sözkonusu şikayetin AİHS’nin 6/1 maddesi açısından değerlendirilmesinin uygun
olacağı kanaatindedir.
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM, dikkate alınacak dönemin 26 Ağustos 1997 tarihinde başladığını ve Yargıtay kararı ile Mayıs 2004 tarihinde sona erdiğini belirtmektedir. Dolayısıyla, sözkonusu dönem iki
dereceli yargıda altı yıl sekiz aydan fazla sürmüştür.
AİHM, dava süresinin makul olup olmadığının, davanın koşullarına göre ve başta davanın
karmaşıklığı olmak üzere AİHM içtihadı tarafından benimsenen kriterler ile başvuran ve
yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri
arasından, Pélissier ve Sassi-Fransa, başvuru no: 25444/94). AİHM, mevcut davadakine
benzer sorunları ortaya koyan çok sayıda davada, AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği
sonucuna ulaştığını da hatırlatmaktadır.
Takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından AİHM, Hükümet’in mevcut davada farklı
bir sonuca ulaşma imkanı sağlayan hiçbir tespit ve argüman sunmadığına kanaat
getirmektedir. Bu itibarla AİHM, mevcut davada, yargılama süresinin uzun olduğu ve “makul
süre” gerekliliğini karşılamadığı değerlendirmesinde bulunmaktadır.
Dolayısıyla AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
Başvuran, mahkemenin bilirkişi incelemesi yapılmasını reddetmesinden de şikayetçi
olmaktadır.
AİHM, sözkonusu şikayeti başvuranın sunduğu şekli ile incelemiştir. Sahip olduğu unsurların
tamamını dikkate alan AİHM, AİHS ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlaline
ilişkin hiçbir bulgu tespit edememiştir; sözkonusu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve
AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. Paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir (bkz,
Garcia Ruiz-İspanya, başvuru no: 30544/96, Mantovanelli-Fransa, 18 Mart 1997, La
Providence-Fransa, başvuru no: 78070/01, 22 Eylül 2005 ve Birznieks-Letonya, başvuru no:
56930/00, 23 Ekim 2001). Aralık 2008 ve 4 Mayıs 2009 tarihli davanın kabuledilebilirliğine ve esasına ilişkin
görüşlerinde, başvuran, AİHS’nin 6. maddesine atıfta bulunarak ilk yargılamanın
hakkaniyetine ilişkin diğer şikayetlerini de sunmaktadır.
Sözkonusu şikayetlerin ilk kez 18 Aralık 2008 ve 4 Mayıs 2009 tarihlerinde yani nihai iç
hukuk kararını teşkil eden 5 Mayıs 2004 tarihli Yargıtay kararından altı ay sonra sunulmaları
nedeniyle AİHM’ye, sözkonusu şikayetlerin esas bakımından incelenmesi çağrısı
yapılmamıştır.
Başvurunun sözkonusu kısmının gecikmeli olarak yapıldığı ve AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve
4. Paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Son olarak başvuran, yargılamanın yenilenmesi talebinin yetkililer tarafından
reddedilmesinden şikayetçi olmakta ve masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edildiğini iddia
etmektedir.
AİHM, sözkonusu şikayetin AİHS’nin 35/3 maddesinin hükümleri uyarınca AİHS hükümleri
ile ratione materiae bakımından bağdaşmadığı ve AİHS’nin 35/4 hükümleri uyarınca
reddedilmesi gerektiği kanaatindedir (Fischer-Avusturya, başvuru no: 27569/02).
AİHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususu ile olarak başvuran 120.000 Euro manevi
tazminat talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi
kolaylıklarına uygulanan orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenen gecikme faizi ile
birlikte 3.500 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun yargılamanın uzunluğu kapsamında yapılan şikayete ilişkinin kısmının
kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere her türlü vergiden
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana 3.500 Euro (üç bin beş yüz Euro)
manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 23 Şubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
5
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło