45907/99

WyrokETPCz2005-10-20ECLI:CE:ECHR:2005:1020JUD004590799

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie tureckiego Sądu Bezpieczeństwa Państwa naruszyła prawo skarżących do rzetelnego procesu przed niezawisłym i bezstronnym sądem, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır, który skazał skarżących za przestępstwa związane z przynależnością do nielegalnej organizacji, uzasadniała obawy skarżących co do niezależności i bezstronności sądu. Stwierdził, że skarżący mogli zasadnie odczuwać niepokój, że sąd mógł być pod wpływem poglądów niezwiązanych z charakterem sprawy. W konsekwencji, Trybunał orzekł naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Nie było konieczne rozpatrywanie zarzutu dotyczącego braku pomocy prawnej, ponieważ naruszenie art. 6 ust. 1 już zostało stwierdzone.
Stan faktyczny
Siedemnastu tureckich obywateli zostało zatrzymanych przez policję w Silopi w latach 1992-1993 pod zarzutem pomagania i podżegania do nielegalnej organizacji PKK. Po zatrzymaniu zostali postawieni przed sądem, a następnie oskarżeni przez Prokuratora Generalnego Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır. W 1996 roku Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır, w skład którego wchodził sędzia wojskowy, uznał ich za winnych i skazał na kary pozbawienia wolności. Wyrok ten został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny w 1997 roku.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że pozostała część skargi jest dopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do niezależności i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır. Stwierdza, że nie jest konieczne rozpatrywanie skarg skarżących w kontekście art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji. Stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia Konwencji stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. Zasądza na rzecz skarżących łącznie 1000 euro na pokrycie kosztów i wydatków. Oddala pozostałą część żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   TANRIKOLU VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE   (Başvuru no. 45907/99)   KARAR   STRAZBURG   Ekim 2005   Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin   değişiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Tanrıkolu ve Diğerleri/Türkiye davasında,   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire),   Sn. B.M. ZUPANČIČ, Başkan,   Sn. J. HEDIGAN,   Sn. L. CAFLISCH,   Sn. R. TÜRMEN,   Sn. C. BÎRSAN,   Sn. M. TSATSA-NIKOLOVSKA,   Sn. R. JAEGER, yargıçlar,   Ve Bölüm Sekreteri Sn. V. BERGER’in katılımı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi   Heyeti olarak toplanmış,   Eylül 2005 tarihindeki gizli görüşme sonucunda,   Yukarıda anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:   USULİ İŞLEMLER   1.Davanın nedeni, on yedi Türk vatandaşı Temer Tanrıkolu, İbrahim Bağdu, M. Emin   Tanrıkolu, Mehmet Tayşun, A. Menaf Akyol, M. Emin Tayşun, Lokman Akyol, Hamo   Tayşun, Ramazan Atak, Hıdır Şengil, Methi Tayşun, Abdurrahman Mungan, M. Sait Çek,   Faruk Dilek, Ramazan Tanrıkolu, Hasan Arsu ve Abdulaziz Arsu’nun (“başvuranlar”), 4   Ekim 1997 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin   (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi’ne yaptığı başvurudur (başvuru no. 45907/99).   2. Başvuranları, görevini Diyarbakır’da ifa etmekte olan avukat T. Elçi temsil etmiştir.   Türk Hükümet (“Hükümet”), AİHM huzurundaki davalar için bir Ajan tayin etmemiştir.   3. 22 Ekim 2002 tarihinde AİHM, başvurunun kısmen kabuledilemez olduğuna ve   başvuranların bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme tarafından adil yargılanma ve polis tarafından   gözaltında tutuldukları sürece yasal yardım alma haklarına ilişkin şikayetleri, Hükümet’e   bildirmeye karar vermiştir. 28 Eylül 2004 tarihli bir kararla AİHM, başvurunun esaslarını ve   kabuledilebilirliğini, AİHS’nin 29 § 3. maddesinin hükümleri uyarınca birlikte incelemeye   karar vermiştir.   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   4. Başvuranlar Temer Tanrıkolu, İbrahim Bağdu, M. Emin Tanrıkolu, Mehmet   Tayşun, A. Menaf Akyol, M. Emin Tayşun, Lokman Akyol, Hamo Tayşun, Ramazan Atak,   Hıdır Şengil, Methi Tayşun, Abdurrahman Mungan, M. Sait Çek, Faruk Dilek, Ramazan   Tanrıkolu, Hasan Arsu ve Abdulaziz Arsu sırasıyla 1977, 1948, 1960, 1956, 1950, 1953,   1971, 1950, 1960, 1977, 1973, 1975, 1964, 1974, 1975, 1949 ve 1973 doğumlu Türk   vatandaşlarıdır. Türkiye’nin güneydoğu bölgesindeki Silopi ilçesinde yaşamaktadırlar.   5. 1992 Kasım ve 1993 Şubat ayları arasında başvuranlar, PKK isimli yasadışı bir   örgüte yardım ve yataklık ettiklerinden şüphe edildiği için polis tarafından Silopi’de gözaltına   alınmışlardır.   6. Gözaltı sürelerinin bitiminde başvuranlar, Şırnak Sulh ve Ceza Mahkemesi   huzuruna çıkarılmış ve müteakiben tutuklu yargılanmalarına karar verilmiştir.   7. 1993 senesinde belirsiz bir günde Diyarbakır DGM Başsavcısı, bir iddianame   sunmuştur. Başvuranları, yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık etmekle suçlamış ve Türk   Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca mahkum edilmelerini talep etmiştir.   8. Başvuranlar, yargılanmaları devam ettiği halde serbest bırakılmıştır.   9. 6 Şubat 1996 tarihinde bir askeri hakim de dahil olmak üzere üç hakimden oluşan   Diyarbakır DGM, başvuranları itham edildikleri gibi suçlu bulmuş ve onları, iki yıl altı ay ile   üç yıl dokuz ay arasında değişen farklı hapis cezalarına mahkum etmiştir.   10.   Haziran 1997 tarihinde Yargıtay, Diyarbakır DGM’nin delilleri   değerlendirmesini onaylayarak, başvuranların temyiz talebini reddetmiştir.   II. İLGİLİ İÇ HUKUK   11. İç hukukun tam bir tanımı, Özel/Türkiye kararında bulunabilir (no. 42739/98, §§   20-21, 7 Kasım 2002).   HUKUK   I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   12. Başvuranlar öncelikle Diyarbakır DGM’de kendilerini yargılayan ve mahkum   eden askeri bir hakim bulunmasından dolayı bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme tarafından adil   olarak yargılanmadıkları hususunda şikayette bulunmuştur. Ayrıca gözaltında tutuldukları   süre içerisinde bir avukata danışma hakkından mahrum bırakıldıkları hususunda da şikayetçi   olmuşlardır. Bu bağlamda şikayetlerini, ilgili kısmı aşağıda kaydedilen AİHS’nin 6 §§ 1. ve 3.   (c) maddelerine dayandırmışlardır.   “1. Herkes … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla   kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından … hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini   istemek hakkına sahiptir.   3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:   … c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer   savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa,   mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek; …”   A. Hükümet’in itirazları   1. DGM’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı   a) Altı ay kuralı   13. Hükümet, AİHS’nin 35. maddesi uyarınca başvuranların Diyarbakır DGM’nin   bağımsızlığı ve tarafsızlığı hususundaki şikayetlerinin, altı ay kuralına uyulmaması nedeni   ile reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu hususta, başvuranlar DGM’nin bağımsız   ve tarafsız olmadığına dair şikayette bulundukları için Mahkeme’nin kararını vermiş   olduğu 6 Şubat 1996 tarihinden itibaren altı ay içerisinde AİHM’ye başvurularını yapmış   olmaları gerektiğini belirtmiştir.   14. AİHM, daha önce de Hükümet’in altı ay kuralına uyulmamasına ilişkin benzer   itirazlarını incelemiş ve reddetmiş olduğunu yineler (bkz. Özdemir/Tükiye, no. 59659/00,   § 29, 6 Şubat 2003, ve Doğan ve Keser/Türkiye, no. 50193/99 ve 50197/99, § 17, 24   Haziran 2004). AİHM, sözkonusu davada yukarıda anılan davalarda verdiği kararlardan   farklı bir karara varmak için gerekçe görmemektedir.   15. Dolayısıyla AİHM, Hükümet’in itirazının sözkonusu kısmını reddetmiştir.   b) İç hukuk yollarının tüketilmemesi   16. Hükümet ayrıca AİHS’nin 35. maddesi uyarınca başvuranların, Diyarbakır   DGM’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin şikayetlerinin, iç hukuk yollarını   tüketmemiş oldukları için de reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuranların,   şikayetlerini yerel Mahkemeler hususunda sunmadıklarını ileri sürmüştür. Bu hususta,   AİHM içtihadına değinmiştir (özellikle Ahmet Sadık/Yunanistan, 15 Kasım 1996 tarihli   karar, Hüküm ve Karar Raporları 1996-V).   17. AİHM daha önce de Hükümet’in, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması   hususunda benzer itirazlarını reddetmiş olduğunu yineler (bkz. Vural/Türkiye, no.   56007/00, § 22, 21 Aralık 2004, Çolak/Türkiye (no. 1), no. 52898/99, § 24, 15 Temmuz   2004, ve Özel, § 25). AİHM, sözkonusu davada yukarıda anılan davalarda verdiği   kararlardan farklı bir karara varmak için gerekçe görmemektedir.   18. Dolayısıyla AİHM, Hükümet’in itirazının sözkonusu kısmını reddetmiştir.   2. Başvuranların, polis tarafından gözaltında tutuldukları süre içerisinde yasal yardım   alamadıklarına ilişkin şikayetleri   19. Hükümet başvuranların, polis tarafından gözaltında tutuldukları süre içerisinde   yasal yardım alamadıklarına ilişkin şikayetlerinin, altı aylık süre limitini aştığı için   kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu hususta sözkonusu   şikayetin, başvuranların polis tarafından gözaltında tutulmalarının bitiminden itibaren altı ay   içerisinde yapılması gerektiğini belirtmişlerdir. Ancak başvuranlar şikayetlerini, gözaltı   durumlarının bitiminden yaklaşık beş yıl sonra, 4 Ekim 1997 tarihinde AİHM’ye   sunmuşlardır.   20. AİHM, 6. maddenin polis tarafından yapılan ön soruşturma aşamasında dahi   uygulanabileceğini ve 3. paragrafın, 1. paragrafta belirtilen cezai takibat sırasındaki adil   yargılama kavramının bir unsuru olduğunu ve bir davanın yargılama işlemleri başlamadan   önce, hükümlerine uyulmaması nedeniyle yargılamanın ciddi biçimde tarafsızlıktan yoksun   olması durumunda sözkonusu 3. paragrafın uygun olabileceğini yineler (bkz., bu hususta   Imbrioscia/İsviçre, 24 Kasım 1993 tarihli karar, A Serisi no. 275, sayfa 13, § 36; John   Murray/İngiltere, 8 Şubat 1996 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1996-I, sayfa 54, §   62).   21. AİHM’nin yukarıda kaydedilen kararlarda belirttiği gibi 6 § 3. (c) maddenin ön   soruşturma sırasında uygulanma şekli, ilgili cezai takibatların özelliklerine ve dava olaylarına   bağlıdır; 6. maddenin amacının – hakkaniyete uygun yargılama – gerçekleştiğine karar   vermek için, dava sırasında yürütülen cezai takibatın bütünlüğüne dikkat edilmelidir (ibid.,   sırasıyla sayfa 13-14, § 38 ve sayfa 54-55, § 63).   22. Yukarıda kaydedilenler ışığında, başvuranların yasal yardımdan mahrum   bırakılmalarının cezai takibatın tarafsızlıktan yoksun olmasına yol açıp açmadığına karar   vermek için AİHM, cezai takibatı bütünlüğü içinde değerlendirmelidir.   23. Sonuç olarak, Hükümet’in itirazlarının sözkonusu kısmı onanamaz.   B. Kabuledilebilirlik   24. İçtihadı ışığında (bkz. diğer içtihatlar yanında, Çıraklar/Türkiye, 28 Ekim 1998   tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-VII) ve kendisine sunulan delilleri gözönüne   alan AİHM, davanın AİHS bağlamında, karara bağlanması esasların incelenmesine bağlı olan   dava olaylarına ve hukuka ilişkin karmaşık konuları günışığına çıkardığı kanısındadır. Bu   nedenle AİHM, başvurunun geri kalan kısmının, AİHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında   temelden yoksun olmadığı sonucuna varmıştır. Başvurunun kabuledilemez olduğuna karar   vermek için başka bir gerekçe bulunmamaktadır.   C. Esaslar   1. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı   25. Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin, Devlet’in güvenliği ve bütünlüğüne   yöneltilen tehditleri bertaraf etmesi için kanunca kurulduğunu ileri sürmüştür. Sözkonusu   davada, başvuranların Diyarbakır DGM’nin bağımsızlığı hususunda meşru şüpheler   taşıyabilecekleri sonucuna varmak için gerekçe bulunmadığını belirtmiştir. Hükümet ayrıca,   askeri hakimlerin artık Devlet Güvenlik Mahkemeleri kürsülerinde yeralamayacağına ilişkin   tarihli Anayasa değişikliğine değinmiştir.   26. AİHM, daha önce benzer davaları incelemiş ve AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal   edilmiş olduğu sonucuna varmış olduğunu belirtmiştir (bkz. Özel, § 33-34, ve   Özdemir/Türkiye, no. 59659/00, § 35-36, 6 Şubat 2003).   27. AİHM sözkonusu davada farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir.   Yasadışı bir örgüte mensup olmaları nedeniyle bir Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanan   başvuranların, askeri hizmet mensuplarının bulunduğu bir kürsü tarafından yargılanmaktan   rahatsızlık duymaları anlaşılmaz değildir. Bu nedenle Diyarbakır DGM’nin, davanın niteliği   ile ilgisi olmayan görüşlerden etkilenebileceğine dair endişe duyabilirler. Diğer deyişle,   başvuranların DGM’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı hususundaki endişelerinin haklı olduğu   kabul edilebilir (bkz. Incal/Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-IV, sayfa   1573, § 72 in fine).   28. Yukarıda kaydedilenler ışığında AİHM, bu hususta AİHS’nin 6 § 1. maddesinin   ihlal edilmiş olduğuna karar vermiştir.   2. 6. maddeye dayandırılan şikayetlerin kalan kısmı   29. Başvuranların bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme tarafından hakkaniyete uygun   şekilde yargılanma haklarının ihlal edildiği sonucuna varan AİHM, başvuranların   şikayetlerinin AİHS’nin 6 § 3. (c) maddesi uyarınca incelenmesinin gerekli olmadığı   kanısındadır (Epözdemir/Türkiye, no. 43926/98, § 24, 28 Ekim 2004, ve Süleyman   Yıldırım/Türkiye, no. 40518/98, § 39, 29 Temmuz 2004).   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   30. AİHS’nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Zarar   31. Başvuranların her biri, maddi zarar için 4,000 Euro, manevi zarar için 4,000 Euro   tazminat talep etmiştir.   32. Hükümet, sözkonusu taleplerin haddinden fazla ve kabuledilemez olduğunu   belirtmiştir.   33. Manevi zarar hususunda AİHM öncelikle, 6 § 1. madde bağlamındaki cezai   takibatın sonuçlarının ne olacağı hususunda spekülasyon yapamayacağı kanısındadır. Ayrıca,   başvuranların maddi zarara ilişkin talepleri, delillerle desteklenmemektedir. Bu nedenle,   AİHM sözkonusu taleplere müsaade edemez.   34. AİHM, 6. maddenin ihlal edildiği bulgusunun, başvuranların maruz kaldığı manevi   zarar için yeterli tazmin teşkil ettiği kanısındadır (bkz. Incal, sayfa 1575, § 82, ve Çıraklar, §   45).   35. Başvuranların, 6 § 1. madde bağlamında bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme   tarafından mahkum edildiğini tespit ettiği durumlarda AİHM, uygulanabilecek en doğru   yöntemin başvuranların, gerekli zaman içerisinde bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme   tarafından yargılanmasını sağlamak olduğu kanısındadır (Gençel/Türkiye, no. 53431/99, § 27,   Ekim 2003).   B. Mahkeme Masrafları   36. Başvuranlar ayrıca yerel Mahkemeler ve AİHM huzurunda maruz bırakıldıkları   masraf ve harcamalar için toplam 47,683 Euro tazminat talep etmiştir.   37. Hükümet, Mahkeme masrafları hususundaki taleplerin usulüne uygun olarak   belgelenmediğini belirtmiştir.   38. AİHM, gerekli olduğu için yapıldıkları ve meblağın makul olduğu sürece   Mahkeme masrafları için tazminat ödenmesi kararını verebilir (bkz., örneğin,   Sawicka/Polonya, no. 37645/97, § 54, 1 Ekim 2002).   39. Mevcut bilgiler ışığında ve içtihadında belirtilen kriterleri gözönüne alarak   değerlendirme yapan AİHM (bkz., diğer içtihatlar yanında, Vural, § 45), masraf talepleri için   başvuranların hepsine toplam 1,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme Faizi   40. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına   üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesinin uygun olduğu kanısındadır.   YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE   1. Başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna,   2. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin şikayet   hususunda AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna,   3. Başvuranların şikayetinin, AİHS’nin 6 § 3. maddesi bağlamında değerlendirilmesinin   gerekli olmadığına,   4. AİHS’nin ihlal edildiğinin tespit edilmesinin, manevi zarar için başlıbaşına adil tazmin   teşkil ettiğine,   5. (a) Sorumlu Devlet’in, başvurana, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği   tarihten itibaren üç ay içinde, her türlü vergiden muaf olmak ve ödeme gününde geçerli olan   kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere 1.000 Euro (bin Euro) maddi tazminat   ödemesi gerektiğine,   (b)Yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre   içerisinde Avrupa Merkez Bankası’nın gecikme süresince uyguladığı marjinal faiz oranına üç   puan eklemek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faizin yukarıda kaydedilen   miktarlara uygulanmasına karar vermiş,   6. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmını reddetmiştir.   İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 § 2. ve 3.   maddeleri uyarınca 20 Ekim 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Vincent BERGER   Sekreter   Boštjan M. ZUPANČIČ   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło