45902/99

WyrokETPCz2008-05-20ECLI:CE:ECHR:2008:0520JUD004590299

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy użycie siły śmiertelnej przez policję podczas operacji antyterrorystycznej, w której zginął syn skarżącego, naruszyło materialny aspekt prawa do życia z art. 2 Konwencji, oraz czy śledztwo w sprawie tej śmierci było skuteczne, zgodnie z proceduralnym aspektem art. 2 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że użycie siły śmiertelnej przez policję nie naruszyło art. 2 Konwencji w aspekcie materialnym, ponieważ funkcjonariusze zostali zaatakowani ogniem z broni palnej i musieli reagować w sytuacji bezpośredniego zagrożenia w miejscu publicznym. Trybunał podkreślił, że nie może zastępować oceny funkcjonariuszy, którzy musieli działać w gorączce chwili. Jednakże, Trybunał stwierdził naruszenie art. 2 w aspekcie proceduralnym, ponieważ śledztwo krajowe było nieskuteczne z powodu znacznych opóźnień (od 4 do 14 miesięcy) w przesłuchiwaniu policjantów odpowiedzialnych za śmierć, co podważyło zaufanie publiczne do praworządności i uniemożliwiło skuteczne ustalenie okoliczności zdarzenia.
Stan faktyczny
13 sierpnia 1993 roku, po anonimowym telefonie o uzbrojonych osobach w kawiarni w centrum handlowym w Stambule, policja przeprowadziła operację. Według policji, funkcjonariusze zostali ostrzelani i odpowiedzieli ogniem, zabijając pięć osób, w tym 18-letniego Hakanę Kasę, syna skarżącego. Policja oddała 332 strzały, a z broni znalezionej przy ofiarach oddano 35 strzałów. Rodziny ofiar zarzuciły arbitralne zabójstwo i niszczenie dowodów. W toku krajowego postępowania karnego, sąd pierwszej instancji początkowo skazał pięciu policjantów za umyślne zabójstwo, ale wyrok ten został uchylony przez Sąd Kasacyjny, który uznał, że policjanci działali w samoobronie i w stanie wyższej konieczności. Ostatecznie policjanci zostali uniewinnieni.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził brak naruszenia art. 2 Konwencji w odniesieniu do zabójstwa syna skarżącego przez funkcjonariuszy policji. 3. Stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji w odniesieniu do braku skutecznego śledztwa w sprawie śmierci. 4. Uznał, że nie ma potrzeby zasądzania słusznego zadośćuczynienia na rzecz skarżącego.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   OF EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   KASA – TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no. 45902/99)   KARAR   STRAZBURG   Mayıs 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecektir. ꢁekli düzeltmelere tâbi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   KASA – TÜRKĐYE KARARI   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 45902/99 no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Hamdi Kasa’nın (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 11 Kasım 1998 tarihinde   Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu   baꢀvurudur.   Baꢀvuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından Behiç Aꢀçı, Metin Narin ve   Basri Akyüz tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1950 doğumludur ve Đstanbul’da yaꢀamaktadır. 13 Ağustos 1993 tarihinde   polis memurları tarafından öldürülen Hakan Kasa’nın babasıdır.   A. Giriꢀ   Baꢀvuran ve Hükümet tarafından sunulan dava olayları, ulusal soruꢀturma sürecinde   hazırlanan birtakım belgelere dayanmaktadır. Aꢀağıdaki bilgiler tarafların ifadeleri ve   sundukları belgelerden alınmıꢀtır.   B. Olaylar   1. Olayların geçmiꢀi   Temmuz 1993 tarihinde polis memuru Mehmet Bulut Đstanbul’da bir pazaryerinde   omzundan vurulmuꢀtur. Yaralanma, hayati tehlike arzetmemiꢀtir. Failler kaçmayı baꢀarmıꢀ,   olay sırasında polisin tabancası kaybolmuꢀtur. Failler ve tabancanın bulunması için bir arama   faaliyeti baꢀlatılmıꢀtır.   2. Operasyon   Ağustos 1993 günü öğle saatlerinde polis isimsiz bir telefon almıꢀ, telefondaki ꢀahıs   Đstanbul’un Beyoğlu semtindeki bir alıꢀveriꢀ merkezinin 11. katındaki bir kafede ꢀüpheli   hareketler sergileyen silahlı birkaç kiꢀinin bulunduğunu söylemiꢀtir.   Ağustos 1993 tarihli ve Terörle Mücadele ꢁubesi’nden 22 polisin imzasını taꢀıyan   olay raporuna göre bir polis timi kafede ön inceleme yapmıꢀ ve ihbarın doğru olduğunu tespit   etmiꢀtir. Daha sonra polis bölgenin güvenliğini sağlamıꢀ, kurꢀungeçirmez yelekler giymiꢀ   özel bir polis timi binaya girmiꢀtir.   Polis timi 11. kattaki kafeye yaklaꢀtığında kafe dıꢀındaki bir erkek ve bir kadın polise   ateꢀ açmıꢀtır. Uyarılara rağmen ateꢀe devam etmeleri nedeniyle polis karꢀılık vermiꢀ,   sözkonusu iki kiꢀi ölmüꢀtür.   KASA – TÜRKĐYE KARARI   Kafenin içinden de polise ateꢀ açılmıꢀ, uyarılara rağmen ateꢀ devam edince polis yine   karꢀılık vermiꢀtir. Ateꢀ kesildiğinde polisler kafeye girmiꢀ, yerde yatan üç kiꢀi bulmuꢀlardır.   Özel tim polisleri amirlerine ve savcıya haber vermiꢀ, kafeye bir arama ekibi gönderilmiꢀtir.   Kafede yapılan aramada bir adet dinamit lokumu ele geçirilmiꢀ ve bomba imha ekibince   etkisiz hale getirilmiꢀtir. Operasyonda beꢀ kiꢀinin öldüğü ve her birinin sağ ellerinin yanında   tabancaları bulunduğu görülmüꢀ, ölen ꢀahısların kimlik tespiti ceplerinde bulunan   kimliklerden yapılmıꢀtır. Kafe dıꢀında ölen kadın Selma Çıtlak (22), onun yanındaki adam   Mehmet Salgın (21), kafe içindeki üç kiꢀi Sabri Atılmıꢀ (16), Nebi Akyürek (32) ve   baꢀvuranın oğlu Hakan Kasa (18) olarak tespit edilmiꢀtir. Kafenin içinde ve çevresinde bir   sürü mermi kovanı ve ꢀekli bozulmuꢀ mermi bulunmuꢀ, yürütülen soruꢀturmanın gerekleri   için saklanmıꢀlardır.   3. Ön soruꢀturma   Aꢀağıdaki bilgiler polis tarafından 13.30’da haberdar edilen ve Adli Tıp Kurumu’ndan   bir tabip ile saat 14.00’te olay yerine gelen savcı tarafından aynı gün hazırlanmıꢀ rapordan   alınmıꢀtır.   Yapılan incelemede Selma Çıtlak’ın vücudunda 8, Mehmet Salgın’da 10, Nebi   Akyürek’te 18, Sabri Atılmıꢀ’ta 9 ve baꢀvuranın oğlunda 7 mermi tespit edilmiꢀtir. Polis   laboratuarında yapılan incelemeden sonra hazırlanan raporda kafede Mehmet Salgın’ın   yanında bulunan tabancanın 12 Temmuz 1993 tarihinde vurulan polis memuru Mehmet   Bulut’a ait kayıp tabanca olduğu belirtilmiꢀtir. Sabri Atılmıꢀ’ın yanında bulunan tabancanın   ise aynı saldırıda kullanılan silah olduğu tespit edilmiꢀtir. Aynı rapora göre özel polis timi 332   el ateꢀ etmiꢀ, maktullerin yanında bulunan beꢀ tabancadan ise 35 el ateꢀ edilmiꢀtir.   Ağustos 1993 tarihinde baꢀvuranın büyük oğlu ve Çağdaꢀ Hukukçular Derneği   üyeleri savcılığa bir dilekçe yazmıꢀlar, öldürme olayının keyfi olduğunu ve polis   memurlarının delilleri yok ederek izlerini gizlediklerini iddia etmiꢀlerdir. Ayrıca cesetlerin   yanında bulunan tabancalar ve dinamitin senaryonun bir parçası olduğunu öne sürmüꢀlerdir.   Ağustos 1993 tarihinde polis memuru Mehmet Bulut, maktuller Mehmet Salgın ve   Nebi Akyürek’i kendisine 12 Temmuz 1993 tarihinde saldıran ꢀahıslar olarak teꢀhis etmiꢀtir.   Eylül 1993 tarihinde Nebi Akyürek’in eꢀi ve babası da savcılığa bir dilekçe vererek   keyfi öldürmeden ꢀikâyetçi olmuꢀlardır. Akyürek’in yasadıꢀı örgüt üyesi olmadığını,   öldürülmese idi suçsuzluğunun kanıtlanabileceğini belirtmiꢀlerdir. Polisin iddia ettiği gibi   örgüt üyesi olduğuna dair kanıt bulunması halinde bunları ifꢀa etmesini savcıdan talep   etmiꢀlerdir. Maktullerden birinin sadece 16 yaꢀında olduğuna da dikkati çekmiꢀler,   maktullerin hiçbirinin silahlı olmadığını, tabancaların sonradan yanlarına konulduğunu   savunmuꢀlardır. Nebi Akyürek solak olmamasına karꢀın tabanca sol elinin yanında   bulunmuꢀtur. Ayrıca tabancaların üzerinde maktullerin parmak izleri bulunmamaktadır.   Kafenin duvarlarında, içerideki üç kiꢀinin ateꢀ ettiğini gösteren mermi deliği yoktur. Kafe ve   çevre iꢀyerlerinin kırılan camları operasyondan hemen sonra polis tarafından değiꢀtirilmiꢀ,   hangi yönden ateꢀ edildiği ve hangi tür silahların kullanıldığının tespiti imkânsız hale   gelmiꢀtir.   Operasyonda yer alan polis memurlarının hiçbiri yaralanmamıꢀ, bu da maktullerin   silahsız olduğunu ve kısa mesafeden vurulduklarını göstermiꢀtir. Son olarak sözkonusu beꢀ   KASA – TÜRKĐYE KARARI   kiꢀinin alternatif metotlarla sağ olarak ele geçirilebileceğini, bir alıꢀveriꢀ merkezinin 11.   katında bir kafede oldukları için kaçmalarının mümkün olmadığını öne sürmüꢀlerdir. Atıꢀ   mesafesinin belirlenmesi amacıyla cesetler üzerinde otopsi yapılmasını savcıdan talep   etmiꢀlerdir. Aynı zamanda sözkonusu silahları tutup tutmadıkları ve bunlarla ateꢀ edip   etmediklerinin belirlenmesi için maktullerin parmaklarının da incelenmesini talep etmiꢀlerdir.   Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁube Müdürü’nün hazırladığı 13 Eylül   tarihli raporda beꢀ maktulun de THKP-C/Dev-Sol örgütü üyesi oldukları belirtilmiꢀtir.   Nebi Akyürek ve Mehmet Salgın’ın yasadıꢀı gösterilere katıldığı polis kayıtlarında   bulunmasına karꢀın baꢀvuranın oğlu dahil diğer üç ꢀahıs hakkında böyle bir kayıt   bulunmamaktadır.   Ağustos 1993 tarihinde cesetler üzerinde gerçekleꢀtirilen otopsiye dair beꢀ adet rapor   düzenlenmiꢀ, raporlarda mermilerin ꢀahısların vücut ve baꢀlarında meydana getirdiği yaralar   ayrıntılı olarak belirtilmiꢀtir. Parmak izlerinin alınması amacıyla maktullerin parmaklarının   mürekkeple kaplı olması nedeniyle barut kalıntılarını test etmek mümkün olmamıꢀtır.   Savcı operasyona katılan polis memurları ve patlayıcı uzmanını sorgulamıꢀ, dokuz polis   memurunu görev baꢀında ölüme sebebiyet vermekle suçladığı iddianameyi 14 Ekim 1994   tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunmuꢀtur.   Dokuz polis memuru hakkındaki yargılama 31 Ekim 1994 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza   Mahkemesi’nde baꢀlamıꢀ, baꢀvuran dahil maktul yakınları müdahil olmuꢀlardır.   Duruꢀmalarda baꢀvuran ve eꢀi, oğulları Hakan Kasa’nın hiçbir suç olayında yer almadığını ve   oğullarının kanun dıꢀı olarak öldürüldüğünü iddia etmiꢀlerdir.   Kimi sanık ve davacı tanıklarının duruꢀmalara katılmaması nedeniyle bazı duruꢀmalar   ertelenmiꢀtir. Duruꢀmalardan birinde sanık polis memurlarından biri ateꢀ altında kaldıklarını   ve ateꢀe karꢀılık verdiklerini, sözkonusu operasyonda saldırganları öldürmek amacıyla ateꢀ   açmadıklarını ifade etmiꢀtir. Operasyon sırasında polisin MP-5 otomatik tabanca kullandığı   tanık ve sanıklarca teyit edilmiꢀtir.   Maktul Selma Çıtlak’ın eꢀi, eꢀinin kafede kasiyer olarak çalıꢀtığını ve hiçbir yasadıꢀı   faaliyette yer almadığını ifade etmiꢀtir. Eꢀinin ölümünden sonra polisin evlerinin aranacağını   duyurduğunu ancak bunun gerçekleꢀmediğini belirtmiꢀtir.   Mahkemede ifade veren sivil bir tanık, operasyon sırasında kaza ile vurulup   yaralandığını, kendisini vuranı görmediğini ve polisin “teslim ol” çağrısını duyduğunu   hatırlamadığını beyan etmiꢀtir.   Duruꢀmalar sırasında maktul yakınlarının avukatları polis memurlarının delilleri yok   ettiklerini iddia etmiꢀlerdir. Đddiaya göre polisler, ateꢀ edip etmediklerinin ve üzerlerinde   barut artıklarının bulunup bulunmadığının adli tıpta belirlenememesi amacıyla maktullerin   giysilerini almıꢀ ve suya batırmıꢀlardır.   Mayıs 1998 tarihinde aileleri temsil eden avukatlar mahkeme heyetinin değiꢀtirilmesi   talebinde bulunmuꢀlar, davanın üç buçuk yıldır sürmesine karꢀın yargılamada en temel   adımların bile atılmadığına iꢀaret etmiꢀlerdir. Bu bağlamda kurbanların vücudunda bulunan   mermilerle polisin kullandığı silahların balistik olarak karꢀılaꢀtırılması talebinin mahkeme   tarafından reddedildiğini ifade etmiꢀledir. Benzer ꢀekilde atıꢀ mesafesinin belirlenmesi ve   KASA – TÜRKĐYE KARARI   maktullerin giysilerinin incelenmesi taleplerinin de reddedildiğini belirtmiꢀlerdir. Avukatlar   aynı zamanda operasyona katılıp maktullere ateꢀ açan ve davada tanık olarak yer alan Adalet   Aküzüm adlı polis memurunun da sanık olarak yargılanması, Ayhan Çarkın adlı polis   memurunun duruꢀmada sorgulanması ve beꢀ maktulun sağ olarak ele geçirilip   geçirilemeyeceğine iliꢀkin olarak kafede bir keꢀif yapılması taleplerinin de gerekçesiz olarak   reddedildiğini ifade etmiꢀlerdir. Aynı zamanda mahkemenin dikkatini sanıklar Ayhan Çarkın   ve Selim Kostik aleyhinde baꢀka ꢀahısların öldürülmesi ve fidye ve haraç toplayan suç örgütü   üyeliği suçlarıyla suçlandıkları ve halen devam eden ve kamuoyuna yansımıꢀ davalar   olduğuna dikkat çekmiꢀlerdir.   Avukatlarca ortaya atılan hususların mahkeme heyetinin bağımsızlığına ꢀüphe   düꢀürecek nitelikte olmaması nedeniyle heyetin değiꢀtirilmesi talebi 22 Mayıs 1998 tarihinde   reddedilmiꢀtir.   Kasım 1998 tarihli duruꢀmada baꢀvuranın avukatları, yargılamanın bağımsız bir   ꢀekilde yapılmadığı gerekçesiyle Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne baꢀvuruda   bulunduklarını duyurmuꢀlardır. Aynı duruꢀmada heyetteki üç hakimden biri, maktul   yakınlarının kendisine ve diğer iki hakime güven duymadıkları gerekçesiyle heyetten   çekilmiꢀtir.   Baꢀvuranın avukatları 8 Temmuz 1999 tarihinde mahkemeye yazılı görüꢀlerini   sunmuꢀlardır. Savcının sanık polis memurlarını ilk kez olaydan dört ay sonra sorguladığını,   savcının tüm sanıkları sorgulamasının 13 ay sürdüğünü, olayın görgü tanıklarının aranmasının   kimsenin aklına gelmediği, cesetlerin yanında bulunan silahlar üzerinde parmak izi incelemesi   yapılmadığı ve bu iꢀlemlerin yapılmamasının soruꢀturmayı AĐHS’nin 2. ve 6. maddelerine   aykırı olarak etkisiz hale getirdiğini ve bunun polisi gelecekte benzer yargısız infazlar   yapmaya teꢀvik ettiğini belirtmiꢀlerdir.   Mahkeme 21 Aralık 1999 tarihinde sanık dokuz polis memurundan beꢀini kasten adam   öldürmekten suçlu bulmuꢀtur. Savcının öldürmelerin polislerin görevinin ifası kapsamında   gerçekleꢀtiği ve sözkonusu beꢀ sanık polis memurunun nefsi müdafaa sınırlarında hareket   etmeleri nedeniyle beraat ettirilmesi yönündeki talebi reddedilmiꢀtir.   Diğer dört sanık silahlı operasyonda yer almayıp alıꢀveriꢀ merkezinin içi ve dıꢀında   çevre emniyetini sağlamakla görevli olmaları nedeniyle beraat etmiꢀtir. Mahkeme, operasyona   yukarıda anılan beꢀ polis memuruyla birlikte katılan ve mahkemede tanık olarak dinlenen   Adalet Aküzüm hakkında dava açılmasını savcının takdirine bırakmıꢀtır.   Birinci derece mahkemesi, cesetler yanında bulunan beꢀ tabancadan 35 el ateꢀ   edildiğini, polis memurlarının ise toplamda 322 el ateꢀ ettiklerini dikkate almıꢀtır.   Mahkemeye göre bazıları terörle mücadele operasyonlarında iyi eğitim almıꢀ polis   memurlarının sayıları maktullerden oldukça fazladır. Polisler alıꢀveriꢀ merkezinin çevresini   kontrol altına almıꢀ, bu yüzden maktullerin binadan kaçmasına imkan kalmamıꢀtır. Bu   nedenle sözkonusu beꢀ ꢀahsı sağ olarak ele geçirmek mümkün olabilirdi. Ayrıca nefsi   müdafaada bulunmalarına karꢀın sanık beꢀ polis memuru yürürlükteki kanun hükümlerine   göre orantısız güç kullanmıꢀtır.   Mahkeme, AĐHS’nin 2. maddesi ile güvence altına alınan yaꢀam hakkının tüm hak ve   özgürlükler içinde en temel hak olduğunu teyid etmiꢀtir. Devletin temsilcisi olan polis   memurlarının halkla temaslarında iç hukukun parçası olan uluslararası anlaꢀmalara uygun   KASA – TÜRKĐYE KARARI   davranmalarının beklendiği oysa ki, bu olayda polislerin tehlikeyi ortadan kaldırmak için   kesinlikle zorunlu olanın sınırını aꢀtıklarını ve maktullerin öldürülmesinin AĐHS’nin 2.   maddesinin 2. paragrafı anlamında kesinlikle gerekli olmadığını tespit etmiꢀtir. Đç hukuka   göre polislerin ꢀahısların vücutlarına öldürücü olmayan ateꢀ etme yetkisi bulunmasına ve her   bir ꢀahsın ölümcül olmayan bölgelerine 1-2 el ateꢀ edebilmelerine karꢀın her kurbana   ortalama 7-8 kez ateꢀ etmiꢀlerdir. Mahkeme polislerin kurꢀungeçirmez yelek giydiklerini de   ayrıca belirtmiꢀtir.   Mahkeme beꢀ polis memurunu ölüm cezasına çarptırmıꢀ, ancak ceza TCK’nın 50.   maddesi uyarınca 8 yıl hapse çevrilmiꢀtir. Ceza, baꢀka bazı kanun hükümlerinin   uygulanmasıyla 3 yıl 20 gün hapse çevrilmiꢀtir.   Hükümlü polis memurları, savcı ve baꢀvuran karara itiraz etmiꢀtir. Savcı, polis   memurlarının görevleri kapsamında hareket ettikleri ve TCK’nın 49. maddesi uyarınca   cezalandırılmamaları gerektiğini; polis memurları maktullerin yasadıꢀı örgüt mensubu   olduklarını ve ateꢀ ederken nefsi müdafaa kapsamında hareket ettiklerini; baꢀvuran ise kararın   yürürlükteki kanun hükümleri ve usule uygun olmadığını savunmuꢀtur.   Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay sözkonusu kararı bozmuꢀ, polis memurlarının   yetkililerin emirleri ve acil zorunluluk ile, nefsi müdafaa kapsamında hareket ettiklerini   değerlendirmiꢀtir.   Yeniden görülen davada mahkeme, 22 Ekim 2001 tarihinde Yargıtay kararına uygun   olarak sanıkların suçu meꢀru zorunluluk içinde iꢀledikleri, bu nedenle cezalandırılmalarının   mümkün olmadığına karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran ve diğer maktul yakınları karara itiraz etmiꢀler, 21 Aralık 1999 tarihli kararla   Ekim 2001 tarihli kararların bağdaꢀmadığını, önceki kararın neden terk edildiği hakkında   birinci derece mahkemesinin açıklama yapmadığını savunmuꢀlardır.   Mayıs 2002 tarihinde Yargıtay, 22 Ekim 2001 tarihli kararı onamıꢀtır.   HUKUK   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN   Hükümet, baꢀvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini iddia etmiꢀtir. Baꢀvuranın AĐHM   önünde dile getirdiği konuları ulusal yargı önünde dile getirmediğini ileri sürmüꢀtür. Đkinci   olarak, baꢀvurunun yapıldığı tarihte, yerel mahkemelerde yargılamanın devam etmekte   olduğunu belirtmiꢀtir.   AĐHM, Hükümet görüꢀlerinin ilk kısmına iliꢀkin olarak, kendi önünde yapılması   amaçlanan ꢀikayetlerin, en azından esas açısından ve gerekli koꢀullara uygun olarak önceden   ulusal merciler önünde yapılmıꢀ olmasının yeterli olduğunu yinelemiꢀtir (bkz., Gökçe ve   Demirel – Türkiye, no. 51839/99, 22 Haziran 2006; Fressoz ve Roire – Fransa [BD], no.   29183/95). Bu davada, baꢀvuran, yerel mahkeme önünde, hem yerel mevzuat uyarınca   oğlunun öldürülmesinin kanuna aykırı olduğunu açıkça iddia etmiꢀ, hem de oğlunun   öldürülmesinin, diğer hususların yanı sıra, AĐHS’nin 2. maddesine aykırı olduğu konusunda   ꢀikayetçi olmuꢀtur. Dolayısıyla, AĐHM, Hükümet’in bu konudaki itirazını reddeder.   KASA – TÜRKĐYE KARARI   AĐHM, Hükümet görüꢀlerinin ikinci kısmına iliꢀkin olarak, polis memurları hakkındaki   cezai kovuꢀturmanın 20 Mayıs 2002 tarihinde tamamlandığını gözlemlemiꢀtir. Bu çerçevede   baꢀvuru iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle reddedilemez.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀvurunun baꢀka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru taꢀımadığını tespit etmiꢀtir. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir   niteliktedir.   II. AĐHS’NĐN 2. VE 6. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, oğlunun AĐHS’nin 2. maddesine aykırı olarak öldürüldüğünü iddia etmiꢀtir.   Ayrıca, AĐHS’nin 6. maddesine dayanarak, oğlunun öldürülmesine yönelik soruꢀturmanın   etkisiz olduğu konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur.   AĐHM, bu ꢀikayetlerin, tek baꢀına AĐHS’nin 2. maddesi açısından incelenmesi   gerektiğini değerlendirmiꢀtir. Söz konusu madde ꢀöyledir:   “1. Herkesin yaꢀam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir   suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıꢀında hiç kimse kasten   öldürülemez.   2. Öldürme, aꢀağıdaki durumlardan birinde kuvvete baꢀvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi   sonucunda   meydana   gelmiꢀse,   bu   maddenin   ihlali   suretiyle   yapılmıꢀ   sayılmaz:   a) Bir kimsenin yasadıꢀı ꢀiddete karꢀı korunması için;   b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kiꢀinin   kaçmasını önlemek için;   c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”   A. Baꢀvuranın oğlunun öldürülmesi   Baꢀvuran, öldürüldüğü sırada oğlunun bir alıꢀveriꢀ merkezinin 11. katında olduğunu,   dolayısıyla, onu sağ olarak yakalamanın mümkün olacağını belirtmiꢀtir. Baꢀvurana göre,   polis, bunu yapmak için, plastik mermiler ve sis bombaları gibi öldürücü olmayan metotlara   baꢀvurabilirdi. Her halukarda, teslim ol emrine uyulmamasının oğlunun öldürülmesini haklı   çıkarmadığı görüꢀündedir. Baꢀvuranın görüꢀüne göre, polisin, kafede bulunan kiꢀileri   öldürmek üzere önceden tasarlanan bir planı vardı. Ayrıca, polis, diğer hususların yanı sıra,   kafenin ve çevre dükkanların camlarını yeniden taktırma, ölmüꢀ kiꢀilerin parmaklarını   mürekkebe batırma ve giysilerine el koyma yoluyla delilleri yok ederek izlerini gizlemiꢀtir.   Hükümet, AĐHM içtihadı doğrultusunda, baꢀvuranın oğlunun ölümüne iliꢀkin tatmin ve   ikna edici bir açıklama sunmak ꢀeklindeki ispat yükümlülüğünün yetkilere yüklenebileceğini   belirtmiꢀtir. Bu doğrultuda, Hükümet, ulusal yetkililer tarafından yürütülen soruꢀturmanın,   öldürmenin kaçınılmaz olduğunu; zira, baꢀvuranın oğlunun ve diğer kiꢀilerin teslim olmayı   reddettiklerini ve teslim olmak yerine polis memurlarına ateꢀ açtıklarını ortaya koyduğunu   ileri sürmüꢀtür. Ateꢀ altında kalan polis memurları, kendi hayatlarını ve alıꢀveriꢀ merkezinde   bulunan diğer insanların hayatlarını korumak amacıyla mutlak gerekliliği aꢀmayan ölçüde ve   titizlikle orantılı kuvvete baꢀvurmuꢀtur.   KASA – TÜRKĐYE KARARI   Yaꢀama hakkını güvence altına alan ve bu haktan yoksun bırakmanın meꢀru olabileceği   durumları belirten 2. madde, AĐHS’nin istisnaya izin verilmeyen en temel hükümlerinden   biridir (bkz. Velikova – Bulgaristan, no. 41488/98). 3. madde ile birlikte Avrupa Konseyi’ni   oluꢀturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini güvence altına almaktadır. Bu   nedenle yaꢀam hakkından mahrumiyetin meꢀru kılınabileceği ꢀartlar katı bir biçimde   yorumlanmalıdır (bkz. Salman – Türkiye [BD], no. 21986/93). Bireylerin korunması için bir   araç olarak AĐHS’nin amaç ve hedefi, 2. maddenin, sağladığı güvenceleri, uygulanabilir ve   etkili kılacak ꢀekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını da gerektirir.(bkz. McCann ve   Diğerleri – Đngiltere, 27 Eylül 1995 tarihli karar).   AĐHM, 2. maddenin birinci cümlesinin, devleti, kasten ve kanuna aykırı adam   öldürmekten alıkoymasının yanında, kendi yargı yetkisi içindeki kimselerin canını koruması   için uygun hareket etmeye mecbur kıldığını hatırlatır (bkz. Kılıç – Türkiye, no. 22492/93) Bu,   Devletin öncelikli olarak ꢀahsa karꢀı suç iꢀlenmesini önlemek amacıyla bu hükümlerin ihlalini   önleyici, bastırıcı ve cezalandırıcı icra mekanizması ile desteklenen uygun bir kanuni ve idari   çerçeve oluꢀturmayı görev edinmesini gerektirir.   2. madde metni, bir bütün olarak okunduğunda 2. fıkranın öncelikli olarak bir bireyin   kasten öldürülmesine izin verilen durumları tanımlamadığını, ancak istenmeyen bir sonuç   olan öldürmeyi ortaya çıkarabilecek, güç kullanmaya izin verilen durumları açıkladığını   ortaya koymaktadır. Ne var ki güç kullanma (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen amaçlara   ulaꢀmak için “mutlak zorunluluğu” aꢀmamalıdır. Bu bağlamda 2. maddenin 2. paragrafında   “mutlak zorunluluk” ifadesinin kullanımı, bu maddeye iliꢀkin olarak, AĐHS’nin 8-11.   maddelerinin 2. fıkrası kapsamında, Devlet görevlilerinin hareketinin “demokratik bir   toplumda gerekli” olup olmadığını belirlerken, normalde uygulanan gereklilik testinden daha   katı ve zorlayıcı bir test uygulanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Özellikle, kullanılan   güç, maddenin bentlerinde belirtilen amaçlara ulaꢀmakla kesin olarak orantılı olmalıdır (bkz.   yukarıda anılan McCann ve Diğerleri).   Mahkeme, görevinin ikincil niteliklerine karꢀı duyarlıdır ve belli bir davanın   koꢀullarında kaçınılmaz olmadığı durumlarda olayın birinci derece mercii rolünü üstlenmede   dikkatli olması gerektiğini kabul eder (bkz. örneğin McKerr – Đngiltere, 28883/95, 4 Nisan   2000). Ulusal yargılamanın yapılmıꢀ olduğu durumlarda Mahkemenin görevi kendisinin   olaylar hakkındaki değerlendirmesini ulusal mahkemelerinkinin yerine koymak değildir ve   genel bir kural olarak sunulan delilleri değerlendirmek o mahkemelerin görevidir. Mahkeme   ulusal mercilerin bulgularına tâbi olmamakla birlikte normal koꢀullarda bu mercilerin olaylara   dayalı bulgularından sapmak için ikna edici öğelere ihtiyaç duyar (bkz. üzerinde gerekli   değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, Klaas – Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar).   Ancak 2. madde ile sağlanan güvencenin temel önemi Mahkemenin bu hükmün ihlal   edildiği iddialarını sadece gücü fiilen yöneten Devlet görevlilerinin eylemlerini değil, aynı   zamanda ulusal yargılama ve soruꢀturmalar yapılmıꢀ olsa bile tetkik kapsamındaki eylemlerin   planlaması ve kontrolü gibi olayı çevreleyen hususları da gözönünde bulundurarak en dikkatli   incelemesini gerekli kılmasıdır. (bkz. Erdoğan Ve Diğerleri, no. 19807/92, 25 Nisan 2006).   Bu davada, AĐHM ilk olarak, baꢀvuranın oğlu Hakan Kasa’nın polis memurları   tarafından vurularak öldürüldüğünün taraflar arasında ihtilaflı olmadığını kaydetmiꢀtir.   Bununla birlikte, AĐHM, baꢀvuranın oğlunun ölüm ꢀekline iliꢀkin birbirini tutmayan ifadelerle   karꢀılaꢀmıꢀtır. Baꢀvuran, polisin, kafeye, oğlu da dahil olmak üzere orada bulunan kiꢀileri   öldürmek amacıyla geldiğini iddia etmiꢀtir. Öte yandan, Hükümet, öldürme olayının önceden   KASA – TÜRKĐYE KARARI   tasarlanmadığını ve baꢀvuranın oğlunun meꢀru müdafaa ve diğer kiꢀileri yasadıꢀı ꢀiddete karꢀı   korumak amacıyla öldürüldüğünü ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, dokuz polis memuru hakkında Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde baꢀlatılan   cezai kovuꢀturmada olaylara iliꢀkin yargı kararına varıldığını gözlemlemiꢀtir. Bazı olaylar   halen bulanık kalmıꢀsa da, AĐHM, kendisine sunulan tüm belgeler ıꢀığında, dava hakkında   değerlendirme yapmak için ulusal mahkemenin tespitlerini hareket noktası olarak alarak, olayı   değerlendirmek için olaylara ve delillere iliꢀkin yeterli bir temel olduğu görüꢀündedir (bkz.   Makaratzis – Yunanistan [BD], no. 50385/99; Perk ve Diğerleri – Türkiye, no. 50739/99, 28   Mart 2006).   Mahkeme, elindeki belgelere dayanarak, baꢀvuranın oğlunun Terörle Mücadele ꢁubesi   polisleri tarafından yürütülen bir operasyon sırasında öldürüldüğünü kaydeder. Bu bağlamda,   AĐHM, taraflarca sunulan belgelere dayanarak, baꢀvuranın, oğlunun öldürülmesine yönelik   önceden tasarlanan bir plan olduğu ꢀeklindeki iddiası hususunda böyle bir planın varlığının   yeterli derecede ispatlanmadığı görüꢀündedir.   Kolluk kuvvetlerinin hangi koꢀullar altında güç ve ateꢀli silah kullanabileceklerini   tanımlayan yasal çerçeve ile ilgili olarak ise Mahkeme, olayın meydana geldiği tarihte   yürürlükte olan, 1934 yılında kabul edilmiꢀ 2559 sayılı Kanunun günümüzde Avrupa’daki   demokratik toplumlarda zorunlu olan, yaꢀam hakkının “yasa ile” koruma düzeyini sağlamakta   yeterli olmadığına daha önce hükmetmiꢀ olduğunu (yukarıda anılan Erdoğan ve Diğerleri);   ancak, ilgili ulusal standart ile AĐHS’nin 2. maddesinin 2. paragrafındaki “kanunla öngörülen   kesin zorunluluk halinde” ifadesi ile öngörülen standart arasındaki farkın 2/1 maddenin ihlal   edildiği sonucuna varmaya yetecek kadar büyük olmadığını kaydetmiꢀtir (bkz. yukarıda   anılan Perk ve Diğerleri; ayrıca bkz. Yüksel Erdoğan ve Diğerleri – Türkiye, no. 57049/00, 15   ꢁubat 2007).   Operasyonun planlama ve kontrol safhasını AĐHS’nin 2. maddesinden hareketle   değerlendirirken Mahkeme, hem olayın meydana geldiği koꢀullar, hem de olayın geliꢀme   ꢀekline özel dikkat göstermelidir (bkz. Andronicou ve Constantinou – Kıbrıs, 9 Ekim 1997   tarihli karar).   Mahkeme, bu bağlamda, polis memurlarının, 13 Ağustos 1993 günü alınan ve bazı   silahlı kiꢀilerin ꢀüpheli davrandıklarını ihbar eden bir telefon üzerine olay mahalline   geldiklerini gözlemlemiꢀtir. Bu nedenle olay, güvenlik güçlerinin ivedilikle hareket etmesini   gerektiren acil bir durumdu.   Mahkeme, ayrıca, polisin kuvvete baꢀvurmasının, maktullerden kaynaklanan yasadıꢀı   ꢀiddetin doğrudan bir sonucu olduğunu gözlemlemiꢀtir. Bu bağlamda, AĐHM, polisin,   alıꢀveriꢀ merkezinin çevresindeki alanı güvenlik çemberine aldığını belirtmiꢀtir. Dolayısıyla,   söz konusu operasyonun, AĐHS’nin 2/2 maddesi kapsamında “bir kimsenin yasadıꢀı ꢀiddete   karꢀı korunması” ve “usulüne uygun olarak yakalamak” amacıyla yürütülmüꢀ olduğu   değerlendirilmelidir.   AĐHM, dolayısıyla, bu davadaki kuvvet kullanımının mutlak gerekliliği aꢀmayan ölçüde   ve yukarıda belirtilen amaçlara ulaꢀılmasıyla titizlikle orantılı olup olmadığı hakkında karar   vermelidir.   KASA – TÜRKĐYE KARARI   Bu bağlamda, ilk silah atıꢀının maktuller tarafından yapıldığı önemli bir husustur.   Tanıkların Cumhuriyet Savcısı ve Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önündeki ifadelerinin   ortaya koyduğu üzere binaya giren polis memurları maktullere teslim olmasını emretmiꢀ, ateꢀ   açmadan önce gerekli uyarılarda bulunmuꢀ ve ancak kendilerine ateꢀ açılmasından sonra ateꢀ   etmeye baꢀlamıꢀlardır.   AĐHM, bu dava ꢀartlarında, polis memurlarının, binaya girip kafenin içinde ve dıꢀında   bulunan kiꢀilerden gelen silah atıꢀıyla karꢀılaꢀtıkları zaman karꢀı taraf ateꢀ etmeyi kesene   kadar ateꢀ etmeye devam etmelerinin gerekli olduğuna inandıkları görüꢀüne varmıꢀtır (bkz.   yukarıda anılan Perk ve Diğerleri). Bu bağlamda, AĐHM, balistik inceleme raporuna göre,   olay yerinde bulunan mermilerden otuz beꢀinin maktullerin cesetlerinin yanında bulunan   ateꢀli silahlardan atıldığını kaydetmiꢀtir.   Mahkeme ayrıca baꢀvuranın oğlunun canlı yakalanması amacıyla polis memurları   tarafından öldürücü olmayan yöntemlerin kullanılması imkânına iliꢀkin yorum yapılmasının   gereksiz olduğu kanaatindedir. Bu bağlamda Mahkeme, baꢀvuranların yakınlarının güvenlik   güçlerinin güç kullanımı sonucu öldürüldüğü Andronicou ve Constantinou ve Perk ve   Diğerleri davalarında, olaydan kopuk bir bakıꢀ ile olay hakkındaki değerlendirmesini olayın   sıcağıyla karꢀılık vermeye zorunlu olan memurların değerlendirmesinin yerine   koyamayacağına hükmettiğini anımsamıꢀtır. Mahkeme ayrıca baꢀka türlü bir hükme varmanın   Devletler ve görevini ifa etmekte olan kolluk kuvvetleri üzerinde gerçekçi olmayan bir yük   getirmek, belki de kendilerinin ve diğerlerinin hayatını tehlikeye atmak anlamına geleceğini   değerlendirmiꢀtir (bkz. yukarıda anılan Andronicou ve Constantinou; yukarıda anılan Perk ve   Diğerleri). Mahkeme, bir kamu alanında silahlı kiꢀilerle karꢀı karꢀıya gelen polis   memurlarının ivedilikle hareket etmek zorunda kaldıkları somut davada farklı bir sonuca   ulaꢀmak için sebep görmemiꢀtir.   Bu nedenle Mahkeme bu koꢀullarda ölümcül güç kullanımının, her ne kadar üzücü olsa   da nefsi müdafaa ve yasal yakalama uygulaması açısından “kesin zorunluluğu” aꢀmadığı   görüꢀündedir.   Mahkeme, Hakan Kasa’nın ölümü açısından AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine   karar vermiꢀtir.   B. Soruꢀturmanın yetersizliği iddiası   Baꢀvuran, oğlunun ölümüne yönelik yürütülen soruꢀturmanın etkili olmadığını iddia   etmiꢀtir. Bu bağlamda, baꢀvuran, ilk derece mahkemesinin de içinde bulunduğu ulusal   soruꢀturma makamlarına sunmuꢀ olduğu iddiaları yinelemiꢀtir.   Hükümet, baꢀvuranın soruꢀturma hakkındaki ꢀikayetlerinin dayanağı olmadığını ileri   sürmüꢀtür. Soruꢀturma, operasyonun bitmesinin hemen ardından baꢀlatılmıꢀtır. Her ne kadar   polis memurları hemen sorgulanmıꢀ olmasalar da, Cumhuriyet Savcısı’nın onları   sorgulamasına kadar geçen sürenin makul olmadığı söylenemez.   AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesindeki yaꢀama hakkının koruma altına alınması   zorunluluğunun, 1. maddedeki Devletin “… kendi yetki alanı içinde bulunan herkese   AĐHS’de tanımı yapılan hak ve özgürlükleri tanıması” genel yükümlülüğü ile birlikte   değerlendirildiğinde ꢀahısların güç kullanımı sonucu öldürüldüğü durumlarda bir ꢀekilde etkili   resmi soruꢀturmanın yapılmasını zımnen gerektirdiğini hatırlatmıꢀtır (bkz., üzerinde gerekli   KASA – TÜRKĐYE KARARI   değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, yukarıda anılan McCann ve Diğerleri; Kaya – Türkiye, 19   ꢁubat 1998 tarihli karar). Böyle bir soruꢀturmanın temel amacı yaꢀama hakkını koruyan ulusal   kanunların etkili bir ꢀekilde uygulanmasını güvence altına almak ve devlet görevlileri ve   organlarının, karıꢀtıkları bu tip olaylarda, sorumlulukları dahilinde meydana gelen ölümlerle   ilgili hesap vermelerini sağlamaktır (bkz. Anguelova – Bulgaristan, no. 38361/97).   Soruꢀturma, ilk olarak, olayın gerçekleꢀtiği ꢀartları belirleyebilecek ve ikinci olarak da   sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlayabilecek yeterlilikte olmalıdır. Bu   sonuç elde etme yükümlülüğü değil; gerekli araçları kullanma yükümlülüğüdür (bkz. Kelly ve   Diğerleri – Đngiltere, no. 30054/96, 4 Mayıs 2001; yukarıda anılan Anguelova). Soruꢀturma   aynı zamanda bu tip durumlarda kullanılan gücün o koꢀullarda meꢀru olup olmadığına karar   verilmesi ve sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını sağlamak bakımından etkili   olmalıdır (bkz. örneğin, yukarıda anılan Kaya).   Bu bağlamda zımni olarak bir ivedilik ve makul süre zorunluluğu bulunmaktadır (Yaꢀa –   Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli karar; Çakıcı – Türkiye [BD], no 23657/94; Mahmut Kaya –   Türkiye, no. 22535/93). Belirli bir durumda soruꢀturmanın ilerlemesini önleyen engeller ve   güçlükler olabileceği kabul edilmelidir. Ancak, ölümcül güç kullanımını soruꢀtururken   yetkililerin ivedilikle harekete geçmesi, kamuoyunun hukukun üstünlüğüne olan güveninin   korunması ve kanunsuz fiillerin örtbas edildiği veya bunlara müsamaha edildiği izleniminin   yaratılmaması için zaruridir (bkz. Avꢀar - Türkiye, no. 25657/94).   Somut davanın olaylarına iliꢀkin olarak, AĐHM, ulusal soruꢀturma makamlarının,   baꢀvuranın oğlunu 13 Ağustos 1993 tarihinde öldüren polis memurlarını, 3 Aralık 1993   tarihine kadar, yani ölümden dört ay sonrasına kadar, sorgulamaya baꢀlamadığını   gözlemlemiꢀtir. Ayrıca, ölümden sorumlu bazı polis memurları, ilk olarak 29 Eylül 1994   tarihinde, yani ölümden bir yıldan uzun bir süre sonra, sorgulanmıꢀtır.   AĐHM, Sorumlu Hükümet’in aksine, beꢀ kiꢀinin ölümünden sorumlu polis memurlarının   dört ile on dört ay arası değiꢀen bir süreyle sorgulanmamasını makul olarak   değerlendirmemiꢀtir. Hükümet söz konusu gecikmeler için bir açıklama sunmamıꢀtır. AĐHM,   baꢀvuranın oğlunu öldüren polis memurlarının ölüm olayından sonra görevlerini ifa etmeye   devam ettiklerini tespit etmektedir. Bu durumda, doğru olanın yetkili makamların zamanlıca   onların yerlerini tespit edip sorgulamalarını yapmaları olduğunu kaydetmektedir. Olayların   tek tanığı bu polis memurlarıdır ve onların sorgulanması öncelik teꢀkil etmiꢀ olmalıdır.   Ayrıca, AĐHM, polis memurlarının bu kadar uzun sürelerle sorgulanmamalarının, hem polis   memurlarının hem de soruꢀturma makamlarının hukukun üstünlüğüne olan bağlılıklarına   iliꢀkin kamuoyu güvenini sarstığını göz ardı edemez.   AĐHM, sorgulamanın makul sürede yapılmamasını, soruꢀturmanın, AĐHS’nin 2.   maddesinin gereklerine aykırı olarak, bütün itibariyle etkisiz olduğu kararına varmasını   sağlayacak kadar önemli bulmuꢀtur. Dolayısıyla, soruꢀturmaya iliꢀkin olarak iddia edilen   diğer eksiklikleri incelemeyi gereksiz görmüꢀtür.   AĐHM, dolayısıyla, usul yönünden AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiği kararını   vermiꢀtir.     KASA – TÜRKĐYE KARARI   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   Sözleꢀme’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal   edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen   telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören   tarafın adil tatminine hükmeder.”   Nisan 2006 tarihinde, AĐHM, baꢀvurandan 2 Mayıs 2006 tarihine kadar adil tatmine   iliꢀkin taleplerini sunmasını talep etmiꢀ; ancak, baꢀvuran herhangi bir talep sunmamıꢀtır.   AĐHM, bu nedenle, baꢀvuran adına herhangi bir tazminata hükmedilmesine gerek   olmadığını değerlendirmiꢀtir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. Polis memurları tarafından baꢀvuranın oğlunun öldürülmesi açısından AĐHS’nin 2.   maddesinin ihlal edilmediğine;   3. Ölüm olayına yönelik etkili bir soruꢀturma yapılmaması açısından AĐHS’nin 2. maddesinin   ihlal edildiğine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 20 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   Stanley Naismith   Katip Yardımcısı   Josep Casadevall   Baꢀkan   11

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło