46412/99

WyrokETPCz2006-01-24ECLI:CE:ECHR:2006:0124JUD004641299

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długość aresztu tymczasowego i postępowania karnego, a także brak skutecznego środka odwoławczego w sprawie zarzutów złego traktowania, naruszyły prawa skarżącego wynikające z art. 5 ust. 3, art. 6 ust. 1 i art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że areszt tymczasowy trwający 6 lat i 3 miesiące, uzasadniany przez sądy krajowe stereotypowymi sformułowaniami o 'charakterze przestępstwa i stanie dowodów', był nadmierny i nieuzasadniony. Stwierdził również, że postępowanie karne, które trwało 9 lat i 6 miesięcy, było zbyt długie z powodu znacznych opóźnień przypisywanych władzom krajowym, w tym długiego oczekiwania na ekspertyzy i odraczania rozpraw. Ponadto, Trybunał uznał, że pomimo zgłaszania zarzutów złego traktowania władzom krajowym, nie wszczęto żadnego skutecznego dochodzenia, co stanowiło naruszenie prawa do skutecznego środka odwoławczego.
Stan faktyczny
Skarżący, Mahmut Yaşar, został aresztowany w 1994 roku w Turcji pod zarzutem członkostwa w PKK. Był dwukrotnie zatrzymywany przez policję (w 1994 i 1996 roku), podczas czego twierdził, że był źle traktowany, w tym bity, poddawany elektrowstrząsom i polewaniu zimną wodą. Mimo jego zarzutów, raporty medyczne nie wykazały śladów złego traktowania. Skarżący był przetrzymywany w areszcie tymczasowym przez 6 lat i 3 miesiące, a jego postępowanie karne trwało łącznie 9 lat i 6 miesięcy, obejmując dwa procesy i kasacje. Władze krajowe nie wszczęły dochodzenia w sprawie zarzutów złego traktowania.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie orzekł: 1. Brak naruszenia art. 3 Konwencji. 2. Naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 4. Naruszenie art. 13 Konwencji. 5. Niewyczerpanie krajowych środków odwoławczych w odniesieniu do skargi z art. 14 Konwencji. 6. Zasądził na rzecz skarżącego 10 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 3 000 euro tytułem kosztów i wydatków, pomniejszone o 685 euro otrzymanej pomocy prawnej, wraz z odsetkami za zwłokę.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   YAꢀAR - TÜRKĐYE   (Baꢁvuru no. 46412/99)   KARAR   STRAZBURG   Ocak 2006   Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ꢀekle   iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Yaꢁar – Türkiye davasında,   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Đkinci Daire),   Baꢀkan J.-P. COSTA,   Yargıçlar A.B. BAKA,   R. TÜRMEN,   K. JUNGWIERT,   M. UGREKHELIDZE,   A. MULARONI,   E. FURA-SANDSTRÖM ve   Bölüm Sekreteri S. DOLLÉ’un katılımı ile kapalı oturumda 31 Mart 2005 ve 5 Ocak   tarihlerinde toplanmıꢀ ve son belirtilen tarihte alınan izleyen kararı vermiꢀtir:   USUL   1. Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) eski 25.   maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaꢀı olan Mahmut Yaꢀar   (“baꢀvuran”) tarafından, 13 ꢁubat 1998 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na   (“Komisyon”) yapılan baꢀvurudan (no. 46412/99) kaynaklanmaktadır.   2. Kendisine adli yardım tanınmıꢀ olan baꢀvuran, Diyarbakır Barosu’na bağlı avukat   T. Elçi tarafından temsil edilmiꢀtir. Bu davada, Türk Hükümeti (“Hükümet”) Avrupa Đnsan   Hakları Mahkemesi huzurundaki iꢀlemler için bir Ajan tayin etmemiꢀtir.   3. Baꢀvuran, özellikle, polis nezaretinde gördüğünü iddia ettiği kötü muameleden,   tutuklu yargılama süresinin haddinden fazla olmasından ve hakkında baꢀlatılan cezai   iꢀlemlerden ꢀikayetçi olmuꢀtur. ꢁikayetleri hususunda, AĐHS’nin 3, 5, 6, 13 ve 14.   maddelerine atıfta bulunmuꢀtur.   4. Baꢀvuru, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi’nin 11 No.’lu Protokol’ünün yürürlüğe girdiği tarih olan, 1 Kasım 1998’de   iletilmiꢀtir (11 No.’lu Protokol’ün 5 § 2. maddesi).   5. Baꢀvuru, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’nin Đkinci Daire’sine tevzi edilmiꢀtir   (Mahkeme Đçtüzüğü’nün 52 § 1. maddesi). Bu Daire içinde davaya bakacak olan Bölüm   (AĐHS’nin 27 § 1. maddesi), Đçtüzüğün 26 § 1. maddesinin gerektirdiği gibi oluꢀturulmuꢀtur.   6. Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi, 31 Mart 2005 tarihli bir karar ile baꢀvurunun   kısmen kabuledilebilir olduğunu açıklamıꢀtır.   7. Baꢀvuran ve Hükümet, esaslara iliꢀkin görüꢀ bildirmiꢀlerdir (Đç Tüzük 59 § 1.   madde). Taraflar birbirlerinin görüꢀlerine yazılı olarak cevap vermiꢀlerdir.   OLAYLAR   8. Baꢀvuran 1974 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir.   9. 1 Haziran 1994 tarihinde, baꢀvuran, Kürdistan Đꢀçi Partisi (“PKK”) isimli yasadıꢀı   bir örgüte üye olduğu ꢀüphesi üzerine Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele   ꢁubesi polisleri tarafından gözaltına alınmıꢀtır.   10. 2 Haziran 1994 tarihinde, baꢀvuran, Bismil Sağlık Ocağı’nda bir doktor tarafından   muayene edilmiꢀtir. Doktor, baꢀvuranın vücudunda kötü muameleye dair bir iz olmadığını   rapor etmiꢀtir.   11. Baskı altında alındığı iddia edilen 6 Haziran 1994 tarihli polis ifadesinde,   baꢀvuran, üyesi olduğu PKK adına propaganda yaptığını ve para topladığını ifade etmiꢀtir.   Ayrıca, ruhsatsız silah taꢀıdığını itiraf etmiꢀtir.   12. 7 Haziran 1994 tarihinde, baꢀvuran tıbbi muayene için bir kez daha Diyarbakır   Devlet Hastanesi’ne götürülmüꢀtür. Rapor, baꢀvuranın kötü muameleye dair herhangi bir iz   taꢀımadığını belirtmiꢀtir.   13. Aynı tarihte, baꢀvuran ayrıca Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı   tarafından sorgulanmıꢀtır. Savcı huzurunda, baꢀvuran, baskı altında verilmiꢀ olduğunu iddia   ettiği polis ifadesini inkar etmiꢀtir. Ruhsatsız silah taꢀıdığını kabul etmiꢀ, ancak, PKK’nın   üyesi olduğunu veya faaliyetlerine katıldığını reddetmiꢀtir. Baꢀvuran sonradan Diyarbakır   Devlet Güvenlik Mahkemesi Hakimi’nin huzuruna çıkarılmıꢀ, burada, Savcı tarafından alınan   ifadesini yinelemiꢀtir. Đddiaların ciddiyetini gözönünde bulunduran Hakim, baꢀvuranın tutuklu   yargılanmasını emretmiꢀtir.   14. 13 Haziran 1994 tarihli bir iddianame ile Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi   Savcısı, baꢀvuran hakkında cezai iꢀlemler baꢀlatmıꢀtır. Baꢀvuranı PKK’ya üyelikle suçlamıꢀ   ve Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi uyarınca baꢀvuranın mahkumiyetini talep etmiꢀtir.   15. Dava, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde açılmıꢀtır. Müteakip dokuz   duruꢀmada, mahkeme, iddia edilen suçun niteliğini ve delillerin durumunu gözönünde   bulundurarak, baꢀvuranı tahliye etmeyi reddetmiꢀtir.   16. 4 Eylül 1996 tarihinde, onuncu duruꢀma sırasında, mahkeme baꢀvuranın tutuksuz   yargılanmasını emretmiꢀtir.   17. Aynı tarihte, Gaziantep Hapishanesi’nden tahliye edilmeyi beklerken, baꢀvuran,   Gaziantep Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından polis nezaretine alınmıꢀtır. 7 Eylül 1996   tarihinde, baꢀvuran, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü polis memurlarına teslim edilmiꢀ ve   sorgulama için Çevik Kuvvet binasına götürülmüꢀtür.   18. Baꢀvuran orada kendisine kötü muamele edildiğini iddia etmektedir. Çırılçıplak   soyulduğunu, dövüldüğünü, soğuk suyla yıkandığını, kollarından asıldığını ve elektrik ꢀokuna   tabi tutulduğunu ileri sürmektedir. Baꢀvuranın iddialarına göre polis memurları baꢀvuranı   PKK ile iliꢀkisi hakkında sorgulamıꢀtır. Baꢀvuran tarafından yazıldığı iddia edilen bir PKK iç   raporunu yüksek sesle okumuꢀlar, baꢀvurana, bu belgenin, emniyet güçleriyle bir çatıꢀma   sırasında öldürülmüꢀ olan bir PKK üyesinin eꢀyalarının arasında bulunmuꢀ olduğunu   söylemiꢀler, baꢀvuranı, ayrıca, 1994’te Bismil’de gerçekleꢀmiꢀ olan dört silahlı saldırı   hakkında sorgulamıꢀlardır. 18 Eylül 1996 tarihinde, memurlar, baꢀvuranla birlikte, suç   mahallinin olay yeri incelemelerini yürütmüꢀtür. Baꢀvuran, polis memurları tarafından   düzenlenmiꢀ olan olay raporlarını imzalamak zorunda bırakıldığını ifade etmektedir. Polis,   ayrıca, baꢀvuranın el yazısı örneklerini almıꢀtır.   19. 19 Eylül 1996 tarihinde, baꢀvuran, tıbbi kontrol için Diyarbakır Devlet   Hastanesi’ne götürülmüꢀtür. Doktor, baꢀvuranın vücudunda kötü muameleye dair bir iz   olmadığını rapor etmiꢀtir. Baꢀvuran, sonradan, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi   Hakimi’nin huzuruna çıkarılmıꢀ ve burada, herhangi bir silahlı saldırıya katıldığını   reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, aynı zamanda, kendisinden baskı altında alınmıꢀ olduğunu iddia   ettiği, polis ifadesini inkar etmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca, PKK raporunu yazdığını reddetmiꢀtir.   Baꢀvuran hakkındaki iddiaların ciddiyetini değerlendiren Hakim, baꢀvuranın tutuklu   yargılanmasını emretmiꢀtir.   20. 26 Eylül 1996 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı,   baꢀvuranı ve baꢀka dört kiꢀiyi, PKK’ya yardım ve yataklık yapmakla ve bu örgüt adına bazı   silahlı faaliyetler yürütmekle suçlayan bir iddianame sunmuꢀtur. Bu suçlamalara destek   olarak, Savcı, baꢀvuran tarafından düzenlendiği iddia edilen PKK raporuna ve 18 Eylül 1996   tarihli olay raporlarına atıfta bulunmuꢀtur. Savcı, mahkemeden, baꢀvuranı, Ceza Kanunu’nun   125. maddesi uyarınca yargılamasını ve mahkum etmesini talep etmiꢀtir.   21. 3 Ekim 1996 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi baꢀvuran   hakkındaki ikinci ceza yargılaması sürecini baꢀlatmıꢀtır.   22. 4 Kasım 1996 tarihinde, ikinci duruꢀma sırasında, baꢀvuran, hakkındaki   suçlamaları reddetmiꢀ ve PKK raporunu yazmamıꢀ olduğunu ifade etmiꢀtir. Mahkemeden adli   tıp raporu temin etmesini talep etmiꢀtir. Mahkeme, iddia edilen suçun niteliğini ve delillerin   durumunu gözönünde bulundurarak, baꢀvuranın tutuklu yargılanması gerektiği kararını   vermiꢀtir.   23. Müteakiben, 23 Aralık 1996, 24 ꢁubat 1997, 28 Nisan 1997, 17 Haziran 1997 ve   Ağustos 1997 tarihlerinde, mahkeme, suçun ciddiyetine ve dava dosyasındaki delillere   dayanarak, baꢀvuranı serbest bırakmayı reddetmiꢀtir.   24. 3 Kasım 1997 tarihinde, yedinci duruꢀma sırasında, ilk derece mahkemesi,   baꢀvuran hakkında devam eden iki cezai kovuꢀturmayı birleꢀtirmeye karar vermiꢀtir.   Mahkeme, ayrıca, baꢀvuranın tutuklu yargılanmasının devamını emretmiꢀtir.   25. 8 Aralık 1997 tarihinde, sekizinci duruꢀmada, mahkeme, PKK raporunu ve   baꢀvuranın el yazısı örneklerini inceleme için Adli Tıp Kurumu’na göndermeye karar   vermiꢀtir. Suçun ciddiyetini ve dava dosyasındaki delilleri gözönünde bulundurarak,   mahkeme, baꢀvuranın tutuklu yargılanmasının devamını emretmiꢀtir.   26. 10 ꢁubat 1998 tarihinde, baꢀvuran, ilk derece mahkemesine bir yazı sunmuꢀtur.   AĐHS’nin 5. ve 6. maddelerine atıfta bulunarak, serbest bırakılmayı talep etmiꢀtir. Mahkeme   bu talebi reddetmiꢀtir.   27. Baꢀvuranın sonraki iki serbest bırakılma talebi de, 16 Nisan 1998 ve 16 Haziran   tarihlerinde gerçekleꢀen onuncu ve on birinci duruꢀmalarda ilk derece mahkemesi   tarafından benzer gerekçelerle reddedilmiꢀtir.   28. 8 Temmuz 1998 tarihinde, Adli Tıp Kurumu raporunu bitirmiꢀ, Diyarbakır Devlet   Güvenlik Mahkemesi tarafından inceleme için verilen belgenin baꢀvuran tarafından yazılmıꢀ   olduğunu tespit etmiꢀtir. Bu adli tıp raporu, 20 Ekim 1998 tarihinde düzenlenen on üçüncü   duruꢀmaya kadar ilk derece mahkemesinin dikkatine sunulmamıꢀtır.   29. 25 Aralık 1998 ve 14 Eylül 1999 tarihleri arasında gerçekleꢀen müteakip altı   duruꢀmanın tamamı ertelenmiꢀtir, zira, iddia makamı tanıklarından biri tanıklık etmek için ilk   derece mahkemesinde hazır bulunmamıꢀtır. Her duruꢀmanın sonunda, mahkeme, suçun   niteliğini ve delillerin durumunu gözönünde bulundurarak, baꢀvuranın tutuklu yargılama   süresini uzatmıꢀtır.   30. 15 ꢁubat 2000 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını vermiꢀtir.   Mahkeme, baꢀvuranın polis ifadesinin baskı altında alındığını iddia etmiꢀ olduğunu   kaydetmiꢀ, ancak, bu konuyu kararında tespit etmemiꢀtir. Mahkeme, iddianamede ileri   sürüldüğü gibi baꢀvuranın silahlı saldırıları yürütmüꢀ olduğu kararına varmak için yeterli delil   olmadığını, ancak baꢀvuranın PKK üyesi olduğu kararına varmak için yeterli delil olduğu   kararını vermiꢀtir. Dolayısıyla, mahkeme, Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi uyarınca,   baꢀvuranı on iki yıl ve altı ay hapse mahkum etmiꢀtir.   31. 22 Ocak 2001 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararına varmadan   önce davanın esaslı incelemesini yürütmemiꢀ olduğu gerekçesiyle, kararı bozmuꢀtur.   32. 13 Nisan 2001 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranın   yeniden yargılamasını baꢀlatmıꢀtır.   33. 5 Temmuz 2001, 18 Eylül 2001, 27 Kasım 2001, 5 ꢁubat 2002, 2 Nisan 2002, 4   Haziran 2002, 25 Temmuz 2002, 12 Eylül 2002 ve 22 Ekim 2002 tarihlerinde gerçekleꢀen   müteakip dokuz duruꢀmada, mahkeme, delillerin durumuna ve suçun niteliğine dayanarak,   baꢀvuranı serbest bırakmayı reddetmiꢀtir.   34. 10 Aralık 2002 tarihinde Mahkeme kararını açıklamıꢀtır. Baꢀvuranın, polis   tarafından gözaltında tutulduğu sırada itirafta bulunmaya zorlanmıꢀ olduğuna dair ꢀikayetine   değinmiꢀtir. Ancak dava dosyasının içeriğini gözönünde bulunduran Mahkeme, baꢀvuranın   PKK mensubu olduğunu tespit etmiꢀtir. Dolayısıyla, Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi   uyarınca baꢀvuranı on iki yıl altı ay hapse mahkum etmiꢀtir. Tutuklu yargılandığı sırada geçen   süreyi de gözönüne alan Mahkeme, baꢀvuranın serbest bırakılmasına karar vermiꢀtir.   35. 3 Mart 2003 tarihinde baꢀvuran, kararı temyiz etmiꢀtir. Temyiz dilekçesinde   baꢀvuranın temsilcisi, baꢀvuranın gözaltında tutulduğu süre içerisinde maruz bırakıldığı kötü   muameleye değinmiꢀtir. Özellikle, baꢀvuranın çıplak bırakıldığını, dövüldüğünü, üzerine   hortumla soğuk su tutulduğunu, elektrik ꢀokuna maruz bırakıldığını ve kollarından asıldığını   ileri sürmüꢀtür.   36. 17 Aralık 2003 tarihinde Yargıtay, Diyarbakır DGM’nin muhakemesini ve delilleri   değerlendirmesini onayarak, baꢀvuranın talebini reddetmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   37. Baꢀvuran, AĐHS’nin aꢀağıda ilgili kısmı kaydedilmiꢀ olan 3. maddesinin ihlali   anlamına gelecek ꢀekilde polis gözetimindeyken çeꢀitli kötü muamele ve iꢀkence ꢀekillerine   maruz bırakılmıꢀ olduğu hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur:   “Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi tutulamaz.”   38. Đddialarını destekleyecek herhangi bir tıbbi rapor sunmayan baꢀvuran, Diyarbakır   Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulmuꢀ olduğu süre içerisinde çıplak bırakıldığını,   dövüldüğünü, üzerine hortumla soğuk su tutulduğunu, kollarından asıldığını ve elektrik   ꢀokuna maruz kaldığını ileri sürmüꢀtür.   39. Hükümet, iddialara itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuranın, iddialarını kanıtlayamadığını veya   AĐHS’nin 3. maddesine karꢀıt olarak kötü muameleye maruz bırakılmıꢀ olduğuna iliꢀkin   iddialarını destekleyecek deliller sunamadığını belirtmiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuranın polis   gözetiminin baꢀında ve sonunda bir doktor tarafından muayene edildiğini ve adli tıp   raporlarının, baꢀvuranın vücudu üzerinde kötü muamele izlerinin mevcut olduğunu   göstermediğini eklemiꢀtir.   40. 3. maddenin, demokratik toplumların en temel değerlerinden birini içerdiğini   yineleyen AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmiꢀ olduğu yönündeki delilleri   değerlendirirken, “makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt standardını benimsediğini hatırlatır   (Avꢀar/Türkiye, no. 25657/94, § 282, ECHR 2001-VII). Bu tür bir kanıt, yeterli derecede   güçlü, açık ve uygun neticeler veya reddedilmemiꢀ benzer maddi karinelerin birarada yer   almasından kaynaklanabilir (Đrlanda/Đngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A Serisi no. 25,   sayfa 65, § 161).   41. AĐHM, yükümlülüğünün yardımcı niteliği hususunda duyarlıdır ve durumun, belli   bir davanın koꢀullarınca kaçınılmaz olmadığına karar verildiği hallerde, bir ilk derece   Mahkemesinin görevini üstlenirken son derece dikkatlidir (bkz., örneğin, McKerr/Đngiltere,   no. 28883/95, 4 Nisan 2000). Ancak sözkonusu davada olduğu gibi AĐHS’nin 3. maddesi   uyarınca iddiaların sunulduğu durumlarda AĐHM, tam bir incelemede bulunmalıdır (bkz.,   üzerinde gerekli değiꢀiklikler yapıldıktan sonra (mutatis mutandis), Ribitsch/Avusturya, 4   Aralık 1995 tarihli karar, A Serisi no. 336, § 32, ve Avꢀar, § 283).   42. Sözkonusu davada ꢀikayet edilen kötü muamele, baꢀvuranın çıplak bırakılmasını,   dövülmesini, elektrik ꢀokuna maruz bırakılmasını, üzerine hortumla soğuk su tutulmasını ve   bileklerinden asılmasını içermektedir. Ancak davada görülen bir grup unsur, baꢀvuranın polis   tarafından Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulduğu iki dönem boyunca, 1 ve   Haziran 1994 ve 7 ve 19 Eylül 1996 dönemleri, gerçekten ꢀiddetli kötü muameleye maruz   kalıp kalmadığı hususunda ꢀüpheler uyandırmaktadır.   43. Öncelikle 2 Haziran 1994, 7 Haziran 1994 ve 19 Eylül 1996 tarihli tıbbi raporlar,   baꢀvuranın vücudu üzerinde mevcut hiçbir kötü muamele izi göstermemektedir (bkz. 10,11 ve   19. paragraflar). Ayrıca baꢀvuran, sözkonusu raporlardaki bulgular hususunda ꢀüphe   yaratacak ve iddialarını destekleyecek hiçbir delil sunmamıꢀtır.   44. Sonuç olarak, huzurunda sunulan deliller tüm makul ꢀüphelerin ötesinde   baꢀvuranın, kötü muameleye maruz bırakılmıꢀ olduğuna karar vermesini sağlamadığı için   AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmiꢀ olduğunun kanıtlanabildiği kanısında değildir   (Talat Tepe/Türkiye, no. 31247/96, § 54, 21 Aralık 2004).   II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLMĐꢀ OLDUĞU ĐDDĐASI   45. Baꢀvuran, tutuklu yargılanma süresinin, AĐHS’nin ilgili kısmı aꢀağıda kaydedilen   § 3. maddesinde öngörülen makul süre gereğini aꢀmıꢀ olduğu hususunda ꢀikayette   bulunmuꢀtur:   “Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koꢀullara uyarınca yakalanan veya tutulan herkes hemen bir   yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıꢀ diğer bir görevli önüne çıkarılmalıdır; kiꢀinin makul bir   süre içinde yargılanmaya veya adli kovuꢀturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin   duruꢀmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”   46. Hükümet, baꢀvuranın tutuklu yargılanmasının, yerel hukuka uygun olduğunu   belirtmiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuranın gözaltında tutulma durumunun, belirli aralıklarla gözden   geçirilmiꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür. Ancak, baꢀvurana yöneltilen suçlamaların ciddiyeti ve   dava dosyasındaki deliller ıꢀığında mahkeme, dava devam ederken baꢀvuranın gözaltı   durumunun da devam etmesine karar vermiꢀtir.   A. Gözönüne alınması gereken süre   47. AĐHM baꢀvuranın öncelikle, Diyarbakır DGM hakiminin 7 Haziran 1994 tarihli   kararı ile tutuklu yargılanmasına baꢀlandığını belirtir. 4 Eylül 1996 tarihinde tutuksuz   yargılanmaya baꢀlanmıꢀ ancak aynı gün, polis tarafından aleyhinde ayrıca suçlamalarda   bulunulması nedeniyle tekrar yakalanmıꢀtır. 19 Eylül 1996 tarihinde hakim, baꢀvuranın   tutuklu yargılanmasına karar vermiꢀtir. Baꢀvuranın serbest bırakıldığı gün yakalanması,   Diyarbakır DGM huzurunda devam etmekte olan cezai takibatla bağlantılı olmadığı için,   AĐHM iki tutukluluk süresini ayrı ayrı incelemesi gerektiği sonucuna varmıꢀtır.   48. Yukarıda kaydedilenlere iliꢀkin olarak AĐHM, sözkonusu davada ilk tutukluluk   süresinin, 7 Haziran 1994 tarihinde baꢀlayıp baꢀvuranın tutuksuz yargılanmaya baꢀlandığı 4   Eylül 1996 tarihinde sona erdiğini gözlemler. Ancak, baꢀvuru AĐHM’ye, gerçekleꢀtirildiği   iddia edilen ihlale yol açan olayların görüldüğü tarihten altı aydan fazla süre geçmesinin   ardından, 13 ꢁubat 1998’de sunulmuꢀtur. Sonuç olarak AĐHM, baꢀvuranın tutuklu yargılanma   süresinin uzunluğunun makul olup olmadığını incelerken, yalnızca 19 Eylül 1996 ve 10   Aralık 2002 tarihleri arasında geçen süreyi gözönünde bulunduracaktır.   B. Tutukluluk süresinin uzunluğunun uygunluğu   49. AĐHM bir davada sanığın yargılanması sırasında tutuklu bulunmasının makul bir   süreyi geçmemesini garanti etmenin öncelikle yerel adli makamların yükümlülüğü olduğunu   yineler. Bu amaçla masumiyet karinesi ilkesine bağlı kalarak, kiꢀisel özgürlüğe saygı kuralına   uymamayı haklı çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcudiyetini destekleyen veya   çürüten delilleri incelemeli ve bunları, serbest bırakılma baꢀvurularına iliꢀkin kararlarında   ortaya koymalıdırlar. Sözkonusu kararlarda belirtilen nedenler ve itirazlarında baꢀvuran   tarafından ortaya konan saptanmıꢀ gerçekler temel alındığında AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3.   maddesinin ihlal edilip edilmemiꢀ olduğu hususunda bir karara varmalıdır (bkz. Assenov ve   Diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-VIII, §   154).   50. Yakalanan kiꢀinin bir suç iꢀlemiꢀ olduğuna iliꢀkin makul ꢀüphenin devamı,   sözkonusu tutuklama iꢀleminin geçerliliği için ilk koꢀuldur ancak, belirli bir süre sonra yeterli   olmamaktadır. AĐHM bu durumda adli makamlarca öne sürülen diğer gerekçelerin, kiꢀinin   özgürlüğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip etmediğini tespit etmelidir   (bkz., Iljikov/Bulgaristan, no. 33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001, ve Labita/Đtalya [BD], no.   26772/95, §§ 152-153, ECHR 2000-IV).   51. Sözkonusu davada DGM, baꢀvuranın devam etmekte olan tutukluluk durumunu,   kendi gerek görmesi veya baꢀvuranın talebi üzerine otuz bir kez incelemiꢀtir. 10 ꢁubat 1998   tarihli dilekçesinde baꢀvuran, AĐHS’nin 5. ve 6. maddelerine değinerek tekrar serbest   bırakılmayı istemiꢀtir (bkz. paragraf 26).   52. AĐHM, dava dosyasındaki delillerden, DGM’nin birçok duruꢀma sonunda “suçun   niteliğine, delillerin durumuna ve dosyanın içeriğine iliꢀkin” gibi basmakalıp terimler   kullanarak baꢀvuranın, tutuklu yargılanmasının devamına karar vermiꢀ olduğu sonucunu   çıkarmaktadır. “Delillerin durumu” tabiri, ciddi suç göstergelerinin mevcudiyeti ve   devamlılığı için ilgili bir unsur olsa da sözkonusu davada baꢀvuranın ꢀikayette bulunduğu   tutukluluk süresi uzunluğunu tek baꢀına haklı çıkaramaz (bkz. Letellier/Fransa, 26 Haziran   tarihli karar, A Serisi no. 207, Tomasi/Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, A Serisi   no. 241-A, ve Demirel/Türkiye, no. 39324/98, § 59, 28 Ocak 2003).   53. AĐHM, altı yıl üç aylık sürenin, Mahkemelerin basmakalıp gerekçeleri gözönüne   alındığında, haklı çıkarılabilecek gibi görünmediği kanısındadır.   54. Sözkonusu koꢀullar altında AĐHM, baꢀvuranın tutukluluk süresinin uzunluğunun,   AĐHS’nin 5 § 3. maddesine uygun olmadığı sonucuna varmıꢀtır.   55. Bu nedenle, sözkonusu madde ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLMĐꢀ OLDUĞU ĐDDĐASI   56. Baꢀvuran, dava iꢀlemlerinin süresinin, AĐHS’nin aꢀağıda kaydedilen 6 § 1.   maddesinin ilgili kısmında öngörülen “makul süre” gereğine uymadığı hususunda ꢀikayette   bulunmuꢀtur:   “Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme   tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir.”   57. Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmiꢀtir. Sözkonusu davadaki iꢀlemlerin   uzunluğunun, sanık sayısı, davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın itham edildiği suçun niteliği   gözönüne alındığında makul olmadığının kabul edilemeyeceğini belirtmiꢀtir.   58. AĐHM gözönünde bulundurulması gereken sürenin, baꢀvuranın polis tarafından   gözaltına alındığı 1 Haziran 1994 tarihinde baꢀladığı ve Yargıtay kararı ile 17 Aralık 2003   tarihinde sona erdiğini belirtir. Her birinde baꢀvuranın davasının iki kez incelendiği iki yargı   aꢀamasında dokuz yıl altı ay sürmüꢀtür.   59.AĐHM, iꢀlemlerin uzunluğunun makul olup olmadığının, öncelikle, dava koꢀulları   ıꢀığında, AĐHM içtihadında yerleꢀik ölçütlere, davanın karmaꢀıklığına, baꢀvuranın ve yetkili   mercilerin tutumuna ve ihtilafta baꢀvuranın karꢀı karꢀıya olduğu risklere atıfta bulunarak   değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz. Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], no. 25444/94, §   67, AĐHM 1999-II).   60.AĐHM, davanın belirli bir karmaꢀıklık arz etmesine rağmen, bunun, tek baꢀına   iꢀlemlerin uzunluğunu haklı çıkardığının söylenemeyeceği kanısındadır.   61.Baꢀvuranın tutumuna iliꢀkin olarak, AĐHM, dava dosyasından, baꢀvuranın   iꢀlemlerin uzamasına neden olduğunun görülmediğini gözlemlemiꢀtir.   62.Yetkililerin tutumuna gelince, AĐHM, yetkililere yüklenebilecek önemli bir   gecikme süresinin olduğunu not eder. Bu bağlamda, birinci derece mahkemesinin 15 ꢁubat   tarihli kararını vermesinin altı yıl aldığını gözlemler. Dava dosyasındaki belgelerden, 8   Aralık 1997 tarihli duruꢀmasındaki gibi, birinci derece mahkemesinin, baꢀvuranın el yazısı   örneklerinin adli tıp tarafından incelemesi talimatını verdiği ve bu raporun mahkemeye ancak   Ekim 1998’de, yani on ay sonra, iletildiği görülmektedir. Ayrıca, 25 Aralık 1998 ve 14   Eylül 1999 tarihleri arasında, kavuꢀturma tanıklarından birisi mahkemeye gelmediği için, altı   duruꢀma ertelenmiꢀtir.   63.AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin, Sözleꢀmeci Devletlere, davaların makul süre içinde   karar bağlanması yükümlülüğü dahil olmak üzere, mahkemelerinin sözkonusu maddenin her   ꢀartını karꢀılayacağı ꢀekilde yasal sistemlerini düzenlemeleri görevini yüklediğini hatırlatarak   (bkz. Arvelakis – Yunanistan, no. 41354/98, § 26, 12 Nisan 2001), AĐHM, yerel mahkemenin   iꢀlemleri hızlandırmak için daha sıkı önlemler uygulamıꢀ olabileceği kanısındadır.   Dolayısıyla, ulusal mahkeme gereken gayretle hareket etmediğinden, bu davanın iꢀlemlerinin   gereksiz yere uzatıldığını tespit etmiꢀtir.   64.Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, iꢀlemlerin uzunluğunun, AĐHS’nin 6 § 1.   maddesinde yer alan makul süre ꢀartı ile bağdaꢀtığının düꢀünülemeyeceği kanısındadır.   65.Dolayısıyla, bu madde ihlal edilmiꢀtir.   IV.AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   66.Baꢀvuran, yerel hukukta, kötü muamele iddiaları ile ilgili olarak hiçbir etkili hukuk   yolunun bulunmadığını ve bunun AĐHS’nin 13. maddesini ihlal ettiğini ileri sürerek ꢀikayetçi   olmuꢀtur. Bu maddeye göre:   “Bu Sözleꢀme’de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler   tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir makama etkili bir baꢀvuru yapabilme hakkına   sahiptir.”   67.AĐHM, 3. maddeyle teminat altına alınan hakkın niteliğinin, 13. madde açısından   anlamları olduğunu tekrarlar. Bir bireyin, Devlet görevlileri tarafından iꢀkence gördüğü ya da   ciddi kötü muameleye maruz kaldığı yönünde savunulabilir bir iddiasının bulunduğu hallerde,   “etkili hukuk yolu” kavramı, uygun olan durumlarda tazminat ödenmesine ek olarak,   müꢀtekinin soruꢀturma sürecine etkili eriꢀimi dahil olmak üzere, sorumluların bulunması ve   cezalandırılmasını muktedir, kapsamlı ve etkili bir soruꢀturma yapılması anlamına   gelmektedir (bkz. Aksoy, 18 Aralık 1996 kararı, Reports 1996-VI, § 98).   68.Bu davada kendisine iletilen kanıtlar temelinde, AĐHM, hiçbir ꢀüpheye yer   bırakmayacak ꢀekilde, baꢀvuranın polisler tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığının   kanıtlandığını tespit etmemiꢀtir. Ancak, AĐHM’nin geçmiꢀ davalarda hükmettiği üzere, bu,   müꢀtekinin 3. madde kapsamındaki ꢀikayetinin, 13. maddenin maksadı açısından   “savunulabilir” bir ꢀikayet olmasını engellemez (bkz. Yaꢀa – Türkiye, 2 Eylül 1998 kararı,   Reports 1998-VI, s.2442, § 112).   69.AĐHM, baꢀvuranın, kötü muamele iddialarını ulusal mercilere ilettiğini not eder. Bu   bağlamda, AĐHM, baꢀvuranın 7 Haziran 1994 tarihinde ilk polis gözaltını takiben Cumhuriyet   Savcısı ve hakim tarafından alınan ifadelerine ve 19 Eylül 1996 tarihinde ikinci polis gözaltını   takiben Cumhuriyet Savcısı ve hakim tarafından alınan ifadelerine atıfta bulunur. Son olarak,   Mart 2003 tarihli bir dilekçede, baꢀvuranın temsilcisi, bir kez daha ꢀikayeti Yargıtay’ın   dikkatine sunmuꢀ ve maruz bırakıldığı iddia edilen muameleyi ayrıntılı olarak izah etmiꢀtir   (35. paragraf). Sonuç olarak, yetkililerin baꢀvuranın polis gözaltında kötü muamele   iddialarından haberdar olduğu açıktır. Ancak, bu iddialara yönelik hiçbir soruꢀturma   baꢀlatılmamıꢀtır.   70.Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, yetkililerin 1994’ten beri tutuklu olan   baꢀvurana, kötü muamele iddialarına iliꢀkin olarak etkili bir hukuk yolu temin etme   yükümlülüklerini yerine getirdikleri kanısında değildir.   71.Dolayısıyla, AĐHS’nin 13. madde ihlal edilmiꢀtir.   V.AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   72.Baꢀvuran, Kürt kökeni sebebiyle ayrımcılığa maruz kaldığını, bunun AĐHS’nin 3.,   5., 6. ve 13. maddeleri bağlamında 14. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüꢀtür.   73.Hükümet, bu iddiaları reddetmiꢀtir.   74.AĐHM, baꢀvuranın, iꢀlemlerin hiçbir safhasında, ayrımcılık iddiasını yerel   mahkemelerin dikkatine sunmadığını not eder. Sonuç olarak, AĐHM, bu ꢀikayetin esaslarına   girilmesinin gerekli olmadığı kanısındadır, zira iç hukuk yolları tüketilmediğinden AĐHS’nin   § 1. ve 4. maddeleri uyarınca zaten reddedilmesi gereklidir.   VI.AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   75.AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği   takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A.Tazminat   76.Baꢀvuran, AĐHM’den 50.000 Euro manevi ve 20.000 Euro maddi tazminat   verilmesine hükmetmesini talep etmiꢀtir.   77.Hükümet, bu iddiaların temelsiz olduğunu belirtmiꢀtir.     78.AĐHM, tespit edilen ihlaller ile talep edilen maddi tazminat arasında hiçbir sebep-   sonuç bağı tespit etmemiꢀtir; dolayısıyla bu iddiaları reddeder. Ancak, baꢀvuranın dava   koꢀullarında sıkıntı ve hayal kırıklığı gibi, yalnızca bir ihlal tespiti ile tazmin edilemeyecek   bir manevi zarara uğramıꢀ olduğunu kabul etmektedir. Dava koꢀullarını ve içtihadını dikkate   alarak AĐHM, baꢀvurana 10.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   B.Mahkeme masrafları   79.Baꢀvuran, yerel mahkemelerde yapılan masraflar için 6.600 Euro, AĐHM’deki   masraflar için 4.520 Euro talep etmiꢀtir.   80.Hükümet, baꢀvuranın iddiasına itiraz etmiꢀtir.   81.Elindeki belgeler temelinde ve eꢀitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda   AĐHM, baꢀvurana mahkeme masrafları için, Avrupa Konseyi’nden alınan 685 Euro adli   yardım çıkarılmak üzere, 3.000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.   C.Gecikme faizi   82. AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢀtir.   YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1.AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;   2.AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   5.14. madde kapsamındaki ꢀikayete iliꢀkin iç hukuk yollarının tüketilmediğine;   6.(a)Sorumlu Devlet’in baꢀvurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği   tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günüde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na   çevrilerek ve her türlü vergi ve harçtan muaf olarak   (i)10.000 Euro (on bin Euro) manevi tazminat,   (ii)yasal yardım olarak alınmıꢀ olan 685 Euro (altı yüz seksen beꢀ Euro) çıkarılmak   üzere, mahkeme masrafları için 3.000 Euro (üç bin Euro) ödemesine;   (b)yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa   Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   4. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine     KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đngilizce hazırlanmıꢀ, Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 24   Ocak 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   S.DOLLE   J.-P COSTA   Yazı Đꢀleri Müdürü   Baꢀkan   12

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło