46454/99

WyrokETPCz2005-10-11ECLI:CE:ECHR:2005:1011JUD004645499

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy sąd krajowy (DGM) z udziałem sędziego wojskowego był niezawisłym i bezstronnym trybunałem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji? 2. Czy skazanie skarżącego za artykuł prasowy stanowiło proporcjonalną i niezbędną w społeczeństwie demokratycznym ingerencję w jego wolność wyrażania opinii zgodnie z art. 10 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obecność sędziego wojskowego w składzie Państwowego Sądu Bezpieczeństwa (DGM), który skazał skarżącego, podważała jego niezawisłość i bezstronność, naruszając tym samym prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji. W kwestii wolności wyrażania opinii, Trybunał podkreślił, że ingerencja w to prawo musi być proporcjonalna do zamierzonego celu i niezbędna w społeczeństwie demokratycznym. Analizując treść artykułu skarżącego, Trybunał stwierdził, że choć mógł on zawierać negatywny obraz państwa, nie nawoływał do przemocy, walki zbrojnej ani buntu, a zatem nie stanowił mowy nienawiści. W związku z tym, kara pozbawienia wolności i grzywna, a także wynikające z nich ograniczenia działalności politycznej, były nieproporcjonalne do celu i nie były niezbędne w społeczeństwie demokratycznym, co doprowadziło do naruszenia art. 10 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Münir Ceylan, turecki związkowiec, opublikował 2 stycznia 1996 roku artykuł pt. „Emekçiler ve Kürtler” (Pracownicy i Kurdowie) w gazecie Demokrasi. Artykuł komentował wyniki wyborów parlamentarnych, krytykując „Kurdów, pracowników i demokratów”, którzy nie głosowali na partię HADEP, oraz odnosił się do trudnej sytuacji Kurdów. W konsekwencji, skarżący został oskarżony i skazany przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa w Stambule na dwa lata więzienia i grzywnę za podżeganie do nienawiści i wrogości, na podstawie art. 312§2 tureckiego kodeksu karnego. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 2 000 EUR tytułem szkody materialnej i niemajątkowej oraz 1 500 EUR tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę. 5. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   CEYLAN - TÜRKİYE DAVASI (No:2)   (Başvuru no:46454/99)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   EKİM 2005   İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde   kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 46454/99 başvuru no’lu davanın nedeni,   Türk vatandaşı Münir Ceylan’ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 19   Haziran 1998 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS)   eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından   H. Kaplan tarafından temsil edilmektedir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   OLAYLAR   doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir. Olayların geçtiği dönemde   başvuran sendikacıydı.   Başvuran, 2 Ocak 1996 tarihinde, Demokrasi gazetesinin 22. sayısında Emekçiler ve   Kürtler başlıklı bir makale yazmıştır. Makale geçen 24 Aralık tarihinde yapılan ve HADEP’in   (Halkın Demokrasi Partisi) yenilgisiyle sonuçlanan milletvekili seçimlerinin sonuçlarını   yorumlamaktadır. Başvuran özellikle sözüedilen partiye oy vermeyen “Kürtleri, emekçileri ve   demokratları” eleştirmektedir.   İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı 15 Ocak 1996   tarihinde, başvuranı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 312§2 maddesinin öngördüğü halkı, ırk ve   bölge ayrımı gözeterek kin ve düşmanlığa teşvik suçuyla itham etmiştir. Cumhuriyet   Başsavcısı gazetenin toplatılmasını ve kapatılmasını istemiştir.   Başvuran DGM önünde isnat edildiği suçlara itiraz etmiş ve AİHS’nin 10. maddesini   ileri sürmüştür.   DGM, 17 Aralık 1996 tarihli kararla başvuranı iki yıl hapis ve 600.000 TL ağır para   cezasına çarptırmıştır. DGM, ayrıca Demokrasi gazetesinin on gün kapatılması kararı almıştır.   DGM, başvuranın hapis cezasının infazının ertelenmesi talebini “sanığın suç işleme eğilimini   gözönünde bulundurarak” reddetmiştir.   Başvuran 17 Aralık 1996 tarihli kararın temyizine gitmiştir. Temyiz gerekçelerinde   başvuran AİHS’nin 10. maddesini ileri sürmüştür.   Yargıtay 1 Mayıs 1997 tarihli kararla temyize gidilen kararı onamıştır.   DGM 30Ekim 1997 tarihli kararla ilk kararını korumuştur.   Başvuran ikinci defa kararın temyizine gitmiştir. 10 Mart 1998 tarihli kararla   Yargıtay’ın Ceza Daireleri Genel Kurulu oy çokluğuyla alınan kararla başvuranın temyiz   başvurusunu reddetmiştir. Yargıtay, TCK’nın 312. maddesinde belirttiği suçun “tehlike suçu”   olduğunu ve “başvuranın, işçilerin ve Kürtlerin toplumun ezilmiş kesimini oluşturduğunu dile   getirmekte ısrarcı olması”, bunun yanı sıra makalenin “ısrarcı tonu” suçu oluşturan maddi   unsurunu yani kine teşvik içerdiğini vurgulamıştır.   Başvuran, isteği üzerine ve 200.000.000 TL para karşılığında hapis cezasının infazının   ertelenmesinden faydalanmıştır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, kendisini mahkum eden DGM’nin, bünyesinde bir askeri hakim   bulundurması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden “tarafsız ve   bağımsız bir mahkeme” olamayacağını iddia etmektedir. Başvuran AİHS’nin 6§1 maddesinin   ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   A. Kabul edilebilirlik hakkında   AİHM, şikayetin AİHS’nin 35§3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını saptamakta ve ayrıca, şikayetin hiçbir kabul edilemezlik gerekçesiyle ters   düşmediğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla şikayeti kabul edilebilir ilan etmek uygun   olacaktır.   B. Esas hakkında   AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş   AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. 7 Kasım 2002 tarihli Özel-   Türkiye kararı, §§33-34 ve 10 Temmuz 2001 tarihli Özdemir-Türkiye kararı, no: 59659/00,   §§35-36).   AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, sözkonusu durumda farklı bir sonuca   ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir argüman sunduğuna kanaat getirmektedir. TCK’nın   öngördüğü ve cezalandırdığı suçlar hakkında DGM’ye çıkarılan başvuran, aralarında askeri   hakimin de bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla   karşılanacağını belirtmektedir. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM’nin bu türden davalara   ters düşen değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak   çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran   tarafından duyulan şüpheler objektif olarak kanıtlanmaktadır. (Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998   tarihli karar, 1998- IV, S.1573, §72 in fine).   AİHM, başvuranı yargıladığı ve mahkum ettiği sırada DGM’nin AİHS’nin 6§1   maddesi uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.   II. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, hakkında verilen cezai mahkumiyet kararının, AİHS’nin 10. maddesinde   öngörüldüğü gibi ifade özgürlüğünü ihlal etmesinden şikayet etmektedir.   A. Kabul edilebilirlik hakkında   AİHM, şikayetin AİHS’nin 35§3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını saptamakta ve ayrıca, hiçbir kabul edilemezlik gerekçesiyle ters düşmediğini   ortaya koymaktadır. Dolayısıyla şikayeti kabul edilebilir ilan etmek uygun olacaktır.   B. Esas hakkında   AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, 10§1 maddesinin güvence altına aldığı   başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilaf konusu   olmadığını kaydetmiştir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10§2   maddesi bakımından toprak bütünlüğünün korunması gibi yasal amaç güttüğüne itiraz   edilmemektedir (Bkz. 4 Haziran 2002 tarihli Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96,   §40). AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemiştir. Buna karşın uyuşmazlık, bu müdahalenin   “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.   Hükümet, makale toprak bütünlüğü, milli birlik ve güvenlik, bunun yanısıra suçun   öngörülmesi gibi ulusal toplumun temel menfaatleri aleyhinde bölücü propaganda   oluşturduğundan dolayı, başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının demokratik   toplumda gerekli olduğunda ısrar etmektedir.   AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan benzer   sorunları irdelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır (Bkz.   Özellikle Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, §38, 1999-IV, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, §74,   1999-VI, sözüedilen İbrahim Aksoy-Türkiye, § 80, Karkın-Türkiye, no: 43928/98, §39, 23   Eylül 2003 ve Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, §43, 2 Ekim 2003).   AİHM, içtihat kararları ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, sözkonusu   durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir argüman sunduğuna kanaat   getirmektedir. AİHM, makalede kullanılan ifadelere ve makalenin yayımlandığı duruma önem   vermiştir. Bu bağlamda, göreceği davanın bulunduğu koşulları ve özellikle terörle   mücadeleye bağlı zorlukları gözönünde bulundurmuştur (Bkz. sözüedilen İbrahim Aksoy, §60   ve sözüedilen Incal, s.1568, §58).   Sözkonusu makale, başvuranın, kendisine göre “toplumun kaybeden kesimi”olan   Kürtler ve işçilerin davasını güden partiye oy vermemiş olan “Kürtler, emekçiler ve   demokratlar”’ı eleştirdiği seçim öncesi bir ortamda yayınlanmıştır. Makale ayrıca, bu halkın   bulunduğu şuan ki acınacak durumunun gerekçesi olarak ülkenin güneydoğusunda hüküm   süren savaş koşullarını ileri sürmüştür.   AİHM, DGM’nin sözkonusu makalenin halkı kin ve düşmanlığa teşvik edici ifadeler   içerdiğine kanaat getirdiğini belirtmektedir.   AİHM, yerel mahkemelerin aldığı kararlarda bulunan ve başvuranın ifade özgürlüğüne   yapılan müdahaleyi haklı göstermek için yeterli olmayan gerekçeleri incelemiştir. (Bkz.   Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, §58, 1999-IV). AİHM, makalenin bazı   bölümlerinin Devlet hakkında negatif bir tablo çizdiğini ve böylece metne kin uyandırıcı bir   anlam yüklediğini ancak, ne şiddet kullanmaya, ne silahlı mücadeleye, ne de ayaklanmaya   teşvik eden nitelikte olmadığını ve AİHM’nin gözünde, dikkate alınması gereken başlıca   unsur olan konuşmanın kin güden bir konuşma olmadığını gözlemlemiştir (Bkz. a contrario,   Sürek-Türkiye (no:1), no: 26682/95, §62, 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no:24919/94, §50, 8   Temmuz 1999).   AİHM, müdahalenin oranını belirlemek sözkonusu olduğunda, verilen cezaların   niteliği ve ağırlığının da gözönünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu   belirtmektedir. AİHM, bu bakımdan, başvuranın iki yıl hapis ve 600.000 TL para cezasına   çarptırıldığını not etmektedir. AİHM ayrıca, başvuranın özellikle TCK’nın 312. maddesi   gereğince verilen mahkumiyet kararından doğan, siyasi faaliyetleri çerçevesinde bazı   kısıtlamalara maruz kaldığını not etmektedir. Dolayısıyla müdahale hedeflenen amaçlarla   orantısız olmakla beraber başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararı, “demokratik   toplumda gerekli” değildir. AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran, uğradığı maddi zarar adı altında 5.000 Euro ve manevi zarar adı altında ise   15.000 Euro istemektedir.   Hükümet, istenilen rakamların aşırı olduğunu ve belgelerle desteklenmediğini   belirtmektedir.   AİHM, iddia edilen parasal kayıp konusunda, başvuranın 600.000 TL ve 200.000.000   TL borcunu ödediğini saptamaktadır. Geri kalan iddialar konusunda başvuran AİHS’nin 10.   maddesinin ihlal edilmesinden doğan zararın miktarının tespit edilmesini sağlayan hiçbir delil   unsurunu sunmadığı sürece, AİHM bu talebi reddetmektedir. Manevi tazminat için AİHM,   ilgilinin dava koşullarında bir takım sıkıntılar duyabileceğine kanaat getirmektedir. AİHM,   başvurana uğranılan maddi ve manevi zararlar için 2.000 Euro verilmesinin uygun olacağı   kanaatindedir.   AİHM için, bu davada olduğu gibi bir kimse AİHS’nin gerektirdiği tarafsızlık ve   bağımsızlık koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edildiğinde,   sözkonusu kişinin isteği üzerine yeni bir yargılama veya yeniden dava açılması, tespit edilen   ihlalin telafi edilmesi için prensip olarak en uygun yoldur (Bkz.Öcalan-Türkiye, no:   46221/99, in fine 2005, § 210, 12 Mayıs 2005 tarihli karar).   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran, AİHM önünde yapmış olduğu masraf ve harcamalar için 7.000 Euro talep   etmektedir.   Hükümet bu talebin hiçbir belgeye dayanmadığını ileri sürmektedir.   AİHM’nin içtihadına göre, başvuran, yaptığı masraf ve harcamaların gerçekliği,   gerekliliği ve oranlarının makul olduğu ortaya konulduğu sürece geri ödemelerini elde   edebilir. Davada, elinde bulunan unsurlar ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönünde   bulundurarak, AİHM, yapılan bütün masraflar için 1.500 Euro’nun makul olduğuna kanaat   getirerek, bu miktarın başvurana ödenmesine hükmetmektedir.   C. Gecikme faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in   başvurana:   i. maddi ve manevi tazminat için 2.000 Euro (iki bin Euro)   ii. masraf ve harcamalar için 1.500 Euro (bin beş yüz Euro)   iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;   b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda   belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek   suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;   5. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 11 Ekim 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77.   maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło