46117/99
WyrokETPCz2004-11-10ECLI:CE:ECHR:2004:1110JUD004611799
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy niewykonanie przez władze krajowe prawomocnych orzeczeń sądów administracyjnych unieważniających zezwolenie na eksploatację kopalni złota z użyciem cyjanku stanowiło naruszenie prawa do poszanowania życia prywatnego i rodzinnego (art. 8) oraz prawa do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1) Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że art. 8 Konwencji jest stosowalny, ponieważ eksploatacja kopalni z użyciem cyjanku, zgodnie z ustaleniami tureckiego Sądu Administracyjnego (Danıştay), stwarzała poważne ryzyko dla zdrowia i środowiska mieszkańców, wpływając na ich życie prywatne i rodzinne. Kluczowe dla naruszenia art. 8 było to, że pomimo prawomocnych orzeczeń sądów krajowych unieważniających zezwolenie na kopalnię, władze administracyjne nie tylko opóźniały wykonanie tych orzeczeń, ale także wydawały kolejne zezwolenia i decyzje (w tym tajną decyzję Rady Ministrów), które miały na celu obejście orzeczeń sądowych. Trybunał podkreślił, że brak skutecznego wykonania orzeczeń sądowych podważa zasadę państwa prawa i pozbawia jednostki gwarancji proceduralnych. Podobnie, w odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał stwierdził, że prawo do sądu obejmuje również prawo do wykonania prawomocnego orzeczenia. Opóźnienie i celowe obchodzenie orzeczeń Danıştay przez władze administracyjne pozbawiło skarżących skutecznej ochrony ich praw cywilnych, co stanowiło naruszenie art. 6 ust. 1.Stan faktyczny
Skarżący to dziesięciu obywateli Turcji, mieszkańców Bergamy i okolicznych wsi, którzy sprzeciwiali się eksploatacji kopalni złota w Ovacık z użyciem cyjanku. Kopalnia, należąca do Normandy Madencilik A.Ş., otrzymała zezwolenie na eksploatację w 1994 roku. Skarżący wnieśli skargę do sądów administracyjnych, argumentując, że użycie cyjanku stwarza poważne zagrożenie dla środowiska i zdrowia ludzkiego. Turecki Sąd Administracyjny (Danıştay) w 1997 roku unieważnił zezwolenie, uznając, że operacja nie leży w interesie publicznym ze względu na ryzyko związane z cyjankiem, strukturą geologiczną regionu i zagrożeniem trzęsieniami ziemi. Mimo prawomocnych orzeczeń sądowych, władze administracyjne opóźniały zamknięcie kopalni i wydawały kolejne zezwolenia, a nawet podjęły tajną decyzję Rady Ministrów, która miała umożliwić kontynuację działalności kopalni.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: uznaje Ayşe Öçkan za następczynię İzzeta Öçkana; stwierdza naruszenie art. 8 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji; stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego badania skarg dotyczących art. 2 i 13 Konwencji; zasądza każdemu skarżącemu 3 000 (trzy tysiące) euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, płatne w lirach tureckich po kursie z dnia płatności, wraz z odsetkami w wysokości 3% od daty uprawomocnienia się wyroku do dnia zapłaty; oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L
AVRUPA
D E L 'E U R O P E
KONSEYĐ
AVRUPA KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE (1)
TAꢀKIN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 46117/99)
KARAR
STRAZBURG Kasım 2004
Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 81. maddesi uyarınca karar 1 ꢁubat 2005 tarihinde düzeltilmiꢀtir.
Bu karar, AĐHS’nin 44 § 2 maddesi çerçevesinde belirlenen ꢀartlarda kesinleꢀecektir.
1) Heyetin 1 Kasım 2004 tarihinden önceki oluꢀumu ile.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Taꢁkın ve diğerleri - Türkiye davasında,
Sn. G.RESS, Baꢀkan,
Sn. I. CABRAL BARRETO,
Sn. L. CAFLICH,
Sn. R. TÜRMEN,
Sn. B. ZUPANCIC,
Sn. Bayan H.S. GREVE,
Sn. K. TRAJA, Yargıçlar
ve Daire Grefyesi V. BERGER’den oluꢀan Đnsan Hakları Mahkemesi (üçüncü daire), Haziran ve 21 Ekim 2004 tarihlerinde yapmıꢀ oldukları müzakerelerin ardından,
yukarıda belirtilen tarihte aꢀağıdaki kararı kabul etmiꢀtir :
USULĐ ĐꢀLEMLER
1. Davanın baꢀlangıcında, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılmıꢀ olan dava (No:
46117/99) bulunmakta ve sözkonusu Devletin on vatandaꢀı Sefa Taꢀkın, Hasan Geniꢀ, Tahsin
Sezer, Ali Karacaoğlu, Muhterem Doğrul, Đzzet Öçkan, Đbrahim Dağ, Ali Duran, Sezer Umeç
ve Günseli Karacaoğlu («baꢀvuranlar»), Đnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma
Sözleꢀme’nin 1. Davanın baꢀlangıcında, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılmıꢀ olan dava (No
: 46117/99) bulunmakta ve söz konusu Devletin on vatandaꢀı Sefa Taꢀkın, Hasan («AĐHS»)
eski 25. maddesi gereğince, 25 Eylül 1998 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na
(«Komisyon») baꢀvurmuꢀlardır.
2. 27 Nisan 2004 tarihli mektup ile, Mahkeme Grefyesi, Đzzet Öçkan’ın 13 Ocak 2004
tarihinde öldüğü konusunda bilgilendirmiꢀtir. Baꢀvuranın eꢀi bayan Ayꢀe Öçkan, davayı takip
etme konusunda niyetli olduğunu bildirmiꢀtir.
3. Baꢀvuranlar, Đzmir Barosu avukatları olan M. N. Terzi, S. Özay, E. I. Günay, M.
Özsüer, Y. Özsüer, E. Avꢀar, N. Özkan, Đ. Arzuk, A. Okyay, U. Kalelioğlu, O.K. Cengiz, ꢁ.
ꢁensoy, I. Toktamıꢀ, A. Tansu, O. Yıldırım ve A. Eren tarafından temsil edilmiꢀtir. Türk
Hükümeti (“Hükümet”), Sayın Münci Özmen tarafından temsil edilmiꢀtir.
4. Baꢀvuranlar, altın madeni iꢀletilmesi amacı ile verilen izinler konusunda, ilgili karar
sürecinin AĐHS’nin 2. ve 8. maddelerine aykırılık taꢀıdığını iddia etmiꢀler, ayrıca AĐHS’nin 6
§ 1 ve 13. maddelerine aykırı olarak etkili bir baꢀvuru yolundan yararlanamadıklarını ileri
sürmüꢀlerdir.
5. Dava, Mahkeme’nin Birinci Dairesine havale edilmiꢀtir. (Đçtüzüğün 52. maddesi,
paragraf 1). Bu bölümde, davayı incelemekle görevli Daire (Sözleꢀme’nin 27. maddesi,
paragraf 1), Đçtüzüğün 26 § 1 maddesine uygun olarak oluꢀturulmuꢀtur.
6. AĐHM, 1 Kasım 2001 tarihinde, Dairelerin oluꢀumunu değiꢀtirmiꢀ, (Đçtüzüğün 25 § 1
maddesi) dava, bu değiꢀikliğin ardından üçüncü Daireye verilmiꢀtir (Madde 52 § 1).
7. Sözkonusu Daire, 29 Ocak 2004 tarihli bir karar ile davayı kısmen kabuledilebilir
bulmuꢀtur.
8. Baꢀvuranlar ve Hükümet, davanın esası hakkındaki yazılı görüꢀleri AĐHM’ye
sunmuꢀlardır (Đçtüzüğün 59 § 1 maddesi). Yazılı prosedür çerçevesinde müdahale etmesine
Baꢀkanın izin vermiꢀ olduğu Normandy Madencilik ꢀirketi de görüꢀ bildirmiꢀtir (AĐHS’nin 36
§ 2 maddesi ve Đçtüzüğün 44 § 5 maddesi gereğince). Taraflar, karꢀı tarafın görüꢀlerini
cevaplamıꢀlardır (Đçtüzüğün 44 § 5 maddesi).
9. 3 Haziran 2004 tarihinde, Strazburg’da, Đnsan Hakları Mahkemesi Mahkemesi’nde
halka açık yapılan duruꢀmada (Đçtüzüğün 59 § 3 maddesi) :
- Hükümet için :
Bay M. ÖZMEN,
D. ORHON,
ajan
M. ÇOLAKOĞLU,
avukatlar
Bayan B. ARI
D. KILISLIOĞLU,
H. D. AKAL,
S. ꢁAFAK,
S: KALAY
avukatlar
- Baꢀvuranlar için :
Bay M. N. TERZĐ,
N. ÖZKAN,
I. ARZUK,
S. CENGĐZ,
U. KALELĐOĞLU,
avukatlar
Hazır bulunmuꢀlardır.
AĐHM, tarafların görsel sunumunun ardından, Bay Terzi, Özmen, Orhon ve Özkan’ın
görüꢀlerini dinlemiꢀtir.
10. Hükümet, 3 Eylül ve 20 Ekim 2004 tarihli yazıları ile, duruꢀma sonrasındaki
geliꢀmeler hakkında Mahkeme’yi bilgilendirmiꢀtir (aꢀağıda 77 – 81 paragraflar). Hükümet,
ayrıca 3 Eylül tarihli mektubu ile, Danıꢀtay nezdindeki prosedürün sonuna kadar,
Mahkeme’yi, davayı incelemeyi askıya almaya davet etmiꢀtir (aꢀağıda paragraf 78).
Mahkeme, 30 Eylül 2004 tarihinde bu talebi reddetmiꢀtir.
OLAYLAR
I. OLGULAR
11. Dava, Bergama ilçesi (Đzmir) sınırları dahilinde, Ovacık’ta altın madeni iꢀletmesi
izninin verilmesi ile ilgilidir. Baꢀvuranlar, Bergama ve çevre köylerinde oturan ꢀahıslardır.
12. 1950 doğumlu baꢀvuran Sefa Taꢀkın Bergama Belediye Baꢀkanı’dır. Baꢀvuran ꢀu
anda, Ovacık altın madenine on kilometre mesafede bulunan Dikili’de ikamet etmektedir. doğumlu baꢀvuran Tahsin Sezer madene 300 metre mesafede bulunan Çamköy
köyünde ailesi ile birlikte ikamet etmektedir. Baꢀvuran çiftçi olup çevrede toprak sahibidir. doğumlu baꢀvuran Ali Karacaoğlu, ailesi ile birlikte Çamköy’de ikamet
etmektedir. Madene bitiꢀik topraklara sahip olan baꢀvuran bu topraklarda tütün ve zeytin
yetiꢀtirmektedir. doğumlu baꢀvuran Günseli Karacaoğlu, Çamköy muhtarının (yerel seçimle)
eꢀidir. Baꢀvuran, hayvancılık ve tarım ile uğraꢀmaktadır. doğumlu baꢀvuran Muhterem Doğrul Çamköy’de ikamet etmektedir.
Hayvancılık ve tarım ile uğraꢀmaktadır ve ailesi ile birlikte, maden ocağına bitiꢀik bir
zeytinliğe sahip bulunmaktadır. doğumlu baꢀvuran Đbrahim Dağ Çamköy’de ikamet etmektedir. Hayvancılık ve
tarım ile uğraꢀır, maden yakınında ekili veya zeytin ağacı dikili topraklara sahiptir. doğumlu baꢀvuran Ali Duran, ailesi ile birlikte Çamköy’de ikamet etmekte,
tarım ve hayvancılıkla uğraꢀmaktadır. doğumlu baꢀvuran Sezer Umaç, madene 900 metre mesafede bulunan
Süleymanlı köyünde ikamet etmektedir. Çevrenin bozulması nedeniyle yakın tarihlerde köyü
terk ettiğini belirtmektedir. Ocak 2004 tarihinde ölen baꢀvuran Đzzet Öçkan’ın eꢀi Ayꢀe Öçkan Bergama
bölgesinde oturmaktadır ve maden yakınında araziye sahiptir. doğumlu baꢀvuran Hasan Geniꢀ, Süleymanlı köyünde ikamet etmektedir.
Kendisi ꢀofördür.
13. Baꢀvuranlar, Ovacık altın madeninin iꢀletilmesi ve düzenlemesi nedeni ile
çevrenin bozulmasından etkilendiklerini ve etkilenmenin devam ettiğini, bu etkinin patlayıcı
madde kullanımı ile makinaların çalıꢀmasından kaynaklanan gürültüden ve nüfus
hareketinden olduğunu belirtmektedirler.
A. Đzinlerin tarihçesi ve çevre üzerindeki etkinin değerlendirilmesi prosedürü
14. Sonradan Normandy Madencilik A.ꢁ adını alan E. M. Eurogold Madencilik
Anonim ꢁirketi (“ꢁirket”), 16 Ağustos 1989 tarihinde, altın aramalarını baꢀlatma iznini
almıꢀtır.
15. Madenlerden sorumlu Bakanlığın Madenler Đdaresi ve Orman Bakanlığı, 4
Temmuz ve 12 Ağustos 1991 tarihlerinde, ꢀirket için gerekli olan iki izni çıkarmıꢀlardır.
16. Đzmir Bayındırlık Đꢀleri Müdürlüğü, 14 Ocak 1992 tarihinde, Ovacık altın madeni
hakkında görüꢀ isteyen bir mektubu Çevre Bakanlığı’na göndermiꢀtir.
17. Buna paralel olarak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 12 ꢁubat 1992 tarihinde
Ovacık altın madeni iꢀletme müsaadesini ꢀirkete vermiꢀtir. Bu müsaade 10 yıl için geçerli
olup altın çıkarılması için siyanürle yıkama tekniği kullanmaya olanak sağlamaktadır.
18. ꢁirket, 22 Haziran 1992 tarihinde, kendisine tahsis edilen ormanlık sahada,
ağaçların kısmi kesimine baꢀlamıꢀ, ormanın kalan kısmı, bir koruma ꢀeridi oluꢀturmak için
muhafaza edilmiꢀtir.
19. 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. maddesine uygun olarak, çevre üzerindeki
etkinin değerlendirilmesi prosedürü (aꢀağıda paragraf 91), Çevre Bakanlığı’nın inisiyatifi ile
baꢀlatılmıꢀtır.
20. 26 Ekim 1992 tarihinde, etki incelemeleri ile ilgili hazırlıklar çerçevesinde, halka
açık bir toplantı düzenlenmiꢀ, halk bu toplantı sırasında özellikle ağaçların kesimini, patlayıcı
ve sodyum siyanür kullanımını kınamıꢀ; ayrıca, atıkların yeraltı suları içine sızması
konusundaki kaygılarını dile getirmiꢀtir. Atık barajı, yer sarsıntısı durumunda doğacak riskler
ve kapanıꢀtan sonra altın madeninin durumu hakkındaki birçok soru, toplantıda hazır bulunan
uzmanlara sorulmuꢀtur. Özellikle bir referandumun tertip edilmesi ve gerekli önlemlerin
alınması talep edilmiꢀtir.
Uzmanlar, bu konu ile ilgili olarak diğer ülkelerin tecrübesini anlatmıꢀlardır. Bay
Đpekoğlu, özellikle bu tür faaliyetlerin her zaman bir risk taꢀıdığını ve bunları doğru yönetmek
ve iꢀletmek gerektiğini belirtmiꢀtir. Bay Erdem, etki ile ilgili incelemelerin hazırlanıꢀ ꢀeklini
eleꢀtirmiꢀ ve yeni bir incelemenin baꢀlatılmasını istemiꢀtir.
Belediye Baꢀkanı Taꢀkın, Belediye Meclisi’nin söz konusu altın madenini ve çevre
sonuçlarını uzun ꢀekilde görüꢀtüğünü açıklamıꢀtır. Madene karꢀı olmadığını beyan etmiꢀ,
ancak atık barajının ve sıkı bir gözetim sisteminin tesis edilmesi için gerekli önlemlerin
alınmasını talep etmiꢀtir. Sonuç olarak, 1938 yılındaki depremin bölgeyi vurduğunu özellikle
vurgulamıꢀtır.
21. Etki incelemesi, yirmi yedi aylık bir hazırlıktan sonra Çevre Bakanlığı’na
sunulmuꢀtur. Bakanlık, bu incelemenin sonuçlarına dayanarak, 19 Ekim 1994 tarihinde,
Ovacık altın madenine iꢀletme müsaadesinin verilmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
22. Diğer idari iꢀlemlerin ve prosedürlerin tamamlanmasından ve Hükümete göre,
ulusal ve uluslararası standartların gerektirdiği bütün önlemlerin alınmasından sonra 1997 yılı
Kasım ayından itibaren, maden ocağı iꢀlemeye hazır olmuꢀtur.
B. Çevre Bakanlığı tarafından 19 Ekim 1994 tarihinde kabul edilen izin verme
kararına karꢁı baꢁvuranlar tarafından yapılan iptal itirazı
23. 8 Kasım 1994 tarihinde, baꢀvuranların da aralarında bulunduğu Bergama ve çevre
köyleri halkı, Çevre Bakanlığı tarafından kabul edilmiꢀ olan izin verme kararının iptal
edilmesi için Đzmir Đdare Mahkemesi’ne baꢀvuruda bulunmuꢀlardır. Değerli madenin
çıkarılması için ꢀirket tarafından siyanür kullanılmasının tehlikeleri, özellikle su tabakasının
kirlenmesi, mahalli bitki ve hayvan yıkımı riskleri, belirtilen gerekçeler arasında yer almıꢀtır.
Ayrıca, bu türden bir iꢀletme yönteminin insan sağlığı ve güvenliği için gösterdiği tehlikeyi
belirtmiꢀlerdir.
24. Đdari Mahkeme, 2 Temmuz 1996 tarihinde, baꢀvuranların talebini reddetmiꢀtir.
Mahkeme’nin değerlendirmesine göre, altın madeni çevresel etki değerlendirmesi kapsamında
tayin edilen kriterlere uygundu ve itiraz edilen karar, çevreyi etkileyebilen projeler ile ilgili
izin prosedürüne uygun olarak alınmıꢀtı.
25. Đzmir Valisi, kamu düzenini ve huzurunu korumak kaygısı ve Đdari Mahkeme’nin
kararından sonra ortaya çıkan çok sayıda muhalif gösteriler nedeniyle, 25 Nisan 1997
tarihinde, maden iꢀletmesinin bir aylık süre boyunca durdurulmasını kararlaꢀtırmıꢀtır.
26. Baꢀvuranların baꢀvurduğu Danıꢀtay, 13 Mayıs 1997 tarihinde, Mahkeme’nin
kararını bozmuꢀtur. Kendisine sunulan muhtelif uzman raporları ve çevresel etki
değerlendirmesi tarafından ortaya konan ꢀekli ile sözkonusu madencilik faaliyetinin fiziki,
ekolojik, estetik, sosyal ve kültürel etkilerini değerlendirmeye almıꢀtır. Bu incelemelerin,
yerel ekolojik sistem, insan sağlığı ve güvenliği için sodyum siyanür kullanımının
tehlikelerini ortaya koyduğunu belirtmiꢀ; sözkonusu maden iꢀletme müsaadesinin hiçbir
ꢀekilde kamu yararına uygun olmadığı ve ꢀirketin taahhüt ettiği güvenlik önlemlerinin, bu tür
faaliyetlerin içerdiği riskleri yok etmek için yeterli olmadığı sonucuna varmıꢀtır.
Danıꢀtay kararının önemli kısımları aꢀağıda belirtilen ꢀekildedir :
«Siyanür kullanımının atmosfer, yeraltı su kaynakları, hayvan ve bitki türleri üzerindeki etkileri, gürültü
ve titreꢀimler ile bağlantılı rahatsızlık, ve çevre düzenleme sorunları çevre üzerinde etki incelemesi ve
uzmanlık raporları kapsamında incelenmiꢀtir. [Görülen o ki] sudan (seller) ve rüzgardan kaynaklanan
bölge toprak erozyonunun potansiyel seviyesi, ve ormanlık arazilerin erozyon derecesi ikinci ve üçüncü
kategoriye girer ve bazı yerlerde birinci kategoride yer alır (...). Zemin geçirgen bir özelliğe sahiptir,
bölge yüksek riskli deprem alanında bulunmaktadır. Sözkonusu alanda yağmur, yapısı ve yaz ve bahar
aylarındaki gücü nedeni ile sellere neden olmaktadır; seller bu mevsimlerde, toplama alanında meydana
gelir. Bölgenin sakinleri, yeraltı suyu kullanır; sızma durumunda, zehirli atıklar suya karıꢀabilir. Siyanür
ile ilgili olarak ph değeri önemlidir ve bu değer yağmurdan etkilenir: ph değeri düꢀtüğü zaman siyanür
hidrojen-siyanür gazına (HCN) dönüꢀebilir. Kaynama noktası yeterince düꢀük bir gaz olan HCN (25,70)
atmosfere karıꢀma tehlikesi gösterir (...). [Ayrıca] yeraltı sularına maddelerin sızma tehlikesi yirmi ile
elli yıllık süre boyunca devam edebilir (...). [Ve] Atmosfer veya toprak içine sızma durumunda çevre ile
bitki ve hayvan türleri olumsuz etki gösterebilirler. [Ancak, yukarıda belirtilen incelemeler kapsamında,
görülmektedir ki] iꢀletmeci ꢀirketin iyi niyeti, taahhüt sözleꢀmesinde öngörülen ꢀartlara sıkı ꢀekilde
riayet edilmesi, merkezi ve yerel yetkili merciler tarafından sağlanacak olan gözetim ve kontrol
güvencesi, sözkonusu eylemin kamu yararından sonra geldiği sonucuna götürür (...).
Yukarıda belirtilen incelemelerden çıkan sonuca göre, altın madeni iꢀletmesinde siyanür kullanımı ve
daha sonra ortaya çıkan diğer ağır maddelerin kullanımı çevreyi ve insan sağlığını tehlikeye koyan
potansiyel bir risk oluꢀturur; özellikle son derece toksik bir madde olan siyanür suya, toprağa ve havaya
karıꢀtığı zaman, bütün canlılar için zararlıdır. Sonuç olarak, barajlara doğru pompalanan, siyanür ihtiva
eden atıklar su kaynakları ve [suyun kullanıldığı] diğer alanlar içine sızabilir ve karıꢀabilir (...) Bölgenin
bitki ve hayvan türleri aynı ꢀekilde tehdit altındadır. [Bundan böyle], unutmamak gerekir ki siyanür
kullanımı insan sağlığı ve çevre için büyük bir tehlike gösterir (...).
Teknik ve hukuki sonuçlar ıꢀığında ve yaꢀam [ile] çevre hakkını koruma konusunda Devlete düꢀen
yükümlülüğü dikkate alarak (...), anlaꢀmazlık konusu altın madeni iꢀletme yöntemi, çevresel etki
değerlendirmesinde ve bilirkiꢀi raporlarında öngörülen riskleri taꢀıdığından ve bu risklerin
gerçekleꢀmesi durumunda, çevrenin bozulması ile insan sağlığı doğrudan veya dolayı olarak
etkileneceğinden itiraz konusu olan kararı bozmak uygun olur, (...)»
27. Đdari Mahkeme, Danıꢀtay kararına uyarak, 15 Ekim 1997 tarihinde, Çevre
Bakanlığı tarafından kabul edilen izin verme kararını iptal etmiꢀtir.
28. Danıꢀtay, 1 Nisan 1998 tarihinde, idari mahkeme kararını onamıꢀtır.
C. 13 Mayıs 1997 tarihli Danıꢁtay Kararı’nın uygulanması
29. 2577 sayılı Đdari Đꢀlem Yasası’nın («2577 sayılı Yasa») 52 § 4 maddesi gereğince,
Danıꢀtay’ın 13 Mayıs 1997 tarihli kararı, fiilen, Çevre Bakanlığı tarafından kabul edilen izin
kararının uygulanmasını askıya alma sonucunu doğurmaktadır (aꢀağıda 97. paragraf).
30. Đzmir Barosu 26 Temmuz 1997 tarihli yazısıyla, Đzmir Valiliği’nden Danıꢀtay
kararının uygulanmasını izlemeye almasını ve anlaꢀmazlık konusu olan maden yatağı
üzerinde her türlü faaliyetin durdurulmasını kararlaꢀtırmasını talep etmiꢀtir.
31. Đzmir Valiliği, 27 Haziran 1997 tarihinde, henüz hiçbir kesin kararın alınmadığını
ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın iꢀletmenin devamı lehinde görüꢀ bildirdiğini ifade
etmiꢀtir.
32. Danıꢀtay Kararı, 20 Ekim 1997 tarihinde, Çevre Bakanlığı’na bildirilmiꢀtir.
Bakanlık, 23 Ekim 1997 tarihinde, Danıꢀtay kararına göre, anlaꢀmazlık konusu iꢀletmeye
izinlerin veriliꢀ ꢀartlarını gözden geçirmek üzere yetkili mercileri göreve davet etmiꢀtir.
33. Baꢀvuranlar, idari yargı kararlarının uygulamaya konmasını sağlamak üzere, 24
Aralık 1997 tarihinde, Çevre Bakanı’na, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’na, Orman
Bakanı’na ve Đzmir Valisi’ne bir ihbar mektubu göndermiꢀlerdir.
34. Baꢀvuranlar, idari yargı kararlarının uygulanmamasından dolayı, Baꢀbakan, ilgili
Bakanlar ve Đzmir Valisi aleyhine tazminat davası açmak üzere 6 Ocak 1998 tarihinde Ankara
Asliye Hukuk Mahkemesi’ne baꢀvurmuꢀlardır.
35. 27 ꢁubat 1998 tarihinde Đzmir Valiliği altın madeninin kapatılmasını
kararlaꢀtırmıꢀtır. Hükümete göre, maden Nisan 2001 tarihine kadar faaliyette bulunmamıꢀtır.
36. Bergama Cumhuriyet Savcısı, gerekli ön müsaade alınmadan anlaꢀmazlık konusu
maden yatağı üzerinde siyanür kullanımı ile iꢀletme faaliyetlerinde bulunmasından dolayı,
iꢀletmeci ꢀirket sorumluları aleyhine kamu davası açmıꢀtır.
37. Đzmir Jandarma Komutanlığı, 27 Mart 1988 tarihinde 932 gram ağırlığında altın ve
gümüꢀ karıꢀımı bir külçe çıkarmaya olanak sağlayan üç ton siyanür kullanımını teyit eden bir
nakliye tutanağını mahallinde tutmuꢀtur. Sözkonusu tutanak, ayrıca, on sekiz ton siyanürün
maden iꢀletme sahası üzerinde depolandığını belirtmektedir.
38. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, 25 Kasım 1999 tarihinde, baꢀvuranlar
tarafından açılan tazminat davasını reddetmiꢀtir.
39. Yargıtay, 25 Eylül 2001 tarihinde, 25 Kasım 1999 tarihli kararı bozmuꢀ ve davayı
Đlk derece Mahkemesi’ne geri göndermiꢀtir. Yargıtay, maden yatağının iꢀletme iznini iptal
eden Danıꢀtay kararının bildirilmiꢀ olmasına rağmen, 2577 sayılı Kanun’un 28 § 1 maddesi
uyarınca öngörülen (aꢀağıda paragraf 96) süre içinde siyanür yöntemi ile maden çıkarma
faaliyetlerini önleyici nitelikte hiçbir önlem almamıꢀ olan bakanların hareketsiz kaldıklarını
tespit etmiꢀtir.
40. Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay kararı üzerine 16 Ekim 2002 tarihinde,
baꢀvuranların talebini kabul etmiꢀtir.
41. Cezai soruꢀturmalar ꢁubat 2001 tarihinde terk edilmiꢀtir.
D. Sonraki geliꢁmeler
42. ꢁirket, müsaade almak üzere 12 Ekim 1998, 28 Ocak ve 3 Mart 1999 tarihlerinde
muhtelif bakanlıklara baꢀvurmuꢀtur. ꢁirket, altın madeni iꢀletmesinde daha iyi bir güvenlik
sağlamak amacı ile ek önlemler almıꢀ olduğunu özellikle belirterek ve diğerleri arasında,
Đngiliz ꢀirketi Golder Associated Ltd. tarafından hazırlanmıꢀ olan sözkonusu risk
değerlendirme raporuna da referansta bulunmuꢀtur.
43. Dönemin baꢀbakanı, ꢀirketin talebi konusuna doğrudan müdahale etmiꢀtir.
Baꢀbakan tarafından baꢀvurulan Danıꢀtay, 5 Aralık 1999 tarihli istiꢀare niteliğinde olan bir
görüꢀle, 3 Mayıs 1997 tarihli kararının altın madenlerinin iꢀletilmesinde siyanür kullanımının
mutlak yasaklanması olarak yorumlanamayacağını ve özel durumların dikkate alınabileceğini
belirtmiꢀtir.
44. Baꢀbakan, buna paralel olarak, Mart 1999 tarihinde, altın madeni iꢀletmesinde
siyanür kullanımının muhtemel etkisi hakkında bir rapor hazırlaması için Türkiye Bilimsel ve
Teknik Araꢀtırma Kurumunu («TÜBĐTAK») görevlendirmiꢀtir.
TÜBĐTAK tarafından hazırlanan uzmanlık raporu («TÜBĐTAK Raporu») Ekim 1999
tarihinde teslim edilmiꢀtir. Bu rapor, çevre, çevre hukuku, kimya, hidrojeoloji, jeoloji,
jeoteknik ve sismoloji alanında uzman on bilim adamı tarafından hazırlanmıꢀtır.
Bu rapor, Danıꢀtay kararında belirtilen insan sağlığı ile çevreyi tehdit eden risklerin,
«sıfır deꢀarj» prensibine dayalı olan ve çevre ile uyumlu yüksek bir teknolojinin kullanımına
bağlı olarak tamamen kaldırıldığı veya kabul edilebilir sınırların altına çekildiği ve ekolojik
sistem üzerindeki etki riskinin, bilimsel kriterlere göre, kabul edilebilir seviyenin çok altında
kaldığı sonucuna varmıꢀtır.
1. Baꢀbakan’ın ve Çevre Bakanı’nın görüꢀleri ve itirazlar
45. Baꢀbakan, 5 Ocak 2000 tarihinde, TÜBĐTAK raporunu Çevre Bakanlığı’na
sunmuꢀ ve sözkonusu altın madeni iꢀletmesi hakkında görüꢀ bildirilmesini talep etmiꢀtir.
46. Çevre Bakanlığı, 31 Ocak 2000 tarihinde, raporun sonuçları ıꢀığında iꢀletme
lehinde görüꢀ bildirmiꢀtir.
47. Baꢀbakanlık Müsteꢀarlığı, 5 Nisan 2000 tarihinde, maden iꢀletmesine hasredilmiꢀ
bir rapor hazırlatmıꢀtır. Bu raporda, ꢀirket tarafından alınan ek önlemler, TÜBĐTAK
raporunun vardığı sonuçlar, Çevre Bakanlığı tarafından sunulan olumlu görüꢀ ve böyle bir
yatırımın ekonomik önemini vurgulayan Cumhurbaꢀkanlığı Genel Sekreterliği’nin görüꢀü
ıꢀığında bu iꢀletmeye izin vermenin uygun olacağı sonucuna varılmıꢀtır.
48. Đzmir Birinci Đdare Mahkemesi, 1 Haziran 2001 tarihinde, Baꢀbakanlık
Müsteꢀarlığı tarafından hazırlanan 5 Nisan 2000 tarihli rapora karꢀı, aralarında Sefa Taꢀkın’ın
da bulunduğu Bergama halkından on sekiz kiꢀi tarafından iptal istemiyle yapılan itiraz
sonunda bir karara varmıꢀtır. Sözkonusu Mahkeme, gerekli izinlerin verilmesine olanak
sağlayarak bir idari iꢀlem oluꢀturan bu raporun iptaline karar vermiꢀtir. Mahkemenin
değerlendirmesine göre, iꢀletmeci ꢀirket tarafından alınan önlemlere rağmen, sözkonusu
“risklerin ve tehditlerin” adıgeçen altın madeninde sodyum siyanürünün kullanımından
kaynaklandığı ve yeni önlemlerin uygulanmaya konması ile bu risklerin önlenebileceği
sonucuna varmanın mümkün olmadığı kesin yargı kararları tarafından ortaya konmuꢀtur.
Ayrıca, ağır madde veya siyanür birikimi ile bağlantılı riskin yirmi ile elli yıl boyunca
sürebileceği ve çevredeki bölge sakinlerinin haklarını ihlal edici nitelikte olduğu tespit
edilmiꢀtir. Bu noktada, itiraz konusu olan iꢀlemin kesinleꢀmiꢀ bir yargı kararını saptırdığı ve
Hukuk Devleti prensibi ile uyuꢀmadığı sonucu çıkmaktadır.
49. Danıꢀtay, 26 Temmuz 2001 tarihinde, Baꢀbakan’ın talebi üzerine, 5 Nisan 2000
tarihli raporun yürütülebilir bir iꢀlemi oluꢀturmadığını ve idari yargı önünde itiraz konusu
niteliğinde olmadığını dikkate alarak 1 Haziran 2001 tarihli kararın yürütülmesini durdurmayı
kararlaꢀtırmıꢀtır. Ayrıca, sadece ilgili bakanlıkların, yani Çevre, Đçiꢀleri, Sağlık, Bayındırlık,
Enerji ve Tabii Kaynaklar ve Orman Bakanlıklarının bu konuda yetkili olduğu
değerlendirmesini yapmıꢀtır.
50. 14 ꢁubat 2001 tarihinde, Đzmir 4. Đdare Mahkemesi, Bergama’da yerleꢀik 14
kiꢀinin açmıꢀ olduğu iptal davasında, Çevre Bakanlığı’nın sözkonusu altın madeninin
iꢀletilmesini sağlayıcı nitelikte hazırlamıꢀ olduğu hiçbir çevre etkisel değerlendirme
raporunun varolmadığını saptamıꢀ, sonuç itibariyle esasa iliꢀkin bir inceleme yapmaksızın
dava konusu teꢀkil edebilecek nitelikte bir icrai ve idari iꢀlemin bulunmadığı gerekçesiyle
baꢀvuranların baꢀvurusunu reddetmiꢀtir. Danıꢀtay, Mahkeme’nin bu kararını 26.09.2001
tarihili kararı ile onamıꢀtır.
51. Đzmir Birinci Đdare Mahkemesi, 28 Mart 2003 tarihinde, Bergama’da oturan Bayan
Lemke tarafından yapılan baꢀvuru üzerine 5 Nisan 2000 tarihli raporun iptalini
kararlaꢀtırmıꢀtır.
52. Uyuꢀmazlık davaları, idari yargı önünde devam etmektedir.
2. Orman Bakanlığı tarafından iꢀletme müsaadesinin uzatılması ve uyuꢀmazlık davaları
53. Orman Genel Müdürlüğü, 6 Ekim 2000 tarihinde, TÜBĐTAK raporuna dayalı
olarak, iꢀletmeci ꢀirkete verilen iznin uzatılması ile ilgili bir karar almıꢀtır.
54. Đzmir Dördüncü Đdare Mahkemesi, baꢀlangıçta, 21 Kasım 2001 tarihli kararı ile,
Orman Genel Müdürlüğü kararının yürütmesinin durdurulmasını amaçlayan bir talebi
reddetmiꢀtir.
55. «Yine 23 Ocak 2002’de Đzmir Birinci Đdare Mahkemesi, Bayan Lemke’nin
baꢁvurusu üzerine, böyle bir müsaadenin yasaya uygun olmadığı ve kararın ifa
edilmesinin tazmin edilemez bir zarara yol açacağı gerekçesiyle 6 Ekim 2000 tarihli
kararın durdurulmasına karar vermiꢀtir.
56. Bu karar Đzmir Bölge Đdare Mahkemesi tarafından 20 Mart 2002 tarihinde
onanmıꢁtır.
57. 7 Haziran 2002’de Đzmir Bölge Đdare Mahkemesi 4. Dairesi, on sekiz
Bergamalının 6 Ekim 2000 tarihli kararın iptali istemiyle yapmıꢀ oldukları baꢀvuruyu, 12
ꢁubat 1992 tarihinde verilen iꢀletme izninin on yıl süreyle geçerli olduğu gerekçesine dayalı
olarak reddetmiꢀtir.
58. 27 Mars 2003 tarihinde Danıꢀtay 7 Haziran 2002 tarihli kararı onamıꢀtır.
59. Aynı anda, Orman Genel Müdürlüğü, 3 Mayıs 2002 tarihinde, altın madeni
yakınında bir güvenlik ꢀeridi tesis edilmesi, yolların yapımı, bir sondaj sahası ile atık
barajının yapımı için gerekli müsaadeyi vermiꢀtir.»
60. Bayan Lemke’nin müracaatı üzerine inceleme yapan Đzmir Üçüncü Đdare
Mahkemesi, 13 Kasım 2003 tarihinde, Orman Genel Müdürlüğü’nün 3 Mayıs 2003 tarihli
kararının yürütülmesinin durdurulması talebini reddetmiꢀtir. Bu karar, 24 Aralık 2003
tarihinde, Đzmir Bölge Đdare Mahkemesince onaylanmıꢀtır.
61. Uyuꢀmazlık davaları, idari yargı önünde devam etmektedir.
3. Sağlık Bakanlığı tarafından verilen geçici iꢀletme izni ve uyuꢀmazlık davaları
62. Sağlık Bakanlığı, 22 Aralık 2000 tarihinde, bir yıl süreli deneme amaçlı siyanür
kullanılarak maden yatağı iꢀletmesinin devamına olanak sağlayan bir kararı kabul etmiꢀ, bu
izin, Đzmir Valiliği tarafından, 24 Ocak 2001 tarihinde iꢀletmeci ꢀirkete iletilmiꢀtir. ꢁubat 2001 tarihinde, bir gözetme ve kontrol komitesi Đzmir Valiliği bünyesinde
kurulmuꢀ ve 13 Nisan 2001 tarihinde, ꢀirket madencilik faaliyetlerine baꢀlamıꢀtır.
63. Bergama’da oturan birkaç kiꢀi (Bayan Genç ve diğerleri) tarafından yapılan iptal
davası, 24 Mayıs 2001 tarihinde, dava konusu olan kararın bir uygulama akdi teꢀkil etmediği
gerekçesi ile, Đzmir Üçüncü Đdare Mahkemesi tarafından reddedilmiꢀtir.
64. Danıꢀtay, 24 Mayıs 2001 tarihli Mahkeme kararını 24 Haziran 2002 tarihinde
bozmuꢀtur.
65. Đzmir Đdare Mahkemesi, Đzmir Barosu’nun müracaatı üzerine, 10 Ocak 2002 tarihli
kararı ile, böyle bir iznin hukuk devleti ile bağdaꢀmadığını dikkate alarak, Sağlık Bakanlığı
tarafından verilen geçici iznin yürütülmesini durdurmayı kararlaꢀtırmıꢀtır.
66. Bu karar, 20 Mart 2002 tarihinde Đzmir Bölge Đdare Mahkemesi tarafından
onanmıꢀtır.
67. Đdare Mahkemesi, 3 Aralık 2002 tarihinde, bu karara karꢀı Đzmir Barosu tarafından
yapılan itirazı yetkisizlik nedeni ile reddetmiꢀtir. Danıꢀtay, 12 Kasım 2003 tarihinde, bu kararı
onamıꢀtır.
68. Çevre ve Orman Bakanlığı, 12 ꢁubat 2004 tarihinde, «kimyasal arıtma birimi ve
atık çamur depolaması» ile ilgili izni üç yıllık bir süre için uzatmıꢀtır.
69. Đzmir Üçüncü Đdare Mahkemesi, 27 Mayıs 2004 tarihli karar ile, 22 Aralık 2000
tarihinde Sağlık Bakanlığı tarafından verilmiꢀ olan geçici iꢀletme iznini (deneme izni) iptal
etmiꢀtir. Mahkeme, özellikle, 15 Ekim 1997 tarihli kararda belirtilen risklerin, bir deprem
kuꢀağında bulunan bölgenin özellikleri ve iklim ꢀartları kadar sözkonusu altın madeninde
sodyum siyanür kullanımı ile bağlantılı olduğunu da dikkate almıꢀtır. Mahkeme, bu risklerin
ve tehditlerin, aynı yıkama tekniğine dayalı ek önlemler ile her zaman sıfıra indirilemediği
değerlendirmesinde bulunmuꢀtur. Mahkeme, diğer yandan, sözkonusu idari iꢀlemin,
yargılama sonucunda güç kazanmıꢀ bir adalet kararını değiꢀtirmeyi amaçlamasından dolayı,
itiraz edilen iznin veriliꢀi ile hukuk Devleti prensibi arasında uygunluk bulunmadığı sonucuna
varmıꢀtır.
70. Uyuꢀmazlık davaları idari yargı önünde devam etmektedir.
4. Çevre Bakanlığı tarafından verilen müsaade ve uyuꢀmazlık davaları
71. Çevre Bakanlığı, 13 Ocak 2001 tarihinde, «kimyasal arıtma birimi ve atık çamuru
depolaması» için üç yıllık geçerliliğe sahip bir izin vermiꢀtir. Ayrıca, 16 ꢁubat 2001 tarihinde,
iꢀletmeci ꢀirket tarafından altmıꢀ ton sodyum siyanür ithalatına izin vermiꢀtir.
72. Đzmir Üçüncü Đdare Mahkemesi, 24 Mayıs 2002 tarihinde, ꢀirket lehine geçici
iꢀletme izni verilmesine karꢀı, Bergama’da ikamet eden on dört kiꢀi tarafından yapılan iptal
baꢀvurusunu reddetmiꢀ, yürütülebilecek idari bir iꢀlem olmadığı sonucuna varmıꢀtır.
73. Đzmir Đdare Mahkemesi, 10 ve 23 Ocak 2002 tarihlerinde, geçici izin verilmesinin
iptali amacı ile Đzmir Barosu ve bir bölge sakini tarafından yapılan iki baꢀvuru almıꢀ,
kesinleꢀen 13 Mayıs 1997 tarihli Danıꢀtay kararında belirtilen görüꢀleri dikkate alarak,
sözkonusu iznin yürütülmesini durdurma kararı almıꢀtır.
74. Uyuꢀmazlık davaları, idari yargı önünde devam etmektedir.
5. Bakanlar Kurulu’nun kararı
75. Bakanlar Kurulu, 29 Mart 2002 tarihinde, Bergama (Đzmir) ilçesi sınırları dahilinde
Ovacık ve Çamköy civarında bulunan ve Normandy Madencilik A.ꢁ. ꢀirketine ait altın
madeninin faaliyetlerine devam edebileceğine iliꢀkin «bir prensip kararı» almıꢀtır. Bu karar,
kamuya açıklanmamıꢀtır. Hükümet, Mahkeme’nin talebi üzerine, aꢀağıdaki bu karar metnini
Mahkeme’ye bildirmiꢀtir :
«ꢁu ana kadar yapılan etütlere göre, Bergama ilçesi (Đzmir) sınırları dahilinde, Ovacık ve Çamköy
civarında bulunan altın madeninin, 24 ton altın ve 24 ton gümüꢀ rezervleri ihtiva eden, 362 kiꢀi için
istihdam sağlayan ve ülkemize, 280 milyonu doğrudan doğru olmak üzere 1200 milyon amerikan doları
(USD) düzeyinde katma değer sağlayacak nitelikte bir iꢀletme olduğu ortaya konmuꢀtur.
Ayrıca, bu yatırımla ilgili kararın, altı baꢀka altın madeninin daha yolunu açacak olması nedeni ile belli
bir önem taꢀıdığı da ortaya konmuꢀtur. Toplam 200 milyon USD maliyete sahip aramalar sayesinde
keꢀfedilmiꢀ olan bu madenler, 500 milyon USD tutarında bir yatırım ile 1450 iꢀ istihdamı yaratacak ve
ekonomiye, 2,5 milyar USD tutarında doğrudan ve 10 milyar USD tutarında dolaylı katkı sağlayacaktır.
Öte yandan, konunun uzmanlarına göre, ülkemizde, 6500 tondan fazla altın potansiyeli mevcuttur ve bu
potansiyel, 300 milyar tutarında katma değere sahip 70 milyar USD parasal değeri temsil eder.
Türkiye Bilimsel ve Teknik Araꢀtırmalar Kurumu tarafından görevlendirilen on bilim adamı tarafından
hazırlanan ve 1999 Ekim ayında teslim edilen rapora göre, «insan sağlığını ve çevreyi tehdit etmesinden
ꢀüphelenilen riskler ortadan kaldırılmıꢀ veya kabul edilebilir nitelikteki değerlerin çok altındaki değerler
seviyesine çekilmiꢀtir.»
Zaten, Sağlık Bakanlığı tarafından müsaade edilen deneme sırasında gerçekleꢀtirilen kontrol sonuçları
referans değerlerinin altında olduğundan, hiçbir negatif veri tespit edilememiꢀtir.
Dünya kamuoyuna ilk defa sürdürülebilir kalkınma projesi tavsiyesinde bulunan Birleꢀmiꢀ Milletler
Evrensel Geliꢀme ve Çevre Komisyonuna ait raporu (1987) «Kimyasal Maddeler» baꢀlıklı bölümü,
dünya ticaretinin % 10’unu kimyasal maddelerin oluꢀturduğunu, mevcut olan 70 ila 80 000 çeꢀit
kimyasal maddenin % 80’i için zehirlilik verilerinin bulunmadığını göstermektedir.
ꢁunu kaydetmek gerekir ki siyanür maddesinin zehirlilik verileri bilinmektedir ve yüz yılı aꢀkın bir
süreden beri geliꢀmekte olan siyanürle yıkama tekniği bugün teknolojinin en ileri noktasında
bulunmakta ve gerekli önlemlerin alınması ꢀartı ile insan sağlığına zarar vermeden uygulanmaya
konmaktadır.
Bergama/Ovacık altın madeni ile ilgili on iki yıldan beri kaydedilen geliꢀmeler incelendiği zaman, 1991
tarihli çevresel etki değerlendirmesinde belirtildiği ꢀekilde, arıtmasız, sadece sıkıꢀtırılmıꢀ kil üzerine
bırakılan ve atık havuzunda doğal ayrıꢀıma tabi tutulan siyanürle yıkama tekniğinin terk edildiği ve
onun yerine, tabanı, kil ve yüksek yoğunlukta polietilen jeomembran kaplı atık havuzu, bir siyanür
arıtma birimi, bir ağır metal arıtma (duraylama), bir gözlem kuyusu ve muhtelif ölçü aletleri ile
donanımlı ileri teknoloji tekniğinin konduğu not edilmelidir.
Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı ve ülke ekonomisine katkısı dikkate alınarak, Bergama kazası
(Đzmir) sınırları dahilinde Ovacık ve Çamköy civarında bulunan ve IR3549 sayılı 12 Nisan 1992 tarihli
ruhsat altında Normandy Madencilik A.ꢁ. tarafından iꢀletilen altın ve gümüꢀ madenleri çıkarma
tesislerinin faaliyetlerini sürdürmesi uygun görülmüꢀtür.»
76. Danıꢀtay Sekizinci Dairesi, 30 Temmuz 2002 tarihinde, 29 Mart 2002 tarihli
Bakanlar Kurulu kararının usul yönünden iptalini amaçlayan ve Đzmir Barosu tarafından
yapılan iptal müracaatını kabul edilmez bulmuꢀtur.
77. Danıꢀtay Genel Kurulu, 7 Mart 2004 tarihinde, 30 Temmuz 2002 tarihli kararı
bozmuꢀtur. Danıꢀtay Genel Kurulu, söz konusu altın madeni faaliyetlerinin tekrar baꢀlatılması
ile ilgili iꢀlemlerin bu karara dayandırılmıꢀ olmasına rağmen itiraz konusu olan Bakanlar
Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayınlanmamıꢀ olduğunu ve kararın kamuya
açıklanmadığını özellikle dikkate almıꢀtır. Danıꢀtay Genel Kurulu, itiraz konusu kararın bir
kopyasını edinmek için davacı tarafın karꢀılaꢀtığı imkansızlık karꢀısında, idari yargı
merciinin, etkili bir hukuki baꢀvurunun yapılmasını sağlamak üzere bu sureti elde etmesi
gerektiğini değerlendirmeye almıꢀtır.
78. Danıꢀtay Altıncı Dairesi, 23 Haziran 2004 tarihinde, Bakanlar Kurulu kararının
yürütülmesinin durdurulmasını kararlaꢀtırmıꢀtır. Sözkonusu karar özellikle ꢀu hususu
belirtmektedir:
«Çevre Bakanlığı onayının mahkeme kararı ile iptal edilmesinden sonra, bu Bakanlığın, iꢀletmeci
ꢀirketin, sözkonusu faaliyetinin yukarıdaki mahkeme kararlarında belirtilen olumsuz etkilerini
azaltmaya veya yok etmeye yönelik önlemleri aldığını göstermek zorunda olduğu yeni bir çevresel
etki incelemesi ile ilgili bir iꢀlemi benimsemediği ortaya çıkmıꢀtır (…). Altın madeninin iꢀletilmesine
izin veren Bakanlar Kurulu’nun kararı yasal değildir, çünkü çevresel etki değerlendirmesine dayanan
izin verilmesi kararı yargı tarafından iptal edilmiꢀti ve Çevre Kanunu ve ilgili yönetmelik gereği
olarak baꢀka hiçbir iꢀlem benimsenmemiꢀti (…)»
79. Bakanlar Kurulu kararının iptali ile ilgili müracaat ꢀu anda Danıꢀtay önünde
bulunmaktadır.
80. Đzmir Valiliği, 23 Haziran 2004 tarihli karara dayanarak, 18 Ağustos 2004
tarihinde maden iꢀletmesinin durdurulmasını kararlaꢀtırmıꢀtır.
81. Çevre ve Orman Bakanlığı, 27 Ağustos 2004 tarihli bir yazı ile, ꢀirket tarafından
sunulan nihai etki incelemesi konusunda olumlu görüꢀ verdiğini Normandy Madencilik A.ꢁ.
ꢀirketine bildirmiꢀtir.
E. Müdahil üçüncü taraf
82. Normandy Madencilik ꢀirketi, 1994, 1996 ve Kasım 1997 tarihlerinde gerekli
müsaadeleri aldıktan sonra altın madeninin iꢀletmeye hazır olduğunu bildirmektedir. Đꢀletme, ila 23 ꢁubat 1998 tarihleri arasında tecrübe sıfatıyla devreye konulmuꢀtur. Bu faaliyetler,
tesislerin iyi iꢀleyiꢀini kontrol etmeye yönelik olup ticari amaçlı bir üretimi
amaçlamamaktadır. Bu tecrübe dönemi boyunca, maden ocağının günlük iꢀletme kapasitesi ton olduğu halde, 150 ton maden cevheri iꢀletilmiꢀ ve 0,932 kg. altın alınmıꢀtır.
83. Đzmir Valiliği, 19 ꢁubat 1998 tarihinde tecrübe niteliğindeki üretim konusunda
bilgi vermiꢀ, 27 ꢁubat 1998 tarihinde madenin kapatılmasını kararlaꢀtırmıꢀtır (Yukarıda 35.
paragraf). Diğer yandan, Valilik, ꢀirkete ve sorumlularına karꢀı cezai takibat baꢀlatmıꢀ, bu
takibatlar ꢁubat 2001 tarihinde bırakılmıꢀtır.
84. Toplama havuzunda siyanürün konsantrasyon oranı 27 ꢁubat 1998 tarihine kadar
ölçülmüꢀtür. Bu ölçümler, konsantrasyon oranının net bir ꢀekilde, kabul edilen uluslararası
oranlardan düꢀük olduğunu kanıtlamıꢀtır. Ayrıca toplama havuzundan çevreye hiçbir atık
boꢀaltımı yapılmamıꢀtır.
85. ꢁirket, iptal davaları hakkında idari yargı mercilerinin kararının ardından, altın
madeninde hiçbir faaliyetin yürütülmediğini belirtmektedir. Daha sonra, yargı kararları
tarafından tespit edilen gereklere uyulması için, uluslararası standartları aꢀan yeni sert
önlemler alınmıꢀtır.
Ayrıca, toplama havuzu ve sodyum siyanür kullanımı ile bağlantılı riskler ile ilgili iki
rapor hazırlanmıꢀ ve bu raporlar, sözkonusu risklerin ihmal edilebilir olduğu sonucunu ifade
etmiꢀtir.
86. ꢁirket, 1999 yılında, risklerin değerlendirilmesi ile ilgili raporlara dayanarak,
sözkonusu altın madeninin iꢀletilmesi için yeni bir izin talebinde bulunmuꢀtur.
87. ꢁirket, Baꢀbakan’ın talebi üzerine hazırlanan TÜBĐTAK raporundan sonra, gerekli
izinleri almıꢀ ve 2001 Nisan ayında altın madenini iꢀletmeye baꢀlamıꢀtır. Đꢀletme bugün de
faaliyettedir.
88. Maden faaliyetlerinin baꢀlamasından sonra, risklerini veya çalıꢀma ꢀartlarını
değerlendirmeye olanak sağlayan birçok etüt gerek Golder Associates Ltd.’de, gerekse Đzmir
Valiliği nezdinde oluꢀturulan bir gözetim ve kontrol komitesi ve ilgili bakanlıklar tarafından
gerçekleꢀtirilmiꢀtir.
89. Ayrıca, ꢀirket, her ay «Ovacık altın madeni aylık çevre raporu» baꢀlıklı bir raporu
halka, sivil toplum örgütlerine, kurumlara ve üniversitelere dağıtmıꢀtır.
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK
A. Đç Hukuk
1. Anayasa
90. Anayasa’nın 56’ncı maddesi ꢀöyle demektedir :
“Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaꢀama hakkına sahiptir. Çevreyi geliꢀtirmek, çevre sağlığını
korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaꢀların ödevidir. (…)Devlet, bu görevini kamu ve
özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir”.
2. Çevre Kanunu
91. 11 Ağustos 1983 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun
10. maddesi ꢀu hükmü içermektedir :
“Gerçekleꢀtirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluꢀ ve
iꢀletmeler bir "Çevresel Etki Değerlendirme Raporu” hazırlarlar. Bu raporda çevreye yapılabilecek tüm
etkiler göz önünde bulundurularak çevre kirlenmesine sebep olabilecek atık ve artıkların ne ꢀekilde
zararsız hale getirilebileceği ve bu hususta alınacak önlemler belirtilir. Bu raporun hangi tip projelerde
isteneceği, ihtiva edeceği hususlar ve hangi makamca onaylanacağına dair esaslar yönetmelikle
belirlenir”.
92. 2872 sayılı Yasa’nın 28. maddesi aꢀağıdaki gibidir :
“ Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan
dolayı kusur ꢀartı aranmaksızın sorumludurlar.
Kirletenin, meydana gelen zararlardan ötürü genel hükümlere göre de tazminat sorumluluğu saklıdır”.
93. 2577 sayılı Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine göre Đdare’nin
herhangi bir eyleminden kaynaklanan bir zarara uğrayanlar, bu eylem tarihinden itibaren bir
yıl içinde Đdareden bu zararlarını talep etmek durumundadırlar. Bu taleplerin kısmen veya
tamamen reddi ya da 60 günlük bir süre içinde bu talebe cevap verilmemesi halinde, zarar
görenler idari yargıya baꢀvurabilirler.
Ayrıca Borçlar Kanunu hükümlerine göre, hukuka aykırı ve yasadıꢀı iꢀlemler nedeniyle
zarara uğrayan kiꢀiler, ister maddi(41.-46.maddeler) ister manevi (47.madde) nitelikte olsun,
bu zararlarının tazminini talep etme hakkına sahiptirler. Adli mahkemeler bu konuda ilgiliyi
suçlayıcı nitelikteki diğer yargı kararlarıyla bağlı değildirler.
Yine Devlet memurları hakkındaki 657 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre, kamu
hukukuna iliꢀkin bir faaliyetin yürütülmesi sırasında üçüncü kiꢀilerin bir zarara uğraması
halinde, doğrudan bu zarara yol açan kamu görevlileri aleyhine değil, ancak Kamu Otoritesi
aleyhine tazminat talebinde bulunulabilir. (Anayasa’nın 129 § 5 maddesi ve Borçlar
Kanununun 55. ve 100.maddeleri). Ancak bu her zaman ve her durumda mutlak geçerli bir
kural değildir. ꢁayet idari tasarruftaki hukuka aykırılık, tasarrufun idari özelliğini
kaybettirecek derecede ağır ise adli (özel hukuk) mahkemeler, üçüncü kiꢀiler tarafından
doğrudan bu tür iꢀlemleri gerçekleꢀtiren kamu görevlilerine karꢀı açılan tazminat davalarına
bakabilirler (borçlar kanunu’nun 50. maddesi).
94. Çevre Bakanlığı, 7 ꢁubat 1993 tarihinde Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED)
Yönetmeliğini kabul etmiꢀtir. Bu yönetmelik 27 Aralık 1997 tarihli ikinci bir yönetmelik ile
değiꢀtirilmiꢀtir. Daha sonra 6 Haziran 2002 tarihli Resmi Gazete’de yeni bir Yönetmelik daha
yayımlanmıꢀtır. Bugün ise, 16 Aralık 2003 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ÇED
Yönetmeliği yürürlüktedir.
Bu son Yönetmeliğin 7. maddesi ile ek düzenlemelerine göre, madencilik
faaliyetlerinin yürütüldüğü arazilerin yüzölçümünün 25 hektarı aꢀtığı durumlarda ÇED
zorunludur. ÇED hazırlığı konusundaki prosedür, proje sahibinin Çevre Bakanlığı’na yapmıꢀ
olduğu baꢀvuru ile baꢀlar. Baꢀvuru sonucunda konuyla ilgili çeꢀitli uzmanlar ile kamu
kuruluꢀlarının yetkili uzmanları ve proje sahibinin temsilcilerinden oluꢀan bir Đnceleme
Komisyonu oluꢀturulur (madde 8). Bu komisyon kamunun karara katılım usulü ve sürecini
belirler (madde 9). Ardından en geç bir yıl içinde hazırlanacak olan ÇED raporunun özel
içeriğini ve çerçevesini çizer (madde 10). Bu ꢀekilde gerçekleꢀtirilen rapor halka açıktır ve bu
rapor ayrıca Komisyon tarafından da incelenir ve ꢀayet Komisyon raporda çeꢀitli eksiklikler
belirlerse yeni ve ek inceleme ve etütler isteyebilir (madde 12). Nihayet Çevre Bakanlığı
kendisine sunulan rapordaki bilgileri dikkate alarak faaliyete müsaade verilmesi veya
faaliyetin çevresel etkilerinin olumsuz olduğu yönünde karar alır. Đlgili Valilik, Çevre
Bakanlığı’nın bu konudaki kararını en uygun duyuru araçları ile kamunun bilgisine sunar.
Projesi reddedilen baꢀvuranlar Bakanlığın olumsuz görüꢀü akabinde bu görüꢀteki koꢀulların
değiꢀmesi halinde yeni bir proje ile yeni bir talepte bulunabilir (madde 14).
Ayrıca belirtmek gerekir ki, Bakanlığın kararının içeriği ve sonucu ne olursa olsun, bu
karar idari yargı mercileri önünde iptal davası konusu edilebilir.
Yönetmeliğin 6.maddesi ꢀu hükmü içermektedir:
“Bu yönetmelik çerçevesinde bir proje gerçekleꢀtirmeyi öngören gerçek ve tüzel kiꢀiler, çevresel etki
değerlendirmesine tabi olan projeler bakımından bir ÇED raporu hazırlayıp, yetkili mercilere
sunmalıdırlar ve alınan karar gereğince hareket etmelidirler (…). Bu yönetmeliğe tabi projeler
bakımından olumlu bir karar alınmadığı takdirde, bu projelere hiçbir onay veya izin verilemez, hiçbir
inꢀaat faaliyetine ruhsat verilemez ve bu projeyle ilgili yatırıma baꢀlanamaz”.
3. Yargı kararlarının Đdare tarafından yerine getirilmesi
95. Anayasa’nın 138 § 4 maddesine göre:
“Yasama ve Yürütme organları ile Đdare yargı kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve Đdare,
mahkeme kararlarını hiçbir biçimde değiꢀtiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”
96. 2577 sayılı Đdari Yargılama Usulü Yasası’nın 28. maddesi ꢀöyledir:
“1. Danıꢀtay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin
durdurulmasına iliꢀkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin iꢀlem tesis etmeye veya
eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir ꢀekilde kararın idareye tebliğinden baꢀlayarak otuz günü
geçemez. Ancak, haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili vergi davalarında vergi
mahkemelerince verilen kararlar hakkında, bu kararların kesinleꢀmesinden sonra idarece iꢀlem tesis
edilir.
3. Danıꢀtay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre iꢀlem tesis
edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıꢀtay ve ilgili idari mahkemede
maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.
4. Mahkeme kararlarının otuz gün içinde kamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgili,
idare aleyhine dava açabileceği gibi, kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat
davası açılabilir.”
97. 2577 sayılı Kanun’un 52 § 4 maddesi ꢀu hükmü içermektedir:
“Kararın bozulması, kararın yürütülmesini kendiliğinden durdurur.”
B. Çevre Hukukuna Đliꢀkin Uluslararası Belgeler
98. Çevre konusunda Brezilya’nın Rio de Janerio kentinde düzenlenen Birleꢀmiꢀ
Milletler Konferansı sonucunda kabul edilen Rio Bildirgesinde (A/CONF.151/26 – Cilt 1)
çevre konusunda Devletlerin hukuki sorumluluğu kavramı geliꢀtirilmiꢀtir. Bu bildirgenin 10
numaralı prensibi ꢀu hükmü içermektedir :
“Çevre sorunlarını ele almanın en iyi ꢀekli ve uygun olan çözüm konuyla ilgili her aꢀamada ilgili bütün
vatandaꢀların kararlara katılımını sağlamaktır. Ulusal düzeyde, her kiꢀi, tehlikeli faaliyet ve maddeler
ile ilgili bilgiler dahil olmak üzere, kamu makamlarının sahip olduğu çevre ile ilgili tüm bilgilere
ulaꢀabilmeli ve karar alma sürecine katılma olanağına sahip olmalıdır. Devletler, bu bilgilere halkın
ulaꢀmasını sağlamalı ve ayrıca halkın alınacak kararlara katılımını ve duyarlılığını kolaylaꢀtırmalı ve
özendirmelidir. Devletler ayrıca ilgililerin bu konuda yapabilecekleri idari ve yargısal baꢀvuru
haklarının kolaylaꢀtırılmasını sağlamalıdır”.
99. Rio Bildirgesinin 10. maddesinin Avrupa’da uygulanması Birleꢀmiꢀ Milletler
Ekonomik Đꢀler Komisyonu’nun çalıꢀmaları neticesinde Aarhus Anlaꢀması (Çevre Konusunda
bilgilere eriꢀim, halkın karar sürecine katılımı, ve yargısal yollara baꢀvurma hakkında
Anlaꢀma, ECE/CEP/43) çevre konularında vatandaꢀların baꢀvuru hak ve usulleri ile bilgi
edinme haklarının düzenlendiği bir anlaꢀmadır) ile 25 Haziran 1998 tarihinde kabul edilmiꢀ
ve 30 Ekim 2001 tarihi itibariyle de yürürlüğe girmiꢀtir. Halen bu anlaꢀma 30 Avrupa ülkesi
tarafından onaylanmıꢀtır. Türkiye ise bu anlaꢀmaya ne katılmıꢀ ne de imza koymuꢀtur.
Sözkonusu anlaꢀmanın ekseni ꢀu noktalara dayanmaktadır :
-
-
kamu otoriteleri tarafından saydamlık ve açıklık prensipleri uyarınca kamusal
bilgilere ulaꢀma hakkının geliꢀtirilmesi.
Halkın çevre konularını ilgilendiren genel idari kararlara katılımını kolaylaꢀtıracak
düzenlemelerin gerçekleꢀtirilmesi. Özellikle planlama iꢀlemleri bakımından,
iꢀlemin baꢀlangıcından sona ermesine kadar her aꢀamada bireylerin görüꢀleri ve
çözüm önerileri ile etkili olabilecekleri baꢀvuru imkanlarının düzenlenmesi ve
giderek de bireylerin bu katılımının nihai kararda dikkate alınması ve bu durumun
kamuoyuna açıklanması.
-
Çevre alanındaki düzenlemeler ile çevre iꢀlemleri konusunda bireylerin yargı
organları önünde hak aramalarının kolaylaꢀtırılması ve hak arayacak kiꢀilerin
kapsamının geniꢀletilmesi.
100. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, çevre ve insan haklarına iliꢀkin olarak, Haziran 2003 tarihinde 1614 sayılı bir “Tavsiye Kararı” vermiꢀtir. Bu Tavsiye kararının
konumuzla ilgili kısmı ꢀöyledir:
“Parlamenterler Meclisi, üye Devletlerin hükümetlerine ꢀu hususları tavsiye eder:
i) Hükümetler, Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 2, 3 ve 8. maddelerinde ve AĐHS’nin
eki Protokol’ün 1.maddesinde güvence altına alındığı gibi, kiꢀinin yaꢀam hakkı, sağlık hakkı, özel
yaꢀamı ve aile yaꢀamı ile vücut ve mal bütünlüğünü, özellikle çevrenin korunması gerekliliğini de
gözönüne alarak, etkili biçimde koruyucu tedbirler almalıdır.
ii) Hükümetler, tercihen anayasal düzeyde ve fakat en azından yasal düzenlemeler sonucunda çevre
hakkının Devlet açısından mutlak olarak korunması gereken nesnel bir insan hakkı olduğunu kabul
etmelidirler.
iii) Hükümetler, Aarhus Anlaꢀmasında kabul edildiği üzere, çevre alanında bireylerin bilgi edinme ve
alınan kararlara katılım hakları ile kiꢀisel nitelikteki yargısal baꢀvuru haklarını güvence altına almayı
kabul etmelidirler.
(...)”
HUKUKA DAĐR
I.
ĐLK DEĞERLENDĐRMELER:
101. AĐHM, 13 Ocak 2004 tarihinde vefat eden Đzzet Öçkan’ı temsilen Ayꢀe Öçkan’ın
duruꢀmaya katılması uygun görülmüꢀtür.
102. Olayların özellikleri dikkate alındığında (bkz. yukarıda 12 no’lu paragraf),
Bergama’daki altın madenine izin verilmesi iꢀlemine karꢀı Đ. Öçkan tarafından yapılan
baꢀvuru bağlamında Ayꢀe Öçkan’ın da AĐHS’nin 2, 6 § 1, 8. ve 13. maddeleri uyarınca
Sözleꢀme organları önünde yasal haklara sahip olduğu ve sonuçta da Ayꢀe Öçkan’ın davayı
eꢀinin yerine takip edebileceği kabul edilmektedir. (bkz. Emsal olarak, Dalban c. Romanya
davası (GC) no: 28114/95, § 39 CEDH 1999-VI).
Sonuç olarak AĐHM, bu dava kapsamında Bayan Öçkan’ın baꢀvuranın yerini alarak
davayı takip etmesini kabul etmiꢀtir.
II.
AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
103. Baꢀvuranlar ulusal idari otoriteler tarafından siyanür yöntemi ile altın madeni
iꢀletmeciliğine izin verilmesi yönündeki kararın AĐHS’nin 8. maddesi ile güvence altına
alınan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiꢀlerdir. Sözkonusu madde ꢀöyledir:
“1. Herkes özel ve ailevi hayatına, meskenine ve haberleꢀme hakkına saygı gösterilmesini talep hakkına
sahiptir.
2. Bu haklara resmi makamlar tarafından müdahale, ancak yasa ile düzenlenmesi koꢀuluyla ve
demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu düzeni, ülkenin ekonomik yararı, düzenin korunması,
suçların önlenmesi, sağlık, ahlak ve baꢀkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için zorunlu olduğu
ölçüde mümkün olabilir.”
A. Tarafların savları:
1. Baꢀvuranlar
104. Baꢀvuranlar, öncelikle ulusal idari otoriteler tarafından siyanür yöntemi ile altın
madeni iꢀletmeciliğine izin verilmesi yönündeki karara itiraz etmektedirler. Yine baꢀvuranlar,
bu yöntemin yaꢀam haklarını, özel yaꢀamlarını ve aile yaꢀamlarını tehdit eden riskler
taꢀıdığının yargı kararlarıyla tespit edilmiꢀ olduğunu belirtmektedirler. Bu bakımdan da Đzmir
Đdare Mahkemesi’nin 1 Haziran 2001 tarihli kararını dile getirmektedirler. Bu kararda
Mahkemece, özellikle “ağır metaller ile siyanüre bağlı risklerin çevre üzerindeki etkisinin 20
yıl ila 50 yıl boyunca sürebileceği dikkate alındığında, bu durumun yöre sakinlerinin çevre
haklarını olumsuz etkileyeceği açıktır” (yukarıda 48 no’lu paragraf) hükmüne yer verilmiꢀtir.
105. Baꢀvuranlar yine baꢀvurularında altın madeninde tonlarca patlayıcı madde
depolanmıꢀ olmasının da oldukça önemli bir risk oluꢀturduğunu ileri sürmektedirler.
106. Diğer yandan yöre sakinleri ile idari otoriteler arasında süregelen yargısal
uyuꢀmazlık sürecinin uzunluğu ve Đdarenin kesinleꢀmiꢀ kararlara karꢀı keyfi davranması da
yöre halkının özel yaꢀamını çekilmez hale getirmiꢀtir.
2. Hükümet
107. Hükümet öncelikle AĐHS’nin 8. maddesinin bu olaya uygulanabileceğini
reddetmektedir. Hükümete göre baꢀvuranların referansta bulunduğu risk farazi niteliktedir. Bu
risk ancak 20 ila 50 yıllık süre içinde ortaya çıkabilir. ꢁu anda mevcut olan ciddi bir risk
sözkonusu değildir. Üstelik baꢀvuranlar sözkonusu altın madeni ocağından kaynaklanan
hiçbir somut zararı ortaya koyamamaktadırlar.
108. Diğer yandan hiçbir sodyum siyanür atığı ve konsantrasyonu bölgede vuku
bulmadığından ve sodyum siyanür ihtiva eden atık boꢀaltma ile bağlantılı olarak ölçülebilen
hiçbir risk mevcut olmadığından sodyum siyanür kullanımı baꢀvuranların hakları üzerinde
etkili olmaz. AĐHM içtihatlarına göre, AĐHS’nin 8. maddesinin uygulanabilmesi için,
sodyum siyanür kullanımı dolayısıyla, baꢀvuranların ailevi ve özel yaꢀamı üzerinde doğrudan
doğruya zarar doğurucu bir etkinin baꢀ göstermesi gerekir ki, bu olayda böyle bir durum
sözkonusu değildir.
109. Nisan 2001 tarihinden beri altın maden ocağı, Çevre Bakanlığı’nın görüꢀüne
uygun olarak deneme üretimi faaliyetini yürütmektedir ki, Bakanlık yetkilileri de yatırım
sahibi ꢀirketin yeni önlemler aldığını ve kendisine vermiꢀ olduğu taahhütleri yerine getirdiğini
belirtilmektedir. Hükümet, ayrıca altın ocağı iꢀletmesinin yerel halkın sağlığı, zeytin ağaçları
veya tarım alanları için hiçbir tehlike taꢀımadığını ileri sürmektedir. Hükümet bu belirlemeler
çerçevesinde, esas itibari ile AĐHS’nin 8. maddesinin bu durumda uygulanmayacağını
savunmaktadır.
110. Hükümet, bu olay dolayısıyla, AĐHS’nin ihlal edilmiꢀ olduğu iddiasını
reddetmektedir. Hükümet, Đdarenin konuyla ilgili olarak yargı makamlarınca verilmiꢀ olan
yargı kararlarına tamamen uygun hareket etmiꢀ olduğunu ve maden hakkında verilmiꢀ
bulunan izinlerin yargı kararları neticesinde iptal edilmiꢀ olduğunu ve bu kapsamda da Ovacık
altın madeni ocağının Nisan 2001 tarihinden önce hiç iꢀletilmediğini ifade etmektedir.
Hükümete göre, 2000 ve 2001 yıllarında verilen izinler madende herhangi bir risk
bulunmadığını teyit eden bir çok etüt ve incelemeye dayanmaktadır. Kaldı ki, ne olursa olsun,
bu hususlara iliꢀkin yargısal uyuꢀmazlıklar da halen yargı mercilerinin önünde görülmektedir.
B. Mahkemenin Değerlendirmesi
1. AĐHS’nin 8. maddesinin uygulanabilirliği hakkında
111. AĐHM, öncelikle baꢀvuranların, siyanür yöntemiyle iꢀletilmekte olan Ovacık altın
madeni ocağı civarında bulunan Çamköy ve Süleymaniye köylerinde ve Dikili’de ikamet
etmekte olduklarını not etmektedir (yukarıda paragraf 12).
112. Çok sayıda inceleme altın madeni ocağının ihtiva ettiği riskleri ortaya koymuꢀ ve
Danıꢀtay da bunlara dayanarak 13 Mayıs 1997 tarihli kararında faaliyete izin veren kararın
kamu yararına uygun olmadığı sonucuna varmıꢀtır. Danıꢀtay’a göre, altın madeni ocağının
coğrafi konumundan ve bölgenin toprak ve zemin özelliklerinden dolayı, maden ocağında
sodyum siyanür kullanımı, çevreyi, çevre halkının sağlıklı yaꢀam haklarını ve çevre
güvenliğini tehlikeye koyabilen bir tehdit oluꢀturmakta ve iꢀletmeci ꢀirketin taahhüt ettiği
çevre güvenlik önlemleri de böyle bir faaliyetin ihtiva ettiği riski ortadan kaldırma konusunda
yetersiz kalmaktadır. (yukarıda 26. paragraf).
113. AĐHM, AĐHS’nin 8. maddesinin uygulanabilmesi için mutlaka baꢀvuranların
yaꢀamları bakımından ağır bir tehlike halinin varlığını gerekli görmemekte; ilgililerin
sağlığını ve özel ve aile yaꢀamlarını etkileyecek biçimde meskenlerinden yararlanmalarını
ciddi tehlikeye atabilecek ağır çevre ihlallerinin varlığını madde uygulaması bakımından
yeterli addetmektedir. (Đspanya-Lopez Ostra davası, 9 Aralık 1994 tarihli karar, seri A no:
303-C § 51).
Aynı durum, ÇED çalıꢀmaları ve süreci boyunca belirlenmiꢀ bulunan bir faaliyetin
tehlikeli etkilerinin, üçüncü kiꢀiler üzerinde sonuç yaratması bakımından da geçerli olup; bu
kapsamda AĐHS’nin 8. maddesi açısından bu tehlikeli etkiler ile üçüncü kiꢀilerin özel ve
ailevi yaꢀamları arasında yeterince sıkı bir hukuksal bağın varlığı yeterlidir. Aksine bir
yorum, bireylerin AĐHS’nin 8. maddesinin 1. paragrafı uyarınca güvence altına alınmıꢀ
haklarının korunması yönündeki Devletin makul yükümlülüğünü anlamsız kılmaktadır.
114. Danıꢀtay’ın 13 Mayıs 1997 tarihli kararında yapmıꢀ olduğu saptamaları dikkate
alarak, Mahkeme 8. maddenin uygulanması gerektiği sonucuna varmıꢀtır.
2. AĐHS’nin 8. Maddesi üzerine:
115. AĐHM, çevre sorunları üzerinde etkili olan Devlet tasarrufları sonucunda oluꢀan
uyuꢀmazlıklara iliꢀkin davalarda gerçekleꢀtireceği incelemenin iki farklı temeli olduğunu
hatırlatır. Birincisi, AĐHM, ulusal mercilere ait kararların maddi içeriğinin AĐHS’nin 8.
maddesine uygunluğunu değerlendirebilir. Đkinci olarak AĐHM, ulusal makamlarca tesis
edilen iꢀlemlerde uygulanan karar alma sürecinde, bireylerin menfaatlerinin usule uygun
olarak dikkate alınıp alınmadığını inceleyebilir. (bu bakımdan karꢀılaꢀtırma için bkz.
Đngiltere’ye karꢀı Hatto ve diğerleri (GC) no: 36022/97 § 99, CEDH 2003-VIII).
a) Đçerik denetimi açısından:
116. AĐHM, çeꢀitli kararlarında, çevre ile bağlantı uyuꢀmazlıklarda Devletin geniꢀ bir
değerlendirme yetkisine haiz olduğunu belirtmiꢀtir. (yukarıda 100 no’lu paragrafta belirtilen
Hatton ve diğerleri kararı ile ; Đngiltere’ye karꢀı Buckley kararı- 25 Eylül 1996 tarihli bu karar
için bkz. Kararlar Dergisi, 1996-IV, §§ 74-77).
117. AĐHM, uyuꢀmazlık konusuyla ilgili olarak, Ovacık altın madeni ocağına izin
verme hususunda yetkililerin aldığı kararın Danıꢀtay tarafından iptal edildiğine dikkati çeker
(yukarıda 26. paragraf). Davada tarafların yararlarını karꢀılaꢀtıran Danıꢀtay, altın madenine
verilen iznin sağlayacağı yarar ile baꢀvuranların yaꢀam ve çevre hakları arasında bir denge
kurmuꢀ ve neticede de baꢀvuranların haklarına üstünlük tanıyarak, iꢀlemde kamu yararına
uygunluk görmemiꢀtir (Yukarıda aynı paragraf). Danıꢀtay kararında varılan bu sonuç
karꢀısında, ulusal yetkili mercilere genel olarak tanınan değerlendirme marjı çerçevesinde
baꢀka bir incelemeye gerek bulunmamaktadır. Sonuç olarak, AĐHM tarafından yapılacak
yegane inceleme, karar sürecinin bütünlüğü içinde ilgililere yönelik uygulamaların AĐHS’nin
8. maddesi tarafından tanınan prosedür garantilerine uygun olup olmadığının denetimine
iliꢀkindir.
b) Prosedür denetimi açısından:
118. AĐHM, yerleꢀik içtihadı uyarınca, AĐHS’nin 8. maddesinin hiçbir açık prosedür
koꢀulu öngörmemiꢀ olmasına rağmen, idari kararlarda, karar alma sürecinin adil olmasını ve
bu aꢀamada karardan etkilenecek bireylerin AĐHS’nin 8. maddesi tarafından korunan
haklarına saygı gösterilmesi gereğinin kabul edildiğini hatırlatır. (Karꢀılaꢀtırma için bkz.
McMichael-Đngiltere, 24 ꢁubat 1995 tarihli karar, seri A, no: 307-B, s. 55 § 87). Bu durumda,
prosedüre iliꢀkin tüm unsurların ve özellikle de karar almada güdülen politika veya karar tipi
çerçevesinde, karar süreci boyunca bireylerin görüꢀlerinin hangi ölçüde dikkate alındığı ve
mevcut prosedür güvenceleri dikkate alınmalıdır. (yukarıda zikredilen Hatton ve diğerleri ile
ilgili dava, § 104). Ancak, buradan hareketle, kararların çözümlenecek sorunların bütün
yönleriyle ve tüm veriler ıꢀığında değerlendirilerek alınabileceği sonucu da çıkarılamaz.
119. Bir Devlet için çetrefil nitelikteki çevresel ve ekonomik sorunların ele alınıp,
çözümlenmesi aꢀamasında, karar süreci her ꢀeyden önce çevreye ve kiꢀi haklarına zarar
verebilen faaliyetlerin etkilerini önceden önleyecek ve değerlendirecek ꢀekilde tesis
edilmelidir. Böylece çeꢀitli menfaat çatıꢀmaları arasında adil bir denge tesis edilerek; karꢀıt
görüꢀlerin dile getirilmesine olanak sağlayacak gerekli etütlerin ve soruꢀturmaların
gerçekleꢀtirilmesi sağlanacaktır (yukarıda zikredilen Hatton ve diğerleri, § 128).
Bu inceleme sonuçlarına ve karꢀı karꢀıya kaldıkları tehlikeyi değerlendirmeye olanak
sağlayan bilgilere halkın eriꢀebilmesinin önemi ꢀüphe götürmez (karꢀılaꢀtırma için bkz.
Đtalya’ya karꢀı Guerra ve diğerleri, 19 ꢁubat 1998 tarihli karar, Derleme 1998-I, S. 223 § 60
ve Đngiltere’ye karꢀı McGinley ve Egan, 19 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998- III p.
1362, § 97). Nihayet, karardan etkilenecek olan tüm bireyler, karar süreci içinde görüꢀ ve
menfaatlerinin yeterince dikkate alınmadığını dile getirebilmek için, konuyla ilgili her türlü
tasarrufa karꢀı yargısal baꢀvuru hakkına sahip kılınmalıdır (Karꢀılaꢀtırma için bkz daha önce
zikredilen Hatton ve diğerleri ile ilgili dava, § 127).
120. Sözkonusu davada, Çevre Bakanlığı tarafından 19 Ekim 1994 tarihinde tesis
edilen Ovacık altın madeni iꢀletme izni öncesinde, uzun bir süre boyunca yürütülen bir seri
kamuoyu anketi ve incelemeleri yapılmıꢀtır. Bu kapsamda, çevresel etki değerlendirmesi
Çevre Yasası AĐHS’nin 10. maddesine uygun olarak gerçekleꢀtirilmiꢀtir. (Yukarıda 21.
paragraf). 26 Ekim 1992 tarihinde bölge halkını bilgilendirmeye yönelik bir toplantı
düzenlenmiꢀtir. Bu toplantı sırasında, ulaꢀılan çevresel etki değerlendirmeleri, katılımcıların
görüꢀlerini ifade edebilmeleri için bilgilerine sunulmuꢀtur. (Yukarıda 20. paragraf). Böylelikle
gerek baꢀvuranlar gerekse bölgede ikamet edenler, sözkonusu değerlendirmeler de dahil
olmak üzere, geçerli bütün belgelere ulaꢀabilmiꢀlerdir.
121. Danıꢀtay 13 Mayıs 1997 tarihli kararıyla, 19.10.1994 tarihli iꢀlemi iptal ederken,
Devletin kiꢀilerin sağlıklı bir çevrede yaꢀama haklarını müspet anlamda koruma
yükümlülüğünü temel referans norm olarak ele almıꢀtır. Danıꢀtay, bu kapsamda, siyanür
yönteminin kullanılmasının insan ve çevre sağlığı ile ekolojik sistem üzerinde yol açabileceği
tehlikelerin belirlendiği ÇED raporu ile diğer raporlara dayanarak ve madenin bulunduğu
yerin coğrafi özelliklerini, yöredeki toprak yapısının özelliklerini dikkate alarak, madene
verilen iꢀletme izninin kamu yararına uygun olmadığını ortaya koymuꢀtur.
122. Altın madeninin faaliyetinin durdurulması ise, Danıꢀtay’ın 13 Mayıs 1997 tarihli
icra edilebilir nitelikteki bu kararından 10 ay ve yine AĐHM’ nin 20.10.1997 tarihli kararından
ise 4 ay geçtikten sonra 27 ꢁubat 1998 tarihinde gerçekleꢀmiꢀtir.
123. Esas itibarıyla Hükümetin savunmasından da görüleceği üzere sözkonusu bu
yargı kararının her halükarda 01.04.1998 itibarıyla kesinleꢀmiꢀ olduğu tartıꢀmasızdır. Buna
göre öncelikle ifade etmek gerekir ki, çeꢀitli idari otoriteler tarafından tesis edilmiꢀ olan izin
iꢀlemlerinin dayanağı durumundaki Baꢀbakanlığın 01.04.2000 tarihli görüꢀü, olsa olsa
Đdarenin, iç hukuk kurallarına aykırı biçimde, yargı kararına uygun davranmama yönünde bir
irade açıklaması anlamını taꢀımaktadır. Öyle ki, bu idari makamların hiçbiri, Yönetmeliğin 6.
maddesinde öngörülen Çevresel Etki Değerlendirme raporu (yukarıda 94. paragraf) yerine
geçebilecek nitelikte iꢀlemler yapamayacağı gibi; yetkili Đdare tarafından bugüne kadar yargı
kararları ile iptal edilmiꢀ olan Çevresel Etki Değerlendirme raporu yerine yeni ve baꢀka bir
raporun da ikame edilmediği hususu da tartıꢀmasızdır. (bakınız yukarıdaki 50 no’lu paragraf).
Diğer taraftan da ifade etmek gerekir ki, bu konuda Hükümetin ileri sürmüꢀ olduğu
argümanları doğrulayan ve içerik denetimi sonucunda Đdare lehine verilmiꢀ tek bir yargı
kararı da bulunmamaktadır.
124. AĐHM, Đdarenin hukuk Devletinin bir unsuru olduğunu ve bunun da en önemli
öğesinin “yargının iyi yönetimi” ilkesi olduğunu ve yargı kararlarının Đdare tarafından yerine
getirilmesinin reddedilmesi ya da geciktirilmesi durumunda, yargılama sürecinde kiꢀilere
tanınan güvencelerin varlık nedenlerini kaybettiğini özellikle hatırlatır. (karꢀılaꢀtırma için
bkz. Yunanistan’a karꢀı Horsnby davası, 19 Mart 1997 tarihli karar, Kararlar Derlemesi 1997-
II, S. 510-511, § 41).
125. Olayda sadece Türk yasal mevzuatı tarafından değil ayrıca idari yargı kararlarıyla
da belirlenmiꢀ olan baꢀvuranların prosedüral güvencelerinin, Nisan 2001 tarihinde
çalıꢀmalarına baꢀlayan altın madeni ocağı faaliyetlerinin sürdürülmesine yönelik olarak
Bakanlar Kurulu tarafından verilen ve kamuya açıklanmayan 29 Mart 2002 tarihli bir karar
neticesinde ortadan kaldırıldığı tespit edilmiꢀtir (yukarıda 75. paragraf). Böylelikle, yetkili
idari makamlar, baꢀvuranların sahip olduğu tüm prosedür güvencelerini bertaraf etmiꢀlerdir.
c) Sonuç
126. AĐHM, savunmacı Devletin, AĐHS’nin 8. maddesini dikkate almadan,
baꢀvuranların özel ve ailevi yaꢀamlarına saygı gösterilmesini talep hakkına iliꢀkin güvenceleri
sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediğini tespit etmektedir.
Sonuç olarak, bu hüküm ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’nin 6 § 1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
127. Baꢀvuranlar medeni haklarını dile getirme yönünde sahip oldukları etkili yargısal
korunmadan yararlanma haklarının, idari yargı kararlarına uymayı reddeden Đdarenin
tasarrufları sonucu ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
Baꢀvuranların bu iddialarını dayandırdıkları AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ilgili kısmı
ꢀöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri konusunda (…) karar verecek olan ve yasalarla kurulmuꢀ
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil ꢀekilde, halka açık olarak, makul bir süre içinde
davasının dinlenmesini isteme hakkına sahiptir (…)”
A. AĐHS’nin 6 § 1 Maddesinin uygulanabilirliği hakkında
128. Hükümet, olayla ilgili olarak, baꢀvuranların sadece muhtemel, farazi nitelikte ve
özellikle de hiçbir zarara yol açmamıꢀ bulunan bir riske dayalı taleplerine AĐHS’nin 6 § 1
maddesinin uygulanamayacağını ve bu kapsamda da baꢀvuranlar tarafından ortaya konan
ꢀikayetlerin AĐHS’nin 6.maddesi anlamında “medeni hak ve yükümlülükler” kapsamında
mütalaa edilemeyeceğini savunmaktadır.
129. Baꢀvuranlar, Türk yasal mevzuatının, sahip oldukları çevre haklarının ihlali
nedeniyle uğradıkları zararlardan dolayı tazminat talebinde bulunma haklarını tanıdığını
belirtmektedirler. Nitekim baꢀvuranlar ayrıca, mahkeme kararlarının uygulanmaması
nedeniyle uğramıꢀ oldukları zararları da talep etme hakkına sahiptirler ve zaten bu haklarını
da kullanmıꢀlardır (yukarıda 34 ve 38 ila 40. paragraflar).
Sonuç olarak, baꢀvuranların bu davada dile getirmiꢀ oldukları haklarının açıkça
AĐHS’nin 6 § 1 maddesi kapsamında ve malvarlıklarıyla ilgili haklardan olduğu açıktır.
130. AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin uygulanabilmesi için, uyuꢀmazlıkta ileri
sürülen medeni hakların, ülkelerin iç hukuk sistemlerinde de tanınan ve en azından baꢀvurular
açısından savunulabilir nitelikte bir hakkın varlığını aramaktadır ki, bu baꢀvuruların gerçek ve
ciddi nitelikte baꢀvuru olması gerekir. Ayrıca bu nitelikteki bir hakkın kapsamının veya
kullanılma usullerinin de belirlenmiꢀ olması ꢀarttır. Bu bakımdan hakkın kullanılmasına
iliꢀkin öngörülen usulü kurallarda, baꢀvuru imkanları için öngörülmüꢀ olan hukuki bağın zayıf
ve uzak bir bağ olması, AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin uygulanması için yeterli addedilemez.
(Bk. Đsviçre’ye karꢀı Balmer – Schafroth ve diğerleri davası, 26 Ağustos 1997 tarihli karar,
Kararlar Derlemesi 1997-IV, § 32 ve Đsviçre’ye karꢀı Athanasoğlu ve diğerleri davası (GC)
no: 27644/95. § 43, CEDH 2000-IV)
131. AĐHM, öncelikle, baꢀvuranlar tarafından yapılan 8 Kasım 1994 tarihli
baꢀvurunun, çevresel etkileri değerlendirme incelemesi uyarınca Ovacık altın madeni ocağına
izin verilmesi yönündeki Çevre Bakanlığı iꢀleminin yöre halkının sağlıklı bir çevrede yaꢀam
hakkı açısından tehlikeler doğurduğu belirtilerek yapıldığını ve böylelikle izne karꢀı
çıkıldığını gösteren bir baꢀvuru olduğunu kabul etmektedir. (yukarıda paragraf 23).
Baꢀvuranların Đdari yargı merciler önünde ortaya koyduğu haklar da, Ovacık altın madeni
iꢀletmesinin yol açtığı risklere karꢀı vücut bütünlüğüne dayalı haklarının etkili bir ꢀekilde
korunmasını sağlama yönündedir.
132. Mahkeme, böyle bir hakkın, Türk hukuk düzeninde, Danıꢀtay kararında da
göndermede bulunulduğu gibi, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaꢀama hakkı olarak
belirlenmiꢀ olduğu (Anayasa, Madde 56 – yukarıda paragraf 90) sonucuna ulaꢀılmaktadır.
(yukarıda paragraf 26). Bu durumda baꢀvuranlar, sözkonusu altın madeni ocağı
faaliyetlerinden dolayı çevreye verilen zararlara karꢀı, Türk hukuku gereğince korunan bir
etkili baꢀvuru hakkına sahiptirler. Hiç ꢀüphesiz, bu baꢀvuru gerçek ve ciddi niteliktedir.
133. Baꢀvuru konusu hakkın, medeni haklardan olup olmadığı konusunda, AĐHM,
siyanür yöntemi uygulanan Ovacık altın madeni iꢀletmesinin arz ettiği riskin taꢀıdığı önemini,
çeꢀitli incelemelere dayalı olarak belirleyen Danıꢀtay kararındaki tespitleri dikkate almak
durumundadır. Bu tespit de baꢀvuranların yaꢀam bütünlüğü hakkının doğrudan korunması ile
ilgilidir. Aynı ꢀekilde, baꢀvuranlar, iptal davası açmak suretiyle sağlıklı ve dengeli bir çevrede
yaꢀama haklarının ihlali nedeniyle mevcut olan yegane korunma imkanını kullanmıꢀlardır.
(karꢀılaꢀtırma için bk. Đspanya’ya karꢀı Gorraiz Lizzaraga ve diğerleri davası, no: 62543/00,
§§ 46-47, 27 Nisan 2004). Danıꢀtay’ın iptal kararı sonrasında ise, bu kararı etkisiz ve
sonuçsuz bırakacak her türlü idari tasarruf, tazminat talebi yolunu açmaktadır. (Yukarıda 93.
ve 96. paragraflar) Sonuç olarak, idari yargı mercileri önündeki yargılama prosedürünün,
bütünü itibariyle, baꢀvuranların medeni hakları ile ilgili olduğu kabul edilmelidir.
134. Böylece, AĐHS’nin 6. maddesi bu olayda uygulanabilir niteliktedir.
B. AĐHS’nin 6 § 1 maddesi açısından inceleme:
135. AĐHM, Danıꢀtay’ın 13 Mayıs 1997 tarihli kararının 01.04.1998 tarihinde
kesinleꢀmiꢀ olsa bile verildiği tarihte uygulanabilir nitelikte olduğu ve bu tarih itibariyle de
idari iꢀlemin sonuçlarını durdurucu bir etkiye sahip olduğu tespitinde bulunmaktadır.
Yukarıda 39 no’lu paragraftaki yargı kararlarıyla da vurgulandığı gibi, durdurucu etkiyi
sağlayan bu yargı kararı öngörülen süre içinde yerine getirilmemiꢀtir.
136. Diğer taraftan Baꢀbakanlığın talimatlarıyla verilen bakanlık izinleriyle
13.04.2001 tarihinde baꢀlayan deneme mahiyetindeki üretim faaliyetinin hiçbir yasal
dayanağı bulunmamaktadır ki, bu durum, yukarıda 48,65,66,69,73 ve 78 no’lu paragraflarda
belirtilen yargı kararlarıyla da ortaya konulduğu gibi, yargı kararının dolanılması anlamına
gelmektedir. Böyle bir durum, hukukun üstünlüğü ve hukuk güvenliği ilkelerinin dayandığı
hukuk devleti prensibine aykırılık oluꢀturmaktadır.
137. Mahkeme, önceki belirlemeleri de dikkate alarak, ulusal makamların, Danıꢀtay
tarafından 1 Nisan 1998 tarihinde onanan Đzmir 1. Đdare Mahkemesi’nin 15.10.1997 tarihli
kararına makul bir süre içinde riayet etmeyerek, AĐHS’nin 6. maddesinin öngördüğü etkili
koruma anlayıꢀını bertaraf ettiği kanısına ulaꢀmıꢀtır.
138. Dolayısıyla AĐHS’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
IV. AĐHS’NĐN 2. ve 13. MADDELERĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
139. Baꢀvuranlar, siyanür kullanılarak altın madeni ocağının iꢀletilmesi için ulusal
yetkili merciler tarafından izin verilmiꢀ olmasının ve ayrıca bu iznin iptaline iliꢀkin idari
yargı mercilerinin kararlarına yetkili makamlarca uyulmamasının, sahip oldukları yaꢀam
hakları ile etkin yargısal korumadan yararlanma haklarını ihlal ettiğini iddia ederek; AĐHS’nin
2. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadırlar.
140. AĐHM, bu iddiaların, esas itibariyle, yukarıda belirtilen ve AĐHS’nin 8. ve 6 § 1
maddeleri açısından belirtilen iddialar ile aynı nitelikte olduğunu kabul etmektedir.
Dolayısıyla AĐHM, baꢀvuranların bu iddialarının ayrıca değerlendirilmesini gerekli
görmemektedir.
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
141. AĐHS’nin 41. maddesine göre,
“ Mahkeme,AĐHS’nin veya eki protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve AĐHS’nin Yüksek akidi
Devletin iç hukuk düzeni bu ihlali sadece kısmen giderebiliyorsa, mahkeme, zarar gören tarafa
hakkaniyete uygun bir tazminat sağlar”.
A. Zarar, masraf ve mahkeme harcamaları
142. Baꢀvuranlar, maddi zarar, masraf ve mahkeme harcamaları için bir ödeme talep
etmemektedirler. Buna karꢀılık baꢀvuranların her biri, manevi yönden uğramıꢀ oldukları
zararın tazmini olarak 10.000 Euro tutarında bir bedel talep etmektedirler.
143. Hükümet, bu konuda görüꢀ belirtmemiꢀtir.
144. AĐHM, AĐHS’nin ihlalinin baꢀvuranlar açısından dikkate değer ve önemli bir
zarara yol açtığını kabul etmektedir. Đzin iꢀleminin iptal edildiği mahkeme kararının Hukuk
Devletinin temel prensiplerinin çiğnenmesi pahasına uygulanmadığı tespit edilmiꢀtir.
Böylece, baꢀvuranlar, idari makamların bu mahkeme kararına uymasını sağlayabilmek için,
merkezi otoritenin çok sayıda iꢀlemine karꢀı çeꢀitli baꢀvurularda bulunmak ve böylelikle
oluꢀan zor yaꢀam koꢀullarına katlanmak zorunda kalmıꢀlardır. Böyle bir zararı tam olarak
belirleyebilmek mümkün değildir. Ancak, hakkaniyete uygun olarak Mahkeme baꢀvuranların
her birine 3 000 Euro tutarında bir tazminat ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
B. Gecikme Faizi
145. AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 'lük bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Mevcut kararda, Ayꢀe Öçkan’in Đzzet Öçkan’ın varisi olarak tanınmasına;
2. AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edilmiꢀ olduğuna;
3. AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edilmiꢀ olduğuna;
4. AĐHS’nin 2. ve 13. maddelerine yönelik baꢀvuruların ayrıca incelenmesine gerek
olmadığına;
5. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren 3 ay içinde,
Savunmacı Hükümetin, sözkonusu miktara yansıtılabilecek her türlü vergiyle birlikte ödeme
tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, manevi tazminat için her bir
baꢀvurana 3 000 (üç bin) Euro ödemesine,
b) Belirtilen süre bitiminden ödeme tarihine kadar gecen süre için Avrupa Merkez Bankası
tarafından belirlenen yüzde üçlük basit faizin uygulanmasına;
6. Adil tazminata iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiꢀtir.
Bu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddeleri
gereğince 10 Kasım 2004 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
25
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło