4661/02

WyrokETPCz2009-02-03ECLI:CE:ECHR:2009:0203JUD000466102

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość aresztu tymczasowego, brak skutecznego środka odwoławczego w celu zakwestionowania legalności zatrzymania oraz odmowa dostępu do adwokata podczas zatrzymania policyjnego naruszyły odpowiednio art. 5 ust. 3, art. 5 ust. 4 oraz art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że okres aresztu tymczasowego skarżącej był nadmierny, ponieważ sądy krajowe uzasadniały jego przedłużanie ogólnikowymi i stereotypowymi sformułowaniami. Stwierdził również, że krajowe środki odwoławcze w celu zakwestionowania legalności zatrzymania nie były skuteczne, ponieważ nie pozwalały na merytoryczną ocenę. W odniesieniu do art. 6, Trybunał podkreślił, że odmowa dostępu do adwokata od początkowych etapów zatrzymania policyjnego, zwłaszcza w przypadku nieletnich, stanowiła fundamentalne naruszenie prawa do rzetelnego procesu, którego nie mogły naprawić późniejsze, kontradyktoryjne postępowania, zwłaszcza gdy zeznania uzyskane bez adwokata były podstawą skazania.
Stan faktyczny
Skarżąca, Şükran Yıldız, urodzona w 1980 roku, została zatrzymana 22 września 1996 roku w wieku szesnastu lat pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji (PKK). Podczas zatrzymania policyjnego złożyła zeznania obciążające ją, nie mając dostępu do adwokata. Następnie była przesłuchiwana przez prokuratora i sędziego śledczego, również bez adwokata, gdzie zaprzeczyła zarzutom, po czym została tymczasowo aresztowana. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır skazał ją w 1999 roku, ale wyrok ten został uchylony przez Sąd Kasacyjny. Ostatecznie została zwolniona w sierpniu 2001 roku, a w 2002 roku Sąd Bezpieczeństwa Państwa ponownie ją skazał, opierając się w dużej mierze na jej zeznaniach policyjnych, co zostało podtrzymane przez Sąd Kasacyjny.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że pozostała część skargi jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji. 4. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c) Konwencji z powodu braku dostępu skarżącej do adwokata podczas zatrzymania. 5. Zasądza, że Rząd pozwany ma zapłacić skarżącej, w ciągu trzech miesięcy od daty, kiedy wyrok stanie się ostateczny, 4 500 EUR (cztery tysiące pięćset euro) tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 2 000 EUR (dwa tysiące euro) tytułem kosztów i wydatków, plus wszelkie należne podatki, które mają być przeliczone na liry tureckie według kursu wymiany obowiązującego w dniu płatności. 6. Stwierdza, że od upływu wspomnianego trzymiesięcznego okresu do momentu uregulowania płatności, należne będą odsetki zwykłe według stopy równej krańcowej stopie kredytowej Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe. 7. Oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   A V R U PA   OF E U R O P E   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ꢀÜKRAN YILDIZ – TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢁvuru no: 4661/02)   KARAR   STRAZBURG   ꢀubat 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Davanın nedeni, T.C. vatandaꢀı ꢁükran Yıldız’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne, 21 Haziran 2001 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin   Korunmasına Dair Sözleꢀme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine yaptığı   4661/02 sayılı baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu   avukatlarından Sayın Beꢀtaꢀ tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran, 1980 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir.   Baꢀvuran, 22 Eylül 1996’da, on altı yaꢀındayken, yasadıꢀı bir örgüt (PKK) üyesi   olduğu ꢀüphesiyle Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınmıꢀtır. Baꢀvuran,   sırasıyla 4 ve 8 Ekim 1996 tarihlerinde polise verdiği ifadelerde, aleyhindeki suçlamaları   kabul etmiꢀtir. Baꢀvuran, sorgulama sırasında avukat yardımı almamıꢀtır.   Baꢀvuran, 22 Ekim 1996’da, önce Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, daha sonra sorgu   hakimi huzuruna çıkartılmıꢀtır. Avukat yardımı almadan sırasıyla Cumhuriyet Savcısı ve   sorgu hakimi tarafından sorgulanmıꢀ ve aleyhindeki suçlamaları reddetmiꢀtir. Hakim,   suçlamaların ciddiyetini gözönünde bulundurarak, baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir.   Bunun ardından, baꢀvuranın avukat yardımı almasına izin verilmiꢀtir.   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 3 Aralık 1996 tarihinde   baꢀvuran ile diğer dokuz sanık aleyhinde dava açmıꢀtır. Baꢀvuran, PKK üyesi olmakla   suçlanmıꢀ ve Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi uyarınca cezalandırılması istenmiꢀtir.   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yargılama baꢀlamıꢀtır. Müteakip   yirmi duruꢀmada mahkeme, suçun niteliğini ve kanıtların durumunu göz önüne alarak   baꢀvuranın serbest bırakılması istemini reddetmiꢀtir.   Haziran 1999’da, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi baꢀvuranın PKK üyesi   olduğuna hükmetmiꢀ ve Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi uyarınca baꢀvuranı sekiz yıl dört ay   hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   Aralık 1999’da, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur.   Ağustos 2001’de baꢀvuran serbest bırakılmıꢀtır.   Nisan 2002’de, mahkeme kararını vermiꢀ ve Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi   uyarınca baꢀvuranı sekiz yıl dört ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Devlet Güvenlik Mahkemesi,   baꢀvuranın mahkumiyetine karar verirken, polise verilen ifadelere özel önem atfetmiꢀtir.   Yargıtay, 7 Ekim 2002’de, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını onamıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, tutukluluk süresinin makul süre ꢀartına uymadığı konusunda ꢀikayetçi   olmuꢀtur. Baꢀvuran, ayrıca, tutukluluğunun yasallığına itiraz edebileceği etkili bir iç hukuk   yolu bulunmadığı konusunda ꢀikayetçi olmuꢀ ve bu ꢀikayetlerini AĐHS’nin 5. maddesinin 3.   ve 4. paragraflarına dayandırmıꢀtır.   A. AĐHS’nin 5/3 maddesi   1. Kabuledilebilirlik   Hükümet, baꢀvuranın ꢀikayetini 21 Haziran 2001 tarihinde AĐHS’nin 5/3 maddesi   kapsamında sunduğundan, 22 Eylül 1996 ile 2 Haziran 1999 tarihleri arasında tutuklu   bulunduğu sürenin, 35/1 madde çerçevesinde belirlenen altı aylık süre aꢀımının dıꢀında   olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini savunmuꢀtur.   AĐHM, Solmaz - Türkiye (27561/02) kararında belirtilen ilkelere atıfta bulunur. Bu   kararda, baꢀvuran baꢀtan beri tutuklu kalmıꢀsa, birden fazla ve birbirini takip eder biçimde   gerçekleꢀen tutukluluk sürelerinin bütün olarak değerlendirilmesi ve altı aylık sürenin en son   sürenin bitiminden itibaren baꢀlaması gerektiği sonucuna varmıꢀtır. Mevcut davada,   baꢀvuranın tutukluluk hali, yakalandığı tarih olan 22 Eylül 1996 tarihinde baꢀlamıꢀtır. 2   Haziran 1999 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edilene   dek, AĐHS’nin 5/3 maddesi anlamında tutuklu kalmıꢀtır. O tarihten, Yargıtay’ın ilk derece   mahkemesinin kararını bozduğu 20 Aralık 1999 tarihinde dek, “yetkili bir mahkeme   tarafından mahkum edilmesinin ardından” 5/1(a) maddesi anlamında hapsedilmiꢀ, bu nedenle,   hükümlü bulunduğu bu süre, 5/3 madde kapsamı dıꢀında kalmıꢀtır. Baꢀvuran 20 Aralık 1999   tarihinden, serbest bırakıldığı 10 Ağustos 2001 tarihinde dek, yine, AĐHS’nin 5/3 maddesi   kapsamına girecek biçimde tutuklu yargılanmıꢀtır. Sonuç olarak, bu değiꢀik safhalar süresince   baꢀvuranın tutukluluğunun devam ettiği göz önünde bulundurulduğunda, altı aylık süre   yalnızca, tutuklu yargılandığı en son dönemin bitiminden itibaren, 10 Ağustos 2001 tarihinde   baꢀlamaktadır (Akyol - Türkiye, no. 23438/02).   Buna göre, AĐHM Hükümet’in itirazını reddeder.   AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ꢀikayetin dayanaktan yoksun olmadığını   kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.   2. Esas   AĐHM, yukarıda açıklandığı üzere, sözkonusu sürenin 22 Eylül 1996 tarihinde   baꢀvuranın yakalanmasıyla baꢀlayıp, 10 Ağustos 2001 tarihinde baꢀvuranın serbest   bırakılmasıyla bittiğini kaydeder. AĐHM’nin içtihadı doğrultusunda, AĐHS’nin 5/1(a) maddesi   kapsamında, baꢀvuranın mahkum olduktan sonra hükümlü bulunduğu 21 Mart 2001 ile 8   Ağustos 2001 tarihleri arasındaki süreyi düꢀtükten sonra, 5/3 maddesi kapsamında göz   önünde bulundurulacak süre dört yıl üç ayın üzerindedir. Yerel mahkemeler, baꢀvuranın   tutukluluğunu “suçun niteliği ve kanıtların durumu” gibi birbirinin aynı ve basmakalıp   ifadelerle sürekli olarak uzatmıꢀlardır.   AĐHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren davalarda sıklıkla AĐHS’nin 5/3   maddesinin ihlalini tespit etmiꢀtir (Atıcı / Türkiye, 19735/02; Solmaz, yukarıda kaydedilen;   Dereci / Türkiye, 77845/01; Taciroğlu / Türkiye, 25324/02).   AĐHM, kendisine sunulan tüm bilgi ve belgeler ıꢀığında, Hükümet’in, sözkonusu   davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak hiçbir delil veya savunma sunmadığı   kanısındadır. AĐHM, konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulundurarak, bu davada baꢀvuranın   tutukluluk süresinin gereğinden uzun ve AĐHS’nin 5/3 maddesine aykırı olduğu sonucuna   varmıꢀtır.   Dolayısıyla bu madde ihlal edilmiꢀtir.   B. AĐHS’nin 5/4 maddesi   1. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet, AĐHM’den, baꢀvuranın AĐHS’nin 5/4 maddesi kapsamındaki ꢀikayetini,   AĐHS’nin 35/1 maddesi kapsamında iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle   reddetmesini talep etmiꢀtir. Hükümet, AĐHM’nin Köse - Türkiye (50177/99) davasındaki   kararına atıfta bulunarak, baꢀvuranın eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 297-304.   maddeleri uyarınca devam eden tutukluluk haline itiraz etmediğini ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren davalarda Hükümet’in ön   itirazını zaten inceleyip reddettiğini hatırlatır (bkz. Koꢀti / Türkiye, 74321/01). AĐHM,   sözkonusu davada, içtihadından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koꢀul bulunmadığı   kanaatindedir. Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in ön itirazını reddeder.   AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ꢀikayetin dayanaktan yoksun olmadığını   kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.   2. Esas   Hükümet, iç hukukun, baꢀvuranın tutukluluğunun yasallığına itiraz edebileceği etkili   bir hukuk yolu sağladığını iddia etmiꢀtir.   Baꢀvuran, tutukluluğuna yaptığı itirazın yerel mahkemeler tarafından ciddi biçimde   değerlendirilmediğini ve basmakalıp sözlerle reddedildiğini ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren birçok davada, Hükümet’in   yukarıda anılan iddialarını reddettiğini kaydeder. AĐHM, Ceza Muhakemeleri Usulü   Kanunu’nun 298. maddesinin etkili bir hukuk yolu olarak değerlendirilemeyeceği ve   AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır (mutatis mutandis, Koꢀti ve   Diğerler, yukarıda kaydedileni; Nart / Türkiye, 20817/04; Öcalan / Türkiye [BD], 46221/99).   AĐHM, sözkonusu davada, daha önceki kararlarından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir   özel koꢀul bulunmadığı kanaatindedir.   Sonuç olarak, AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine karar verir.   II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, gözaltı sırasında avukata eriꢀim hakkından mahrum bırakıldığı için   savunma haklarının ihlal edildiği konusunda ꢀikayetçi olmuꢀ ve bu ꢀikayetini AĐHS’nin 6/3(c)   maddesine dayandırmıꢀtır.   A. Kabuledilebilirlik   AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ꢀikayetin dayanaktan yoksun olmadığını   kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Baꢀvuran, aleyhindeki ciddi suçlamalar ile olayların yaꢀandığı sırada reꢀit olmadığını   gözönünde bulundurarak, gözaltındayken avukat yardımı alma hakkının kısıtlanması   nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ifade etmiꢀtir.   Hükümet, yargılamanın adil olup olmadığı konusu değerlendirilirken, yargılamanın   tamamının gözönünde bulundurulması gerektiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, Devlet Güvenlik   Mahkemesi ile Yargıtay önündeki yargılama sırasında bir avukat tarafından temsil edildiği   için adil yargılanma hakkı ihlal edilmemiꢀtir.   AĐHM, Salduz / Türkiye kararında (no. 36391/02) benimsediği temel ilkeleri hatırlatır.   Sözkonusu davada, baꢀvuranın avukata eriꢀim hakkına getirilen kısıtlama sistematiktir   ve devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlardan dolayı gözaltına alınan   kiꢀilere uygulanmaktadır. AĐHM, ayrıca, baꢀvuranın savcılığın iddialarına itiraz edebileceği   sırada -tutukluluğunun ardından ve devam eden cezai takibat süresince- avukat eriꢀimi   olduğunu gözlemlemektedir. Ancak, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, mahkumiyet   kararını verirken, baꢀvuranın avukatı yokken polise verdiği ifadeleri kullanmıꢀtır. Dolayısıyla,   sözkonusu davada, baꢀvuranın avukata eriꢀim hakkına getirilen kısıtlamalardan etkilendiği   açıktır. Ne sonradan yapılan avukat yardımı ne de takip eden kovuꢀturmanın çekiꢀmeli niteliği   baꢀvuran gözaltındayken yapılan hataları telafi edebilir.   Ayrıca, AĐHM, sözkonusu davanın belirgin unsurlarından birinin baꢀvuranın yaꢀı   olduğunu kaydeder. AĐHM, reꢀit olmayan kiꢀilere gözaltı sırasında avukat yardımı   yapılmasına iliꢀkin uluslararası hukuk belgelerini gözönünde bulundurarak, bu hizmetin   önemini vurgulamaktadır (Salduz).   Özetle, duruꢀma ve temyiz sırasında baꢀvuranın aleyhindeki kanıtlara itiraz etme   imkanı bulunmasına rağmen, gözaltındayken avukat yardımı almaması baꢀvuranın savunma   haklarını telafi edilemez bir ꢀekilde etkilemiꢀtir.   Buna göre, sözkonusu davada AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesi ihlal   edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, maddi tazminat olarak 14,800 Yeni Türk Lirası (YTL) (yaklaꢀık 7,100   Euro), manevi tazminat olarak 30,000 YTL (yaklaꢀık 14,500 Euro) talep etmiꢀtir.   Hükümet, bu taleplere itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı   bulunmadığı kanaatindedir. Bu nedenle sözkonusu talebi reddeder. Ancak, AĐHM, baꢀvuranın   tek baꢀına tespit edilen ihlalle telafi edilemeyecek düzeyde manevi zarar görmüꢀ olabileceği   kanaatindedir. AĐHM, adil temellere dayanarak, bu baꢀlık altında 4,500 Euro ödenmesine   karar verir.   AĐHM, ayrıca, en iyi telafinin, baꢀvuranın talep etmesi halinde, AĐHS’nin 6/1   maddesinde yer alan ꢀartlara uygun olarak yeniden yargılanması olacağı görüꢀündedir   (mutatis mutandis, Gençel / Türkiye, no. 53431/99 ve Salduz, yukarıda kaydedilen).   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuranın avukatı, Diyarbakır Barolar Birliği’nin ücret cetveline atıfta bulunarak,   sözkonusu davanın hazırlanması ve AĐHM önünde sunulması için harcanan yirmi bir saat   karꢀılığında ödenen ücret ve diğer yargılama masraf ve giderleri için 12,650 YTL (yaklaꢀık   6,100 Euro) talep etmiꢀtir.   Hükümet, bu talebe itiraz etmiꢀtir.   AĐHM’nin içtihadına göre, bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, sözkonusu davada, elindeki bilgiye ve   yukarıdaki ölçütlere dayanarak, AĐHM önünde yapılan yargılama masraf ve giderleri için   2,000 Euro ödenmesine karar verir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;   4. Baꢀvurana gözaltı sırasında avukat yardımı yapılmadığı gerekçesiyle AĐHS’nin 6/1   maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine;   5. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten   itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na   çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet   tarafından baꢀvurana manevi tazminat olarak 4,500 Euro (dört bin beꢀ yüz Euro),   yargılama masraf ve giderleri için 2,000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin   yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal   kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 3 ꢁubat 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło