46213/99

WyrokETPCz2006-06-20ECLI:CE:ECHR:2006:0620JUD004621399

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długotrwałe zatrzymanie bez postawienia przed sędzią oraz wykorzystanie w procesie karnym zeznań uzyskanych bez obecności adwokata i pod zarzutem tortur naruszyło prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz prawo do rzetelnego procesu z art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 i 3 lit. c) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zatrzymanie skarżących na 10-11 dni bez postawienia przed sędzią naruszyło art. 5 ust. 3, ponieważ przekroczyło dopuszczalne granice, nawet w sprawach o terroryzm. W odniesieniu do art. 6, Trybunał stwierdził, że wykorzystanie w procesie karnym zeznań uzyskanych od skarżących bez obecności adwokata i w warunkach, w których istniały silne podejrzenia złego traktowania (potwierdzone obrażeniami i wszczęciem śledztwa przeciwko policjantom), naruszyło prawo do rzetelnego procesu. Trybunał podkreślił, że prawo do milczenia i prawo do nieobciążania samego siebie są integralnymi elementami rzetelnego procesu, a ich naruszenie poprzez wykorzystanie wymuszonych zeznań jest niedopuszczalne, zwłaszcza gdy sądy krajowe nie zbadały należycie okoliczności ich uzyskania.
Stan faktyczny
Skarżący zostali zatrzymani w maju 1996 roku w związku ze śledztwem dotyczącym nielegalnej organizacji "Ekim". Byli przetrzymywani w areszcie policyjnym przez około 10-11 dni, bez dostępu do adwokata. W tym czasie byli przesłuchiwani, a niektórzy z nich twierdzili, że byli torturowani, co potwierdziły badania lekarskie wykazujące obrażenia. Ich wnioski o dostęp do adwokata i kontakt z rodziną były odrzucane. Na podstawie zeznań uzyskanych w areszcie, a także innych dowodów, zostali skazani przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) za członkostwo lub kierowanie organizacją terrorystyczną.
Rozstrzygnięcie
Skargi dotyczące art. 5 ust. 3 oraz art. 6 ust. 1 i 3 lit. c) Konwencji uznano za dopuszczalne, a skargę dotyczącą art. 8 Konwencji za niedopuszczalną. Stwierdzono naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. Stwierdzono naruszenie art. 6 ust. 1 i 3 lit. c) Konwencji w odniesieniu do skarżących B.Ö., S.Ö., K.T. i S.A. Uznano, że stwierdzenie naruszenia art. 6 ust. 1 i 3 lit. c) Konwencji stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za doznaną szkodę niemajątkową dla B.Ö., S.Ö., K.T. i S.A. Zasądzono 3 500 EUR dla każdego ze skarżących (w tym dla wdowy po N.Ç.) tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową wynikającą z naruszenia art. 5 ust. 3 oraz łącznie 1 500 EUR na pokrycie kosztów i wydatków. Odrzucono pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÖRS VE DĐĞERLERĐ- TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 46213/99)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Haziran 2006   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   _____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel   Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak   belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi   ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (46213/99) baꢀvuru no’lu davanın nedeni, bu   ülke vatandaꢀları Saime Örs (S.Ö.), Sevim Aktaꢀ (S.A.), Behzat Örs (B.Ö.), Hakan Eyi (H.E.),   Nevzat Çiftçi (N.Ç.), Kadri Teymur (K.T.) ve Hüseyin Aslan’ın (H.A.) (baꢀvuranlar), 21   Kasım 1996 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) eski 25. maddesi   uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (Komisyon) yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar, Đzmir Barosu avukatlarından Sedef Özdoğan tarafından temsil   edilmektedirler.   OLAYLAR   I. DAVA KOꢀULLARI   1. Yakalama ve gözaltına alma   Mayıs 1996 tarihinde, yasadıꢀı “Ekim” örgütü hakkında yürütülen bir soruꢀturma   kapsamında, ertesi gün yakalanan S.Ö. hariç, baꢀvuranların tamamı Ankara Emniyet   Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi polisleri tarafından yakalanmıꢀtır. Baꢀvuranlar aynı gün   Terörle Mücadele ꢁubesi’nde gözaltına alınmıꢀtır.   Mayıs 1996 tarihinde, H.A.’nın kardeꢀi E.A., Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi   (GDM) Cumhuriyet Baꢀsavcısı’ndan kardeꢀini görme izni istemiꢀtir. E.A.’nın bu talebi   soruꢀturmanın gizli olduğu gerekçesiyle reddedilmiꢀtir.   Mayıs 1996 tarihinde, avukatın müvekkili H.E. ile görüꢀme talebi DGM   Cumhuriyet Baꢀsavcısı tarafından sözkonusu soruꢀturmanın gizli olduğu ve Ceza   Muhakemeleri Usulü Kanun’un (CMUK) 136. maddesinin Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin   görev alanlarına giren suçlarda uygulanamayacağı gerekçesiyle reddedilmiꢀtir.   Gözaltı sırasında, baꢀvuranlar polis tarafından sorgulanmıꢀlardır. Emniyet Müdürlüğü   polisleri tarafından düzenlenen 22 Mayıs 1996 tarihli tutanaklara göre, S. A., N.Ç. ve S. Ö.   isimli baꢀvuranlar ifade vermeyi reddetmiꢀlerdir. Diğerleri ise, adıgeçen yasadıꢀı örgüte üye   olduklarını ve bu örgüt adına faaliyetlerde bulunduklarını belirten ifadeleri imzalamıꢀlardır.   Aynı ꢀekilde, B.Ö. yirmi altı sayfalık ifadesinde, sözkonusu örgütün yapısı, iꢀleyiꢀi ve üyeleri   hakkında yarıntılı bilgiler vermiꢀtir. B.Ö. özellikle 1994 yılından itibaren bu örgütün   yönetiminde yer aldığını ve aynı kadroda görev yapan H.E. ile bu ꢀekilde tanıꢀtıklarını   belirtmiꢀtir. B.Ö. ayrıca, S.A.’nın gençlik kollarında görev aldığını ve K.T.’nin yeni üyelerin   toplamasından sorumlu olduğunu ifade etmiꢀtir. Son olarak da, N.Ç. ile 1996 yılında   tanıꢀtığını ve N.Ç.’nin örgütün Ankara sorumlularından birisi olduğunu belirtmiꢀtir.   Baꢀvuranlar gözaltı süresinin sona erdiği 24 Mayıs 1996 tarihinde, adli tıp doktoru   tarafından muayene edilmiꢀtir. Adli tıp doktoru, vücutlarında ekimoz ve kollarında ağrılar   tespit edildiğinden N.Ç. için beꢀ, K.T. için iki, H.E. için bir ve S.A. için de üç gün olmak   üzere iꢀ göremez raporu vermiꢀtir. Adli tıp doktoru, B.Ö. isimli baꢀvuranın kasıklarında iki   santimetre uzunluğunda ve bir santimetre derinliğinde bir kesik, S.Ö. isimli baꢀvuranın   kollarında ise ağrı olduğunu tespit etmiꢀtir.   Aynı gün, Cumhuriyet Baꢀsavcısı tarafından baꢀvuranların ifadeleri alınmıꢀtır.   Baꢀvuranlar, aleyhlerindeki suçlamaların tamamını reddetmiꢀlerdir. B.Ö., polisteki ifadesinin   Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen bir oyundan ibaret olduğunu ifade etmiꢀtir. K.T.,   S.Ö., S.A. ve H.A. ise gözaltında baskılara maruz kaldıklarını iddia etmiꢀlerdir. Avukatın,   baꢀvuranların sorgusuna katılma yönündeki talebi, Cumhuriyet Baꢀsavcısı tarafından   reddedilmiꢀtir.   Baꢀvuranlar daha sonra Ankara DGM yedek hakimine sevk edilmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar,   aleyhlerindeki suçlamaları reddetmiꢀ ve polise verdikleri ifadelerden bahsetmiꢀlerdir.   Baꢀvuranlar, yasadıꢀı örgüte üye olduklarını, bu örgütün faaliyetlerine katıldıklarını   reddetmiꢀler ve gözaltında iken avukat olmadan baskı altında ifadelerinin alındığını iddia   etmiꢀlerdir. B.Ö. gözaltında iken kendisine iꢀkence yapıldığını ileri sürmüꢀ ve adıgeçen   doktor raporlarının değerlendirilmesini talep etmiꢀtir. DGM yedek hakimi, S.A. ve H.A.’yı   serbest bırakılmasına ve diğer baꢀvuranların tutuklanmasına karar vermiꢀtir.   S.A. isimli baꢀvuran, DGM tarafından çıkarılan 29 Mayıs 1996 tarihli tevkif   müzekkeresi uyarınca 4 Haziran 1996 tarihinde tutuklanmıꢀtır.   Ayrıca, H.E.’nin ꢀikayeti üzerine, gözaltında bulunduğu sırada kendisine kötü   muamele yapıldığı gerekçesiyle polisler aleyhinde ceza soruꢀturması baꢀlatılmıꢀtır. Dava   dosyasından, baꢀlatılan ceza soruꢀturmasının 2003 yılının Haziran ayında zamanaꢀımı   nedeniyle sona erdiği anlaꢀılmaktadır.   2. Kamu davası   Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 21 Haziran 1996 tarihinde, baꢀvuranları DGM’de itham   etmiꢀtir. Cumhuriyet Baꢀsavcısı, baꢀvuranları yasadıꢀı “Ekim” örgütü üyesi ya da yöneticisi   olmakla itham etmiꢀtir ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’un 7 § 1. maddesi uyarınca   mahkum edilmelerini talep etmiꢀtir.   B.Ö. ve K.T. isimli baꢀvuranlar, DGM’de gözaltından sorumlu güvenlik güçlerinin   elleri arasındayken kendilerine iꢀkence yapıldığı yönündeki iddialarını yinelemiꢀ ve polise   verdikleri ifadelerin içeriğini reddetmiꢀlerdir. S.A., S.Ö. ve H.A. isimli baꢀvuranlar ise aynı   dönemde kendilerine baskı yapıldığını ileri sürmüꢀlerdir.   Kasım 1996 tarihinde yapılan duruꢀma sonrasında, esasa bakan hakimler S.A. ve   S.Ö.’nun serbest bırakılmasına karar vermiꢀlerdir.   Mart 1997 tarihli bir kararla DGM, N.Ç. ve B.Ö.’yü silahlı örgüt yönetmekle   suçlayarak sırasıyla yedi yıl ve altı yıl hapis cezasına ve 4.200.000.000 ve 3.600.000.000 Türk   Lirası para cezasına mahkum etmiꢀtir. Aynı zamanda kamu hizmetinden men edilmiꢀlerdir.   DGM, N.Ç.’nin suçluluğunu ortaya koyabilmek amacıyla sanıkların polise vermiꢀ oldukları   ifadeleri ve aynı zamanda N.Ç.’nin sahte bir kimlikle yakalanmıꢀ olması; kimlik tespiti ve   parmak izi incelemesi sonucunda Đzmir Cezaevi’nden firar ettiğinin ortaya çıkması; adıgeçen   örgüt tarafından “hücre” olarak kullanılan evinde yakalanmıꢀ olması, yakalandığı sırada   sözkonusu yasadıꢀı örgüt adına çok sayıda yayın, afiꢀ ve broꢀürün ele geçirilmesi gibi   hususları dikkate almıꢀtır. B.Ö. isimli baꢀvuranla ile ilgili olarak ise DGM verdiği kararında,   baꢀvuran tarafından polise verilen ifadelere ve örgüt tarafından hücre olarak kullanılan   Keçiören’de bulunan evinde yapılan aramalar sırasında polis tarafından, 9 mm ve 7,65 mm   çapında 140 adet merminin, örgüt adına hazırlanmıꢀ olan çok sayıda yayın, afiꢀ ve broꢀürün,   “Partizan” isimli derginin basımında kullanılan baskı makinesinin, sahte kimlik belgelerinin,   boꢀ kimlik belgelerinin ve bir mührün, “Ekim” örgütünün harcamalarının ve kaynaklarının,   sözkonusu örgütün faaliyetlerine ve yapısına iliꢀkin bilgilerin yer aldığı raporların   bulunmasını gerekçe göstermiꢀtir.   Aynı kararla, K.T. isimli baꢀvuran da yasadıꢀı silahlı örgüte üye olduğu gerekçesiyle   üç yıl hapis ve 1.250.000.000 Türk Lirası para cezasına mahkum edilmiꢀ ve kamu   hizmetinden men edilmiꢀtir. DGM, baꢀvuranın polise verdiği ifadelerine ve aynı zamanda   baꢀvuranın Batıkent’te bulunan bir “hücrede” yakalanmıꢀ olmasına ve el konulan afiꢀ,   yasadıꢀı yayınlar ve “Ekim” dergileri gibi delillere dayanmıꢀtır.   Mart 1997 tarihli bir kararla, S.Ö. ve S.A. silahlı örgüte üye oldukları gerekçesiyle   (3713 sayılı Kanun’un 7 § 2. maddesinde cezalandırılması öngörülen suç) on ay hapis   cezasına ve 500.000.000 Türk Lirası para cezasına mahkum edilmiꢀlerdir. DGM karar   gerekçesinde, diğer sanıkların ifadelerinin yanı sıra, parmak izi incelemesini, yakalama   tutanaklarını, yakalama sırasında polislerin, baꢀvuranların evinde yaptıkları aramalar sırasında   el konulan ve sözkonusu örgüt adına hazırlanmıꢀ olan yayın, afiꢀ ve broꢀürleri dikkate   almıꢀtır.   CMUK’un 128. maddesinin dördüncü paragrafı (18 Kasım 1992 tarihli 3842/9 sayılı   Kanun ile düzenlendiği ꢀekliyle), yakalanan ve/ veya Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı emri ile   yakalama süresinin uzatılmasına karar verilen kiꢀi, sözkonusu karara itiraz etmek için ve   gerektiğinde serbest bırakılma talebini dile getirmek üzere yetkili sulh hakimine baꢀvurabilir.   Türk Ceza Hukuku’nun içtihadına yönelik ilkelerden, bir ꢀüphelinin sorgulanmasının,   aleyhinde kanıt elde edilmesini amaçlayan bir tedbir değil de, ꢀüphelinin istifade etmesi   gereken bir savunma aracı niteliğinde olduğu anlaꢀılmaktadır. Sorgu bitiminde alınan ifadeler,   hakimin olaylara iliꢀkin takdirinde değerlendirilmeye alınacak ifadelerse, en azından bu   ifadelerin rıza ile verilmiꢀ olması gerekmektedir. Baskıya ya da ꢀiddete baꢀvurularak alınan   her türlü ifadenin, inandırıcı bir değeri bulunmamaktadır. Yargıtay tarafından da dile   getirildiği üzere, CMUK’un 247. maddesi uyarınca, polise ya da Savcılığa verilen ve   itirafların yer aldığı sorgulama tutanağının aleyhte kanıt olarak değerlendirilebilmesi için, bu   itirafların hakim karꢀısında yapılması zorunludur. Aksi durumda ise, benzer ifadelerin kanıt   olarak duruꢀma sırasında okunması yasaklanır ve o anda mahkumiyet kararı için bir gerekçe   gösterilemez (Kolu-Türkiye, no: 35811/97, 2 Ağustos 2005).   CMUK’un 135. maddesi aynı zamanda, itirafa zorlamak amacıyla iꢀkenceyi ve her   türlü kötü muameleyi yasaklamaktadır.   HUKUK AÇISINDAN   Baꢀvuranlar, hakim önüne çıkarılmadan önce, uzun süre gözaltında tutulduklarından   ꢀikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 5 § 3. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.   B.Ö., S.Ö., K.T. ve S.A. isimli baꢀvuranlar, AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 c) maddesi   kapsamında, ceza mahkemelerinin, gözaltında avukat yardımından yararlanmaksızın alınan   ifadeleri değerlendirmeye aldıklarını iddia etmektedirler.   Baꢀvuranlar son olarak, tutuklandıklarına dair yakınlarına bilgi verilmediğini ve   gözaltı süresince yakınlarıyla görüꢀtürülmediklerini iddia etmekte ve bu itibarla AĐHS’nin 8.   maddesine atıfta bulunmaktadırlar.   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN   A. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında   Hükümet iki açıdan iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir. Hükümet   öncelikle, baꢀvuranların CMUK’un 128 § 4. maddesine dayanarak serbest bırakılma talebinde   bulunmaları gerektiğini belirtmektedir. Đkinci olarak, Hükümet, 466 sayılı Kanun Dıꢀı   Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun’a atıfta   bulunmaktadır. Hükümet, baꢀvuranların ꢀu anda AĐHM’de ileri sürdükleri iddialarını yetkili   Ağır Ceza Mahkemesi önünde dile getirmeleri gerektiğini belirtmektedir.   AĐHM, Öcalan-Türkiye kararında CMUK’un 128 § 4. maddesi uyarınca, ilgili kiꢀilerin   tutukluluk hallerinin yasallığı hakkında iç hukuk hakiminin uyguladığı denetimin, olayların   meydana geldiği sırada 5. maddenin gerekliliklerini yerine getirmediğine karar verdiğini   hatırlatmaktadır. AĐHM, bu kararından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir neden   görmemektedir. Ayrıca, mevcut davada baꢀvuranlara isnat edilen suçların ciddiyetini ve   olayların meydana geldiği dönemde gözaltı süresinin, mevzuata uygun olduğunu dikkate   almaktadır. Bu koꢀullarda AĐHM, bu hususta hakime yapılacak bir itirazın, baꢀvuranların   serbest bırakılmalarını sağlamaktan uzak olduğu kanaatindir (Öcalan kararı). Bu nedenle   AĐHM Hükümet’in itirazını reddetmektedir.   Hükümet’in, 466 sayılı Kanun’la öngörülen tazminat yoluna iliꢀkin itirazı ile ilgili   olarak AĐHM, tutuklamanın yasalara uygun olması halinde, hakimin serbest bırakılma emrini   verme yetkisinin olmaması ve tutuklamanın iç hukuka uygun olması durumunda AĐHS’ye   uyulmadığı gerekçesiyle tazminata hükmedilmesinin mümkün olmaması nedeniyle buna   benzer bir itirazı, Öcalan-Türkiye kararında reddettiğini hatırlatmaktadır. Oysa AĐHM,   mevcut davada, baꢀvuranların dava konusu tutuklanma iꢀleminin, Hükümet’in de doğruladığı   gibi, iç hukuka uygun olarak gerçekleꢀtirildiğini gözlemlemektedir. Bu nedenle, sözkonusu ön   itirazın, dayanaktan yoksun olduğu ve bu nedenle kabul edilemeyeceği sonucu ortaya   çıkmaktadır.   AĐHM bu ꢀikayetin, AĐHS’nin 35 § 3. maddesindeki anlamıyla açıkça dayanaktan   yoksun olmadığına ve baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığına kanaat   getirmiꢀtir. Baꢀvurunun kabuledilebilir bulunması uygundur.   B. AĐHS’nin 6 §§ 1. ve 3. c) maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında   Hükümet ilk aꢀamada, Cumhuriyet Baꢀsavcısı ve yedek hakim karꢀısında ifade   verdikleri sırada baꢀvuranların, bir avukat tarafından temsil edilme talebinde   bulunmadıklarının altını çizmektedir. Hükümet ayrıca, baꢀvuranların, Yargıtay’da ve   DGM’de iddianamede yer alan suçlamalara cevap verme, yakalama tutanaklarına itiraz etme   ve savunmalarını hazırlayabilmek için gerekli süreyi talep etme imkanına sahip olduklarını,   baꢀvuranların ise susma haklarını kullandıklarını belirtmektedir. Hükümet, baꢀvuranların   savunmalarını desteklemek için gerekli olan kanıtları sunma imkanına sahip olduklarını da   eklemektedir. Bu nedenle, AĐHS’nin 6 §§ 1. ve 3. c) maddesi ihlal edilmemiꢀ sayılmaktadır.   Baꢀvuranlar, bu sava itiraz etmektedirler.   AĐHM, tarafların argümanları ıꢀığında baꢀvurunun bu kısmının, esastan incelemeyi   zorunlu kılan olaylara ve hukuka iliꢀkin ciddi sorular ortaya çıkardığı kanaatindedir. Sonuç   olarak, AĐHM bu ꢀikayetin, AĐHS’nin 35 § 3. maddesindeki anlamıyla açıkça dayanaktan   yoksun olmadığına ve baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığına kanaat   getirmiꢀtir.   C. AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında   Hükümet, gözaltında bulundukları süre içerisinde baꢀvuranların, yakınlarına haber   verme imkanına sahip olduklarını belirtmektedir. Bununla ilgili olarak, H.A.’nın kardeꢀinin   H.A.’yı ziyaret etme talebinde bulunduğunu, bu talebinin soruꢀturmanın gizliliği nedeniyle   reddedildiğine ve diğer baꢀvuranların yakınlarının benzer bir talepte bulunmadıklarına dikkat   çekmektedir. Hükümet, baꢀvuranların AĐHS’nin 8. maddesine iliꢀkin olarak ileri sürdükleri   iddiaların dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.   Baꢀvuranlar bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranların AĐHS’nin 8. maddesine iliꢀkin olarak ileri sürdükleri ꢀikayetin   iki noktada yapıldığını gözlemlemektedir. Baꢀvuranlar bir taraftan yakınlarına haber   verilmediğini iddia etmekte diğer taraftan ise gözaltında bulundukları süre içerisinde yakınları   ile görüꢀtürülmediklerini ileri sürmektedirler.   AĐHS’nin 8. maddesine iliꢀkin ꢀikayetin birinci kısmı ile ilgili olarak AĐHM, bu   ꢀikayetin olaylarla desteklenmediğini gözlemlemektedir. Mevcut davada, kardeꢀinin   tutuklandığından haberdar edilen H.A.’nın, 15 Mayıs 1996 tarihinde, yani H.A.’nın   tutuklanmasından iki gün sonra ziyaret talebinde bulunduğu konusuna itiraz edilmemektedir.   Bununla ilgili olarak, baꢀvuranların avukatı, kendi imkanları ile baꢀvuranların tutuklanma   sebepleri hakkında bilgi aldıklarını iddia etse de, bu imkanların neler olduğu hakkında yeterli   bir bilgi vermemektedir. Kısacası, AĐHM’nin elinde bulunan unsurlar, olayların meydana   geldiği sırada, yasal düzenlemelere uygun olarak baꢀvuranların yakınlarına bilgi verilmediği   iddiasını doğrulayacak herhangi bir kanıt sunmamaktadır (Ahmet Mete-Türkiye, 25 Nisan   2006).   AĐHS’nin 8. maddesine iliꢀkin ꢀikayetin ikinci kısmı ile ilgili olarak, AĐHM, yalnızca   H.A.’nın kardeꢀinin görüꢀme talebinde bulunduğunu gözlemlemektedir. Dosyada yer alan   unsurlardan, diğer baꢀvuranların yakınlarının ya da bizzat baꢀvuranların bu yönde bir talepte   bulundukları sonucu çıkmamaktadır (Bkz. a contrario, McVeigh, O’Neill, Evans-Birleꢀik   Krallık, no: 8022/77, 8025/77, 8027/77, Komisyon’un 18 Mart 1981 tarihli raporu, kararlar ve   Raporlar). AĐHM ayrıca, ne H.A.’nın ne de kardeꢀinin, sözkonusu red cevabı hakkında   makamlara herhangi bir itirazda bulunmadıklarını tespit etmektedir. Bu koꢀullar altında, ilgili   kiꢀiler, yetkililerin kararlarına uymadıklarından ꢀikayetçi olamazlar.   AĐHM, baꢀvuranların ꢀikayetinin hiçbir ꢀekilde desteklenmediği görüꢀündedir.   Baꢀvuranların dile getirdiği olay bir “müdahale” olarak değerlendirilse bile AĐHM, organize   suçlarla mücadelede, suça ortak olan kiꢀilerin haberdar edilebileceği, bu kiꢀilerin kaçabileceği   ya da kanıt unsurlarını yok edebileceği tehlikesinin bulunduğunu göz ardı etmemektedir.   Mevcut davada Savunmacı Devlet’in, aile hayatının korunması hakkı ile organize suçlarda   cezai soruꢀturmanın seyri arasındaki dengeyi kurma konusunda kendisine tanınan takdir   marjını aꢀtığı sonucunu doğurmamaktadır.   Sonuç olarak AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca   açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.   II. ESAS HAKKINDA   A. AĐHS’nin 5 § 3. maddesi   Hükümet, baꢀvuranların gözaltında tutulmalarının ilgili iç tüzüğe uygun olarak   gerçekleꢀtirildiğini belirtmektedir. Bununla ilgili olarak Hükümet, mevcut davada da olduğu   gibi birçok kiꢀiyi ilgilendiren terör suçlarına iliꢀkin olarak yürütülen soruꢀturmalarda ortaya   çıkan zorluklara dikkat çekmektedir. Hükümet, baꢀvuranların gözaltı sürelerinin, kanıtların   toplanması için gerekli olduğunu belirtmektedir.   AĐHM, terör suçlarına iliꢀkin olarak yürütülen soruꢀturmaların, hiç kuꢀkusuz   yetkilileri bir takım özel sorunlarla karꢀı karꢀıya bıraktığını birçok kez kabul etmiꢀtir (Brogan   ve diğerleri-Birleꢀik Krallık, 29 Kasım 1988, Murray-Birleꢀik Krallık, 28 Ekim 1994, ve   Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Derleme Hükümler ve Kararlar). Bununla   birlikte bu, yetkililerin terör suçu iꢀlendiğini belirttikleri her durumda, yerel mahkemelerin ve   en son aꢀamada da AĐHS organlarının denetimi dıꢀında ꢀüphelileri gözaltına almak için,   yetkililere 5. madde uyarınca sınırsız bir hak tanındığı anlamına gelmemektedir (Sakık ve   diğerleri-Türkiye, 26 Kasım 1997).   Mevcut davada, dava konusu gözaltı süresinin, baꢀvuranların tutuklandığı 13–14   Mayıs 1996 tarihinde baꢀladığını ve 24 Mayıs 1996 tarihinde son bulduğunu tespit etmektedir.   O halde baꢀvuranların ortalama gözaltı süresi on ila on bir gündür.   AĐHM, Brogan ve diğerleri kararında, terör amaçlı iꢀlenen kolektif suçların önüne   geçme amacını taꢀısa dahi yargı denetimi olmaksızın dört gün altı saatlik gözaltı süresinin   AĐHS’nin 5 § 3 maddesinde belirlenen sınırların ötesine geçtiğini kaydetmektedir.   AĐHM, baꢀvuranların, “hakim karꢀısına çıkarılmaksızın” on ve on bir gün süreyle   gözaltında tutulmalarının gerekli olduğunu görüꢀüne katılmamaktadır.   Sonuç olarak AĐHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   B. AĐHS’nin 6 §§1 ve 3 c) maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında   AĐHM, B.Ö., S.Ö., K.T. ve S.A.’nın ꢀikayetlerinin, haklarında verilen mahkumiyet   kararında, gözaltında avukat olmadan iꢀkence ile verdikleri ifadelere baꢀvurulması ile ilgili   olduğunu gözlemlemektedir. 6. maddenin 3. paragrafında yer alan gereklilikler, 1. paragrafla   güvence altına alınan davanın hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakkı ilgisi   bulunduğundan AĐHM, mevcut davada ortaya çıkan soruları birbiriyle ilgili olan bu iki madde   çerçevesinde inceleyecektir (Bkz. Van Mechelen ve diğerleri-Hollanda, 23 Nisan 1997 tarihli   karar).   Hükümet sözkonusu yargılamanın adil olduğunu belirtmektedir. Hükümet, DGM’nin,   baꢀvuranların suçluluğunu ortaya koyabilmek amacıyla, hem diğer sanıkların itiraf ve   ifadelerini hem de baꢀvuranların yakalanması sırasında polisler tarafından ele geçirilen sahte   kimlik belgelerini, sözkonusu yasadıꢀı örgüt adına hazırlanan yayın, afiꢀ ve broꢀürleri,   örgütün masraf ve mali kaynaklarının, faaliyetlerinin ve yapısının gösterildiği belgeleri ve çok   sayıda mermi bulunmuꢀ olmasını dikkate aldığını belirtmektedir. Hükümet, DGM’de ve Ağır   Ceza Mahkemesi’nde bir avukat tarafından temsil edilen baꢀvuranların, ilk derece   mahkemelerine sunulan delilerle ve hazırlık soruꢀturması sırasında verdikleri ifadelere itiraz   etme imkanına sahip olduklarını belirtmektedir.   AĐHM, delillerin ikamesinin öncelikle iç hukuk kuralları ile ilgili olduğunu ve   toplanan delilleri değerlendirme görevinin ilke olarak ulusal mahkemelere ait olduğunu   hatırlatmaktadır. AĐHS’nin kendisine yüklediği görev, kanıtların sunuluꢀ ꢀekli de dahil olmak   üzere, bir bütün olarak incelenen davanın hakkaniyete uygun olarak görülüp görülmediğinin   incelenmesi görevidir (Bkz., diğerleri arasında, Edwards-Birleꢀik Krallık, 16 Aralık 1992).   AĐHM, her ne kadar AĐHS’nin 6. maddesinde açıkça ifade edilmese de, susma hakkı ve bunun   türevlerinden biri olan savunma yapmama hakkının, bu madde ile tanınan adil yargılanma   hakkı kavramı ile iç içe olduğunu ve bunların genel olarak kabul gören uluslararası kavramlar   olduğunu hatırlatmaktadır. Bu hakların tanınma sebebi, yetkililer tarafından uygulanabilecek   aꢀırı bir zorlama olması durumunda sanığın korunması esasına dayalıdır. Böylelikle adli   hatalar önlenebilir ve 6. maddede ifade edilen amaçlara ulaꢀabilir (John Murray-Birleꢀik   Krallık, 8 ꢁubat 1996, ve Funke-Fransa, 25 ꢁubat 1993).   Savunma yapmama hakkı, aynı zamanda, bir ceza davasında, sanığın isteği dıꢀında   zorlama ve baskıyla elde edilmiꢀ olan kanıtlar kullanılmaksızın yargılama yapılmasını   içermektedir (Shannon-Birleꢀik Krallık, no:6563/03, 4 Ekim 2005).   AĐHM, mevcut davada baꢀvuranların, yaklaꢀık on gün süreyle güvenlik güçleri   tarafından ve gözaltı süresi sonunda ise Cumhuriyet Baꢀsavcısı ve yedek hakim tarafından   sorgulandıklarını gözlemlemektedir. Bu zaman zarfında bir avukat tarafından temsil   edilemeyen baꢀvuranlar, kendi kendilerini suçlayan ifadelerde bulunmuꢀlardır. Bu ifadeler,   daha sonra DGM’nin mahkumiyet kararının gerekçesinde, diğer kanıt unsurları ile birlikte   değerlendirilmiꢀtir. Bununla ilgili olarak AĐHM, S.A. ve S.Ö. adındaki baꢀvuranların   gözaltında bulundukları süre içerisinde susma haklarını kullanmıꢀ olsalar bile, iꢀkence ile   ifade verdiklerini belirten B.Ö. gibi diğer sanık ifadelerinin, kendilerini doğrudan olaya dahil   edebilecek türden bilgiler içerdiğini ve bu ifadelerin bir sonraki yargılama sırasında   iddianamede ve ayrıca DGM’nin 10 Mart 1997 tarihli kararında gerekçe olarak kullanıldığını   tespit etmektedir.   AĐHM ayrıca baꢀvuranların gözaltı sürelerinin bittiği 24 Mayıs 1996 tarihinde,   baꢀvuranların adli tıp doktoru tarafından muayene edildiklerini, adli tıp doktorunun,   baꢀvuranların vücudunda ciddi yaralanmalar ve ekimozlar tespit ettiğini ve gözaltında   bulundukları sırada baꢀvuranlara iꢀkence gibi kötü muamelelerde bulunduklarından ꢀüphe   edilen polisler hakkında ceza davası açıldığını tespit etmektedir.   Bu noktada AĐHM, mevcut davada AĐHS’nin 3. maddesine iliꢀkin bir ꢀikayetin   yapılmamıꢀ olmasının, bununla ilgili olarak ortaya çıkan koꢀulları 6. madde bakımından   değerlendirmesi için bir engel teꢀkil etmediğini belirtmektedir (Bkz., mutatis mutandis, Kolu-   Türkiye, no:35811/97; Ferrantelli ve Santangelo-Đtalya, 7 Ağustos 1996 tarihli karar). AĐHM,   baꢀvuranların gözaltından sorumlu olan polisler aleyhinde baꢀlatılan ceza davasının 2003   yılının Haziran ayında zamanaꢀımı nedeniyle düꢀtüğünü gözlemlemektedir. Böylece, ulusal   mahkemeler, baꢀvuranların vücudunda tespit edilen yara ve ekimozların nasıl meydana   geldiği ve baꢀvuranların, kendilerini zorlayıcı bir ortamda bulunup bulunmadıkları konusuna   ıꢀık tutabilecek imkanlardan faydalanmamıꢀlardır (Bkz. a contrario, Ferrantelli ve   Santangelo). Hükümet’te bu konu ile ilgili olarak bir açıklamada bulunmamıꢀtır.   AĐHM, mevcut davada iddia edilen kötü muamelelerden güvenlik güçlerinin sorumlu   olabileceği yönündeki güçlü varsayıma ve güvenlik güçleri aleyhinde açılan ceza davasının   devam etmesine rağmen DGM’nin, iꢀkence ile alınan itiraf ve beyanları kanıt olarak   değerlendirmiꢀ olmasını ꢀaꢀkınlıkla karꢀılamaktadır. DGM, kararını vermeden önce, suçlanan   güvenlik güçlerinin davalarının görüldüğü ceza mahkemesine herhangi bir soru sormak gibi   bir gereklilik duymamıꢀtır (karꢀılaꢀtırın Hulki Güneꢀ-Türkiye, no: 28490/95). AĐHM, bütün   yargılama boyunca davalı kiꢀilerin, dava konusu itiraf ve ifadelerin gerçekliğine boꢀu boꢀuna   itiraz etmeye çalıꢀtıklarını tespit etmektedir (Bkz. Kolu ve, a contrario, ꢁahiner-Türkiye   (karar), no: 29279/95, 11 Ocak 2000; Yakıꢀ-Türkiye (karar), no:33368/96, 11 Ocak 2000).   Ayrıca, Hükümet dava konusu mahkumiyetin bir dizi emareye dayandığını   belirttiğinde AĐHM, Hükümet’le aynı görüꢀü paylaꢀamamaktadır. AĐHM, baꢀvuranların   mahkumiyetlerinin, iddia edildiği gibi baskı altında polise verilen ifadelere belirleyici bir   ꢀekilde dayanıp dayanmadığı konusunu daha fazla araꢀtırmanın gerekli olmadığı   görüꢀündedir. Ceza mahkemeleri tarafından gerçekleꢀtirilen olay tespitinin bir kısmının,   baꢀvuranların iꢀkence ile ve avukat bulunmaksızın alındığını iddia ettikleri ifadelere   dayandığını tespit etmesi yeterli olacaktır (ꢁahiner ve Yakıꢀ kararı; Yalgın ve diğerleri-Türkiye   (karar), no: 33370/96, 11 Ocak 2000; Fikret Doğan-Türkiye (karar), no: 33363/96, 11 Ocak   2000).   AĐHM, mevcut davada sunulan usule iliꢀkin güvencelerin, avukat bulunmaksızın ve   savunma yapmama hakkı ihlal edilerek iꢀkence ile alındığı iddia edilen itirafların   değerlendirilmesini engelleyemediği kanaatindedir. Yargıtay’ın sözkonusu eksiklikleri   gidermediği dikkate alındığında AĐHM, dava konusu yargılamada 6. maddede ifade edilen   sonuçlara ulaꢀılamadığını gözlemlemektedir. Bu nedenle, B.Ö., S.Ö., K.T. ve S.A. isimli   baꢀvuranlar ile ilgili olarak 6 §§ 1 ve 3 c) maddesinin ihlal edildiğine karar vermiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuranlar, 70.000 Euro tutarında manevi tazminat talep etmektedirler.   Hükümet bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranların, herhangi bir adli müdahale yapılmaksızın ve aileleri ile hiçbir   iletiꢀim kurmaksızın on ila on bir gün süreyle gözaltında tutulduklarını tespit etmektedir. Bu   nedenle, bu durumun baꢀvuranlarda manevi bir zarara yol açmıꢀ olabileceği kanaatindedir.   Davanın çeꢀitli yönlerini gözönünde bulunduran AĐHM, 41. madde uyarınca ve   hakkaniyete uygun olarak N.Ç. isimli baꢀvuran adına davayı takip eden dul eꢀi Hanım   Çiftçi’ye de olmak üzere, baꢀvuranların her birine 3.500 Euro (üç bin beꢀ yüz) ödenmesinin   uygun olduğu kanaatindedir.   AĐHM, AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 c) maddeleri ile güvence altına alınan haklarının ihlal   edilmesi nedeniyle, B.Ö., S.Ö., K.T. ve S.A. isimli baꢀvuranların mağdur olduklarına   hükmettiğini hatırlatmaktadır. Bununla ilgili olarak AĐHM, mevcut dava koꢀullarında ihlal   kararının tespitinin, adil tazmin için baꢀlı baꢀına yeterli olduğu kanaatindedir.   B. Masraf ve Harcamalar   Baꢀvuranlar, AĐHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptıkları masraf ve harcamalar   için 7.000 Euro talep etmektedirler.   Hükümet bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve elindeki mevcut unsurlar doğrultusunda AĐHM,   baꢀvuranlara toplu olarak 1.500 Euro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.   C. Gecikme Faizi   Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı faiz oranına üç puan eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 5 § 3 ve 6 §§ 1 ve 3 c) maddelerine iliꢀkin ꢀikayetlerin kabuledilebilir, ve   geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. B.Ö., S.Ö., K.T. ve S.A. isimli baꢀvuranlarla ilgili olarak AĐHS’nin 6§ 1 ve 3 c)   maddesinin ihlal edildiğine;   4. B.Ö., S.Ö., K.T. ve S.A. isimli baꢀvuranların yaꢀamıꢀ oldukları manevi zarar için   AĐHS’nin 6 § 1 ve 3 c) maddesinin ihlal edildiğinin tespit edilmesinin adil tazmin için baꢀlı   baꢀına yeterli olduğuna;   5. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay   içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet   tarafından, N.Ç. isimli baꢀvuran adına davayı takip eden dul eꢀi Hanım Çiftçi’ye de olmak   üzere, baꢀvuranların her birine manevi tazminat için 3.500 Euro (üç bin beꢀ yüz), masraf ve   harcamalar için de baꢀvuranlara toplu olarak 1.500 Euro (bin beꢀ yüz) ödenmesine;   b) Bu miktarların ödeme tarihinde döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmesine;   c) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   6. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 20 Haziran 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.     11

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło