46286/99
WyrokETPCz2007-04-12ECLI:CE:ECHR:2007:0412JUD004628699
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skarżący został poddany nieludzkiemu i poniżającemu traktowaniu podczas zatrzymania, czy miał dostęp do skutecznego środka odwoławczego, czy jego zatrzymanie było zgodne z prawem i czy jego proces był rzetelny, w szczególności w kontekście obecności sędziego wojskowego i wykorzystania zeznań uzyskanych pod przymusem?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący był przetrzymywany w areszcie żandarmerii od 11 do 15 czerwca 1998 r. bez formalnego zarejestrowania, a obrażenia stwierdzone w raporcie medycznym z 15 czerwca 1998 r. powstały w tym okresie, co stanowiło nieludzkie traktowanie. Brak skutecznego dochodzenia w sprawie tych zarzutów naruszył art. 13. Trybunał stwierdził również naruszenie art. 5 § 3, ponieważ skarżący był przetrzymywany przez trzynaście dni bez postawienia go przed sędzią. Wreszcie, obecność sędziego wojskowego w Sądzie Bezpieczeństwa Państwa, nawet jeśli został później zastąpiony przez sędziego cywilnego, oraz wykorzystanie zeznań uzyskanych pod przymusem i bez dostępu do adwokata, sprawiły, że proces był nierzetelny, naruszając art. 6 §§ 1 i 3 (c).Stan faktyczny
Skarżący, Hacı Özen, twierdził, że został zatrzymany 11 czerwca 1998 r. przez żandarmerię w Şırnak i był przetrzymywany przez cztery dni bez rejestracji, a następnie do 24 czerwca 1998 r. w areszcie. W tym czasie miał być poddany złemu traktowaniu, w tym biciu, groźbom śmierci, pozbawieniu jedzenia i wody oraz próbie gwałtu. Raport medyczny z 15 czerwca 1998 r. potwierdził obrażenia. Skarżący zaprzeczył zarzutom o pomoc PKK i twierdził, że zeznania zostały wymuszone. Został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır na trzy lata i dziewięć miesięcy więzienia za pomoc organizacji terrorystycznej, przy czym sąd oparł się na jego zeznaniach uzyskanych w żandarmerii.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji (stosunkiem głosów 6 do 1). Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji (jednogłośnie). Stwierdził naruszenie art. 5 § 3 Konwencji (jednogłośnie). Stwierdził naruszenie art. 6 § 1 Konwencji z powodu braku niezawisłego i bezstronnego sądu (jednogłośnie). Stwierdził naruszenie art. 6 §§ 1 i 3 (c) Konwencji z powodu nierzetelnego procesu (stosunkiem głosów 6 do 1). Zasądził na rzecz skarżącego 15 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 800 EUR tytułem kosztów i wydatków, pomniejszone o 685 EUR otrzymane w ramach pomocy prawnej. Oddalił pozostałą część żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
OF EUROPE
KONSEYĐ
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE
(B a şvuru no. 46286/99)
KARAR
STRAZBURG Nisan 2007
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır.
Ancak, şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI
USUL
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Hacı Özen (“başvuran”) adlı Türk vatandaşı
tarafından, 22 Aralık 1998 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurudan
(no. 46286/99) kaynaklanmaktadır.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Başvuran 1943 doğumludur ve Şırnak’ta yaşamaktadır.
A. Başvuranın yakalanması ve jandarma nezaretinde tutulması
Başvuranın yakalanması ve gözaltına alınması olaylarını çevreleyen olaylar taraflar
arasında ihtilaflıdır.
1. Başvuranca sunulduğu şekliyle olaylar
Belirtilmeyen bir tarihte başvuran, Şırnak il merkezinde iki kişi ile karşılaşmış, şahıslar
başvurandan kendilerine para vermesini veya onlara yardım etmesini istemiştir. Başvurandan
ne yapmasını istediklerini belirtmemişledir. Başvuran taleplerini geri çevirmiştir. 11 Haziran tarihinde; olaydan bir hafta sonra başvuranı tekrar bulmuşlar, ondan yardım istemişler
ve onu ölümle tehdit etmişlerdir. Başvuran korktuğu için onların isteklerine uymuştur. Şehrin
dışında bir mezarlığa gitmiş, orada iki silahlı kişi ile karşılaşmıştır. Başvurana malzemeleri
sormuşlar, bilmediğini söyleyince onu dövmüşlerdir. Daha sonra sivil kıyafetli ve silahlı dört
beş kişi gelmiştir. Başvuranın ellerini ve ağzını bağlamışlardır. Đçlerinden biri telsizle
konuşmaktadır ve konuştuğu kişiye “komutanım” diye hitap etmektedir. Sonrasında
başvuranın gözleri bağlanmış, bir araca bindirilmiş ve Şırnak Đl Jandarma Komutanlığı’na
götürülmüştür.
Jandarma nezaretinde tutulduğu sürede başvurana kötü muamele yapılmıştır. Çırılçıplak
soyulmuş ve dövülmüştür. Yiyecek ve su verilmemiş, tuvalete gitmesine izin verilmemiştir.
Küçük ve karanlık bir hücrede tutulmuş, ölümle tehdit edilmiş ve aşağılanmıştır. Ayrıca
jandarma görevlileri ona tecavüz etme girişiminde bulunmuştur. Haziran 1998 akşamı başvuranın oğlu Mehmet Özen Şırnak Emniyet Müdürlüğü’ne
başvurarak babasının tarlalarına gitmek için evden sabah saat 8 – 8.30 sıralarında çıktığını ve
öğle saatlerinde komşuları Ömer Katar tarafından, silahlı altı ila yedi kişi tarafından
kaçırılırken görüldüğünü iddia etmiştir. 12 Haziran 1998 tarihinde Mehmet Özen’in iddiasının
yazıldığı bir tutanak düzenlenmiştir.
Ömer Katar’ın başvuranın yakalanmasına ilişkin ifadesinin yazılı olduğu benzer bir
tutanak 13 Haziran 1998 tarihinde düzenlenmiştir. Katar, başvuranın tüfekli yedi şahıs
tarafından götürüldüğünü gördüğünü ifade etmiştir. Hacı Özen’in ellerinin bağlı halde bunlar
tarafından dövüldüğünü belirtmiştir.
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI Haziran 1998 tarihinde başvuran, Veli Gül adlı bir adli tıp uzmanı tarafından
görülmüştür. Aynı tarihte uzman tarafından düzenlenen adli tıp raporu başvuranın
vücudundaki şu belirtilere işaret ediyordu: sağ omuzda ezik, sağ kolun ön kısmında ezik ve
çizikler, sırtın sağ kısmında, belde 2 x 2 cm’lik, sol kolun ön kısmında, sol omzun arkasında,
sol kalçada 2 x 2 cm’lik ezikler ve kafatasında (parietal) 2 x 0,5 cm’lik travma. Başvuranın
vücudundaki tüm eziklerin mor renkte olduğu ifade edilmiştir. Haziran 1998 tarihinde jandarma görevlileri, başvuranın ifadesi olduğunu iddia
ettikleri bir belge hazırlamış, buna göre başvuran bilerek ve isteyerek PKK’nın kuryesi olarak
çalıştığını ve yakalanma günü olan 15 Haziran 1998 tarihinde jandarmalardan kaçmaya
çalışırken düşüp yaralandığını itiraf etmiştir. Başvurana bu belgeye zorla parmak
bastırılmıştır.
Başvuran 24 Haziran 1998 tarihinde Şırnak Cumhuriyet Savcısı’nın huzuruna
çıkarılmış, burada hakkındaki suçlamaları reddetmiştir. Jandarmada verdiği iddia edilen
ifadesi okunmuş, ifadeyi reddetmiş ve bunun kendisine zorla imzalatıldığını öne sürmüştür.
Kim olduğunu bilmediği birtakım şahıslara bir çanta götürmediği takdirde öldürüleceği
tehdidini aldığını iddia etmiştir.
Savcının sorgusunun ardından Şırnak Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarılmış, burada da
suçlamaları reddetmiştir. Suçunu reddetmiş ve Başsavcı’ya verdiği ifadeyi tekrarlamıştır.
Şırnak Sulh Ceza Mahkemesi tutukluluk kararı vermiştir. Mahkeme aynı zamanda başvuranın
ölümle tehdit edildiği iddiasını dikkate almış ve bu şikâyeti Savcılığa sevketmiştir. Haziran 1998 tarihinde Şırnak Cumhuriyet Savcısı, soruşturma yetkisinin Diyarbakır
Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’nda olduğuna hükmederek başvuran
hakkında yürütülen soruşturmayla ilgili görevsizlik kararı vermiştir. Ağustos 1998 tarihinde Şırnak Cumhuriyet Savcısı Mehmet Özen’in iddiası ile ilgili
soruşturmayı durdurmaya karar vermiştir. Savcı, başvuranın Mehmet Özen tarafından iddia
edildiği gibi kaçırılmadığını, 15 Haziran 1998 tarihinde PKK’ya yardım ettiği şüphesiyle
gözaltına alındığını tespit etmiştir.
2. Hükümetçe sunulduğu şekliyle olaylar Haziran 1998 tarihinde başvuran, PKK’ya yardım ettiği şüphesiyle Şırnak Đl
Jandarma Komutanlığı görevlileri tarafından yakalanmıştır. 11 Haziran 1998 tarihinde
başvuranın oğlunun emniyet müdürlüğüne bir dilekçe ile başvurmuş ve 13 Haziran 1998
tarihinde komşusunun başvuranın yedi kişi tarafından götürüldüğünü ifade etmiş olmasına
karşın başvuranı kaçıran şahısların jandarma görevlileri olduğunu gösteren ifade
bulunmamaktadır.
Dört jandarma yetkilisi tarafından imzalanan tutuklama raporuna göre jandarma
tarafından edinilen bilgiyi takiben 15 Haziran 1998 günü sabah 8.30 sıralarında başvuran
PKK mensuplarına götürmekte olduğu elbise dolu çanta ile kırsal alanda ele geçirilmiştir. Đki
kez dur ihtarında bulunulmuş ancak başvuran kaçmaya çalışmıştır. Koşarken düşmüş, kafasını
vurmuş ve vücudunun çeşitli yerlerinden yara almıştır.
Aynı tarihte üç görevli olay yeri tespit tutanağı düzenlemiş, buna göre PKK’lılara erzak
taşıdığı bilgisinin alınmasıyla başvuran sabah saat 4 sıralarında ele geçirilmiştir. Görevliler
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI
başvuranın giyecek, sabun ve bir halı ile dolu iki çanta taşıdığını ve 8-10 metrelik
yükseklikten düşerek yaralandığını belirtmiştir. Ne tutuklama raporu ne de olay yeri tespit
tutanağında başvuranın imzası bulunuyordu.
Başvuran, tutuklanmasını takiben tabip tarafından incelenmiş ve Şırnak Jandarma
Komutanlığı’na götürülmüş, burada PKK mensuplarına yardım ettiğini itiraf etmiştir.
Başvuran 24 Haziran 1998 tarihinde kadar gözaltında tutulmuştur.
B. Başvuran hakkındaki adli kovuşturma Haziran 1998 tarihinde Diyarbakır DGM Savcısı başvuranı TCK’nın 169. maddesi
uyarınca yasadışı örgüte yardım ve yataklıkla suçlayan bir iddianame sunmuştur.
Biri asker üç yargıçtan oluşan Diyarbakır DGM’de görülen davanın 21 Aralık 1998
tarihli duruşmasında başvuranın temsilcisi başvuranın aslında 11 Haziran 1998 günü
yakalandığını, jandarma tutanaklarında yanlış bilgiler bulunduğunu iddia etmiştir. 15 Haziran tarihli tıbbi raporun başvuranın jandarma görevlileri tarafından yapılan kötü muameleye
maruz kaldığını tespit ettiğini, başvuranın gözaltı süresinin haddinden fazla olduğunu
savunmuştur. DGM huzurunda sözlü olarak jandarma yetkilileri aleyhinde kötü muamele
şikâyetinde bulunmuş, şikâyetlerinin Savcılığa tebliğ edilmesini talep etmiştir. Mahkeme
başvuranın temsilcisinin talebine şöyle yanıt vermiştir:
“Sanık temsilcisine olayın meydana geldiği yerdeki Savcılığa şikâyette bulunma izni verilmesi ve
gerektiğinde duruşma tutanaklarının nüshalarının sağlanmasına karar verilmiştir.”
Aynı tarihte birinci derece mahkemesi Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi’nin tutuklama ve
olay yeri tespit tutanaklarını imzalayan jandarma görevlilerinin tanıklık etmesi için bir emir
çıkarmasını talep etmiştir. Şubat 1999 tarihli duruşmanın başında Diyarbakır DGM, başvuranın Türkçe’yi iyi
bilmemesi nedeniyle bir tercüman görevlendirmiştir.
Başvuran tercüman yardımıyla ifade vermiş, yakalandığı gün tarlasında olduğunu, iki
kişinin kendisine gelip para istediğini söylemiştir. Taleplerini geri çevirince onu dövmüşler,
ellerini ve ağzını bağlamışlar ve erzakların olduğu bir yere götürmüşlerdir. Erzağın kendine
ait olduğunu kabul etmesini istemişler, o ise reddetmiştir. Başvuran ayrıca yakalama ve olay
yeri tespit tutanaklarının doğruluğunu reddetmiştir. Jandarma görevlilerinin ifadesinin
alınmamış olması nedeniyle birinci derece mahkemesi duruşmayı ertelemiştir. Ayrıca
başvuranın tutuksuz yargılanması talimatını vermiştir. Mayıs 1999 tarihli duruşmada jandarma görevlilerinden birinin ifadesi okunmuş,
başvuranın avukatı bu ifade ile tutuklama ve olay yeri tespit tutanaklarının çeliştiğini
belirmiştir. Daha sonra diğer iki görevlinin ifadeleri de Diyarbakır DGM’ye gönderilmiştir. Haziran 1999 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasanın 143. maddesinde
değişiklik yaparak DGM’lerden askeri üyeleri çıkarmıştır. Diyarbakır DGM’nin askeri
üyesinin yerine de bir sivil yargıç getirilmiştir. Eylül 1999 tarihli duruşmada Savcı esasa ilişkin görüşlerini beyan etmiştir.
Başvuranın esasa ilişkin son savunmasını hazırlaması için duruşma ertelenmiştir.
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI Eylül 1999 tarihli duruşmada birinci derece mahkemesi başvuranın avukatının son
savunmasını dinlemiş, aynı tarihte mahkeme, başvuranın 8 Şubat 1999 tarihli ifadesinin
iddianame kendisine okunmadan alındığını belirlemiştir. Bu nedenle mahkeme iddianamenin
başvurana okumasını ve ifadesinin bir tercüman vasıtasıyla alınmasını Şırnak Ağır Ceza
Mahkemesi’nden talep etmiştir.
Belirtilmeyen bir tarihte başvuran, Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi’nde, bir tercüman
yardımıyla ifade vermiştir. Bu ifade Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne
gönderilmiştir.
Cumhuriyet Savcısı ve başvuranın avukatı, 13 Aralık 1999 tarihli duruşmada, davanın
esaslarına ilişkin son görüşlerini sunmuşlardır. Başvuranın avukatı, diğer hususlara ilaveten,
başvuranın yakalanmasının ve gözaltında tutulma süresinin yasalara aykırı olduğunu ve
gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüştür.
Aynı gün, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı, PKK mensuplarına
yardım ve yataklık yapmaktan suçlu bulup, üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarpmıştır.
Mahkeme, kararında, başvuranın jandarma gözetimindeyken verdiği ifadede yaptığı itiraflara,
gözaltına alma ve olay yeri tutanaklarını düzenleyen jandarma görevlilerinin ifadelerine ve
başvuranın yakalandığı sırada taşıdığı iddia edilen çantanın içindekilere başvurmuştur.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetindeki askeri hakim, 1999 yılının Haziran
ayına dek bir ön duruşmada ve esaslara ilişkin altı duruşmada hazır bulunmuştur. Askeri
hakimin yerini sivil hakimin almasının ardından, ilk derece mahkemesi, davaya ilişkin
kararını vermeden önce dört duruşma yapmıştır. Mart 2000 tarihinde, başvuran, 13 Aralık 1999 tarihli karara itiraz etmiştir.
Yargıtay, 18 Ekim 2000 tarihinde başvuranın itirazını reddetmiş, Diyarbakır Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin kararını onamıştır.
HUKUKA ĐKĐŞKĐN
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Başvuran, AĐHS’nin 3. Maddesi çerçevesinde, Şırnak Đl Jandarma Komutanlığı’nda
gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığından şikayetçi olmuştur. Bu
Madde’ye göre:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”
A. Kabuledilebilirliğine ilişkin
AĐHM, bu şikayetin AĐHS’nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeder. Ayrıca şikayetin başka bakımlardan da kabuledilmez olmadığını,
dolayısıyla kabuledilebilir olarak beyan edilmesi gerektiğini kaydeder.
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI
B. Esaslara ilişkin
1. Tarafların savları
Başvuran 11 Haziran 1998 tarihinde yakalandığında kötü muameleye uğradığını
belirtmiştir. Ayrıca gözaltında gözlerinin bağlandığını, çırılçıplak soyulduğunu, yiyecek
verilmediğini ve tuvalete gitmesinin engellendiğini iddia etmiştir. Dövüldüğünü, sözlü tacize
uğradığını ve karanlık bir hücrede hücre hapsinde tutulduğunu ileri sürmüştür. Son olarak,
jandarma görevlilerinin kendisine tecavüz etmeye kalkıştıklarını öne sürmüştür.
Hükümet, başvuranın 15.06.1998 tarihinde gözaltına alındığını, gözaltına alınmasının
ardından aynı gün doktor tarafından muayene edildiğini ve vücudunda izler kaydedildiğini
belirtmiştir. Bu bağlamda izlerin başvuranın yakalanmasından önce var olduklarını öne
sürmüştür. Hükümet, başvuranın gözaltı süresinin sonunda yapılan muayenesinin vücudunda
kötü muamele izleri ortaya çıkarmadığını belirtmiştir. Bu nedenle Hükümet başvuranın kötü
muamele iddialarının asılsız olduğunu belirtmiştir.
2. AĐHM’nin değerlendirmesi
a. Genel ilkeler
AĐHM, AĐHS’nin 3. Maddesi’nin, AĐHS’nin feragat edilmesine izin verilmeyen en
temel maddelerinden biri durumunda olduğunu yineler. Ayrıca bu Madde Avrupa Konseyi’ni
oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini de kutsal kabul etmektedir.
Kişisel insan haklarının korunması için araç olan AĐHS’nin amacı, bu maddelerin
teminatlarının elverişli ve etkili yorumlanması ve uygulanmasını gerektirir (bkz. Avşar –
Türkiye, 25657/94). AĐHS’nin 3. Maddesi kapsamında öne sürülen iddialar için, AĐHM’nin
özellikle etraflı bir inceleme yapması gereklidir (bkz. Ülkü Ekinci – Türkiye, 27602/95) ve
AĐHM, tarafların sunduğu tüm bilgi ve belgeleri temel alarak bunu gerçekleştirecektir.
AĐHM ayrıca, bir kimsenin sağlıklı durumda gözaltına alınıp, serbest bırakıldığında
yaralandığını anlaşıldığı durumlarda, Devlet’in, bu yaralanmalara neyin sebep olduğuna dair
makul bir açıklama getirmekle ve mağdurun iddialarının, özellikle bu iddialar tıbbi raporlarla
destekleniyorsa, doğruluğu üzerinde şüphe uyandıracak kanıtlar sağlamakla yükümlü
olduğunu yineler. Bu yükümlülük yerine getirilmediği takdirde, AĐHS’nin 3. Maddesi
uyarınca bariz sorunlar husule gelmektedir (bkz. Çolak ve Filizer – Türkiye, 32578/96 ve
32579/96; Selmouni – Fransa [BD], 25803/94).
AĐHM, kanıt değerlendirmede, “makul şüphelerden uzak” kanıt ilkesini benimsemiştir
(bkz. Orhan – Türkiye, 25656/94). Ancak böylesi bir kanıt, yeterince sağlam, açık ve tutarlı
çıkarımların veya olgulara ilişkin benzer ve aksi ispat edilemez varsayımların bir arada var
olması sonucu ortaya çıkabilir.
Ayrıca, mahkeme kararının dayanacağı olaylar, gözaltında tuttukları kimselerde olduğu
gibi, tamamen ya da büyük ölçüde yalnız yetkili makamların bilgisi dahilinde ise, gözaltında
meydana gelen yaralamalara ilişkin sağlam varsayımlar ortaya çıkacaktır. Aslında kanıtın
sorumluluğunun, tatminkar ve ikna edici bir açıklama getirmeleri için yetkili makamlarda
olduğu gözetlenebilir (bkz. Salman – Türkiye [BD], 21986/93).
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI
b. Olayların belirlenmesi
Başvuranın yakalanıp gözaltına alınması etrafında gelişen olaylar taraflar arasında
ihtilaflı olduğundan, AĐHM, başvuranın kötü muamele iddialarının esaslarını incelemeden
önce, olayları yukarıda sözü edilen tüm bilgi ve belgeler ışığında kendi değerlendirmesiyle
belirlemenin uygun olacağını göz önünde bulundurur.
Bu bağlamda, AĐHM, Hükümet’in, başvuranın 15 Haziran 1998 tarihinde gözaltına
alındığını, dolayısıyla 15 Haziran 1998 tarihli tıbbi raporda kaydedilen izlerin yakalanmadan
önce oluştuğunu iddia ettiğini gözlemler. Başvuran 11 Haziran 1998 tarihinde yakalandığını,
yakalanması ve gözaltında bulunması sırasında kötü muameleye uğradığını ileri sürmüştür.
AĐHM, başlangıçta Şırnak Cumhuriyet Savcısı’nın başvuranın kaçırılmasıyla ilgili bir
soruşturma başlattığını, ardından başvuranın kaçırılmadığına, 15 Haziran 1998 tarihinde
jandarma tarafından yakalandığına karar vererek yetkisizlik kararı verdiğini kaydeder. Bu
bakımdan, AĐHM, Cumhuriyet Savcısı’nın, başvuranın 11 Haziran 1998 ile 15 Haziran 1998
tarihleri arasında bulunduğu yerle ilgili soruşturma yapmamasının dikkat çekici olduğu
kanısındadır. Ayrıca kararını, doğruluğunu sorgulamadan, soruşturma dosyasında
güvenilirliğiyle ilgili şüphe uyandıran başka unsurlar bulunmasına rağmen, jandarma
görevlilerinin düzenlediği gözaltına alma tutanağına dayandırmıştır.
Bu bağlamda, AĐHM, başvuranın oğlu Mehmet Özen’in Şırnak Emniyet Müdürlüğü’ne
başvurup, burayı, bir komşusunun babasının silahlı adamlarca 11 Haziran 1998 tarihinde
kaçırıldığını gördüğüyle ilgili bilgilendirdiğini gözlemler.
Ayrıca başvuranın yakalanmasına tanık olduğu iddia edilen komşusu, 13 Haziran 1998
tarihinde, polise, başvuranın altı-yedi kişiden oluşan silahlı bir grup tarafından götürüldüğü
biçiminde ifade vermiştir.
Ek olarak, gözaltına alma ve olay yeri tutanakları da birbiriyle çelişmektedir. Gözaltına
alma saati tutanakta sabah 8.30 olarak belirtilirken, olay yeri tutanağı gözaltına alma saatini
sabah 4.00 olarak belirtmiştir. Bunun yanı sıra, 15 Haziran 1998 tarihli tıbbi rapor bulguları,
jandarmanın düzenlediği gözaltına alma tutanağının içeriğiyle tamamen tutarlı
görünmemektedir. Jandarmanın düzenlediği gözaltına alma tutanağına göre başvuran
başından yaralanmış görünürken, tıbbi rapor başvuranın başında hiçbir ize işaret
etmemektedir. Bu bağlamda, AĐHM, gözaltına alma ve olay yeri tutanaklarında başvuranın
imzasının bulunmadığını vurgular.
AĐHM, doksanlı yıllarda Türkiye’nin güney doğu bölgesinde jandarmanın düzenlediği
gözaltına alma tutanaklarının yetersiz ve güvenilmez oluşuna ilişkin daha önce elde edilen
bulgular ile Komisyon’un bulgularını hatırlar (bkz. Çakıcı – Türkiye [BD], 23657/94;
Timurtaş – Türkiye, 23531/94; Çiçek – Türkiye, 25704/94; Tepe – Türkiye, 27244/95 ve
Ahmet Özkanet ve Diğerleri – Türkiye, 21689/93). AĐHM tüm bu kararlarda, böyle
tutanakların genel olarak bir kimsenin gözaltına alınmadığını kanıtlamak için güvenilir
olamayacağı sonucuna varmıştır.
Bu kararlarda vardığı sonuçlar ile sahip olduğu bilgi ve belgeleri göz önünde tutarak,
AĐHM, Cumhuriyet Savcısı’nın başvuranın kaçırıldığı iddialarına ilişkin soruşturmanın
devam etmemesi kararı ile başvuranın gözaltına alınma tarihinin 15 Haziran 1998 olduğuna
ilişkin resmi tutanakların, başvuranın bu tarihten önce gözaltına alınmadığını kanıtlamadığı
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI
kanısındadır. Aksine, yukarıda sözü edilen etmenler ışığında, AĐHM, başvuranın 11 Haziran tarihinde Şırnak jandarma görevlileri tarafından yakalandığının ve gözaltına alınması
resmi olarak tutanaklara geçirilmeksizin 15 Haziran 1998 tarihine dek gözaltında
tutulduğunun belirlendiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla AĐHM, başvuranın 15 Haziran tarihli tıbbi raporda kaydedilen yaralanmasının, 11 Haziran 1998 ile 15 Haziran 1998
tarihleri arasında Devlet gözetimindeyken meydana geldiğini kabul eder.
c. Genel ilkelerin söz konusu dava şartlarında uygulanması
AĐHM, başvuranın, tutukluluğunun başlangıcı olan 11 Haziran 1998 tarihinde tıbbi
muayeneden geçmediğini ve gözaltında bulunduğu sürede kendi seçtiği bir doktor veya
avukatla görüşmesine izin verilmediğini gözlemlemiştir. 15 ve 24 Haziran 1998 tarihlerinde,
iki tıbbi muayeneden geçmiş ve bunun sonucunda iki sağlık raporu düzenlenmiştir. Her iki
rapor da, başvuranın bedeninin muhtelif kısımlarında bulunan ve başvuranın kötü muamele
iddialarına uygun olan çürükler ve yaralara atıfta bulunmuştur. Bu bağlamda, AĐHM,
başvuranın vücudunda tespit edilen izler ve yaralar konusunda Hükümet’in makul bir
açıklamada bulunmadığı görüşündedir.
Yukarıda belirtilenler ışığında ve Hükümet tarafından yapılan makul bir açıklamanın
yokluğunda, AĐHM, sağlık raporlarında belirtilen yaraların, sorumluluğu Hükümet’e ait olan
insanlık dışı muameleden kaynaklandığı sonucuna varmıştır.
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği kararını vermiştir.
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Başvuran, AĐHS’nin 13. maddesine aykırı olarak, kötü muamele şikayetine ilişkin etkili
bir iç hukuk yolunun olmadığını iddia etmiştir. Sözkonusu madde şöyledir:
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan
kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru
yapabilme hakkına sahiptir.”
A. Kabuledilebilirlik
AĐHM, bu şikayetin, AĐHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde, dayanaktan yoksun
olmadığını kaydetmiştir. Bu şikayetin başka açılardan da kabuledilmez olmadığını
belirtmiştir. Dolayısıyla, kabuledilebilir bulunmalıdır.
B. Esaslar
1. Tarafların görüşleri
Başvuran, kötü muameleye yönelik iddialarını 24 Haziran 1998 tarihinde Cumhuriyet
Savcısı ve Sulh Hukuk Mahkemesi huzurunda ve aynı zamanda Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesi huzurunda sunduğunu ileri sürmüştür. Sunduğu iddianın Devlet tarafından
düzgün ve kapsamlı bir şekilde soruşturulmasını sağlamak için makul olan tüm adımları
attığını belirtmiştir. Ancak, yetkililerin yanıtı tamamıyla yetersiz olmuştur.
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI
Hükümet, başvuranın avukatının söz konusu iddiayı sadece Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesi huzurunda ve 21 Aralık 1998 tarihinde sunduğunu ileri sürmüştür. Devlet
Güvenlik Mahkemesi’ne bağlı Cumhuriyet Savcısının bu tip iddiaları soruşturma yetkisi
olmaması gerekçesiyle, mahkeme, başvurana, şikayetini yetkili Cumhuriyet Savcısına
sunması tavsiyesinde bulunmuştur. Ne başvuran ne de başvuranın avukatı Cumhuriyet
Savcılığı’na başvurmuştur.
2. AĐHM’nin değerlendirmesi
AĐHM, 3. madde tarafından koruma altına alınan hakkın niteliğinin 13. madde için
çıkarımlar içerdiğini hatırlatır. Kişinin, Devlet tarafından ciddi kötü muameleye maruz kaldığı
veya işkence gördüğü şeklinde savunulabilir bir iddiası olduğu durumda, “etkili hukuk yolu”
kavramı, uygun olduğu hallerde tazminat ödenmesine ek olarak, sorumlu kişilerin teşhis
edilmesi ve cezalandırılmasını sağlayabilen ve şikayetçinin soruşturma sürecine etkili
erişimini içeren tam ve etkili bir soruşturmayı gerektirir (bkz. Çelik ve Đmret – Türkiye, no.
44093/98, 26 Ekim 2004).
Bu bağlamda, bir ivedilik ve makul süratlilik gerekliliği bulunmaktadır (bkz. Yaşa –
Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli karar; yukarıda anılan Çakıcı ve yukarıda anılan Çelik ve Đmret).
Bir soruşturmada, gelişmenin önüne geçen engeller ve zorlukların olabileceği kabul
edilmelidir. Ancak, yetkililerin kötü muameleye ilişkin soruşturma yürütmedeki çabukluğu,
çoğu zaman, yetkililerin hukukun üstünlüğüne bağlılığına ilişkin kamu güvenini muhafaza
etmede ve kanunsuz fiillere karışma veya bu tür fiillere tolerans gösterme görüntüsünü
önlemede gerekli olarak düşünülebilir.
AĐHM, sözkonusu davada ileri sürülen delillere dayanarak, jandarma tarafından
gözaltında tutulduğu sürede başvuran tarafından maruz kalınan kötü muameleden, AĐHS’nin
3. maddesi uyarınca sorumlu Devlet’in mesul olduğunu tespit etmiştir. Bu durumda,
başvuranın şikayeti, AĐHS’nin 3. maddesi ile bağlantılı olarak 13. maddenin maksatları
açısından “savunulabilir” bir şikayettir (bkz. McGlinchey ve Diğerleri – Đngiltere, no.
50390/99; yukarıda anılan Çelik ve Đmret).
AĐHM, başvuranın, Şırnak Cumhuriyet Savcısı, Şırnak Sulh Hukuk Mahkemesi ve
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda, yakalanması sırasında dayağa maruz
bırakıldığı ve gözaltı sürecinde baskı altında tutulduğu konusunda şikayette bulunduğunu
kaydetmiştir. AĐHM, başvuranın 15 ve 24 Haziran 1998 tarihli sağlık muayenelerinin
vücudunun muhtelif yerlerinin yara aldığını ortaya koymuş olmasına ve başvuranın çeşitli
yargı makamları huzurunda bulunduğu ciddi iddialara rağmen iddialarını soruşturma
girişiminde bulunulmamış olmasını şaşkınlıkla karşılamıştır.
Bu nedenle, AĐHM, kötü muameleye ilişkin olarak başvuranın etkili bir hukuk yolundan
mahrum bırakıldığı ve dolayısıyla tazminat talebi de dahil olmak üzere mevcut olan diğer
hukuk yollarına erişiminin de reddedildiği sonucuna varmıştır.
Sonuç olarak, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI
III. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Başvuran, AĐHS’nin 5 § 3. maddesi uyarınca, 11 Haziran 1998 tarihinde yakalanmış
olduğunu ve 24 Haziran 1998 tarihine kadar, bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla
yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılmadan, jandarma tarafından gözaltında
tutulduğunu iddia etmiştir. Sözkonusu madde şöyledir:
“Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan
herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır;
kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı
vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, AĐHS’nin 35 § 1. maddesinin gerektirdiği gibi iç hukuk yollarının
tüketilmemesi gerekçesiyle bu şikayetin reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet,
başvuranın polis nezaretinde tutulma süresinin, sözkonusu zamanda yürürlükte olan mevzuat
ile uyumlu olduğunu iddia etmiştir. Zira mevzuata göre sanıkların gözaltında tutulabileceği
yasal süre on gündür; başvuran ise dokuz gün gözaltında tutulmuştur. Bununla birlikte,
başvuran, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 128. maddesi uyarınca, nezarette
tutulmasının süresine ve kanuni geçerliliğine itirazda bulunabilirdi.
AĐHM, başvuranların gözaltı sürelerinin yerel mevzuat ile uyumlu olduğu davalarda
Hükümet’in benzer itirazlarını incelediğini ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 128.
maddesi ile öngörülen ve teoride mevcut olan hukuk yolunun AĐHS’nin 35. maddesi
çerçevesinde uygulamada etkili bir hukuk yolu olmadığı gerekçesiyle bu itirazları reddettiğini
kaydetmiştir (bkz., örneğin, yukarıda anılan, Öcalan; Maçin – Türkiye, no. 52083/99, 4 Mayıs ve Bulduş – Türkiye, no. 64741/01, 22 Aralık 2005). Bu nedenle, başvuranın gözaltı
süresinin yerel mevzuat ile uyumlu olduğu farz edilse bile, bahsi geçen hukuk yolu
başvuranın tüketmesi gereken bir hukuk yolu değildir.
AĐHM, başvuranın 11 Haziran 1998 tarihinde özgürlüğünden mahrum bırakılmış
olduğunu ve kayıtlara geçilmeden 15 Haziran 1998 tarihine kadar nezarette tutulduğunu hali
hazırda tespit etmiştir.
AĐHM, bu bağlamda, başvuranın, yargı makamları önünde, dört gün süreyle keyfi olarak
özgürlüğünden mahrum bırakıldığını iddia ettiğini gözlemlemiştir. Ancak, bu iddiasına
yönelik soruşturma yapılmadığı gibi Şırnak Cumhuriyet Savcısı, kaçırma iddialarına ilişkin
olarak kovuşturmama kararı almıştır.
Bu şartlarda, AĐHM, kişinin onaylanmamış şekilde alıkonulmasına kabul gösterildiği bir
durumda bu kişinin sözkonusu alıkoymanın kanuni geçerliliğine veya süresine itiraz etme
imkanı olduğu konusunda ikna olmamıştır.
AĐHM, bu nedenle, Hükümet’in itirazını reddetmiştir.
Hükümet, ayrıca, 5. maddeye ilişkin şikayete bağlı olarak, başvuranın gözaltı süresinin Haziran 1998 tarihinde sona ermiş olduğunu; ancak, AĐHM’ye 23 Ocak 1999 tarihinde
başvurduğunu ve böylece altı ay kuralına uymadığını ileri sürmüştür.
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI
Başvuran, buna yanıt olarak, AĐHM’ye ilk mektubunu 22 Aralık 1998 tarihinde
göndermiş olduğunu ve böylece altı ay kuralına uyduğunu belirtmiştir.
AĐHM, altı ay süresinin işlemesinin, bir başvuran tarafından gönderilen ve özetle
başvurunun amacını içeren ilk mektup ile durduğunu anımsatmıştır (bkz. Buscarini ve
Diğerleri – San Marino [BD], no. 24645/94 ve Çelik – Türkiye, no. 41993/98, 6 Mayıs 2003).
AĐHM, başvuranın şikayetlerinin içeriğini ortaya koyan ilk mektubun 22 Aralık 1998 tarihli
olduğunu ve yine aynı tarihte faks yolu ile AĐHM’ye gönderildiğini gözlemlemiştir. Bu
mektup ile AĐHM Yazı Đşleri’ne, resmi başvurunun kısa zaman içerisinde yapılacağı
bildirilmiştir. Başvuru formu 11 Şubat 1999 tarihinde, yani ilk mektuptan bir ay yirmi gün
sonra sunulmuştur. AĐHM, bu nedenle, başvurunun 22 Aralık 1998 tarihinde ve dolayısıyla
gerekli süre içinde yapıldığı kararını vermiştir.
Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı, iç hukuk yollarının tüketilmediği veya altı ay
kuralına uyulmadığı gerekçesiyle reddedilemez.
AĐHM, başvurunun bu kısmının, AĐHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde
dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmiştir. Ayrıca, başka açılardan da kabuledilmez
olmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla, kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.
B. Esaslar
Başvuran AĐHS’nin 5 § 3. maddesi uyarınca bir hakim veya yargı yetkisini kullanmak
üzere kanun tarafından görevlendirilen bir yetkili önüne çıkarılmadan on üç gün boyunca
polis tarafından gözaltında tutulduğu hususunda şikayette bulunmuştur.
Hükümet, başvuranın gözaltında tutulma süresinin, o zamanki tarihte yürürlükte olan iç
hukuka tamamen uygun olduğunu belirtmiştir.
AĐHM, 5. maddenin genel olarak, Devlet’in özgürlük hakkına keyfi olarak
müdahalesine karşı bireyi korumayı amaçladığını yinelemektedir. 5 § 3. maddede yürütmenin
müdahalesi ile sağlanan adli kontrolü gerekli kılarak hukukun üstünlüğünün korunması
amaçlanmıştır (bkz. Sakık ve Diğerleri/Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, Raporlar 1997-
VII, sayfa 2623, § 44).
AĐHM daha önce de başvuranın polis tarafından gözaltında tutulmasının on üç gün
sürdüğünü belirtmiştir. Brogan ve Diğerleri/Đngiltere kararında, (29 Kasım 1988 tarihli karar,
A Serisi no. 145-B), adli kontrol olmaksızın dört gün altı saat süren polis tarafından
gözaltında tutulmanın, toplumu bir bütün olarak terörizme karşı koruma amacını taşısa dahi
AĐHS’nin 5 § 3. maddesi bağlamındaki kesin zaman sınırlarının dışında kaldığına karar
vermiş olduğunu hatırlatmaktadır (bkz., Keklik ve Diğerleri/Türkiye, no. 77388/01, § 41, 3
Ekim 2006).
Brogan davasında belirtilen ilkeler ışığında, AĐHM başvuranın adli müdahale
olmaksızın on üç gün boyunca alıkonmasının zaruri olduğunu kabul edemez.
Dolayısıyla AĐHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI
IV. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Başvuran, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca kendisini yargılayan Diyarbakır DGM’de
askeri bir hakimin görev alması nedeniyle adil şekilde yargılanmadığı hususunda şikayette
bulunmuştur. Ayrıca, AĐHS’nin 6 §§ 1. ve 3. (c) maddeleri uyarınca gözaltında tutulduğu süre
içerisinde adli yardım alma hakkından mahrum bırakıldığını ve Diyarbakır DGM kararının,
kendisinden kötü muameleme yolu ile alınan ifadesine dayandığını ileri sürmüştür. AĐHS’nin
6. maddesinin ilgili kısımları aşağıda kaydedilmiştir:
“1. Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla
kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete uygun ... olarak
görülmesini istemek hakkına sahiptir.
...
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
...
(c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer
savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa,
mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;
...”
A. Kabuledilebilirlik
AĐHM, başvurunun sözkonusu kısmının AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında açıkça
temelden yoksun olmadığını belirtmektedir. Ayrıca kabuledilmez olduğu sonucuna varmak
için gerekçe bulunmadığını belirtmektedir. Bu nedenle kabuledilebilir olduğu sonucuna
varılmalıdır.
B. Esaslar
1.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
Hükümet, 18 Haziran 1999 tarihli 4388 no.lu Karar ile sözleşme şartlarına uymak amacı
ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinden askeri hakimlerin çıkarılmasına ilişkin düzenlemelerin
yapılmış olduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda sözkonusu davada Diyarbakır DGM’de
görev alan askeri hakimin yerini, başvuranın avukatı davanın esaslarına ilişkin görüşlerini
açıklamadan önce sivil bir hakimin aldığını ve böylece başvuranın, üç sivil hakimden oluşan
bir DGM tarafından mahkum edildiğini belirtmiştir.
Başvuran ilk görüşlerini yinelemiştir.
AĐHM sürekli olarak DGM’de görev alan askeri hakimlerin statüsünün belirli
yönlerinin, sözkonusu yürütmeden bağımsız olduğunun tartışmalı olduğu sonucuna varmıştır
(bkz. Incal/Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Raporlar, 1998-IV, § 68, ve
Çiraklar/Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-VII, § 39). AĐHM aynı zamanda
Öcalan/Türkiye davasında (§§ 114-115) askeri bir hakimin, ilgili cezai kovuşturmada
yürürlükte kalmaya devam eden bir ya da daha fazla ara karara dahil olması durumunda,
akabinde DGM’de izlenen usul başvuranın kaygısını teskin edene dek, karar verilmeden
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI
önceki dava sürecinde askeri hakimin yerini sivil hakimin almasının, başvuranın mahkemenin
bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin makul kaygısını dağıtamadığına karar vermiştir.
Sözkonusu davada AĐHM 1999 senesi Haziran ayında mahkemede görevli olmasından
önce askeri hakimin, bir hazırlık duruşması ve esaslara ilişkin altı duruşmada yer aldığını
belirtmektedir. Sözkonusu duruşmalar sırasında ilk derece mahkemesi, başvuranı dinlemiş,
jandarma görevlilerinden birinin başvuranın yakalanması hususunda ifadesini almış ve usule
ilişkin bir grup karar vermiştir. Bu duruşmaların birinde 21 Aralık 1998’de avukatı,
gözaltında tutulduğu sırada başvuranın kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmüş ve
mahkemenin, Savcılığa başvuranın kötü muamele görmüş olduğuna ilişkin iddiasını
bildirmesini talep etmiştir. Ancak ilk derece mahkemesi, başvuranı dinlememiş ve jandarma
tarafından kötü muamele uygulanarak alındığı iddia edilen ifadelerinin kabuledilebilirliği
hususunda bir karara varmamıştır. Yalnızca başvuranın şikayetini Savcılığa sunmasına izin
verme kararı almıştır. Askeri hakimin yerini sivil hakimin alması ardından Diyarbakır DGM,
esaslara ilişkin dört duruşma daha düzenlemiştir. Sözkonusu duruşmalar sırasında Cumhuriyet
Savcısının ve başvuranın nihai görüşleri, üç sivil hakimden oluşan mahkeme önünde
okunmuştur. Bununla birlikte, ilk derece mahkemesi başvuranın iddianameden haberdar
edilmesini ve ifadelerinin, bir tercüman eşliğinde alınmasını öngörmüştür. Ancak başvuranın
jandarma tarafından alınan ifadelerine ilişkin dava dosyasına kabuledilebilirlik hususunda bir
karar vermemiştir. Başvuranın kötü muamele iddiaları hakkındaki kararını da yinelememiştir.
Mahkeme ayrıca jandarma görevlilerinin yeni beyan vermesini öngörmemiştir.
Sözkonusu koşullar altında AĐHM, davanın sonuçlanmasından önce askeri hakimin
yerine sivil hakimin gelmesinin, başvuranın mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin
makul kaygılarını yok ettiğini kabul edemez (bkz. Öcalan, § 118; karşı dava, Ceylan/Türkiye,
karar, no. 68953/01, 30 Ağustos 2005; ve Kabasakal ve Atar/Türkiye, no. 70084/01 ve
70085/01, § 34, 19 Eylül 2006).
Dolayısıyla bu hususta AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.
2.
Davanın hakkaniyete uygunluğu
Hükümet, başvuranın gözaltında tutulduğu süre içerisinde kötü muameleye maruz
bırakılmadığını ve bu nedenle ifadelerinin, baskı altında alınmış olduğunun kabul
edilemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca, asliye mahkemesinin başvurunun suçunun tespitinde
diğer delilleri de gözönüne almış olduğunu ileri sürmüştür. Sonuç olarak Hükümet,
başvuranın gözaltı süresinin hakim tarafından uzatılmasını – yani alıkonmasının 7. gününü -
müteakiben avukatına ulaşmayı talep edebileceği halde etmediğini iddia etmiştir.
Başvuran, ilk görüşlerini yinelemiştir.
AĐHM, ilk olarak daha önceki davalarda bağımsız ve tarafsız olmadığı tespit edilen bir
mahkemenin, hiçbir koşul altında yargıladığı kişiler için adil bir yargılamayı garanti
edemeyeceğine, sözkonusu mahkeme önünde davanın hakkaniyete uygunluğuna ilişkin
şikayetleri incelemenin gerekli olmadığına karar verdiğini belirtmektedir (bkz., Çiraklar, §§
44-45).
Davanın özel koşullarını ve mahkemenin, başvuranı mahkum etmesine yol açan esas
delillere, başvuran tarafından itiraz edildiğini ve AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca varılan
sonucu gözönüne alan AĐHM, sözkonusu davada başvuranın yargılanmasının, Devlet
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI
Güvenlik Mahkemeleri mensuplarının durumları ile ilgili olmayan nedenlerden ötürü
hakkaniyete uygun olmadığı hakkındaki şikayetinin değerlendirilmesine devam edilmesi
gerektiği kanısındadır. Yalnızca bu şekilde başvuranın, kendisine yöneltilen suçlamaların adil
şekilde yargılanmış olsaydı yapılamayacağına ilişkin esas iddiasını inceleyebilecektir (bkz.
Hulki Güneş/Türkiye, no. 28490/95, § 85, AĐHM 2003-VII (özetler) ve Göçmen/Türkiye, no.
72000/01, § 68, 17 Ekim 2006).
AĐHM, görevinin AĐHS’nin 19. maddesi uyarınca Sözleşme’ye taraf Devletlerin
yükümlülüklerinin gözlenmesini temin etmek olduğunu yinelemektedir. Özellikle, AĐHS
tarafından korunan haklarının ve özgürlüklerinin ihlal edilme ihtimaline karşı yerel bir
mahkeme tarafından işlendiği iddia edilen maddi ve hukuki hatalar ile ilgilenme vazifesi
kendisine ait değildir. 6. madde, adil yargılanma hakkını garanti altına aldığı halde bu tür
delillerin kabuledilebilirliğine ilişkin kurulları ortaya koymamaktadır. Bu, iç hukuk
kapsamına giren bir düzenleme meselesidir (bkz. Schenk/Đsviçre, 12 Temmuz 1988 tarihli
karar, A Serisi no. 140, sayfa 29, §§ 45-46).
Bu nedenle ilke olarak delil türlerinin – örneğin iç hukuk açısından kanuna aykırı
şekilde elde edilen delil – kabuledilebilir olup olmadığına veya başvuranın suçlu olup
olmadığına karar vermek Mahkeme’nin görevi değildir. Cevaplanması gereken soru, davanın
bütün olarak – delilin ne şekilde edinildiği de dahil olmak üzere – adil olup olmadığıdır. Bu,
sözkonusu “kanuna aykırılığın” incelenmesini ve bir diğer Sözleşme hakkının ihlali
sözkonusu olduğunda, tespit edilen ihlalin niteliğini kapsamaktadır (bkz., Khan/Đngiltere, no.
35394/97, § 34, ve Jalloh/Almanya [BD], no. 54810/00, §§ 95, 11 Temmuz 2006).
Bu bağlamda, tespit edilen AĐHS ihlalinin niteliğine ilişkin olarak Mahkeme, daha önce
cezai takibatta 3. maddenin ihlali yönünde ele geçirilen delillerin kullanılmasının, bu tür
delillerin kabul edilmesi mahkumiyetin teminat altına alınmasında belirleyici olmasa bile
sözkonusu takibatın hakkaniyete uygunluğuna zarar verdiğini hatırlatmaktadır (bkz. Jalloh, §
99; Söylemez/Türkiye, no. 46661/99, § 23, 21 Eylül 2006; ve üzerinde gerekli değişiklikler
yapıldıktan sonra, Örs ve Diğerleri/Türkiye, no. 46213/99, § 60, 20 Haziran 2006).
Sözkonusu davada AĐHM, ilk olarak daha önce jandarma tarafından gözaltında
tutulduğu sırada başvuranın AĐHS’nin 3. maddesini ihlal edecek şekilde kötü muameleye
maruz bırakıldığına karar vermiş olduğunu belirtmektedir.
Ayrıca, başvuranın gözaltında kaldığı süre içerisinde hiçbir yasal yardım almadığı ve
avukatı yokken jandarma huzurunda ifade verdiği taraflar arasında tartışılmamıştır. AĐHM,
ayrıca, başvuranın 24 Temmuz 1998’de Cumhuriyet Savcısı ile Sulh Hukuk Mahkemesi
huzurunda ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda yapılan kovuşturma
boyunca kötü muameleye maruz kaldığını iddia ederek bu ifadelerin doğruluğunu inkar
ettiğini belirtmektedir.
AĐHM, bu bağlamda, Türk mevzuatının sorgulama sırasında elde edilip mahkemede
inkar edilen itirafları savunma ihtimalleri için aldatıcı olan herhangi bir sonuca bağlamıyor
gibi göründüğünü belirtmektedir (bkz Hulki Güneş, yukarıda kaydedilen, § 91, ve Dikme /
Türkiye, no. 20869/92, § 111, ECHR 2000-VIII). Ancak, Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesi, davaların esaslarını incelemeden önce başvuranın jandarma gözetiminde vermiş
olduğu ifadelerin kabuledilebilirliğine karar vermekle kalmamış, aynı zamanda başvuranın bu
ifadelerin doğruluğunu inkar etmesine rağmen başvurana hüküm giydiren kararı verirken
ifadeleri asıl kanıt olarak kullanmıştır.
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI
AĐHM, bu koşullarda, başvuranın gözaltındayken alınan ifadelerinin avukatı yokken
aleyhinde başlatılan cezai kovuşturma sırasında kullanılmasının bu yargılamayı tamamen
adaletsiz bir hale getirdiği görüşündedir.
AĐHM, AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) Maddesi’nin ihlal edildiği görüşündedir.
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. Maddesi:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Başvuran, maddi tazminat olarak 50,000 Euro (EUR), manevi tazminat olarak ise
100,000 Euro (EUR) talep etmiştir.
Hükümet, bu miktarlara itiraz etmiştir.
AĐHM, başvuranın talep ettiği maddi tazminatla ilgili olarak, bu iddianın herhangi bir
kanıtla desteklenmediğini belirtmektedir. AĐHM, bu nedenle, bu bağlamda herhangi bir
tazminat ödenmesini öngörmemiştir.
AĐHM, AĐHS’nin 3, 5 § 3, 6 §§ 1 ve 3 (c) ve 13. Maddelerinin ihlalini saptadığını
belirtmektedir. AĐHM, sözkonusu dava koşullarını gözönünde bulundurarak ve adil bir
şekilde karar vererek başvurana 15,000 Euro ödenmesini uygun görmüştür.
Ancak, AĐHM, sözkonusu davada olduğu gibi, bir kişinin AĐHS’nin bağımsızlık ve
tarafsızlık şartlarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından hüküm giymesi durumunda,
istenirse duruşmanın yeniden yapılmasının veya davanın yeniden açılmasının, prensipte
ihlalin düzeltilmesi için uygun bir yol olduğu görüşündedir (bkz. Öcalan, yukarıda
kaydedilen, § 210).
B. Mahkeme masrafları
Başvuran, ayrıca, AĐHM önünde yapmış olduğu masraf ve giderler için 1,800 Euro talep
etmiştir.
Hükümet, miktarın aşırı ve asılsız olduğunu ifade etmiştir. Hükümet, bu iddiayı
kanıtlamak için başvuran tarafından herhangi bir makbuz veya belge gösterilmediğini iddia
etmiştir.
AĐHM’nin içtihadına göre, başvuranın yapmış olduğu masraf ve giderler, ancak bu
masrafların gerçekten ve gerektiği şekilde yapıldığı ve miktar olarak mantıklı olduğu
gösterildiği sürece kendisine ödenebilir. Sözkonusu davada, AĐHM, elindeki bilgileri ve
yukarıdaki kriterleri gözönünde tutarak, bu bağlamda, Avrupa Konseyi’nden yasal yardım
olarak alınan 685 Euro çıkarılmak üzere, talep edilen miktarın tamamının başvurana
ödenmesini uygun görmektedir.
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI
C. Gecikme Faizi
AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan
eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmuştur.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM
1.Oybirliğiyle başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2.Bire altı oyla AĐHS’nin 3. Maddesi’nin ihlal edildiğine;
3.Oybirliğiyle AĐHS’nin 13. Maddesi’nin ihlal edildiğine;
4.Oybirliğiyle AĐHS’nin 5 § 3 Maddesi’nin ihlal edildiğine;
5.Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmaması gerekçesiyle,
oybirliğiyle AĐHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edildiğine;
6.Başvuranın adil bir şekilde yargılanmaması gerekçesiyle, bire altı oyla AĐHS’nin 6 §§ ve 3 (c) Maddesi’nin ihlal edildiğine;
7.(a) bire altı oyla, davalı Devlet’in, başvurana, AĐHS’nin 44 § 2 maddesi uyarınca bu
kararın kesinlik kazandığı tarihten itibaren üç ay içinde, manevi tazminat olarak 15,000 EUR
(on beş bin Euro) ve bu miktar üzerine konulabilecek bütün vergileri ödemesine (bu miktar,
ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilecek);
(b) oybirliğiyle, davalı Devlet’in, başvurana, AĐHS’nin 44 § 2 maddesi uyarınca bu
kararın kesinlik kazandığı tarihten itibaren üç ay içinde, mahkeme masrafları için, yasal
yardım olarak verilen 685 EUR (altı yüz seksen beş Euro) çıkarılmak üzere 1,800 EUR (bin
sekiz yüz Euro) ve bu miktar üzerine konulabilecek bütün vergileri ödemesine (bu miktar,
ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilecek);
(c) oybirliğiyle, ödeme tarihine kadar yukarıda bahsedilen üç ayın dolması halinde,
yukarıdaki miktarların üzerine, Avrupa Merkez Bankası’nın gecikme döneminde uyguladığı
faiz oranına üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına eşit miktarda basit faizin
ödenmesine karar vermiştir.
8. Oybirliğiyle, başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddine karar
vermiştir.
Đşbu karar Đngilizce olarak hazırlanmış olup 12 Nisan 2007 tarihinde, Đçtüzüğün 77.
Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Santiago QUESADA
Bölüm Sekreteri
Boštjan M. ZUPANČIČ
Başkan
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI
AĐHS’nin 45 § 2 Maddesi ile Đçtüzüğün 74 § 2 Maddesi’ne uygun olarak, R. Türmen’in
aşağıdaki kısmi muhalefet şerhi bu karara eklenmiştir.
HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI
YARGIÇ TÜRMEN’ĐN KISMĐ MUHALEFET ŞERHĐ
1. Başvuranın 11 Haziran 1998 tarihinde Şırnak Jandarma Komutanlığı görevlileri
tarafından yakalanıp, gözaltına alındığı resmi olarak kaydedilmeksizin 15 Haziran 1998
tarihine kadar gözaltında tutulduğu ve AĐHS’nin 3. Maddesi ihlal edilerek bu süre içerisinde
insanlık dışı muameleye tabi tutulduğu konusunda maalesef ki AĐHM’deki çoğunluğa
katılamayacağım.
2. AĐHM, delilleri değerlendirirken, “makul şüphenin ötesinde” kanıt standardını
kullanmaktadır (bkz. örneğin, Orhan / Türkiye, no. 25656/94, § 264, 18 Haziran 2002). Böyle
bir kanıt, yeterince güçlü, kesin ve birbiriyle bağdaşan çıkarsamaların veya birbirine benzeyen
ve delillerle reddedilmemiş fiili karinelerin bir arada yer almasından kaynaklanabilir (bkz.,
örneğin, Ülkü Ekinci / Türkiye, no. 27602/95, § 142, 16 Temmuz 2002).
3. Dava olaylarından, başvuranın kaçırıldığı gün, başvuranın oğlunun ulusal makamlara,
başvuranın altı veya yedi kişi tarafından kaçırıldığı ve komşuları olan Ö.K.’nın bu
kaçırılmaya tanık olduğunu iddia ettiği bir dilekçe yazdığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, 13 Haziran
1998’de, Ö.K. başvuranın tüfek taşıyan yedi kişi tarafından kaçırıldığını gördüğünü polise
bildirerek tanıklık etmiştir. Ö.K. ayrıca, başvuranın ellerinin bağlandığını ve bu adamların
başvurana vurduğunu belirtmiştir. 15 Haziran 1998 tarihli tıbbi rapordan, başvuranın
kendisini kaçıranlardan kurtulduktan sonra vücudunda kötü muamele belirtileri görüldüğü
anlaşılmaktadır.
4. Ancak, çoğunluğun aksine, başvuranın, 11 Haziran 1998 tarihinde kendisini kaçıran
silahlı kişilerin Devlet memuru olduğu veya kaçırma olayına Devlet memurlarının dahil
edildiği yönünde ilk bakışta haklı görülen bir davanın temelini oluşturduğu sonucuna
varamayacağım. Bu nedenle, gerçek olayların bir kurgu ve varsayım konusu olarak kaldığını
düşünüyorum. Başvuranın, makul şüphenin ötesinde, jandarmanın gözetimine alınması ve 15
Haziran 1998 tarihli tıbbi raporda belirtilen yaralanmaların Hükümet’in sorumlu olduğu
insanlık dışı muamelenin sonucu olduğu sonucuna varmak için yeterli kanıt bulunmadığı
görüşündeyim.
5. Yukarıdaki bilgilerin ışığında, AĐHS’nin 3. Maddesi’nin ihlal edilmediği sonucuna
varıyorum.
6. 5. Madde’de varmış olduğum sonucu ve AĐHM’nin başvuranın bağımsız ve tarafsız
bir mahkeme tarafından adil bir biçimde yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki
saptamasını göz önünde tutarak, başvuranın şikayetinin AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) Maddeleri
uyarınca incelenmesinin de gereksiz olduğunu düşünüyorum (bkz, örneğin, Đncal / Türkiye, 9
Haziran 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-IV, § 74).
7. Son olarak, AĐHS’nin 3. Maddesi’nin ihlal edildiğini düşünmediğim için, başvurana
ödenmesine karar verilen manevi tazminat miktarını aşırı bulmaktayım.
17
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło