46048/06
WyrokETPCz2008-06-10ECLI:CE:ECHR:2008:0610JUD004604806
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy nadmierna długość aresztu tymczasowego oraz przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz prawo do rzetelnego procesu w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że władze krajowe nie wywiązały się z obowiązku uzasadnienia długotrwałego aresztu tymczasowego odpowiednimi i wystarczającymi powodami, wykraczającymi poza stereotypowe odniesienia do charakteru przestępstwa czy ryzyka ucieczki, które z czasem naturalnie maleje. W odniesieniu do przewlekłości postępowania, Trybunał stwierdził, że okres ponad jedenastu lat dla sprawy karnej, która przeszła przez trzy instancje i dwa etapy apelacyjne, był nadmierny i nieuzasadniony, a argumenty rządu dotyczące złożoności sprawy czy zachowania skarżącego nie były wystarczające do usprawiedliwienia takiego opóźnienia.Stan faktyczny
Skarżący, Ercüment Yıldız, został aresztowany 7 listopada 1996 r. pod zarzutem przynależności do PKK i udziału w działaniach terrorystycznych. Był przetrzymywany w areszcie tymczasowym, a jego proces karny trwał od 1996 r. do co najmniej 2008 r. W 2001 r. został skazany na karę śmierci, ale wyrok został uchylony przez Sąd Kasacyjny w 2002 r. Sprawa wróciła do sądu pierwszej instancji, a następnie została przekazana do innego sądu po zmianach legislacyjnych. Władze krajowe wielokrotnie odmawiały zwolnienia skarżącego z aresztu, powołując się na ryzyko ucieczki i mataczenia dowodami.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznał skargę za dopuszczalną (z wyjątkiem części dotyczącej niezwłocznego postawienia przed sędzią).
2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji.
3. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
4. Orzekł, że Rząd pozwany ma zapłacić skarżącemu, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku:
a) 12 600 (dwanaście tysięcy sześćset) euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe.
b) 1 129 (jeden tysiąc sto dwadzieścia dziewięć) euro tytułem kosztów i wydatków.
5. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ERCÜMENT YILDIZ. - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 46048/06 )
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Haziran 2008
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 46048/06 baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaꢀı Ercüment Yıldız’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 1
Kasım 2006 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına Avrupa Đnsan
Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu
avukatlarından F. Aydınkaya ve Đ. Sayan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢀULLARI
Baꢀvuran 1977 doğumlu olup, Đstanbul’da ikamet etmektedir.
Baꢀvuran yasadıꢀı örgüt PKK ile olan bağlantısı nedeniyle 7 Kasım 1996 tarihinde
yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır.
Baꢀvuran 21 Kasım 1996 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) nöbetçi
hakimi karꢀısına çıkarılmıꢀ, hakim tutuklanmasına karar vermiꢀtir.
Aynı gün Đstanbul Adli Tıp Kurumu’nda sağlık kontrolünden geçen baꢀvuranda herhangi bir
darp veya ꢀiddet izine rastlanmamıꢀtır.
DGM Cumhuriyet Savcısı 2 Aralık 1996 tarihinde baꢀvuranı ve on altı kiꢀiyi PKK mensubu
olmakla itham etmiꢀtir. Savcı baꢀvuranı toprak bütünlüğünü parçalamak, adı geçen örgütün
yöneticilerinden biri sıfatıyla terörist faaliyetlerde bulunmakla suçlamıꢀ ve TCK’nın 125.
maddesi uyarınca mahkumiyetini talep etmiꢀtir.
DGM 10 Aralık 1996 tarihinden 13 Haziran 2001 tarihine dek süren davada baꢀvuranın da
aralarında bulunduğu on dokuz sanığı terörist faaliyetlerde bulunma suçuyla yargılamıꢀtır.
Mahkeme bu süre zarfında sanıkların ve avukatlarının savunmalarının dinlendiği, tanıkların
ve mağdurların ifadelerine baꢀvurulduğu yirmi beꢀ duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀtir. DGM
baꢀvuranın yinelediği serbest bırakılma taleplerini dosyanın ve kanıtların durumuna bakarak
reddetmiꢀ, üç kere de isnat edilen suçların niteliğini göz önüne alarak tutukluluk halinin
devamına karar vermiꢀtir.
DGM’nin 28 ꢁubat 1997- 21 Nisan 1999 tarihleri arasında gerçekleꢀtirdiği duruꢀmalarda
baꢀvuran kendisine isnat edilen suçları reddetmiꢀ, gözaltında ifadesinin zorla ve baskıyla
alındığını iddia etmiꢀ, hakim karꢀısına çıkmadan önce alınan ifadelerin geçersiz olduğunu ileri
sürmüꢀ, mahkeme yakalama tutanağını hazırlayan polislerin duruꢀmaya çağrılmasına karar
vermiꢀ, beꢀ duruꢀma boyunca bu kararını tekrarlamıꢀ, beꢀincide polisler duruꢀmaya gelerek
ifade vermiꢀler, beꢀ kere baꢀvurana savunmasını hazırlaması için süre verilmiꢀ, baꢀvuran 26
Ocak 2001 tarihli duruꢀmada yazılı savunmasının hapishaneye yönelik bir polis operasyonu
sırasında imha edildiğini söylemiꢀtir. Mayıs 2001 tarihli duruꢀmaya katılmayan baꢀvuran bir sağlık raporu iletmiꢀtir. Bu
duruꢀma esnasında baꢀvuranın avukatı beꢀ yıldan bu yana tutuklu yargılandığını, baꢀvuranın
tutukluluğunun artık önleyici bir tedbir değil bir ceza haline geldiğinin altını çizmiꢀtir. Avukat
ayrıca baꢀvuranın onbeꢀ günlük gözaltı süresinin ve gayrımeꢀru olarak elde edilen delillere
dayanılarak yapılan bu davanın AĐHS’ye aykırı olduğunu ileri sürmüꢀtür.
DGM 13 Haziran 2001 tarihinde baꢀvuranı toprak bütünlüğünü parçalamaya yönelik terörist
faaliyetler bulunma suçundan suçlu bulmuꢀ ve TCK’nın 125. maddesi uyarınca ölüm cezasına
çarptırmıꢀtır.
Yargıtay 12 ꢁubat 2002 tarihinde, DGM tarafından baꢀvurana isnat edilen suçların bazılarının
hazırlanan iddianamede yer almadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını
bozmuꢀtur.
DGM kararın Yargıtay tarafından geri gönderilmesi üzerine 26 Haziran 2002’den 9 Haziran tarihine dek sekiz duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ, sanıkların ve avukatlarının savunmalarını ve
savcının iddianamelerini dinlemiꢀ, baꢀvuranın serbest bırakılma taleplerini iꢀlenen suçun
niteliğine, kanıtların durumuna ve tutukluluk süresine dayalı olarak reddetmiꢀtir. DGM bu
süre zarfında bir kez baꢀvuranın firar etme tehlikesinin olduğuna, dört kez tutukluluk halini
meꢀru kılan gerekçelerin halen mevcut olduğuna vurgu yapmıꢀtır.
DGM 20 ꢁubat 2004, 28 Nisan 2004 ve 9 Haziran 2004 tarihli duruꢀmalarda baꢀvuranın
savunmasını dinlemiꢀ, serbest bırakılma talebini iꢀlenen suçun niteliğine, kanıtların durumuna
ve dosyanın içeriğine dayanarak reddetmiꢀtir. 9 Haziran tarihli duruꢀmada DGM’lerin
kapatılmasına iliꢀkin bir yasa tasarısının Meclis’te derdest olması nedeniyle yasanın kabulüne
kadar esasa iliꢀkin bir karar almamaya hükmetmiꢀtir. Ekim 2004 tarihinde yeni kanunun kabulünün ardından dava Đstanbul Ağır Ceza
Mahkemesi’nde görülmeye baꢀlanmıꢀ, Ağır Ceza Mahkemesi yeni Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin beklenmesine karar vermiꢀ ve baꢀvuranın serbest bırakılma
taleplerini iꢀlenen suçun niteliği ve kanıtların durumu, baꢀvuranın tutuklanma nedeni ve firar
riski ıꢀığında reddetmiꢀtir.
Mahkeme 1 Haziran 2005 tarihinde yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girdiğini
not etmiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı müvekkilinin tutukluluk süresinin AĐHS’ye aykırı olduğunu
ve baꢀvuranın ölüm cezası korkusuyla dokuz yıldan bu yana tutuklu bulunduğunu iddia
etmiꢀtir. Mahkeme baꢀvuranın serbest bırakılma talebini yukarıda yer alan benzer gerekçelerle
reddetmiꢀtir.
DGM1 24 Kasım 2006 tarihine kadar beꢀ duruꢀma yapmıꢀ, bunlar sırasında baꢀvuranın serbest
bırakılma taleplerini baꢀvurana isnat edilen suçun ciddiyeti, kanıtların tahrifi ve firar tehlikesi
ıꢀığında reddetmiꢀtir. Mahkeme bu duruꢀmada bir sonraki duruꢀma tarihini 23 ꢁubat 2007
olarak belirlemiꢀtir.
Dava dosyasında yer alan bilgilere göre, bu kararın alındığı tarihte dava halen sürmekteydi.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 5/ 3 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran yakalanmasının ardından hemen bir hakim karꢀısına çıkarılmadığından ꢀikayetçi
olmaktadır. Uzun tutukluluk süresinden yakınan baꢀvuran AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta
bulunmaktadır.
Kararda bu ꢀekildedir.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet gözaltı süresinin 21 Kasım 1996 tarihinde sona erdiğinin altını çizerek altı ay
kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle AĐHM’yi baꢀvuranın gözaltı süresine değin ꢀikayetini
reddetmeye davet etmektedir. Hükümet ayrıca baꢀvuranın uzun tutukluluk süresine karꢀı iç
hukuktaki mahkemeler önünde ꢀikayetçi olmaması doğrultusunda iç hukuk yollarını
tüketmediğini savunmaktadır.
Baꢀvuran Hükümetin bu argümanlarına karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM baꢀvuranın 7 Kasım 1996 tarihinde yakalanarak gözaltına alındığını ve 21 Kasım 1996
tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karꢀısına çıkarıldığını
gözlemlemektedir. Oysa baꢀvuru altı aydan fazla bir sürenin ardından gecikmeli olarak 1
Kasım 2006 tarihinde yapılmıꢀtır. Baꢀvuranın gözaltı süresinin uzunluğuna iliꢀkin ꢀikayeti geç
yapılmıꢀtır ve AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragraflarının uygulanmasına istinaden
reddedilmelidir.
AĐHM, Hükümetin tutukluluk süresinin uzunluğuna karꢀı iç hukukta baꢀvuru yollarını
tüketmediği yönündeki itirazı ile ilgili, dava dosyasında yer alan bilgilere göre, baꢀvuranın
ulusal mahkemelerdeki duruꢀmalarda serbest bırakılma taleplerini birçok kez dile getirdiğini
gözlemlemektedir. Bu talepler üzerine esas hakimleri her duruꢀmada tutukluluk halinin
devamının gerekli olup olmadığını değerlendirmiꢀlerdir. Tutukluluğun devamına iliꢀkin
kararlara itiraz etme imkanı olduğu argümanı konusunda AĐHM, benzer bir argümanı Koꢀti
vd.-Türkiye (no: 74321/01, 3 Mayıs 2007) kararında reddettiğini hatırlatır. Bu
değerlendirmeden ayrı tutulacak herhangi bir gerekçenin yokluğunda Hükümetin itirazı
reddedilmektedir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
Hükümet AĐHM’nin tutukluluğun ne kadar sürmesi gerektiğine dair bir ön saptama
yapmadığını, bu sürenin uzunluğunun her davaya özgü koꢀullara bağlı olduğunun altını
çizmektedir. Nitekim, isnat edilen suçların niteliği çerçevesinde baꢀvuranın serbest
bırakılması halinde firar, delillerin tahrif edilmesi yoluyla adaletin normal seyrinin
engellenmesi, beraber yargılanananların birbirleriyle hesaplaꢀmaları, tanıklar üzerinde baskı
yapılması ve suçun tekrarı riskleri bulunmaktadır. Tutukluluk halinin devamında kamu
düzeninin korunması amacı güdülmüꢀ ve adli merciler, tutukluluk süresinin uzatılması
konusunda, her otuz günde bir tutukluluğun yasallığını incelemek suretiyle, gerekli ihtimamı
göstermiꢀlerdir.
Baꢀvuran herhangi bir özel ve karmaꢀık yapısı bulunmayan sözkonusu davada bu denli uzun
tutukluluk süresinin uygulanmasının makul hiçbir gerekçesinin olmadığını ileri sürmektedir.
Baꢀvurana göre iç hukuktaki mahkemeler yeterli özeni göstermeyip, neredeyse birbirinin aynı
gerekçelerle tutukluluğun devamına karar vermekle yetinmiꢀtir. Bunu yanı sıra, tutukluluk
önleyici bir tedbir olmaktan çıkıp, alınan bir kararın icrası haline gelmelidir.
AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesinde öngörülen sürenin sonlandığı anın «mahkemenin, ilk
derece mahkemesi bile olsa, suçu sabit bulduğu gün» (Wemhoff-Almanya kararı no: 27
Haziran 1968 ve Labita-Đtalya kararı no: 26772/95) olduğunu, bu baꢀvurudaki gibi birden
fazla tutukluluk süresinin sözkonusu olduğu durumlarda tutukluluk süresinin tamamının
dikkate alınması gerektiğini hatırlatır (Bkz. Baltacı-Türkiye kararı, no: 495/02, 18 Temmuz
2006, Solmaz-Türkiye kararı no: 27561/02).
AĐHM bu baꢀvuruda tutukluluk süresinin ilk döneminin 7 Kasım 1996 tarihinde baꢀvuranın
yakalanması ile baꢀlayıp, 13 Haziran 2001 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin
mahkumiyet kararı ile sona erdiğini tespit etmektedir. Bu süre dört yıl yedi aydır. AĐHS’nin
5/3 maddesine göre Yargıtay’ın davanın yeniden incelenmesi için ilk derece mahkemesine
gönderdiği 12 ꢁubat 2002 tarihinden itibaren ikinci tutukluluk dönemi baꢀlamaktadır. Bu süre
devam etmektedir ve hali hazırda altı yıl üç aya ulaꢀmıꢀtır. Baꢀvuran halihazırda toplamda on
yıl on ay tutuklu kalmıꢀtır.
AĐHM, ilk olarak ulusal makamların tutukluluk süresinin makul sınırı aꢀmamasını gözetmekle
birinci derecede yükümlü olduklarını hatırlatmaktadır. Bu amaçla, masumiyet karinesi
doğrultusunda bireysel özgürlüğe saygı kuralına istisna getirilmesini meꢀru kılan kamu
çıkarının gerektirdiği gerçek bir zorunluluğun olup olmadığını ortaya çıkaracak bütün
koꢀulları incelemeli ve tutuksuz yargılanma talebini reddettiğinde kararında bunu
gerekçelendirmelidir. Özellikle mevcut kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından
yapılan baꢀvurularda ihtilafa mahal vermeyen olaylara dayalı olarak AĐHM, AĐHS’nin 5 / 3
maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını tespit ederken, sözkonusu kararlardaki
gerekçeleri ve baꢀvuran tarafından yerel mahkeme nezdinde yapılan baꢀvurularda dile
getirilen tartıꢀılmaz verileri değerlendirecektir. (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, Ekim 1998).
AĐHM, ayrıca, tutukluluğun meꢀruiyetinin, ancak, kamu düzenine karꢀı gerçek bir tehdit
olduğu hallerde sürebileceğini; tutukluluğun devamının hürriyetten yoksun bırakma cezası
haline gelmemesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. özellikle Letellier-Fransa kararı, 26 Haziran
1998).
Bu bağlamda yakalanan kiꢀinin bir suç iꢀlediğinden ꢀüphe edilmesine neden olan makul
nedenlerin devam etmesi, tutukluluk halinin devamı için sine qua non (olmazsa olmaz)
koꢀuldur. Ancak bir süre sonra bu da yeterli olmaz. Dolayısıyla AĐHM, adli makamlar
tarafından benimsenen diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye
yetip yetmediğini belirlemelidir. Bu gerekçeler “uygun” ve “yeterli” olduğu takdirde, AĐHM,
bunun üzerine yetkili ulusal makamların “yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip
göstermediğini araꢀtırmalıdır (Bkz. diğerleri arasında, Ali Hıdır Polat-Türkiye kararı, no:
61446/00, 5 Nisan 2005 ve sözü edilen Baltacı kararı).
Bu baꢀvuruda dava dosyasında yer alan unsurlara göre Devlet Güvenlik Mahkemesi düzenli
olarak her duruꢀmada, neredeyse birbirinin aynı basmakalıp ifadelerle, iꢀlenen suçun
niteliğine, delillerin durumuna, dosyanın içeriğine, davanın seyrine dayalı olarak baꢀvuranın
tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir. Mahkeme ayrıca baꢀvuranın firar riskinin
bulunduğuna ve delillerin tahrif edildiğine vurgu yapmıꢀtır.
AĐHM, firar tehlikesinin sadece öngörülen cezanın ağırlığı ile bağlantılı olarak
değerlendirilemeyeceğinin, firar tehlikesinin varlığını teyid edebilecek veya tutukluluğun
gerekliğini ortadan kaldıracak kadar düꢀük olduğunu ortaya koyabilecek ꢀekilde, ilgili
tamamlayıcı bütün öğeler ıꢀığında değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizer. (Bkz. diğerleri
arasında, sözü edilen Letellier-Fransa kararı ve Mansur kararı). AĐHM, firar riski zaman
içinde doğal olarak azalırken, ulusal yargıçın baꢀvurduğu gerekçelerin kısalmasını not
etmektedir. (Bkz. Neumeister-Avusturya kararı 27 Haziran 1968) AĐHM ulusal hakimin dile
Tutukluluğun devamına iliꢀkin kararların gerekçelerinden ulusal mahkemelerin 10 yıl 10 ay
tutukluluktan sonra benzer risklerin niye hala devam ettiğini belirtmeyi ihmal ettikleri
görülmektedir. (Bkz. Zannouti-Fransa kararı, no: 42211/98, 31 Temmuz 2001; Demirel-
Türkiye kararı no: 39324/98, 28 Ocak 2003).
AĐHM’nin gözünde, “kanıtların durumu” suçluluğun ciddi belirtilerinin var olduğunu ve var
olmaya devam ettiğini gösterse ve bu davaya iliꢀkin çok önemli unsurları oluꢀtursa bile, , bu
kadar uzun bir süre baꢀvuranın tutuklu kalmaya devam etmesini tek baꢀına haklı gösteremez
(Bkz. sözü edilen Mansur ve Demirel kararı).
Bu nedenle, AĐHM baꢀvuranın bu denli uzun tutuklu kalmasının AĐHS’nin 5/3 maddesinin
ihlaline yol açtığı kanısına varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran yargılanmamasının uzun sürmesinin adil yargılanma hakkının ihlaline yol
açtığından ꢀikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 6/1 maddesine göndermede bulunmaktadır.
Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.
Dikkate alınması gereken dönem 7 Kasım 1996 tarihinde baꢀlamıꢀ, henüz sona ermemiꢀtir.
Bu süre üç mahkeme ve iki hüküm aꢀaması için yaklaꢀık on bir yıl altı aydır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder.
B. Esas hakkında
Hükümet yargı sürecinin uzunluğunun dava koꢀullarına göre değerlendirilmesi gerektiğini
hatırlatmakta ve davanın karmaꢀıklığına, sanıkların sayısına ve isnat edilen suçların ağırlığına
dikkat çekmektedir. Hükümet, savunmalarını hazırlamak için defalarca süre talep eden
baꢀvuranın ve avukatının yargılamanın uzamasına katkıda bulunduklarını ifade etmektedir.
Hükümet ayrıca düzenli olarak toplanan iç hukuk mercilerine yüklenebilecek herhangi bir
ihmalin olmadığını savunmaktadır.
Baꢀvuran yargılanma süresinin uzamasına neden olduğunu reddetmekte ve savunmasını
sunmak için nadiren süre talebinde bulunduğunu ve yargılamanın uzamasına neden
olmadığını iddia etmektedir. Baꢀvuran cezaevi yönetimi defalarca kendisini duruꢀmaya
göndermediğinden sürenin uzunluğundan yerel makamların sorumlu olduklarını ileri
sürmektedir. Sözkonusu yargı sürecinin uzamasında mahkeme heyetinin yapısının
değiꢀmesinin ve DGM’lerin kaldırılmasının da etkisi olmuꢀtur.
Mahkeme yargılama süresinin uygunluğunun davanın ꢀartları ıꢀığında ve özellikle de davanın
karmaꢀıklığı ile baꢀvuran ve ilgili mercilerin tutumu gibi, içtihadında yerleꢀmiꢀ ölçütlere
bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve
Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94).
AĐHM bu baꢀvurudakine benzer ꢀikayetleri daha önce de incelediğini ve AĐHS’nin 6/1
maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Pelissier ve Sassi
kararı).
AĐHM mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarının incelediğini, Hükümetin Mahkemenin bu
davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığına,
dosyada yer alan unsurlar göz önüne alındığında baꢀvuranın tutumunun yargılamanın
uzamasına etki etmediğine itibar etmektedir. Mahkemenin bu yöndeki yerleꢀik içtihadı
ıꢀığında AĐHM sözkonusu yargı sürecinin aꢀırı olduğu ve «makul süre» koꢀulunu
karꢀılamadığı sonucuna varmaktadır.
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil
tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuran tutuklu bulunduğu sürede uğradığı gelir kaybına karꢀılık 110.000 YTL [yaklaꢀık
58.491 Euro] maddi tazminat talep etmektedir. Baꢀvuran AĐHM’nin minimum gelir kaybını
dikkate alması durumunda uğradığı maddi zararın 60.000 YTL olduğunu öne sürmektedir.
Baꢀvuran ayrıca manevi tazminat için 150.000 YTL [yaklaꢀık 79.761 Euro] talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM öne sürülen maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında herhangi bir illiyet bağı
bulunmadığından bu talebi reddetmektedir. AĐHM buna karꢀılık, baꢀvurana manevi zarar
baꢀlığı altında 12.600 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran iç hukuktaki mahkemeler önünde yapmıꢀ olduğu yargı giderleri için 24.600 YTL
[yaklaꢀık 13.080 Euro] talep etmektedir. Baꢀvuran avukatlık ücreti için 6.600 YTL [yaklaꢀık
3.509 Euro], tutukluluğuna iliꢀkin giderler için 11.000 YTL [yaklaꢀık 5.849 Euro] ve tutuklu
kalması nedeniyle ailesinin yaptığı harcamalar için 5.000 YTL [yaklaꢀık 2.658 Euro] talep
etmektedir. Baꢀvuran ayrıca AĐHM nezdinde yapmıꢀ olduğu harcamalara iliꢀkin olarak
avukatlık ücreti için 9.500 YTL [yaklaꢀık 5.051 Euro] ve tercüme gideri için 2.000 YTL
[yaklaꢀık 1.063 Euro] talep etmektedir. Baꢀvuran kanıtlayıcı belge niteliğinde Đstanbul Barosu
avukatlık ücret tarifesini ve tercüme masrafını gösterir 2.124 YTL tutarındaki faturayı
sunmaktadır.
Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bu baꢀvuruda mahkemeye sunulan unsurlar ve
sözü edilen kıstaslar göz önüne alındığında AĐHM, ulusal mahkemeler nezdinde yapıldığı öne
sürülen yargı giderlerine iliꢀkin talebi reddetmekte, AĐHM önünde yapılan yargı giderleri ve
tercüme masrafları için baꢀvurana 1.129 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
C. Gecikme Faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç
puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç
ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflardan muaf olarak, ödeme
tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Hükümet tarafından
baꢀvurana:
i.
ii.
manevi tazminat için 12.600 (on iki bin altı yüz) Euro ödenmesine;
yargılama gideri için 1.129 (bin yüz yirmi dokuz) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faizin uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
maddelerine uygun olarak 10 Haziran 2008 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło