46605/07

WyrokETPCz2010-04-13ECLI:CE:ECHR:2010:0413JUD004660507

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy deportacja skarżącego do Tunezji, gdzie groziło mu złe traktowanie, naruszyłaby art. 3 Konwencji? Czy zatrzymanie skarżącego w areszcie policyjnym przez prawie 20 miesięcy, bez wystarczającej podstawy prawnej i w złych warunkach, naruszyło art. 5 ust. 1 i art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że deportacja skarżącego do Tunezji naraziłaby go na realne ryzyko złego traktowania, co stanowiłoby naruszenie art. 3 Konwencji, powołując się na raporty organizacji praw człowieka i ustalenia UNHCR. Stwierdził, że zatrzymanie skarżącego w celu deportacji nie miało wystarczającej podstawy prawnej w prawie krajowym, co naruszyło art. 5 ust. 1 Konwencji. Dodatkowo, Trybunał uznał, że warunki przetrzymywania skarżącego w areszcie policyjnym przez niemal 20 miesięcy, w miejscu przeznaczonym na krótkotrwałe zatrzymania, stanowiły nieludzkie i poniżające traktowanie, naruszając art. 3 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Malek Charahili, obywatel Tunezji, opuścił swój kraj w 2003 roku i po pobycie w Syrii przybył do Turcji w 2005 roku. W 2006 roku został aresztowany pod zarzutem przynależności do organizacji terrorystycznej Al-Kaida, a w jego domu znaleziono materiały do produkcji bomb. W 2007 roku złożył wniosek o azyl, który został odrzucony, a następnie wydano decyzję o deportacji. Mimo uniewinnienia w sprawie karnej w 2008 roku, był przetrzymywany w areszcie policyjnym w Fatih przez prawie 20 miesięcy, a następnie w ośrodku dla cudzoziemców. UNHCR przyznał mu status uchodźcy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza dopuszczalność skarg dotyczących art. 2 i 3 (w związku z deportacją i zatrzymaniem) oraz art. 5 ust. 1, a niedopuszczalność skargi dotyczącej braku pomocy medycznej (art. 3). Stwierdza, że deportacja skarżącego do Tunezji naruszyłaby art. 3 Konwencji i że nie ma odrębnego problemu w związku z art. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 1 Konwencji w związku z zatrzymaniem skarżącego oraz naruszenie art. 3 Konwencji w związku z warunkami zatrzymania. Trybunał uznaje, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania pozostałych skarg. Nakazuje państwu pozwanemu zapewnienie jak najszybszego zwolnienia skarżącego. Zasądza skarżącemu 26 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 3 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Odrzuca pozostałe żądania.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   A V R U P A   OF E U R O P E   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   CHARAHILI – TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 46605/07)   KARAR   STRAZBURG   Nisan 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 46605/07 no’lu davanın nedeni, Tunus vatandaꢀı   Malek Charahili’nin (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 25 Ekim 2007   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleꢀme’nin (“AĐHS”)   34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Đstanbul Barosu   avukatlarından A. Yılmaz tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1986 doğumludur ve halen Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma   Merkezi’nde tutulmaktadır.   A. Baꢀvuranın Türkiye’ye geliꢀi ve baꢀvuran aleyhindeki cezai yargılama   Baꢀvuran, 2003 yılında ülkesini terk ederek Libya yoluyla Suriye’ye ulaꢀmıꢀ ve orada   din eğitimi almıꢀtır. Baꢀvuran, Suriye’ye geldikten altı ay sonra, Suriye Hükümeti’nin Kuzey   Afrika ülkelerine mensup vatandaꢀları gözaltına alma ve sınırdıꢀı etme politikası uyarınca iki   ay süre ile gözaltında tutulmuꢀtur. Baꢀvuran, serbest bırakıldıktan sonra 2005 yılının Mart   ayında Suriye’den ayrılmıꢀ ve Đstanbul’a gelmiꢀtir. Daha sonra Hatay’a giderek çalıꢀmaya   baꢀlamıꢀtır. Baꢀvuran, kimlik belgelerinin çalınması sebebiyle sahte pasaport edinmiꢀtir.   Baꢀvuran, 15 Ağustos 2006 tarihinde, El Kaide terör örgütü üyesi olduğu ꢀüphesiyle   Hatay Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi ekipleri tarafından yakalanmıꢀtır.   Baꢀvuranın bir baꢀka kiꢀiyle paylaꢀtığı evinde yapılan arama sonucunda bomba yapımında   kullanılan maddeler bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, polise verdiği ifadede El Kaide üyesi olmadığını   ancak ülkesinde yasa dıꢀı örgüt kabul edilen Ennahda üyesi olduğunu belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran, 17 Ağustos 2006 tarihinde Adana Cumhuriyet Savcısı önünde ifade vermiꢀ   ve daha sonra Adana Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanmıꢀtır.   Baꢀvuran, 18 Ağustos 2006 tarihinde, tutuklama kararına itiraz etmiꢀ, ancak itirazı   aynı gün reddedilmiꢀtir.   Eylül 2006 tarihinde, Adana Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanunu’nun 314.   maddesi ile 3713 no’lu Kanun’un 5. maddesi uyarınca, baꢀvuranın El Kaide terör örgütü üyesi   olmak suçundan cezalandırılması istemiyle Adana Ağır Ceza Mahkemesi'nde kamu davası   açmıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı, iddianamesinde, diğer hususlar meyanında, Ennahda üyesi   olması nedeniyle Tunus’ta baꢀvuran hakkında yakalama emri çıkarıldığını ve baꢀvuranın bu   gerekçeyle 2003 yılında ülkesini terk ettiğini kaydetmiꢀtir.   Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Eylül 2006 tarihinde, baꢀvuran aleyhinde hazırlanan   iddianameyi kabul etmiꢀ ve davanın esasına iliꢀkin ilk duruꢀmanın 9 Kasım 2006 tarihinde   yapılmasına karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran, 9 Kasım 2006 tarihinde, Adana Ağır Ceza Mahkemesi önünde ifade   vermiꢀtir. Baꢀvuran, diğer hususlar meyanında, El Kaide ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını ve   evinde bulunan maddelerin kendisine değil ev arkadaꢀına ait olduğunu belirtmiꢀtir.   Ocak 2007 tarihinde, baꢀvuranın temsilcisi, ilk derece mahkemesinden baꢀvuranın   tutukluluğunun devam etmesini talep etmiꢀtir. Baꢀvuranın temsilcisi, bu bağlamda,   baꢀvuranın Türk yetkililer ve BMMYK nezdinde kendisine mülteci statüsü tanınması   talebinde bulunduğunu ve serbest bırakılırsa Tunus'a sınır dıꢀı edilebileceğini belirtmiꢀtir.   Baꢀvuranın kendisi de baꢀvurusu sonuçlanıncaya dek tutukluğunun devam etmesini talep   etmiꢀtir. Aynı gün, ağır ceza mahkemesi, suçun niteliği ile baꢀvuranın talebini göz önünde   bulundurarak, baꢀvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiꢀtir.   Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Nisan 2007 tarihinde baꢀvuranın tutuksuz   yargılanmasına karar vermiꢀtir.   ꢁubat 2008 tarihinde, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın beraatına karar   vermiꢀtir.   Temyiz davası halen Yargıtay önünde derdesttir.   B. Đdari kovuꢀturma   Baꢀvuran, 19 Ocak 2007 tarihinde Đçiꢀleri Bakanlığı'na baꢀvurarak sığınma talebinde   bulunmuꢀtur.   Nisan 2007 tarihinde, Đçiꢀleri Bakanlığı sığınma talebini reddetmiꢀtir. 24 Nisan   tarihinde Adalet Bakanlığı tarafından Adana Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilen   belgeye göre, geçici sığınma talebi, baꢀvuranın Türkiye’de bulunmasının kamu düzenini ve   asayiꢀi tehdit ettiği hususu ve isnat edilen suçlar göz önünde bulundurularak reddedilmiꢀtir.   Baꢀvuranın talebinde samimi olmadığı ve Tunus’a sınır dıꢀı edilmemek için geçici sığınma   sisteminden faydalanmak istediği değerlendirmesi yapılmıꢀtır.   Nisan 2007 tarihinde, Bakanlığın kararı baꢀvurana tebliğ edilmiꢀtir. Gönderilen   yazıda, baꢀvuranın iki gün içerisinde söz konusu karara karꢀı Bakanlığa itirazda   bulunabileceği belirtilmiꢀtir.   Belirtilmeyen bir tarihte, baꢀvuran, 16 Nisan 2007 tarihli karara itiraz etmiꢀtir. 18   Mayıs 2007 tarihinde, itirazının Bakanlık tarafından reddedildiği baꢀvurana tebliğ edilmiꢀtir.   Nisan ve 17 Mayıs tarihli kararlar, Arapça bilen bir polis memuru tarafından tebliğ   edilmiꢀtir.   Mayıs 2007 tarihinde, BMMYK tarafından baꢀvurana mülteci statüsü tanınmıꢀtır.   Ekim 2007 tarihinde, aleyhinde sınır dıꢀı kararı alındığı baꢀvurana tebliğ edilmiꢀtir.   Ekim 2007 tarihinde, baꢀvuran, Adana Emniyet Müdürlüğü’ne dilekçe yazmıꢀtır.   Baꢀvuran, geçici sığınma talebinin 18 Mayıs 2007 tarihinde reddedildiğini ve kısa bir süre   içerisinde Tunus’a sınırdıꢀı edileceğini öğrendiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, avukatının idare   mahkemeleri nezdinde sınırdıꢀı kararına itiraz edeceği gerekçesiyle, söz konusu kararın   yürütmesinin durdurulmasını talep etmiꢀtir.   Aynı gün, baꢀvuranın avukatı Danıꢀtay’da dava açmıꢀtır. Baꢀvuranın avukatı, sığınma   talebinin reddine hükmeden karar ile sınırdıꢀı kararının iptalini talep etmiꢀtir.   Baꢀvuranın temsilcisi, 26 Ekim 2007 tarihinde, Adana Emniyet Müdürlüğü'ne bir   dilekçe yazarak, Danıꢀtay'da açtığı davayı bildirmiꢀ ve baꢀvuranın sınır dıꢀı edilmemesini   talep etmiꢀtir.   Danıꢀtay, 26 Ekim 2007 tarihinde, yetkisizlik kararı vererek dilekçeyi Ankara Đdare   Mahkemesi’ne göndermiꢀtir.   ꢁubat 2008 tarihinde, Ankara Đdare Mahkemesi, Đçiꢀleri Bakanlığı’ndan baꢀvuranın   davasına iliꢀkin bütün belgelerin birer kopyasını talep etmiꢀtir.   Mart 2008 tarihinde, Ankara Đdare Mahkemesi, baꢀvuranla ilgili belgeleri   edindikten sonra, baꢀvuranın 2577 No.lu Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nda öngörülen altı   günlük süre ꢀartına uymadığını ileri sürerek baꢀvuruyu reddetmiꢀtir. Đlk derece mahkemesi,   Bakanlığın geçici sığınma talebinin reddedilmesi ve baꢀvuranın sınır dıꢀı edilmesi yönündeki   kararının 18 Mayıs 2007 tarihinde baꢀvurana tebliğ edildiğini ve baꢀvuranın en geç 17   Temmuz 2007 tarihi itibariyle sözkonusu karara itiraz etmesi gerektiğini kaydetmiꢀtir.   Mahkeme, baꢀvuranın Adana Emniyet Müdürlüğü’ne yazdığı 17 Ekim 2007 tarihli dilekçe ve   AĐHM’ye yaptığı baꢀvurunun altı günlük sürenin iꢀlemesine engel teꢀkil etmediğini   kaydetmiꢀtir.   Baꢀvuranın temsilcisi, 20 Haziran 2008 tarihinde, 20 Mart 2008 tarihli kararı temyiz   etmiꢀtir. Baꢀvuranın temsilcisi, dilekçesinde, baꢀvuranın itirazını reddeden Bakanlık kararının   kendisine tebliğ edilmediğini ve 25 Nisan 2007 tarihli belgeyi ceza davası dosyasından   tesadüfen bulduğunu kaydetmiꢀtir.   Temmuz 2008 tarihinde, Ankara Đdare Mahkemesi Baꢀkanı, baꢀvuranın temsilcisine   mahkeme ücretinin ödenmediğini ve on beꢀ gün içerisinde posta yoluyla 161.80 YTL ödemesi   gerektiğini bildirmiꢀtir. Baꢀvuranın temsilcisi, söz konusu miktarın ödenmemesi halinde   baꢀvuranın temyiz hakkından feragat etmiꢀ sayılacağı konusunda uyarılmıꢀtır.   Ağustos 2008 tarihinde, baꢀvuranın temsilcisi, posta havalesi yoluyla 162 YTL’lik   miktarı ödemiꢀtir.   Ekim 2008 tarihinde, Ankara Đdare Mahkemesi, baꢀvuranın temsilcisinin yapılan   uyarıya rağmen mahkeme ücretini ödemediği gerekçesiyle baꢀvuranın temyiz hakkından   feragat ettiğine karar vermiꢀtir.   Ocak 2009 tarihinde, baꢀvuranın temsilcisi, mahkeme ücretini ödediğini iddia   ederek 24 Ekim 2008 tarihli karara itiraz etmiꢀ ve dilekçesini desteklemek üzere posta   havalesinin bir kopyasını ibraz etmiꢀtir.   ꢁubat 2009 tarihinde, Ankara Đdare Mahkemesi, 12 ꢁubat 2009 tarihinde açtığı   temyiz davasıyla ilgili olarak, baꢀvurana, temsilcisinin mahkeme ücretini ödemediğini   bildirmiꢀtir.   Mart 2009 tarihinde, baꢀvuranın avukatı, 175 YTL tutarındaki mahkeme ücretini   posta havalesi yoluyla ödemiꢀtir.   C. Baꢀvuranın Fatih Polis Karakolu’nda tutulması   Adana Ağır Ceza Mahkemesi’nin baꢀvuranın tutuksuz yargılanmasına iliꢀkin 12 Nisan   tarihli kararının ardından, baꢀvuran serbest bırakılmamıꢀ ve Adana Emniyet Müdürlüğü   Yabancılar ꢁubesi’ne götürülmüꢀtür.   Nisan 2007 tarihinde, baꢀvuran, Adana’da bulunan Fatih Polis Karakolu’na   gönderilmiꢀtir.   Aralık 2007 tarihinde, baꢀvuranın temsilcisi, Emniyet Genel Müdürlüğü’nden   baꢀvuranın serbest bırakılmasını talep etmiꢀtir. Baꢀvuranın temsilcisi, baꢀvuranın küçük bir   hücrede tutulduğunu ve AĐHM’nin, 26 Ekim 2007 tarihinde, yeni bir talimat verilinceye   kadar baꢀvuranın Tunus’a sınır dıꢀı edilmemesi gerektiğini Türk Hükümeti’ne bildirdiğini   kaydetmiꢀtir.   Baꢀvuranın temsilcisi, talebine herhangi bir karꢀılık alamamıꢀtır.   Mart 2008 tarihinde, baꢀvuranın temsilcisi, Đçiꢀleri Bakanı, Adana Valisi, Adana   Emniyet Müdürü ve Adana Emniyet Müdürlüğü Yabancılar ꢁubesi Müdürü hakkında Adana   Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuꢀtur. Baꢀvuranın temsilcisi, söz konusu   ꢀahısların kanuna aykırı bir ꢀekilde baꢀvuranı özgürlüğünden mahrum bıraktıklarını ve   baꢀvuranın on aylık süre boyunca küçük bir hücrede alıkonmasının kötü muamele   oluꢀturduğunu iddia ederek ilgili kiꢀiler hakkında soruꢀturma baꢀlatılmasını talep etmiꢀtir.   Baꢀvuranın temsilcisi, normal ꢀartlarda Türkiye’deki sığınmacılara geçici ikamet izni   verilmesi nedeniyle baꢀvuranın alıkonması için herhangi bir yasal dayanağın bulunmadığını   kaydetmiꢀtir. Baꢀvuranın temsilcisi, ayrıca, hücredeki havalandırmanın yetersiz olduğunu ileri   sürmüꢀtür. Baꢀvuran dıꢀarıdan tamamen soyutlanmıꢀ ve baꢀvuranın açık hava egzersizi   yapmasına izin verilmemiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuran doktora eriꢀim hakkından da mahrum   bırakılmıꢀtır. Baꢀvuranın diꢀi ağrıdığında diꢀ hekimi tarafından muayenesine izin verilmemiꢀ   ve baꢀvuran polis memurlarının kendisine verdiği ilacı kullanmak zorunda kalmıꢀtır.   Nisan 2008 tarihinde, Adana Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın sınır dıꢀı amacıyla   polis tarafından alıkonmasında Đçiꢀleri Bakanı’nın herhangi bir suçu olmadığını belirterek   Đçiꢀleri Bakanı aleyhinde ceza kovuꢀturması yapılmamasına hükmetmiꢀtir.   Eylül 2008 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın avukatının Adana   Valisi aleyhinde kovuꢀturma baꢀlatılması yönündeki talebinin uygulanmamasına   hükmetmiꢀtir.   Aynı gün, baꢀvuranın temsilcisi, müvekkilinin Fatih Polis Karakolu’ndan serbest   bırakılması talebiyle Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı Yabancılar, Hudutlar ve Đltica   Dairesi’ne, Adana Emniyet Müdürlüğü’ne ve TBMM Đnsan Hakları Komisyonu’na dilekçe   yazmıꢀtır.   Bu arada, baꢀvuran, 1 Ekim 2007 ile 3 Kasım 2008 tarihleri arasında, Adana Devlet   Hastanesi’nde yedi kez muayene olmuꢀ ve tedavi görmüꢀtür. Baꢀvuran, göz doktoru, diꢀ   hekimi ve solunum sorunlarıyla ilgili olarak bir pratisyen hekim tarafından muayene   edilmiꢀtir.   Baꢀvuran, 7 Kasım 2008 tarihinde, Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma   Merkezi’ne gönderilmiꢀtir.   Ocak 2009 tarihinde, TBMM Đnsan Hakları Komisyonu Baꢀkanı, baꢀvuranın   temsilcisine, baꢀvuranın sınır dıꢀı süreci tamamlanıncaya kadar alıkonacağını ve Kırklareli   Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’ne gönderildiğini bildirmiꢀtir.   D. Tunus’ta baꢀvuran hakkında açılan ceza davası   Belirtilmeyen bir tarihte, Tunus’ta, yasadıꢀı bir örgüte üye olmak, örgüte yardım ve   yataklık etmek ve mali destek sağlamak suçlarından baꢀvuran ve diğer on iki kiꢀi hakkında   ceza davası açılmıꢀtır. Baꢀvuran tarafından Arapçadan Türkçeye çevrilen bir belgeye göre, 12   Ocak 2008 tarihinde, Tunus’ta bulunan bir ceza mahkemesi, baꢀvuranı yasadıꢀı bir örgüte üye   olmak suçundan mahkum etmiꢀ ve beꢀ yıl hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   HUKUK   I.   SINIR DIꢁI ĐꢁLEMLERĐYLE ĐLGĐLĐ OLARAK AĐHS’NĐN 2. VE 3.   MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, Tunus’a iade edilmesi halinde ölüm veya kötü muamele görme tehlikesiyle   karꢀı karꢀıya kalacağı iddiasıyla AĐHS’nin 2 ve 3. maddelerinin ihlal edildiği konusunda   ꢀikayetçi olmuꢀtur.   AĐHM, baꢀvuranın ꢀikayetinin yalnızca AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında   incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir (Abdolkhani ve Karimnia, no. 30471/08; N.A./   Đngiltere, no. 25904/07; Said / Hollanda, 2345/02).   A. Kabuledilebilirlik   AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca baꢀvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Hükümet, baꢀvuranın geçici sığınma talebinin yetkili makamlar tarafından incelenerek   reddedildiğini ifade etmiꢀtir. Hükümet, bu bağlamda, baꢀvuranın yasadıꢀı yollardan   Türkiye’ye giriꢀ yaptığını ve birkaç yıl boyunca sığınma talebinde bulunmadığını   kaydetmiꢀtir. Hükümet, ayrıca, baꢀvuranın Ennahda ve El Kaide terör örgütlerine üye olmakla   suçlandığını belirtmiꢀtir. Hükümet, Đçiꢀleri Bakanlığı’nın, AĐHS’nin 3. maddesinde öngörülen   ꢀartları, Mültecilerin Hukuki Statüsüne Đliꢀkin 1951 Sözleꢀmesi hükümlerini ve BMMYK’nin   baꢀvurana mülteci statüsünün tanınması yönündeki kararını göz önünde bulundurarak   baꢀvuranın talebini değerlendirdiğini ileri sürmüꢀtür. Hükümet, baꢀvuranın Tunus’a iadesinin   herhangi bir tehlike yaratmayacağı sonucuna varmıꢀtır.   Baꢀvuran, Tunus’ta, silahlı bir örgüt olmayan Ennahda’ya üye olmak suçundan   gıyabında mahkum edilerek hapis cezasına çarptırıldığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, uluslararası   sivil toplum örgütleri tarafından hazırlanan raporlarda, terör ꢀüphelilerinin iꢀkence ve kötü   muameleye maruz bırakıldıklarının belirtildiğini ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, baꢀvuranın Ennahda üyesi olduğunu iddia ettiğini ve Tunus’ta terör örgütüne   üye olmak suçundan mahkum edildiğini ve beꢀ yıl hapis cezasına çarptırıldığını gösteren bir   belge sunduğunu gözlemlemektedir. AĐHM, ayrıca, Hükümet’in söz konusu iddiaların   doğruluğuna itiraz etmediğini gözlemlemektedir. Ayrıca, baꢀvuran Türkiye’de El Kaide üyesi   olmakla suçlandığında, Adana Cumhuriyet Savcısı, Ennahda üyesi olduğu ꢀüphesiyle   Tunus’ta baꢀvuran hakkında yakalama emri çıkartıldığını kaydetmiꢀtir. Dolayısıyla, AĐHM,   baꢀvuranın Tunus’taki Ennahda terör örgütüne üye olduğuna dair herhangi bir ꢀüphe   bulunmadığı sonucuna varır.   Bu bağlamda, AĐHM, yukarıda bahsi geçen Saadi – Đtalya (no. 37201/06) kararında,   Uluslararası Af Örgütü ile Đnsan Hakları Đzleme Örgütü raporlarında Tunus’ta rahatsız edici   bir durumun mevcut olduğunun belirtildiğini gözlemlemiꢀtir. AĐHM, söz konusu raporlarda,   terörle suçlanan kiꢀilere iꢀkence edildiği ve kötü muamelede bulunulduğuna dair çok sayıda   vaka bulunduğundan bahsedildiğini kaydetmiꢀtir (Saadi). AĐHM, bu davada, Saadi kararında   yapmıꢀ olduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir gerekçe bulunmadığı   kanaatindedir.   Ayrıca, Hükümet, iddia edildiği üzere, geçici sığınma talebiyle ilgili olarak baꢀvuranla   görüꢀüldüğünü veya ulusal makamların söz konusu talebi AĐHS’nin 3. maddesinin gerekleri   uyarınca incelediğini gösteren herhangi bir belge sunmamıꢀtır. Ayrıca, sınır dıꢀı kararının 17   Ekim 2007 tarihinde baꢀvurana tebliğ edilmesine rağmen Ankara Đdare Mahkemesi’nin   baꢀvuruyu zamanaꢀımına uğradığı gerekçesiyle reddetmesi nedeniyle, baꢀvuranın davası adli   incelemeye tabi tutulmamıꢀtır. AĐHM, Đçiꢀleri Bakanlığı’nın Ankara Đdare Mahkemesi   önündeki dava dosyasına konmak üzere söz konusu belgeyi ibraz edip etmediği ya da sınır   dıꢀı emrinin baꢀvuru yapıldıktan sonra baꢀvurana tebliğ edildiği hususunun Ankara Đdare   Mahkemesi tarafından dikkate alınıp alınmadığı konusunu netliğe kavuꢀturamamıꢀtır. Ayrıca,   mahkeme ücretlerinin baꢀvuranın avukatı tarafından ödenmiꢀ olmasına rağmen, ödenmediği   öne sürülerek avukatın temyiz talepleri reddedilmiꢀtir. Özetle, idari makamlar baꢀvuranla   görüꢀme yapmamakla kalmamıꢀ, ayrıca, baꢀvuranın Tunus’ta risk altında bulunduğu   iddiasının esası adli makamlar tarafından incelenmemiꢀtir.   Baꢀvuranın geçici sığınma talebinin incelenmesine iliꢀkin tek belge, Adalet   Bakanlığı’nın Adana Savcılığı’na gönderdiği 24 Nisan 2007 tarihli yazıdır. Yazıda baꢀvuranın   geçici sığınma talebinin, terör bağlantılı suçlarla itham edilmiꢀ olması ve kamu düzeni ve   güvenliğine bir tehdit oluꢀturduğu gerekçesiyle idari makamlarca reddedildiği belirtilmiꢀtir.   AĐHM bu bağlamda AĐHS'nin 3. maddesinin kesin niteliğini hatırlatır: bir devletin 3. madde   bağlamında sorumluluğu bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla kötü muameleye uğrama   tehlikesi ile sınırdıꢀı etmek için ortaya konulan gerekçelerin ağırlığının karꢀılaꢀtırılması,   sözkonusu muamele baꢀka bir devlet tarafından yapılmıꢀ olsa dahi mümkün değildir. Đlgili   ꢀahsın tutumu, ne kadar istenmeyen ve tehlikeli bir tutum olsa da dikkate alınamaz (bkz.   Chahal – Đngiltere, Karar raporları 1996-V; Saadi, yukarıda anılan; Abdolkhani ve Karimnia,   yukarıda anılan).   AĐHM ayrıca baꢀvuranın Tunus’a sınırdıꢀı edilmesi halinde maruz kalacağını iddia   ettiği tehlikelere iliꢀkin olarak BMMYK’nın vardığı sonuçlara yeterince önem vermelidir   (bkz. Jabari – Türkiye, no. 40035/98; N.A. – Đngiltere, yukarıda anılan; Abdolkhani ve   Karimnia, yukarıda anılan). Bu bağlamda AĐHM, BMMYK’nın, Türk yetkililerin aksine   baꢀvuranla görüꢀerek korkularının inanılırlığını ve ülkesindeki ꢀartlara iliꢀkin beyanının   doğruluğunu değerlendirdiğini gözlemler. BMMYK, bu görüꢀmenin sonucunda baꢀvuranın   ülkesinde kötü muamele tehlikesiyle karꢀı karꢀıya olduğunu tespit etmiꢀtir.   AĐHM, bu ꢀartlar altında, tarafların sunduğu delillerin, kendi isteğiyle edindiği delillerle   birlikte, baꢀvuranın Tunus’a sınırdıꢀı edilmesi halinde AĐHS'nin 3. maddesine aykırı bir   muameleye maruz kalma tehlikesi bulunduğuna karar vermesi için yeterli olduğunu tespit   etmiꢀtir. AĐHM bu bağlamda aynı zamanda Hükümetin, baꢀvuranın ülkesinde   karꢀılaꢀabileceği tehlikelere iliꢀkin iddialarını ꢀüpheye düꢀürecek herhangi bir savunma ya da   belge ortaya koyamadığını kaydeder (bkz. Abdolkhani ve Karimnia, yukarıda anılan).   Sonuç olarak AĐHM, baꢀvuranın Tunus’a geri gönderilmesi halinde AĐHS'nin 3.   maddesinin ihlal edileceğine karar vermiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 5/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran AĐHS'nin 5. maddesine dayanarak, Adana Ağır Ceza Mahkemesi’nin tutuksuz   yargılama ve beraat kararına rağmen yasal dayanağı olmadan uygulanan gözaltının kanunsuz   olduğunu öne sürmüꢀtür.   A. Kabuledilebilirlik   AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka   açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taꢀımadığını tespit eder. Bu nedenle   baꢀvurunun bu kısmı kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Hükümet, gözaltı iꢀleminin 5683 sayılı Kanun’un 23. maddesi ve 5682 sayılı Kanun’un   4. maddesine dayandığını ve baꢀvuranın AĐHS'nin 5/1 (f) maddesine uygun olarak sınırdıꢀı   iꢀlemleri sonuçlanana kadar tutulduğunu ifade etmiꢀtir.   Baꢀvuran gözaltının iç hukukta yasal dayanağı olmadığını ifade etmiꢀtir.   AĐHM, aynı mağduriyeti Abdolkhani ve Karimnia (yukarıda anılan) davasında   incelediğini hatırlatır. Sözkonusu davada sınırdıꢀı etmek amacıyla gözaltına alma ve gözaltı   süresinin uzatılması prosedürünü düzenleyen açık yasal hükümler bulunmaması nedeniyle   baꢀvuranların özgürlüklerinden mahrum edilmesinin AĐHS'nin 5. maddesine göre “hukuki”   olmadığını tespit etmiꢀtir.   AĐHM somut davayı incelemiꢀ ve yukarıda anılan Abdolkhani ve Karimnia kararındaki   tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek özel koꢀul tespit etmemiꢀtir.   Dolayısıyla AĐHS'nin 5/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   III. BAꢁVURANIN GÖZALTINDA TUTULMASI ĐLE BAĞLANTILI OLARAK   AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran AĐHS'nin 3. maddesine dayanarak, Fatih Polis Karakolunda yaklaꢀık 20 ay   süre ile kötü koꢀullarda tutulduğunu ve bu süre içerisinde kendisine yeterli tıbbi yardım   sağlanmadığını öne sürmüꢀtür.   A. Tıbbi yardım   Hükümet, baꢀvurana sağlığıyla ilgili olarak yeterli tıbbi destek sağlandığını ifade   etmiꢀtir. Hükümet, iddiası ile ilgili olarak baꢀvuranın doktorlarca muayene edildiğini gösteren   birtakım belgeler sunmuꢀtur.   AĐHM, baꢀvuranın, Fatih Polis Karakolunda tutulmakta iken, 1 Ekim 2007 ile 3 Kasım   tarihleri arasında birtakım tıbbi muayenelere tabi tutulduğunu gözlemler. Baꢀvuran,   özellikle solunum sorunları nedeniyle bir pratisyen hekim tarafından muayene edilmiꢀtir.   Ayrıca bir göz doktoru ve bir diꢀ hekimi tarafından muayene edilmiꢀtir. Her muayeneden   sonra kendisine ilaç yazılmıꢀ ya da tedavi kararı verilmiꢀtir.   Yetkililerin baꢀvuranın yeterince ayrıntılı doktor muayenesinden geçmesini sağlamıꢀ ve   baꢀvurana uygun tedavi imkanı sağlanmıꢀ olması nedeniyle AĐHM baꢀvuranın yeterli tıbbi   yardım aldığına karar vermiꢀtir. Dolayısıyla baꢀvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun   olması nedeniyle AĐHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.   B. Gözaltı koꢀulları   1. Kabuledilebilirlik   AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka   açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taꢀımadığını tespit eder. Bu nedenle   baꢀvurunun bu kısmı kabuledilebilir niteliktedir.   2. Esas   Hükümet baꢀvuranın, iddia edildiği gibi Fatih Polis Karakolunda gözaltında   tutulmadığını ancak karakolun bodrum katında bulunan misafirhanede tutulduğunu ifade   etmiꢀtir. Bodrum katta kapısı hiçbir zaman kilitli tutulmayan 6 oda ve yabancıların televizyon   izleyebilecekleri bir ortak alan bulunmaktaydı. 24 saat sıcak su ve bir ankesörlü telefon vardı.   Odalar klimalıydı ve merkezde tutulanlar dıꢀarı çıkıp karakol avlusunda futbol   oynayabiliyorlardı. Hükümet ayrıca baꢀvuranın tutulduğu odanın 20.58 m2 alana sahip   olduğunu kaydetmiꢀtir.   Baꢀvuran Fatih Polis Karakolunda 19 ay 26 gün tutulduğunu, kaldığı odanın kirli   olduğunu ve bodrum katta olması nedeniyle ciddi havasızlık sorunu olduğunu, odanın 12 m2   geniꢀliğe sahip olduğunu ve 10 kiꢀinin kalacağı ꢀekilde düzenlendiğini, ancak bazen aynı anda   kiꢀinin odada tutulduğunu, dolayısıyla bir yatağın 2-3 kiꢀi tarafından paylaꢀıldığını ifade   etmiꢀtir. Baꢀvuran, karakolun avlusuna sadece iki defa çıkma imkanı bulduğunu iddia   etmiꢀtir.   AĐHM, AĐHS'nin 3. maddesine göre devletin gözaltında/tutuklu bulunan ꢀahısların   insanlık onuruna saygıyla uyumlu ꢀekilde tutulmasını ve tedbirin infaz ꢀeklinin tutulu ꢀahsı,   gözaltı/tutukluluğun yapısında var olan, önlenemez sıkıntı düzeyini aꢀan yoğunlukta stres ve   ıstıraba tabi tutulmamasını ve ꢀahsın sağlık ve esenliğinin yeterince korunmasını sağlamaya   zorunlu olduğunu hatırlatır. Gözaltı/tutukluluk koꢀulları değerlendirilirken sözkonusu   koꢀulların kümülatif etkileri ve gözaltı/tutukluluğun süresi göz önünde bulundurulmalıdır   (bkz. Dougoz – Yunanistan, no. 40907/98; Kalashnikov – Rusya, no. 47095/99).   Somut davada AĐHM öncelikle baꢀvuranın Kırklareli Yabancılar Kabul ve Barındırma   Merkezi’ne naklinden önce, 12 Nisan 2007 - 7 Kasım 2008 tarihleri arasında, yani neredeyse   ay süre ile bir Polis Karakolunun bodrum katında tutulduğunu gözlemler. AĐHM ayrıca   Hükümetin Fatih Polis Karakolunun bodrum katının sıradan bir polis nezarethanesi olmayıp   yabancı uyruklu ꢀahısların tutulması için düzenlenmiꢀ bir “misafirhane” olduğunu iddia   ettiğini gözlemler. Ancak savunmacı Hükümet oradaki yaꢀam koꢀullarına iliꢀkin ifadelerini   desteklemek üzere belgeye dayalı deliller sunmamıꢀ, böylelikle karakolun bodrum katının   binanın geri kalanından farklı olduğu iddiasını kanıtlayamamıꢀtır. Bu nedenle AĐHM   baꢀvuranın, ꢀahısların CMK’nın ilgili hükümleri uyarınca en fazla dört gün gözaltında   tutulabilmesi için düzenlenmiꢀ sıradan bir polis nezarethanesinde yaklaꢀık 20 ay tutulduğunu   kabul etmektedir.   AĐHM bu bağlamda Avrupa Đꢀkencenin Önlenmesi Komitesi’nin (AĐÖK), gözaltında   bulundurulan göçmenlerin sıradan polis karakollarında bir süre geçirmek durumunda   kalabilmelerine karꢀın, bu tür yerlerdeki koꢀulların genellikle uzun gözaltı süreleri için uygun   olmaması nedeniyle buralarda tutuldukları sürenin mutlak asgari düzeyde tutulması   gerektiğini vurguladığını kaydeder. AĐHM, Fatih Polis Karakolundaki gözaltı ꢀartlarına iliꢀkin   iddialarının doğruluğunu teyit edememekle birlikte, baꢀvuranın karakolun bodrum katında   tutulduğu kesindir. Dolayısıyla, özellikle karakolda tutulduğu aꢀırı uzun süre dikkate   alındığında AĐHM, karakolun bodrum katındaki gözaltı koꢀullarının AĐHS'nin 3. maddesine   aykırı olarak aꢀağılayıcı bir muamele teꢀkil ettiği kanaatindedir.   Buna göre, baꢀvuranın gözaltı koꢀulları nedeniyle AĐHS'nin 3. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   IV. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran AĐHS'nin 5. maddesine dayalı olarak, 15 Ağustos 2006 tarihinde gözaltına   alındığında bir tercüman tahsis edilmediğini öne sürmüꢀtür. Ayrıca AĐHS'nin 6. maddesine   dayalı olarak, hakkında yürütülen iꢀlemler boyunca tercüman imkanı sağlanmadığını ileri   sürmüꢀtür. 6 ve 13. maddelere dayalı olarak, hakkında yürütülen ceza ve Danıꢀtay’da görülen   idari kovuꢀturmalarının makul bir süre içerisinde tamamlanmadığını; 8. maddeye dayalı   olarak, gözaltına alınması ve sınırdıꢀı etme amacıyla gözaltında tutulmasının özel ve aile   hayatına saygı gösterilmesi hakkına haksız bir müdahale oluꢀturduğunu öne sürmüꢀ, son   olarak hakkında çıkarılan sınırdıꢀı kararına iliꢀkin yargılamanın 7 no’lu Protokolün 1.   maddesine aykırı olduğunu iddia etmiꢀtir.   Dava olayları, tarafların ifadeleri ve AĐHS'nin 3 ve 5/1 maddelerinin ihlal edildiği tespiti   dikkate alındığında AĐHM, somut davada ortaya atılan temel hukuki sorunun incelenmiꢀ   olduğu kanaatindedir. Dolayısıyla baꢀvuranın AĐHS’ye dayalı kalan ꢀikâyetleri ile ilgili ayrı   bir hüküm verilmesinin gerekli olmadığına karar vermiꢀtir (bkz. örneğin, Kamil Uzun –   Türkiye, no. 37410/97; Çelik – Türkiye no. 1), no. 39324/02; Juhnke – Türkiye, no. 52515/99;   Getiren – Türkiye, no. 10301/03; Mehmet Eren – Türkiye, no. 32347/02).   V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran 64,000 Euro manevi, gözaltında bulunduğu sürede uğradığı gelir kaybına   karꢀılık olarak ise 16,625 Euro maddi tazminat ödenmesini talep etmiꢀtir.   Hükümet taleplere karꢀı çıkmıꢀtır.   AĐHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı   kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Ancak baꢀvuranın, sadece ihlal tespitiyle   yeterince tazmin edilemeyecek manevi zararlara uğramıꢀ olması gerektiğini kabul eder.   Đhlallerin ağırlığını dikkate alarak ve hakkaniyete uygun bir değerlendirmeyle baꢀvurana bu   baꢀlık altında 26,000 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.   AĐHM ayrıca, davanın özel koꢀullarını, AĐHS'nin 5/1 maddesinin ihlali tespitini ve   ihlalin sona erdirilmesi acil ihtiyacını dikkate alarak savunmacı devletin baꢀvuranın   tahliyesini mümkün olan en kısa zamanda sağlaması gerektiği kanaatindedir (bkz. Assanidze –   Gürcistan [BD], no. 71503/01).   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran ayrıca ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde tahakkuk eden masraf ve giderler   için 10,829 Euro talep etmiꢀ, talebini desteklemek üzere ulusal mahkemelere ödediği harç   makbuzları, telefon faturaları, bir adet Đstanbul - Adana uçak bileti fotokopisi ve kendisini   ulusal mahkemeler önünde temsil eden avukata ödediği miktarı gösteren bir fatura ibraz   etmiꢀtir. Ek olarak avukatının dava üzerinde toplam 21 gün 9 saat çalıꢀtığını ifade etmiꢀ ve   AĐHM’ye talebini destekleyici bir zaman çizelgesi ibraz etmiꢀtir.   Hükümet, sadece gerçekten tahakkuk etmiꢀ masrafların geri ödenebileceğini belirterek   talebe itiraz etmiꢀtir.   AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢀvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için   yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıꢀ ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.   Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak, Avrupa   Konseyi’nden alınan 850 Euro’luk adli yardım miktarı çıkarılmak üzere, tüm masraf ve   harcamalara karꢀılık olarak 3,500 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine   uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢀtir.     BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 2 ve 3. maddelerine dayalı ꢀikâyetler (sınırdıꢀı iꢀlemleri ve baꢀvuranın   gözaltında tutulmasına iliꢀkin olarak) ile 5/1 maddesine dayalı ꢀikâyetin kabuledilebilir;   tıbbi yardım sağlanmadığı iddiasına iliꢀkin, AĐHS'nin 3. maddesine dayalı ꢀikâyetin ise   kabuledilemez olduğuna;   2. Baꢀvuranın Tunus’a sınırdıꢀı edilmesinin AĐHS'nin 3. maddesine aykırı olacağına;   3. AĐHS'nin 2. maddesine dayalı ayrı bir sorun bulunmadığına;   4. Baꢀvuranın Fatih Polis Karakolu ve Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nde   tutulması nedeniyle AĐHS'nin 5/1 maddesinin ihlal edildiğine;   5. Baꢀvuranın Fatih Polis Karakolunda tutulması nedeniyle AĐHS'nin 3. maddesinin ihlal   edildiğine;   6. Baꢀvuranın AĐHS'nin 5, 6, 8 ve 13. maddeleri ile 7 no’lu Protokolün 1. maddesine dayalı   diğer ꢀikâyetlerinin ayrıca incelenmesine gerek bulunmadığına;   7. (a) Savunmacı devletin baꢀvuranın en kısa zamanda tahliye edilmesini sağlaması   gerektiğine;   (b) Savunmacı devletin baꢀvurana, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği   tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına   çevrilmek üzere:   (i) 26,000 (yirmi altı bin) Euro manevi tazminat;   (ii) Adli yardım olarak verilen 850 (sekiz yüz elli) Euro çıkarılmak üzere, 3,500 (üç   bin beꢀ yüz) Euro yargılama masraf ve giderleri;   (iii) bu miktarlara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;   (c) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa   Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   8. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları uyarınca 13 Nisan 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   11

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło