46661/99

WyrokETPCz2006-09-21ECLI:CE:ECHR:2006:0921JUD004666199

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący byli poddani nieludzkiemu lub poniżającemu traktowaniu podczas zatrzymania, a jeśli tak, czy mieli dostęp do skutecznego środka odwoławczego? Czy postępowanie karne przeciwko skarżącym było rzetelne, w szczególności w kontekście zeznań uzyskanych w trakcie zatrzymania i braku dostępu do adwokata? Czy domniemana presja medialna i polityczna naruszyła domniemanie niewinności skarżących?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w odniesieniu do Mehmet Faysala Söylemeza, ponieważ rząd nie przedstawił wiarygodnego wyjaśnienia obrażeń stwierdzonych na jego ciele po 16 dniach zatrzymania, będąc pod całkowitą kontrolą policji. Naruszenie art. 13 wynikało z nieskuteczności krajowego dochodzenia w sprawie tych zarzutów, które nie doprowadziło do wyjaśnienia faktów ani zidentyfikowania odpowiedzialnych. Naruszenie art. 6 §§ 1 i 3(c) dla Mehmet Faysala Söylemeza zostało stwierdzone z uwagi na wykorzystanie jako dowodu zeznań uzyskanych w warunkach naruszających art. 3, bez należytej oceny ich dopuszczalności przez sąd krajowy i w kontekście braku dostępu do adwokata. W przypadku pozostałych skarżących, zarzuty z art. 3 i 13 uznano za niedopuszczalne z powodu braku wystarczających dowodów lub okoliczności powstania obrażeń. Zarzuty z art. 6 §§ 1 i 3 dla Mehmet Sena Söylemeza i Mustafa Söylemeza uznano za bezzasadne, ponieważ mieli oni możliwość kwestionowania dowodów i byli reprezentowani przez adwokatów. Brak naruszenia art. 6 § 2 stwierdzono dla wszystkich skarżących, gdyż nie udowodnili oni wpływu presji medialnej na decyzje sędziów.
Stan faktyczny
Trzej skarżący, Mehmet Faysal Söylemez, Mehmet Sena Söylemez i Mustafa Söylemez, zostali zatrzymani w czerwcu 1996 roku w związku z zarzutami morderstwa, posiadania broni i innych przestępstw. Mehmet Faysal Söylemez twierdził, że był torturowany podczas 16-dniowego zatrzymania, co potwierdziły późniejsze raporty medyczne wskazujące na obrażenia. Mehmet Sena Söylemez został ranny w strzelaninie podczas zatrzymania, a Mustafa Söylemez również twierdził, że był źle traktowany. Wszyscy trzej zostali skazani przez sądy krajowe za morderstwo i inne przestępstwa, przy czym w przypadku Faysala Söylemeza sąd krajowy oparł się m.in. na zeznaniach uzyskanych w trakcie zatrzymania. Wszczęto postępowanie karne przeciwko funkcjonariuszom policji oskarżonym o złe traktowanie, ale zostali oni uniewinnieni z powodu braku "przekonujących i decydujących" dowodów.
Rozstrzygnięcie
Trybunał, jednomyślnie: 1. Stwierdza dopuszczalność skargi Mehmet Sena Söylemeza w zakresie art. 3 i 13 oraz skarg wszystkich skarżących w zakresie art. 6, a pozostałe części skargi uznaje za niedopuszczalne. 2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w odniesieniu do Mehmet Faysala Söylemeza. 3. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji w odniesieniu do Mehmet Faysala Söylemeza. 4. Stwierdza naruszenie art. 6 §§ 1 i 3(c) Konwencji w odniesieniu do Mehmet Faysala Söylemeza i brak konieczności badania pozostałych zarzutów dotyczących art. 6 w odniesieniu do niego. 5. Stwierdza brak naruszenia art. 6 §§ 1 i 3 Konwencji w odniesieniu do Mehmet Sena Söylemeza i Mustafa Söylemeza. 6. Stwierdza brak naruszenia art. 6 § 2 Konwencji w odniesieniu do wszystkich trzech skarżących. 7. Zasądza na rzecz Mehmet Faysala Söylemeza 8 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 3 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 8. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ   SÖYLEMEZ - TÜRKĠYE DAVASI   (BaĢvuru no: 46661/99)   KARARIN ÖZET ÇEVĠRĠSĠ   STRAZBURG   Eylül 2006   ĠĢbu karar AÎHS'nin 44§2 maddesinde belirtilen koĢullar çerçevesinde kesinleĢecektir. ġekli bazı   düzeltmelere tabi olabilir.   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri DıĢiĢleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Ġnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı   tarafından yapılmıĢ olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiĢ olması ve yukarıdaki telif hakkı   bilgisiyle beraber olması koĢulu ile DıĢiĢleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Ġnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle   ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (46661/99) baĢvuru no'lu davanın nedeni bu ülke   vatandaĢı olan Mehmet Faysal Söylemez, Mehmet Sena Söylemez ve Mustafa Söylemez'in   (baĢvuranlar) Avrupa Ġnsan Hakları Mahkemesi'ne (AĠHM) Avrupa Ġnsan Hakları SözleĢmesinin   (AĠHS) Temel Ġnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca 2 Aralık 1998 tarihinde   yapmıĢ olduğu baĢvurudur.   BaĢvuranlar, Ġstanbul Barosu avukatlarından A.R. Dizdar tarafından temsil   edilmektedirler.   OLAYLAR   I-OLAYIN KOġULLARI   BaĢvuranlar, sırasıyla 1964, 1961 ve 1966 tarihlerinde doğmuĢlardır ve MuĢ'ta ikamet   etmektedirler.   A. Olayların başvuranların üçü için de ortak olan seyri   Haziran 1996 tarihinde saat 14.00'de polis tarafından düzenlenen tutuklama tutanağı   Ġstanbul, EskiĢehir ve Ankara'da gerçekleĢen olayların akabinde ateĢli silahla cinayet iĢleme,   yaralama ve alıkoyma suçlarından baĢvuranların aleyhinde soruĢturma açıldığını belirtmektedir.   BaĢvuranlar, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından aranmaktaydılar. BaĢvuranlar, Mehmet   Faysal Söylemez ("Faysal"), Mehmet Sena Söylemez ("Sena") ve diğer iki kiĢi (Fevzi ġahin ve   Jandarma Karakol Komutanlığına bağlı jandarma eri Can Koksal) hepsi aynı aracın içindeyken   Pozantı (Adana) yolunun çıkıĢında bir arama ve kimlik kontrolü için Ġstanbul Emniyet   Müdürlüğü'ne bağlı altı polis tarafından durdurulmuĢlardır. Samih Tosunoğlu adma düzenlenmiĢ   sahte bir kimlik bulunduran Sena adlı baĢvuran ve Fevzi ġahin arabadan inmiĢler ve her biri bir   polis memuruna ateĢ etmiĢtir. Daha sonra, diğer iki yolcu aynı Ģekilde arabadan çıkmıĢ ve bu   kiĢilerle polis memurları arasında silahlı bir mücadele yaĢanmıĢtır. Mücadele sırasında, iki polis   memuru, Sena ve Fevzi ġahin yaralanmıĢlardır. Arabadaki yolcular silahlar, mermiler ve sahte   kimliklerle ele geçirilmiĢlerdir. Yaralı kiĢiler Adana Devlet Hastanesi'ne, diğerleri Adana   Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ġubesine götürülmüĢtür.   Haziran 1996 tarihli tutanak Faysal'ın sorgusunda silahların Eryaman'da (Ankara)   bir dairede bulunduğunu beyan ettiğini belirtmektedir. Adana Emniyet Müdürlüğü polisleri bir   araĢtırmaya baĢlamaları için Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ġubesindeki   meslektaĢlarını bu durumundan haberdar etmiĢtir. Aynı gün saat 14.00'de yapılan araĢtırma   sırasında, polis memurları boĢ dairede değiĢik ateĢli silahlar, Ģarjörler ve patlayıcılar ve de Sena   adma düzenlenmiĢ bir ehliyet, Polis Akademisi ve Polis Kolejlerine ait sekiz kimlik belgesi ve   Mustafa Söylemez ("Mustafa") adma düzenlenen eski bir kimlik bulmuĢlardır. Polis memurları   orada bunların dıĢında Türkiye Tabipler Birliği'ne ait bir kimlik belgesi, Sena adına   düzenlenmiĢ bir banka kartı ve Mehmet Söylemez adma düzenlenmiĢ bir banka kartı   bulmuĢlardır.   Haziran 1996 tarihinde, Adana Emniyet Müdürlüğü, Pozantı Cumhuriyet   BaĢsavcısına, yakalanan Faysal, Sena, Fevzi ġahin ve Can Koksal adlı baĢvuranların Ġstanbul   Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ġubesine teslim edilmeleri gerektiğini ve dava konusu   olayların Ġstanbul Cumhuriyet BaĢsavcılığı yetkisinde olduğu gerekçesiyle soruĢturmanın bu   makam, tarafından yapılması gerektiğini bildirmiĢtir.   12Haziran 1996 tarihinde, Mustafa Ankara'da yakalanmıĢtır.   13Haziran 1996. tarihinde, Ġstanbul Emniyet Müdürlüğünün talebi üzerine, Cumhuriyet   Savcısı baĢvuranların gözaltı süresini 24 Haziran 1996 tarihine kadar uzatmıĢtır.   Haziran 1996 tarihinde saat 13.30'da Ġstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı yedi polis   memuru tarafından düzenlenen ve Faysal adlı baĢvuran tarafından imzalanan arama tutanağında   Maltepe'de (Ġstanbul) bir dairede arama yapıldığı belirtilmektedir. Arama sırasında, bir pompalı   tüfek, bir üniforma, bir bloknot ve Ömer Çetinsaya'ya ait dokümanlar ele geçirilmiĢtir.   Aynı günün aynı saatinde Ġstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı daha önceki aramaya   katılan dört polis memuru tarafından daktiloyla yazılan ve Faysal adlı baĢvuran tarafından   imzalanan arama tutanağı bunlara ek olarak "Faysal Söylemez" adlı baĢvurana ait bir hatıra   defteri, bir banka cüzdanı ve Yusuf Söylemez adlı baĢvurana ait bir pasaport, bir telefon fihristi,   Ömer Çetinsaya tarafından imzalanmıĢ boĢ kağıtlar, "Alaturka" adlı Ģirkete iliĢkin belgeler, 12   ġubat 1996 tarihinde noter huzurunda Ömer Çetinsaya ve Ümit Atay arasında imzalanmıĢ   muvakkat devir senedi ve de Kadıköy'de bulunan bir evin krokisi ele geçirildiğini belirtmektedir.   13Haziran 1996 tarihinde üç polis memuru tarafından hazırlanıp Mustafa adlı baĢvuran   tarafından imzalanan, olayların ve ele geçirilenlerin yeniden düzenlenmesine iliĢkin tutanak   Mustafa adlı baĢvuranın kendisine ve kardeĢlerine ait silah ve malzeme deposu transferi için   Mercedes marka bir araçla Ankara Eryaman semtinde bulunan bir daireye gittiğini beyan   ettiğini belirtmektedir. BaĢvuran aracını Cebeci Cami yanında bırakmıĢtır. BaĢvuran silahların   bulunduğu daireye beraber gittikleri Nazif Yavuz adlı bir kiĢiyle karĢılaĢmıĢtır. Daireye   geldiklerinde, baĢvuran, polisin içerde olduğunu anlamıĢ ve kaçmıĢtır. BaĢvuran silahlı çatıĢma   sonucunda yakalanmıĢtır. Mustafa aracın kapılarını açmıĢ ve polis, baĢka Ģeylerle birlikte, üç   adet kalaĢnikof tabanca, on adet Ģarjör ve kalaĢnikof tabanca için yüz adet mermi, bir adet el   bombası, AA. isimli bir Ģahıs, Mustafa ve Faysal adlı baĢvuranlar adına düzenlenmiĢ kimlikler,   Genel Kurmay BaĢkanlığı tarafından Faysal adlı baĢvurana verilmiĢ silah taĢıma ruhsatı, Sena   adlı baĢvurana ait bir banka cüzdanı ve Faysal adlı baĢvurana ait diğer bir banka cüzdanı, tescil   edilmiĢ bir plaka, Faysal adlı baĢvurana ait bir banka kartı, iki adet eĢofman altı, iki adet kot   pantolon, üç adet erkek gömleği, üç adet erkek bermudası, pijamalar vs... ele geçirmiĢtir.   Haziran 1996 tarihinde saat 11.00'de Emniyet Müdürlüğüne bağlı polis   memurlarınca düzenlenen ve Faysal adlı baĢvuran tarafından imzalanan arama tutanağında   polis memurlarının Faysal adlı baĢvuran ve suç ortaklan tarafından kullanılmıĢ olan ve   Ümitköy'de bulunan bir dairede arama yaptıkları belirtilmektedir. Polis memurları orada   özellikle ateĢli silahlar, bir roket-atar ve roket-atar için malzeme ele geçirmiĢlerdir.   Haziran 1996 târihinde, Ġstanbul Emniyet Müdürlüğü, Faysal, Sena, Fevzi ġahin ve   Can Koksal adlı kiĢilerin cinayet, alıkoyma, çek ve ticaret senedi Ģeklindeki belgelerin zorla   alınması, emtia ve arazi sermayesinin transferi suçlarından yakalandıkları hakkında Cumhuriyet   Savcısını bilgilendirmiĢtir.   Haziran 1996 tarihinde saat 11.00'de Ġstanbul Adli Tıp Kurumunca düzenlenen sağlık   raporu Mustafa adlı baĢvuranın vücudunda hiçbir darp izi bulunmadığını belirtmektedir. Kurum   doktoru, Sena adlı baĢvuranın sağ omzunun altında üzerinde mermi yarası bulunan bir ekimoz ve   sağ göğüs kasmm içinin yakınında üzerinde bir santimetrelik mermi çıkıĢ izi bulunan a-tipik bir   yara teĢhis etmiĢtir. Kurum doktoru, 11 Haziran 1996 tarihinde Samih Tosunoğlu adına Balcı   Hastanesi tarafından düzenlenen ve Sena'nm vücudunda tespit edilen yara izlerine uyan sağlık   raporunu göz önüne almıĢtır.   Haziran 1996 tarihinde, Sena adlı baĢvuran Ġstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi   Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiĢtir. BaĢvuran, Pozantı'da (Adana) meydana gelen silahlı   çatıĢma sırasında yaralandığını, Adana Hastanesi'nde tedavi gördüğünü ve gözlerini bağlayan   polis memurlarınca sorgulanmak için bu hastaneden çıkarıldığını beyan etmiĢtir. BaĢvuran, ifade   vermediği halde polis memurlarının kendisinin okuyamadığı bir ifade hazırladıklarını iddia   etmektedir. BaĢvuran, polis memurlarının kendisini bu ifadeyi imzalamaya zorlamak için elini   tuttuklarım iddia etmektedir. BaĢvuran, gözaltı sırasındaki beyanına itiraz etmektedir. BaĢvuran,   bunun dıĢında, Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 2 Nisan 1994 tarihinde gerçekleĢen üç   kiĢinin öldürülmesi olayı için yargılandığını ve Antalya yakınında saklanmak istediğini beyan   etmiĢtir. BaĢvuran, polis memurlarına ateĢ etmediğini eklemektedir ve kendisine isnat edilen   suçlamaları reddetmektedir.   Aynı gün, Cumhuriyet Savcısı, Ġstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi hâkiminden   Mustafa ve Sena adlı baĢvuranların tutuklu yargılanmasına karar vermesini talep etmiĢtir.   Haziran 1996 tarihinde, Ġstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi hâkimi, Mustafa ve   Sena adlı baĢvuranları dinlemiĢtir. Mustafa adlı baĢvuran kendisine yöneltilen suçlamaları   reddetmiĢ, Çetinsaya ve PiĢkinbaĢ cinayetlerine karıĢmadığını beyan etmiĢtir. BaĢvuran,   Cumhuriyet Savcısı önünde verdiği ifadeyi ve 17 Haziran 1996 tarihinde Ankara Emniyet   Müdürlüğü'nde verdiği ifadeyi, kendisinin gözleri bantlıyken ve ifadesini okumamıĢken polis   memurlarını kendisini bu ifadeyi imzalamaya zorladıkları için kabul etmiĢtir. Sena adlı baĢvuran,   Pozantı'da yakalandığını ve silahlı çatıĢma sırasında, mermiyle sağ kolundan, sağ omzundan ve   göğsünden yaralandığını beyan etmiĢtir. BaĢvuran, 23 Haziran 1996 tarihinde gözaltı sırasında   verdiği ifadeyi polis memurlarının kendisini ifadeyi imzalamaya zorlamak için elini tuttukları   gerekçesiyle inkâr etmiĢtir. Hâkim, Mustafa ve Sena adlı baĢvuranların tutuklu yargılanmalarına   karar vermiĢtir.   Kasım 1996 tarihinde, Ġstanbul Cumhuriyet Savcısı, Ankara Cumhuriyet Savcısından   baĢvurana isnat edilen Ankara'da gerçekleĢmiĢ suçlamalara iliĢkin ek bilgi talep etmiĢtir.   B. Mehmet Faysal Söylemez adlı başvurana göre olaylar   Haziran 1996 tarihinde, baĢvuran, Ġstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polis   memurlarınca Pozantı'da (Adana) yakalanmıĢtır.   Haziran 1996 tarihinde, saat 15.30'da düzenlenen geçici sağlık raporu baĢvuranın   vücudunda darp veya Ģiddet izi bulunmadığını belirtmektedir.   Haziran 1996 tarihinde, Ġstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı   Sena ve Faysal adlı baĢvuranların gözaltı sürelerini 24 Haziran 1996 tarihine kadar uzatmıĢtır.   Haziran 1996 tarihinde, polis memurları baĢvuran eĢliğinde Maltepe'de (Ġstanbul) bir   dairede arama yapmıĢlardır.   Haziran 1996 tarihinde, polis memurları baĢvuran eĢliğinde Ankara'da bir dairede   arama yapmıĢlardır.   Haziran 1996 tarihinde, baĢvuran polise ifade vermiĢ ve kendisine isnat edilen suçlan   kabul etmiĢtir.   Gözaltı sırasında baĢvurana bir avukat eĢlik etmemiĢtir.   Haziran 1996 tarihinde saat 14.10'da düzenlenen sağlık raporu baĢvuramn   vücudunda darp ya da Ģiddet izi bulunmadığını belirtmektedir.   Haziran 1996 tarihinde, baĢvuran tutuklu yargılanmasına hükmeden hakim tarafından   dinlenmiĢtir. BaĢvuran kendisine isnat edilen suçları reddetmiĢ ve Hakan Çetinsaya ile Halil   PiĢkinbaĢ adlı kiĢileri kendisinin öldürmediğini beyan etmiĢtir. BaĢvuran Cumhuriyet   Savcılığı'nda verdiği ifadeyi kabul etmiĢtir. Hakim, baĢvuranın polis önünde verdiği ifadeleri   okumuĢtur. Ġlgili, bu ifadeleri, gözleri bantlı halde bunları imzaladığmı ve iĢkence gördüğünü   vurgulayarak reddetmektedir. Hakim, darp ve Ģiddet izine rastlanmadığını belirten 25 Haziran   tarihli sağlık raporunu okumuĢtur. BaĢvuran söyleyecek bir Ģeyi olmadığını beyan etmiĢtir.   BaĢvuran, on altı gün boyunca gözaltında tutulduğunu ve bir zaman sonra iĢkence izlerinin   kaybolduğunu belirtmiĢtir.   Haziran 1996 tarihinde hapishane doktorunca düzenlenen sağlık raporu, Faysal adlı   baĢvuranın vücudunda biri 1x1 cm ebadında sol kolunda, diğeri 2x1 cm ebadında göğsünün   sağ tarafında olmak üzere iki eski ekimoz bulunduğunu belirtmektedir (raporun geri kalanı   okunmamaktadır).   BaĢvuran, 18 Ekim 1996 tarihindeki ifadesinde, Cumhuriyet Savcısı'na, 11 Haziran 1996   tarihinde Pozantı'da yakalandığını daha sonra Ġstanbul'dan gelen polis memurlarınca ifadesinin   alındığı, Adana Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüğünü beyan etmiĢtir. BaĢvuran, gözaltı   sırasında iĢkence gördüğünü belirmektedir. BaĢvuran, hakarete uğradığını ve Filistin askısı için   kullanılan tahtayla dövüldüğünü, cinsel organına ve ayak parmaklarına elektroĢok   uygulandığını, suyla ıslatılıp buz kalıpları içine konduğunu sonra vücut ısısının normalin altına   düĢmesini engellemek için tekrar sıcak suyla ıslatıldığını beyan etmektedir. Bunların dıĢında   baĢvuran, bazen kedisine Ģırınga batırıldığını belirtmektedir. Daha sonra, baĢvuran, muayene l   baĢlamadan önce beĢ polis memurunun doktorla anlaĢtığını ileri sürdüğü Adana Devlet   Hastanesi'ne götürülmüĢtür. BaĢvuran, doktorun polis memurlarının yanında kendisini muayene   etmediğini ama kendisine bir Ģeyi olup olmadığını sorduklarını belirtmiĢtir. BaĢvuran, polis   memurlarının yanında hiçbir Ģey açıklamadığını söylemektedir. Daha sonra, baĢvuranın gözleri   bantlanmıĢ ve yine yukarıda anlatılanla aynı tarzda iĢkence gördüğü yer olan Ġstanbul'a   götürülmüĢtür. BaĢvuran, bazı belgeleri imzaladığını beyan etmiĢtir. Daha sonra, baĢvuran   kardeĢi Mustafa'nın da tutuklu bulunduğu Ankara'ya götürülmüĢtür. Burada kendisi ve kardeĢi   iĢkence görmüĢler ve belgeler imzalamıĢlardır. BaĢvuran, Ġstanbul'da kendisine iĢkence   uygulayan polis memurlarının emniyet Müdürü Refik, bölüm komiseri ġentürk ve Komiser   Derya olduklarını beyan etmektedir.   Bu ifadeden soma, 27 Haziran 1996 tarihinde, baĢvuran, BayrampaĢa Cezaevi doktoru   tarafından muayene edilmiĢ ve sağlık taraması için davet aldığı halde, Adli Tıp Kurumu'ha   gidememiĢtir.   Ekim 1996 tarihinde saat 16.30'a doğru Ümraniye E tipi cezaevinin yönetimi   tarafından düzenlenen sağlık raporu baĢvuranın sağ göğüs bölgesinde muhtemelen eski bir   ekimoza bağlı olarak 1x1 cm ebadında bir hiperpigmantasyon ve baĢvuranın bazen iki kolunda   ve ellerinin tersinde sızlamalar olduğunu tespit etmiĢtir (raporun geri kalanı okunmamaktadır).   Üsküdar Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen ve dermatolojik incelemeye iliĢkin 5   Kasım 1996 tarihli sağlık raporunda özellikle sağ göğüs bölgesinde bulunan 1x1 cm ebadında   eski bir ekimoza bağlı olan bir hiperpigmantasyon ve iki kol ve iki elde sızlamalar olduğu tespit   edilmiĢtir. Doktor, baĢvuranın bir nöroloji merkezinde muayene edilmesini talep etmiĢtir.   Mart 1997 tarihinde, baĢvuran, içeriğinde kendisine isnat edilen suçları inkar ettiği,   masum olduğunu ileri sürdüğü ve gözaltı sırasında iĢkenceye maruz kaldığını iddia ettiği 23   sayfalık bir belgeyi el yazısıyla yazmıĢtır.   C. Mehmet Sena Söylemez (Samih Tosunoğlu adıyla yakalanan) adlı başvurana   göre olaylar   Haziran 1996 tarihinde, saat 2.45'de Balcalı Hastanesi tarafından düzenlenen sağlık   raporunda baĢvuranın vücudunda iki mermi giriĢ-çıkıĢ yeri bulunduğu belirtilmektedir. Öte   yandan, doktor, baĢvuranın hayatının tehlikede olmadığını belirtmiĢtir.   Haziran 1996 tarihinde polis tarafından hazırlanan tutanakta, çatıĢma sırasında   yaralanan Murat Uzun ve Ziayyettin Ferman adlı polis memurları ile Fevzi ġahin ve Semih   Tosunoğlu adlı sanıkların Balcalı Hastanesi Acil Servisine kaldırıldıkları bildirilmektedir.   Haziran 1996 tarihinde polis tarafından hazırlanan tutanak, Faysal adlı baĢvuran   kendisiyle beraber Samih Tosunoğlu adıyla yakalanan kiĢiyi kardeĢi gibi tanıttığını   belirtmektedir.   Haziran 1996 tarihinde saat 11.30'da Adana Emniyet Müdürlüğü polis memurlarınca   hazırlanan tutanak, baĢvuranın bu tutanağı imzalamayı, ifade vermeyi reddettiğini ve masum   olduğunu ileri sürdüğünü belirtmektedir.   Haziran 1996 tarihinde saat 23.45'te düzenlenen soruĢturma tutanağı, baĢvuranın   kardeĢiyle birlikte iĢlettiği barda 1994 yılı Nisan ayında silahlı bir çatıĢma gerçekleĢtiğini   söylediğini belirtmektedir. BaĢvuran, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi önünde bir davanın devam   ettiğini beyan etmiĢ ve polis tarafından aranıyor olduğu için, Samih Tosunoğlu adına bir ehliyet   düzenlediğini kabul etmiĢtir.   Haziran 1996 tarihinde Ġstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen sağlık raporu   baĢvuranın sol kolunun alçıda olduğunu ve alçının üzerinde sağ omzunun altında mermi giriĢ izi   olan bir ekimoz ve sağ göğüs kasının içinde merminin çıktığı yere denk düĢen bir santimetrelik   atipik bir yara olduğunu tespit etmiĢtir. 11 Haziran tarihinde Çukurova Tıp Fakültesi tarafından   yanlıĢ bir isme düzenlenen sağlık raporunun incelenmesi baĢvuranın muayenesiyle uyumluluk   göstermiĢtir. Bu rapor, ilgilinin sağlık durumunun orta seviyede olduğunu ve bilincinin yerinde   olduğunu belirtmektedir; omuz hizasında mermi giriĢ çıkıĢları olduğunu bildirmektedir. Doktor,   baĢvuranın iddia ettiği gibi bir kırık olup olmadığını belirlemek için sağ önkolun röntgenini talep   etmiĢtir.   Haziran 1996 tarihinde, baĢvuran, Ġstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi hâkimi   tarafından dinlenmiĢtir. BaĢvuran, kendisine isnat edilen suçlamaları inkâr etmiĢ ve masum   olduğunu ileri sürmüĢtür. BaĢvuran, 23 Haziran 1996 tarihli ifadesini polis memurlarının   elini tutarak kendisine zorla bazı belgeler imzalattıkları gerekçesiyle inkar etmiĢtir. Hâkim, 26   Haziran 1996 tarihli sağlık raporunu okumuĢ ve baĢvuran bu konuda söyleyecek hiçbir Ģeyi   olmadığını beyan etmiĢtir. Hâkim baĢvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiĢtir.   BaĢvuran Ümraniye cezaevinde tutuklu bulunduğu sırada, 23 Kasım 1996 tarihinde   Ġstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne gönderilen dilekçesinde, aleyhinde hiçbir maddi kanıt   olmadığını ve burada bir komplo olduğunu beyan ederek masum olduğunu ileri sürmüĢ ve   tutuksuz yargılanmak üzere salıverilmesini talep etmiĢtir.   13Haziran 1997 tarihinde "Rota" Derneği tarafından düzenlenen yazı uzmanlığı raporu   Haziran 1996 tarihli ifadenin altına atılan imzanın Sena adlı baĢvurana ait olmadığını   belirtmektedir.   Kasım 1999 tarihli yazı uzmanlığı raporu 23 Haziran 1996 tarihli ifadenin altına atılan   imzanın Sena adlı baĢvurana değil Can Koksal'a ait olduğunu belirtmektedir.   Ekim 1998 tarihinde "Rota" Derneği tarafından düzenlenen yazı uzmanlığı raporu, 13   Haziran 1997 tarihli raporunun sonucunu teyit etmiĢtir.   D. Mustafa Söylemez adlı başvurana göre olaylar   Haziran 1994 tarihinde, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Mustafa adlı baĢvuranın   gıyabında yakalama emri çıkarmıĢtır.   Haziran 1996 tarihinde, baĢvuran yakalanmıĢ ve bu emrin kendisine bildirilmesi için   hakim önüne çıkarılmıĢtır.   14Haziran 1996 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı   baĢvuranın gözaltı süresini 26 Haziran 1996 tarihine kadar uzatmıĢtır.   17Haziran 1996 tarihinde, baĢvuran polis tarafından dinlenilmiĢtir.   18Haziran 1996 tarihinde saat 22.30'da Mustafa, Ankara Adli Tıp Kurumu tarafından   incelenmiĢtir. Sağlık raporu, ilgilinin vücudunda darp ya da Ģiddet izi bulunmadığını   belirtmektedir.   Haziran 1996 tarihinde, baĢvuran, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi hâkimi   tarafından dinlenmiĢtir. BaĢvuran, diğer söyledikleri yanında kendisinin ve kardeĢi Sena'nın   Ahmet Çetinsaya'yı öldürmeye çalıĢtıklarını beyan etmiĢtir. Bilgen adlı bir kiĢi deniz kenarında   kendisinin yolunu kesmiĢ ve Faysal buraya Tempra marka bir araçla gelmiĢtir. Harekete   geçecekleri, sırada bir polis arabası yanlarına yaklaĢmıĢ ve harekete geçmekten vazgeçmiĢlerdir.   Daha sonra, Ahmet Çetinsaya'nın kardeĢini öldürmeye karar vermiĢlerdir. 20 Nisan 1996   tarihinde, Sena adlı baĢvuran ve diğer bir suç ortağı ile Nuh Çetinsaya'nın evinin önüne   gitmiĢlerdir. BaĢvuranlar, gördükleri kiĢiye ateĢ etmiĢler ama daha soma Nuh Çetinsaya'nın oğlu   Hakan Çetinsaya'yı ve H.B. adlı bir kiĢiyi öldürdüklerini fark etmiĢlerdir. Daha sonra, Sedat   Bucak adlı kiĢiyi de öldürmeyi planlamıĢlardır. BaĢvuranlar, Sedat Bucak'ın ofisinin karĢısında   bir daire satın almıĢlardır. Sedat Bucak ofisini taĢımıĢ bunun için baĢvuranlar eylemlerinden   vazgeçmiĢlerdir. Faysal ve Sena adlı kardeĢleri yakalandıktan sonra, baĢvuran Ankara'ya Faysal   tarafından kiralanan daireye orada bulunan silahları almak için gitmiĢtir.   BaĢvuran, daireye N.Y adlı kiĢiyle beraber ve bu kiĢinin arabasıyla gitmiĢtir. BaĢvuran ve N.Y,   dairenin kapısı açık haldeyken kaçmıĢlar ama polis tarafından yakalanmıĢlardır.   Haziran 1996 tarihinde, baĢvuran, Ankara Cumhuriyet Savcısının görüĢünün tersine   Ġstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne sevk edilmiĢtir ve 26 Haziran 1996 tarihinde Ġstanbul Devlet   Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı önüne çıkarılmıĢtır.   Haziran 1996 tarihinde saat 11.00'de Ġstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen   sağlık raporu baĢvuranın vücudunda hiçbir darp ya da yara izi bulunmadığını belirtmektedir.     Haziran 1996 tarihinde, baĢvuran, Ġstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi hâkimi   tarafından dinlenmiĢtir. BaĢvuran, kendisine isnat edilen özellikle Hakan Çetinsaya ve Halil   PiĢkinbaĢ adlı kiĢilere iliĢkin suçlamaları inkâr etmiĢtir. BaĢvuran masum olduğunu ileri   sürmüĢtür. BaĢvuran, Ankara'da gözaltındayken polis tarafından 17 Haziran 1996 tarihinde alınan   ifadesini, söz konusu ifadeyi gözleri bantlıyken ve okumadan baskı ve tehdit altında imzaladığını   öne sürerek reddetmiĢtir. BaĢvuran, 19 Haziran 1996 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcılığı   önünde verdiği ifadeyi, söz konusu ifadeyi Ankara Emniyet Müdürlüğü birimlerinde verirken   koridorda bekleyen polisin kendisini açık olan kapının arasından tehdit etmiĢ olduğunu ileri   sürerek reddetmiĢtir. BaĢvuran sekiz gün daha gözaltında kalması gerektiği için Savcıya hiçbir   Ģey söylememiĢtir. Hâkim, 26 Haziran 1996 tarihli sağlık raporunu okumuĢ ve baĢvuran bu   konuda söyleyecek hiçbir Ģeyi olmadığını beyan etmiĢtir. Hâkim baĢvuranın tutuklu   yargılanmasına karar vermiĢtir.   Ekim 1996 tarihinde saat 16.50'de Üsküdar Hapishanesi müdürüne hitaben düzenlenen   sağlık raporu Mustafa adlı baĢvuranın sol kolunu dıĢarı çevirirken biraz zorlandığını ve de   özellikle sol kolunun kaslarında güç kaybı olduğunu belirtmiĢtir. Sağlık raporu, nörolojik   muayenede baĢvuranın bazen kol ve ellerinin arka taraflarında ağrı hissettiğinin tespit edildiğini   bildirmiĢtir.   Ekim 1996 tarihinde, baĢvuran Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiĢtir. BaĢvuran,   ifadesinde 12 Haziran 1996 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ġubesi'nde   gözaltına alındığını beyan etmiĢtir. BaĢvuran, yedi gün boyunca iĢkence gördüğünü ve gözlerinin   sürekli bantlı kaldığını belirtmiĢtir. Üçüncü veya dördüncü gün, baĢvuranın kardeĢi Faysal bir   hücreye götürülüp yerleĢtirilmiĢ, kendisi de içinde bulunan sırsız aynadan kardeĢinin maruz   kaldığı iĢkenceleri seyretmeye zorlandığı bitiĢik hücreye yerleĢtirilmiĢtir. BaĢvuran kardeĢinin   ayaklarının altına vurulduğunu - falakaya yatırıldığını- daha sonra kolları açık olarak tavana   asıldığını ve bu haldeyken kardeĢine elektroĢok uygulandığını ileri sürmektedir. BaĢvuran, bunun   dıĢında kendisinin baĢ aĢağı asıldığını ve bu seanslar sırasında da kardeĢine hakaret edildiğini   belirtmektedir. BaĢvuran, kendisinin de altı gün boyunca bu Ģekil muamelelere maruz kaldığını ve   her ikisinin de gözleri bantlı haldeyken ifade tutanaklarını imzalamaya zorlandıklarını ileri   sürmektedir. Bunun dıĢında, baĢvuran gözaltından sorumlu polis memurları hakkında Ģikâyette   bulunmayı istediğini beyan etmiĢtir.   Kasım 1996 tarihinde, Üsküdar Cumhuriyet Savcısı, ratione loci ilkesi bakımından   Mustafa ve Faysal adlı baĢvuranlar tarafından, Ġstanbul, Ankara ve Adana Emniyet   Müdürlüğündeki gözaltına alınmalarından sorumlu polis memurları hakkında yapılan Ģikâyetin   soruĢturulmasına iliĢkin olarak yetkisiz olduğunu ilan etmiĢtir.   yılı Kasım ayında Üsküdar Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen sağlık raporu,   Mustafa adlı baĢvuranın omuzlarındaki ezilmelere bağlı olarak ağrı, zorlanmalar ve sol kolunda   güç kaybı ve iki kolunun tamamında ağrılar hissettiğini beyan ettiğini belirtmektedir. Doktor,   baĢvuranın bir nöroloji merkezinde incelenmesini talep etmiĢtir.   Aralık 1996 tarihli bir mektupta, baĢvuran, gözaltı sırasında maruz kaldığı kötü   muamelelere yer vermiĢtir. BaĢvuran, dövüldüğünü ve hakarete uğradığını, kendisine elektroĢok   uygulandığını ve falakaya yatırıldığını belirtmiĢtir.   Mayıs 1997 tarihinde, baĢvuran, Üsküdar Cumhuriyet Savcılığının ratione loci ilkesi   bakımından aldığı yetkisizlik kararma Ġstanbul Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla Ankara Ağır   Ceza Mahkemesi önünde itiraz etmiĢtir.   E. Kadıköy Ġkinci Ağır Ceza Mahkemesi önünde görülen dava   Sena adlı baĢvuran üzerinde Semih Tosunoğlu adına düzenlenmiĢ bir kimlikle   yakalanmıĢtır.   Haziran 1996 tarihinde, Sena, polis memurları tarafından dinlenmiĢtir.   Haziran 1996 tarihinde, baĢvuran, Ġstanbul Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiĢtir.   BaĢvuran, ifadesinde, kendisine isnat edilen suçlamaları reddetmiĢ ve masum olduğunu ileri   sürmüĢtür.   Nisan 1996 tarihinde sunulan bir iddianameyle, Cumhuriyet Savcısı Ahmet Söylemez   ve Faysal adlı kiĢileri, 10 ve 12 ġubat 1996 tarihleri arasında gerçekleĢtirilen eylemler için ateĢli   silahları ele geçirip yasadıĢı yollardan edinmekle suçlamıĢtır.     Nisan 1996 tarihli duruĢmada, Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi Faysal adlı kiĢinin   gıyabında tutuklama emri çıkarılmasına karar vermiĢtir.   Adana Emniyet Müdürlüğü tarafından talep edilen 12 Haziran 1996 tarihli silah uzmanlık   raporu, Hakan Çetinsaya ve Halit PiĢkin adlı kiĢilerin öldüğü yerlerde bulunan mermi   kovanlarının incelenen silahlara ait olmadığını belirtmektedir.   Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından talep edilen 14 Haziran 1996 tarihli silah uzmanlık   raporu, diğer hususların yanı sıra polis tarafından bulunan ve ele geçirilen silahlar, patlayıcılar ve   mermi kovanlarının yapısını ve menĢeini belirtmektedir. Söz konusu raporda, beĢ mermi   kovanının Mustafa'ya ait olan Browning marka silaha ait olduğu ve incelenen yedi ateĢli silahın   Ankara'da yasa dıĢı cinayetlerde kullanılmıĢ olduğu belirtilmiĢtir.   Maltepe'de (Ġstanbul) ele geçirilen ateĢli silahlara iliĢkin uzmanlık raporu 17 Haziran 1996   tarihinde düzenlenmiĢtir (rapor okunmamaktadır).   Haziran 1996 tarihli silah uzmanlık raporu Hakan Çetinsaya ve Halit PiĢkin adlı   kiĢilerin öldüğü yerlerde bulunan mermi kovanlarının Can Köksal'ın silahından çıkmıĢ olduğunu   belirtmektedir.   Temmuz 1997 tarihinde, Mustafa ve Faysal adlı baĢvuranlar ele geçirilen silahlara   iliĢkin uzmanlık raporlarına itiraz etmiĢlerdir.   Ekim 1996 tarihinde sunulan bir iddianameyle, Türk Ceza Kanunu'nun 31, 33, 40 ve 450   § § 4, 5 ve 10 maddelerine ve silah taĢımaya iliĢkin 6136 sayılı Kanuna dayanarak, Cumhuriyet   Savcısı, Sena, Mustafa ve Faysal adlı baĢvuranları 20 Nisan 1996 tarihinde gerçekleĢen olaylarla   ilgili olarak cinayetten, ateĢli silahları yasadıĢı yoldan bulundurma, sahte kimlik ve plaka   taĢımaktan suçlamıĢtır. Cumhuriyet Savcılığı, Sena adlı baĢvuranın 11 Haziran tarihinden 26   Haziran 1996 tarihine kadar gözaltında tutulduğunu ve Ġstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'   önünde bir dizi suçla cinayet suçunu bir arada iĢlemekten yargılandığını ve Kadıköy Ceza   Mahkemesi önünde ateĢli silahlarla cinayet iĢlemekten yargılandığını belirtmiĢtir. Bununla   birlikte, Cumhuriyet Savcılığı Mustafa adlı baĢvuranın 12 Haziran 1996 tarihinden 26 Haziran   tarihine kadar gözaltında tutulduğunu ve Ġstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde bir   dizi suçla cinayet suçunu bir arada iĢlemekten ve Kadıköy Ceza Mahkemesi önünde ateĢli   silahlarla cinayet iĢlemekten yargılandığını belirtmiĢtir. Daha sonra, Cumhuriyet Savcılığı,   Faysal adlı baĢvuranın 11 Haziran 1996 tarihinden 25 Haziran 1996 tarihine kadar gözaltında   tutulduğunu ve Ġstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde bir dizi suçla cinayet suçunu bir   arada iĢlemekten yargılandığını ve Kadıköy Ceza Mahkemesi önünde ateĢli silahlarla cinayet   iĢlemekten yargılandığını eklemektedir.   Kadıköy Cumhuriyet Savcılığınca düzenlenmesine hükmedilen 4 Kasım 1997 tarihli silah   uzmanlık raporu, diğer hususların yanı sıra, Hakan Çetinsaya adlı kiĢinin vücudunda bulunan üç   mermi kovanının ele geçirilen ateĢli silahlardan çekilenlerle benzer olduklarını belirtmektedir. 9   mm çapındaki on yedi mermi kovanı bu silahlardan çekilmemiĢtir.   ve 17 Kasım 1997 tarihlerinde, özellikle Türk Ceza Kanunu'nun 448. maddesine   dayanarak, Cumhuriyet Savcılığı, baĢvuranlar hakkında davanın esasına iliĢkin taleplerini   sunmuĢtur.   Aralık 1997 tarihinde, özellikle Türk Ceza Kanunu'nun 448. maddesine dayanan   Cumhuriyet Savcılığının 7 ve 17 Kasım 1997 tarihli taleplerine cevap olarak baĢvuranlar bir   savunma dilekçesi sunmuĢlardır. Faysal adlı baĢvuran, savunma dilekçesini sunmuĢ ve bununla   birlikte Cumhuriyet Savcılığı'nın 7 Kasım 1997 tarihli tespitlerine cevap vermiĢtir. Faysal gözaltı   sırasında alman ifadelerine ve bu dönemde avukat yardımından faydalanmamıĢ olmasına itiraz   etmiĢtir. Sena adlı baĢvuran da gözaltı sırasında alınan ifadesine itiraz etmiĢ ve AĠHM'in dikkatini   yazı uzmanlık raporuna çekmiĢtir. Mustafa da gözaltı sırasında alman ifadesine itiraz etmektedir.   Üç baĢvuran tanıkların ifadelerine itiraz etmiĢler ve bir komploya kurban gittiklerini iddia   etmiĢlerdir. BaĢvuranlar, yeniden hazırlanan tutanakların düzenleniĢ tarzından Ģüphe etmiĢlerdir;   baĢvuranlar lehte Ģahitlik yapanların ifadelerini kabul etmiĢler ve diğer tanıkların ifadelerine itiraz   etmiĢlerdir.   Aralık 1997 tarihli bir kararla, Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi Mustafa ve Sena adlı   baĢvuranları otuz yıl süreli ve Faysal'ı yirmi yıl süreli ağır hapis cezasına çarptırılmıĢlardır.   Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi Faysal'ı sahte plaka taĢımaya iliĢkin suçtan beraat ettirmiĢtir. Bu   nedenlerle, Ağır Ceza Mahkemesi, Hakan Çetinsaya ve Halit PiĢkinbaĢ adlı kiĢilerin 20 Nisan   tarihinde saat 21.00'e doğru ateĢli silahla öldürüldüklerini belirtmiĢtir. Sanıkların kullandığı   ve dereye attıkları silahlar bulunamamıĢtır. Dava sırasında dinlenen lehte ve aleyhte tanıklar   uyuĢmazlık konusu olayları doğrudan görmüĢ Ģahitler değildirler.     Sena, Mustafa ve Faysal adlı baĢvuranlar, savunma dilekçelerinde Halit PiĢkinbaĢ ve   Hakan Çetinsaya adlı kiĢileri öldürdüklerini inkâr etmiĢlerdir. BaĢvuranların gözaltı sırasında,   Cumhuriyet Savcılığı ve hâkim önünde verdiği ifadelerden ve Ġstanbul Emniyet Müdürlüğü   tarafından iletilen bilgilerden, Faysal ve Sena adlı baĢvuranların Pozantı'da polisle bir silahlı   çatıĢmanın ardından baĢka bir sanıkla yakalandıkları; silah ve patlayıcıların ele geçirildiği sonucu   çıkmaktadır. BaĢvuranların ifadelerine göre, sanıkların aile üyelerinden bir kiĢi Bucak ailesi   tarafından öldürülmüĢ; sanıklar Ahmet Çetinkaya'yı öldürmeye karar vermiĢler ama baĢarısız   olunca Nuh Çetinsaya'yı öldürmeye karar vermiĢlerdir. Böylece, 20 Nisan 1996 tarihinde, Nuh   Çetinsaya'nm Ġstanbul'daki evinin önünde, Nuh Çetinsaya'nın oğlu Hakan Çetinsaya ile Halit   PiĢkinbaĢ'ı öldürmüĢlerdir. BaĢvuranların hepsi aynı araçta bulunmaktaydılar: Mehmet aracı   kullanırken Sena ve Mustafa kurbanlara ateĢ etmiĢ, daha sonra baĢvuranlar Ankara'ya kaçmıĢlar   bu Ģekilde sanıklar cinayet suçu iĢlemiĢlerdir.   Mustafa ve Sena adlı baĢvuranlara isnat edilen cinayet suçuna iliĢkin iddianame Türk   Ceza Kanunu'nun 450 § § 4, 5 ve 10 maddelerine dayanarak hazırlanmıĢ olmasına rağmen,   davanın konusu olaylarda taammüd, Türk Ceza Kanunu'nun 450 § 5 maddesine uyan ortak bir   neden ve kan güderek adam öldürme sözkonusu değildir. Sözkonusu cinayetler kasıtlı adam   öldürme suçunu oluĢturmaktadır; iki sanık Hakan Çetinsaya cinayetinin baĢ aktörleriydiler. Ağır   Ceza Mahkemesi, Mustafa ve Sena adlı baĢvuranları Türk Ceza Kanunu'nun 448. maddesine   dayanarak mahkum etmiĢtir.   Temmuz 1998 tarihinde tebliğ edilen, 2 Temmuz 1998 tarihli bir kararla Yargıtay,   itiraz edilen kararı onamıĢtır.   F. Kötü muamele etmekle suçlanan polis memurları hakkında Ġstanbul   Beşinci   Ağır Ceza Mahkemesi önünde görülen dava   Aralık 1996 tarihinde, Faysal adlı baĢvuran maruz kaldığını iddia ettiği kötü muameleler   hakkında Ġstanbul Cumhuriyet Savcısı önünde gözaltına alınmasından sorumlu polis memurları   aleyhinde Ģikâyette bulunmuĢtur.   Temmuz 1997 tarihinde sunulan bir iddianameyle, Türk Ceza Kanunu'nun 243.   maddesi uyarınca, Cumhuriyet Savcısı, kötü muamelede bulunmak suçundan dava konusu polis   memurları aleyhinde dava açmıĢtır.   Ocak 1998 tarihli bir kararla, Ġstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, Faysal hakkında 27   Haziran 1996 tarihinde düzenlenen sağlık raporunun Faysal adlı baĢvuranın Ģikâyetinde tarif   edilen iddiaları ve yaraları teyit ettiğini belirtmektedir. Ağır. Ceza Mahkemesi, suçlanan polis   memurlarından baĢka memurların da baĢvuranı gözaltı sırasında sorguladıklarını, bunun için de   sağlık raporunda belirtilen yaraların sorumlularını belirlemenin mümkün olmadığını belirtmiĢtir.   Ağır Ceza Mahkemesi suçlanan polis memurlarını yeterli derecede ikna edici ve belirleyici kanıt   olmadığı gerekçesiyle beraat ettirmiĢtir.   Haziran 1999 tarihinde, Yargıtay, itiraz edilen kararı onamıĢtır.   G. Ankara Dokuzuncu Ağır Ceza Mahkemesi önünde görülen dava   Haziran 1996 tarihli uzmanlık raporu, 11 ve 13 Haziran 1996 tarihlerinde   gerçekleĢtirilen aramalar sırasında ele geçirilen silah ve patlayıcı maddelerin imha edildiğini   belirtmiĢtir.   Ağustos 1994 tarihinde sunulan bir iddianameyle, Cumhuriyet Savcısı baĢvuranların 1   Nisan 1994 tarihinde saat l'de iĢlenen cinayeti iĢledikleri ve ruhsatsız ateĢli silah taĢıdıkları   gerekçesiyle haklarında suç duyurusunda bulunmuĢtur.   Aralık 1996 tarihinde sunulan bir iddianameyle, Cumhuriyet Savcısı, 1994 yılında,   yılı Ocak ayında, 12 ve 13 Haziran 1996 tarihlerinde ve 14 Ağustos 1996 tarihinde   gerçekleĢen olaylar hakkında, diğer hususların yanında, Ģahısları tehdit etmek, görev baĢındaki   polislere ateĢ açmak, bombalar, yangına sebebiyet veren bombalar ve öldürücü aletler   bulundurmak, sahte kimlik taĢımak ve ağırlaĢtırılmıĢ hırsızlık suçuna teĢebbüsten baĢvuranlar   aleyhinde baĢka bir ceza davası açmıĢtır.   Aralık 1998 tarihli bir kararla, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, Mustafa adlı baĢvuranı   yıl 4 ay süreli ağır hapis cezasına mahkûm etmiĢtir. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, Sena ve   Faysal adlı baĢvuranları 18 yıl süreli ağır hapis cezasına ve her birini 1 470 000 Türk Lirası para     cezasına mahkûm etmiĢtir. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi diğer suçlar için baĢvuranları beraat   ettirmiĢtir.   Temmuz 1999 tarihli bir kararla, Yargıtay itiraz edilen karan onamıĢtır.   HUKUK AÇISINDAN   I.   AĠHS'ĠN 3. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   BaĢvuranlar, gözaltı sırasında kötü muamelelere maruz kaldıklarını iddia etmektedirler.   BaĢvuranlar, AĠHS'nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   1. Mehmet Sena Söylemez ve Mustafa Söylemez   Mehmet Sena Söylemez adlı baĢvuran yarasına rağmen tedavi göremeden gözaltına   alındığını iddia etmektedir. BaĢvuran, gözleri bantlı ve elleri kelepçeli olarak Ġstanbul'a   götürüldüğünü ve maddi manevi acı çekmeye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir. Mustafa   Söylemez ise, gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığını ve gözaltı süresinin amacının   yasa dıĢı yoldan itiraf ettirme olduğunu ileri sürmektedir.   Hükümet, Mehmet Sena adlı baĢvuranın polisle bir çatıĢma sonucu yakalandığını ve   mermiyle yaralandığını hatırlatmaktadır. Yakalandığı sırada, baĢvuran üzerinde ateĢli silahlar   bulunmaktadır. 11 Haziran 1996 tarihli sağlık raporu baĢvuranın kendisini yakalamak isteyen   polis memurlarıyla girdiği mücadeleden sonra oluĢan yaralan bildirmektedir. Ġlk sağlık   taramasından soma, yaralıya tedavi uygulanmıĢtır. 26 Haziran 1996 tarihli sağlık raporu,   baĢvuranın vücudunda herhangi bir darp ya da Ģiddet izi bulunmadığını belirtmektedir. BaĢvuran,   iddialarını sağlık rapora veya tanıkların ifadesi gibi kanıtlarla desteklememektedir. BaĢvuran, 26   Haziran 1996 tarihinde hâkim önünde verdiği ifadesinde, sağlık raporu hakkında sorgulanmıĢ   olmasına rağmen, bu konuda söyleyecek hiçbir Ģeyi olmadığını beyan etmiĢ ve raporun içeriğine   itiraz etmiĢtir.   Mustafa Söylemez adlı baĢvurana gelince, Hükümet, baĢvuranın yakalanmasından sonra,   Haziran 1996 tarihinde, Ankara Adli Tıp Kurumu tarafından incelendiğini ve vücudunda   hiçbir darp ya da yara izi saptanmadığını hatırlatmaktadır. 26 Haziran 1996 tarihinde düzenlenen   sağlık raporu, önceki sağlık raporunu teyit etmiĢtir. 26 Haziran 1996 tarihli ifadesinde, bu konuda   sorgulanmasına rağmen, ilgili, sağlık raporu hakkında yapacağı yorum bulunmadığını belirtmiĢ   ve raporun içeriğine itiraz etmemiĢtir.   AĠHM, Sena Söylemez tarafından sunulan 11 Haziran 1996 tarihli sağlık raporunda Sena   Söylemez ve Pozantı'da kendisini yakalamaya çalıĢan polis memurları arasında yaĢanan karĢılıklı   ateĢ etmede oluĢan mermi yaralarına yer verildiğini tespit etmiĢtir.   Öte yandan, Mustafa Söylemez, AĠHS'nin 3. maddesine zıt muamelelere maruz kaldığını   ispat edecek sağlık raporu sunmamaktadır. AĠHM, baĢvuranın, tutuklu yargılandığı dönemde   vücudunda izler tespit edildiğini bildiren 18 Ekim 1996 tarihli sağlık raporunu sunduğunu   vurgulamaktadır. BaĢvuranın Ģikâyetlerinin oluĢumu göz önüne alınınca, AĠHM'in bu sağlık   raporunun yerindeliği hakkında görüĢ bildirmesi mümkün değildir.   Bu dikkatli incelemeler göz önünde bulundurulunca, AĠHM, kendi değerlendirilmesine   sunulan delillerin baĢvuranların gözaltı sırasında polis memurları tarafından kötü muameleye   maruz bırakıldıklarını ispatlamak için yeterli olmadıkları kanaatindedir. Öte yandan, AĠHM,   baĢvuranların yakalanması sırasında kullanılan gücün aĢırı veya orantısız olduğunun ispat   edilmemiĢ olduğu kanaatindedir. Bu tespitlerden söz konusu Ģikâyetlerin kötü temellendirilmiĢ   olduğu ve AĠHS'nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmeleri gerektiği sonucu çıkmaktadır.   2. Mehmet Faysal Söylemez   Hükümet, iç hukuk yollarının kullanılmamasının kabuledilemezlik gerekçesi olduğunu   ileri sürerek itirazda bulunmaktadır. Hükümet, ne Mehmet Faysal Söylemez adlı baĢvuranın ne de   temsilcilerinin Cumhuriyet Savcısı önünde böyle bir Ģikâyette bulunduklarını ileri sürmektedir.   AĠHM, baĢvuranın ulusal mahkemeler önünde Ģikâyetlerini AĠHS'nin 3. maddesine   kapsamında oluĢturduğunu tespit etmektedir. Bunun için, söz konusu madde kapsamındaki   itirazın reddedilmesi gerekir.   AĠHM, tarafların iddialarının bütünü ıĢığında, bu Ģikâyetlerin esasa ve hukuka iliĢkin   baĢvurunun incelenmesinin bu aĢamasında çözülemeyecek ciddi sorular ortaya koyduğu, ama bu   Ģikâyetlerin derinlemesine bir inceleme gerektirdikleri kanaatindedir; bu durumdan, AĠHS'nin 35   § 3 maddesi uyarınca, söz konusu Ģikâyetlerin belirgin olarak kötü temellendirilmiĢ olduğunun     söylenemeyeceği sonucu çıkmaktadır. BaĢka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi tespit   edilmemiĢtir.   B. Yerindelik hakkında   Hükümet, baĢvuranın iddialarının yerindeliğine itiraz etmektedir. Hükümet, 12 ve 25   Haziran 1996 tarihlerindeki sağlık raporlarının ilgilinin vücudunda darp ya da yara izi   bulunmadığını gösterdiklerini belirtmektedir. 25 Haziran 1996 tarihindeki ifadesinde, baĢvuran,   iĢkence gördüğünü ileri sürmüĢ ama kendisine sorulan bir soruya cevaben, iĢkence izlerinin   gözaltı sırasında kaybolmuĢ olması gerektiğini belirterek, 25 Haziran 1996 tarihli sağlık raporu   hakkında yapacak yorumu olmadığım söylemiĢtir. BaĢvuran, hâkim önünde 26 Haziran 1996   tarihinde verdiği ifadede, baskı altında itirafta bulunduğunu belirtmiĢtir. Sağlık raporlarının   hiçbiri baĢvuranın iĢkence iddialarını destekleyecek nitelikte değildir.   AÎHM, bir kiĢi gözaltı sırasında, tamamıyla polis memurlarının kontrolünde bulunduğu   sırada yaralandığı zaman, bu dönemde meydana gelen bütün yaralar güçlü maddi karineler   oluĢturduğunu hatırlatmaktadır {Salman-Türkiye, 21986/93 no Tu karar). O halde, bu yaraların   menĢei hakkında makul bir açıklama yapmak ve mağdurun iddiaları hakkında -özellikle de bunlar   sağlık raporlarıyla destekleniyorsa- Ģüphe uyandıracak olayları ortaya koyan kanıtları oluĢturmak   Hükümetin görevidir (bkz, diğerleri arasında, Selmouni, Berktay-Türkiye, 22493/93 no'lu, 1 Mart   tarihli karar, Altay-TiĠrkiye, 22279/93 no Tu, 22 Mayıs 2001 tarihli karar ve Hulki   GüneĢ-Türkiye, 28490/95 no'lu karar).   AÎHM, 27 Haziran 1996 tarihinde düzenlenen sağlık raporunun baĢvuranın, sol kolunda   ve göğsünün sağ tarafında eski bir ekimoz bulunduğunu belirttiğini tespit etmektedir. Bu izlerin   baĢvuranın yakalanmasından önceki bir döneme ait olamayacağının tespit edilmesi gerekir. Daha   soma, Hükümet, on altı gün boyunca gözaltında tutulan baĢvuranın vücudunda teĢhis edilen   lezyonların nedeni hakkında açıklama yapmamıĢtır.   AÎHM, Cumhuriyet Savcılığının, Türk Ceza Kanunu'nun 243. maddesi uyarınca   baĢvuranın gözaltına alınmasından sorumlu olan polis memurları aleyhinde iĢkence suçundan   ceza davası açtığını tespit etmiĢtir. Ağır Ceza Mahkemesi, polis memurlarını "ikna edici ve   belirleyici" delil yetersizliğinden beraat ettirmiĢtir. Kendi denetimleri altında bulunan kiĢiler   hakkında resmi makamların hesap verme zorunluluğu olduğunu hatırlatarak, AĠHM, polis   memurlarının cezadan beraat ettirilmesinin Savunmacı Devleti AĠHS'e karĢı olan   sorumluluğundan kurtarmadığının altım çizmektedir (bkz. Berktay). Aslında, Ağır Ceza   Mahkemesi, 27 Haziran 1996 tarihli sağlık raporunda belirtilen lezyonlara iliĢkin olarak sonuç   çıkarmamıĢtır. Kararında, Ağır Ceza Mahkemesi, diğer polis memurlarının baĢvuranın gözaltı   sırasındaki sorgusuna katıldıklarını belirtmiĢtir. Örneğin diğer polis memurlarının kimliğini tespit   etmek gibi ek bilgi temin edilmesine hükmetmek Ağır Ceza Mahkemesi'nin görev alanına   girmekteydi. Polis memurları aleyhinde açılan ceza davası sağlık raporunda belirtilen izlerin   menĢeinin ortaya konulmasına izin vermemiĢtir (bkz, mutatis mutandis, Gültekin ve   diğerleri-Türkiye, 52941/99 no Tu, 31 Mayıs 2005 tarihli karar).   Değerlendirilmesine sunulan tüm verileri ve Hükümet tarafından makul bir açıklama   yapılmamasını göz önüne alarak, AĠHM, davada Mehmet Faysal Söylemez adlı baĢvuranın   vücudunda tespit edilen izlerin insanlık dıĢı bir muameleden kaynaklandığı kanaatindedir.   Bunun için, AĠHS'nin 3. maddesi ihlal edilmiĢtir.   II.   AĠHS'NĠN 13. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   BaĢvuranlar, AĠHS'in 13. maddesinin öngördüğü etkin bir hukuk yoluna baĢvurma   haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler.   Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   1. Mehmet Sena ve Mustafa Söylemez   AĠHM, AĠHS'nin 13. maddesinin, iç hukukta AĠHS'in öngördüğü hak ve özgürlükleri öne   sürmeye fırsat verecek baĢvuru yolunun bulunmasını garanti altına aldığım hatırlatmaktadır.   Bununla birlikte, bu düzenleme sadece AĠHS çerçevesinde savunulabilir Ģikâyetlere   uygulanmaktadır.   AĠHM, elde edilen kanıtların esası hakkında, baĢvuranlarca ileri sürülen Ģikâyetlerin   hiçbir Ģiddet görüntüsü vermedikleri sonucuna ulaĢtığını hatırlatmaktadır. Bundan dolayı,   AĠHS'in 13. maddesinin hedefleri doğrultusunda bu Ģikâyetler savunulabilir değildir (tersi için,   bkz, diğerleri arasında, Böyle ve Rice, Kaya-Türkiye, 19 ġubat 1998 tarihli karar ve     YaĢa-Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli karar). Bu durumdan bu Ģikâyetlerin belirgin olarak kötü   temellendirilmiĢ olduğu ve AĠHS'in 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmeleri gerektiği   sonucu çıkmaktadır.   2. Mehmet Faysal Söylemez   AĠHM, tarafların argümanlarının bütünü ıĢığında, bu Ģikâyetin, davanın incelenmesinin bu   aĢamasında çözülemeyecek esasa ve hukuka iliĢkin ciddi sorular ortaya koyduğu ama bunların   derinlemesine bir inceleme gerektirdiği kanaatindedir. Bu durumdan, bu Ģikâyetin, AĠHS'in 35 §   maddesi uyarınca belirgin olarak kötü temellendirilmiĢ olduğunun söylenemeyeceği sonucu   çıkmaktadır. BaĢka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi tespit edilmemiĢtir.   B. Yerindelik hakkında   AĠHM, AĠHS'nin 3. maddesi uyarınca Mehmet Faysal Söylemez adlı baĢvuranın gözaltı   sırasında maruz kaldığı muamelelerden Savunmacı Devletin sorumlu olduğuna hükmetmiĢtir. Bu   yüzden, ilgilinin bu bağlamda ileri sürdüğü Ģikâyetler AĠHS'hi 13. maddesinin amaçları   doğrultusunda "savunulabilir" durumdadır (Böyle ve Rice- Ġngiltere, 27 Nisan 1988 tarihli karar,   Büyükdağ-Türkiye, 28340/95 no'lu, 21 Aralık 2000 tarihli karar).   Davada, kendisine sunulan sağlıkla ilgili kanıtların bütününü göz önüne alınca, AĠHM,   Türk Ceza Kanunu'nun 243. maddesi uyarınca baĢvuranın gözaltına alınmasından sorumlu olan   polis memurları aleyhinde iĢkence suçundan ceza davası açıldığını tespit etmektedir. Ağır Ceza   Mahkemesi önünde suçlanan polis memurları aleyhinde açılan ceza davası, baĢvuranın   vücudundaki mevcut lezyonların menĢei hakkında açıklama getirmeden polis memurlarının   beraat ettirilmesiyle sonuçlanmıĢtır. Ağır Ceza Mahkemesi, baĢvuranın vücudundaki yaraların   sorumlusu olan polis memurlarının de kimliğini tespit etmemiĢtir.   Bu tespitlerin ıĢığında, davada, baĢvuranın AĠHS'nin 3. maddesine iliĢkin iddiaları   hakkında yürütülen soruĢturma, AĠHS'in 13. maddesi bağlamında derinleĢtirilmiĢ ve somut olarak   nitelendirilemeyecek durumdadır.   Bunun için, AĠHS'nin 13. maddesi ihlal edilmiĢtir.   III.   AĠHS'NĠN 6. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   A. Kabuledilebilirlik hakkında   AĠHM, bu Ģikâyetin, AĠHS'nin 35 § 3 maddesi bağlamında belirgin olarak kötü   temellendirilmiĢ olmadığını tespit etmektedir. Öte yandan, AĠHM, bu Ģikâyetin hiçbir kabul   edilemezlik engeline takılmadığına hükmetmiĢtir. Dolayısıyla, bu Ģikâyetin kabul edilebilir   olduğunu beyan etmek uygundur.   B. Yerindelik hakkında   1. ÂĠHS'nin 6 §§ 1 ve 3 maddesine iliĢkin Ģikâyet   a) Mehmet Faysal Söylemez   BaĢvuran, gözaltı sırasında iĢkence altında alman ifadelere dayanılarak mahkûm edildiğini   iddia etmektedir. BaĢvuran, gözaltı sırasında avukat yardımından yararlanmadığını ileri   sürmektedir. BaĢvuran, aleyhte tanıkların sorgulanmasını sağlayamadığım ve uzmanlık   raporlarının dikkate alınmadığını vurgulamaktadır. BaĢvuran, AĠHS'riin 6 §§ 1 ve 3 maddesine   atıfta bulunmaktadır.   Hükümete göre, baĢvuranı mahkûm etmek için ulusal mahkemeler, tutanaklar, balistik   raporlar ve diğer sanıkların ifadesi, tanıkların ifadesi ve haciz tutanakları gibi dosyada bulunan   diğer kanıtlara dayanmıĢlardır. Hükümet, bu mahkemelerin gözaltı sırasında baskı altında alman   ifadeleri aleyhte kanıt olarak dikkate aldıkları iddiasını reddetmektedir. Cumhuriyet Savcılığı, bu   Ģekil bir iddiadan bir kez haberdar olduktan soma bu iddianın yerindeliğini belirlemek için cezai   soruĢturma açmıĢtır.   AĠHM, AĠHS'nin 19. maddesi uyarınca, SözleĢmeci Devletlerin AĠHS'ten kaynaklanan   yükümlülüklere uymasını sağlamak görevi olduğunu hatırlatmaktadır. AĠHS'in garanti altına   aldığı hak ve özgürlükleri tehdit edebilecek durumda olmadıkları sürece, ulusal bir mahkemece   yapıldığı iddia edilen esasa ve hukuka iliĢkin hataları tespit etmek AĠHM'in görevi değildir. Eğer   AĠHS'in 6. maddesi adil yargılanma hakkını garanti altına alıyorsa, bu madde mevcut haliyle   delillerin kabuledilebilirliğini düzenlememektedir. O halde bu husus ilk etapta iç hukukun görev   alanına girmektedir ( Schenk-îsviçre davası, 12 Temmuz 1988 tarihli karar ve örnek olarak farklı   bir koĢulda gerçekleĢen, Teixeira de Castro-Portekiz davası, 9 Haziran 1998 tarihli karar). Bazı   kanıt belgelerinin, örneğin yasa dıĢı yollardan elde edilmiĢ verilerin kabul edilebilirliği hakkında     ve de baĢvuranın suçluluğu hakkında görüĢ bildirmek AĠHM'in görevi değildir. Davanın ve kanıt   belgelerinin elde ediliĢ Ģeklinin, bütün olarak adil olup olmadığını incelemek gerekir. Bu da   sözkonusu "yasa diĢiliğin" incelenmesini ve AĠHS tarafından korunan baĢka bir hakkın ihlal   edilmesinin sözkonusu olduğu durumlarda bu ihlalin niteliğinin incelenmesini içermektedir   (Khan-Ġngiltere, 35394/97 no Tu karar). Bir sanık aleyhindeki tek kanıt, ilgilinin bağımsız bir   hukuki görüĢten yararlanamadığı koĢullarda elde edildiği zaman ve sanık daha soma bu kanıtın   değerini inkâr ettiği zaman, ÂĠHS'nin 6 § 1 maddesinde bulunan davanın hakkaniyeti garantisi,   kanıtın geçerli olup olmadığının ve davada bu kanıtın dikkate alınıp alınmayacağının   incelenmesine olanak tanıyacak bir davanın gerçekleĢtirilmesini Ģart koĢmaktadır (G.-Ġngiltere,   9370/81 no'lu, Komisyonun 13 Ekim 1983 tarihli kararı).   Davada, AĠHM, kendi içtihadının klasik manası uyarınca, adı geçen Schenk davasındaki   sonuçtan çıkarıldığı Ģekliyle "yasadıĢı" yoldan toplanmıĢ bir kamt olmadığını tespit etmektedir.   Zaten AĠHM, Hükümetin bu yöndeki iddialarını paylaĢmamaktadır. Aslında, mevcut davada,   yukarıda tespit edildiği gibi bir kısmı ÂĠHS'nin 3. maddesine zıt koĢullarda elde edilmiĢ aleyhte   kanıtlar sözkonusüdur. AĠHS'in sisteminde, AĠHS'in 3, maddesinde ifade edilen iĢkenceye veya   insanlık dıĢı veya alçaltıcı muamele ve cezalara maruz bırakılmama hakkının demokratik   toplumların temeĠ değerlerinden birini oluĢturduğu uzun zamandan beri kabul edilmektedir. Bu,   hiçbir durumda kaldırılamayacak mutlak bir haktır (bkz Al-Adsani-Ġngiltere, 35763/97 no Tu   karar). Yine, AĠHS'in 3. maddesinin ihlal edildiğine iliĢkin elde edilen hef ifadeye, bu Ģekil bir   kanıtın varlığını ispat etmek veya ortaya koymak için sözkonusu maddeyi ihlal edecek Ģekilde   muamelede bulunmakla suçlanan kiĢiye karĢı değilse, baĢvurana karĢı bir kanıt belgesi olarak   atıfta bulunulmaması gerekir. AĠHS'in 3. maddesi göz ardı edilerek yapılan bir beyan özünde   güvenirlikten yoksundur. Üstelik AĠHS'nin 3.maddesinin ihlal edildiğine iliĢkin bir kanıtın   kullanılması çoğunlukla kötü muamelelerin ilk baĢta kullanılmalarının nedenini teĢkil etmektedir.   Bir kiĢinin suçluluğunun tespit edilmesi için bu Ģekil bir kanıtın dikkate alınması AĠHS'in 6.   maddesinde öngördüğü garantilerle uyuĢmamaktadır (bkz, aynı paralelde, Jalloh-Almanya,   54810/00 no'lu, 11 Temmuz 2006 tarihli karar).   Bu bağlamda, AĠHM, baĢvuranın gözaltı süresince içinde bulunduğu koĢulların AĠHS'nin   3. maddesini ihlal ettiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır. AĠHM'in Jalloh-Almanya kararında   belirttiği gibi "bir ceza davası kapsamında AĠHS'nin 3. maddesi göz ardı edilerek toplanan   kanıtların toplanması bu davanın hakkaniyetine iliĢkin ciddi sorular ortaya çıkarmaktadır". Bu   bağlamda, Türk Hukuku'nun soruĢturmalarda elde edilen ama hakim önünde inkar edilen   itiraflara savunma açısından hiçbir belirleyici sonuç atfemediğini göz önünde bulundurmak   gerekir (Dikme-Türkiye, 20869/92 no'lu karar). Ceza Hukuku'nda delillerin kabuledilebilirliğini   "in abstracto" ilkesi bakımından incelemek kendi görev alanına girmese de, AĠHM, davada   Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi'nin davanın esasına iliĢkin incelemesine baĢlamadan önce bu   konuya iliĢkin karar açıklamamıĢ olmasının üzücü olduğu kanaatindedir (Hulki GüneĢ). Kadıköy   Ağır Ceza Mahkemesi baĢvuranın mahkûmiyetine karar verdiği halde, kötü muamele etme   suçlamasıyla polis memurları aleyhine açılan ceza davası Ġstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde   askıya alınmıĢtır. Ġstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, baĢvuranın Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi   tarafından mahkûm edilmesinden bir ay önce 26 Ocak 1998 tarihinde polis memurlarını beraat   ettirmiĢtir. Böyle bir boĢluğun ulusal mahkemeleri aleyhte delil elde etmek için kullanılan yasak   yöntemleri cezalandırmaya sevk etmediği açıktır. Üstelik baĢvuranın itiraflarını imzaladığı sırada   yanında avukat bulunmadığına ve polis tarafından üçüncü bir kiĢiyle irtibat kurmaksızm   sorgulandığına itiraz edilmemektedir (bkz. aynı paralelde, Örs ve diğerleri-Türkiye, 46213/99   no'lu, 20 Haziran 2006 tarihli karar).   AĠHM, Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi önünde görülen dava sırasında, baĢvuranın gözaltı   sırasında baskı altında zorla alman ifadesinin, baĢvuranın mahkûm edilmesine temel teĢkil edecek   verilerden biri olduğunu tespit etmektedir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu kanıtın kabul edilebilirliğini   incelememiĢtir. Sonuç olarak, baĢvuranın ifadesi dosyadan çıkarılıp çıkarılmaması gerektiğinin   saptanması hususunda incelenmemiĢtir. Olayların doğruluğunu ve kötü muamele iddiasıyla   suçlanan kiĢilerin kimliğini belirlemek için hiçbir ek talimat da verilmemiĢtir ( a contrario,   Ferrantelli ve Santangelo-Ġtalya, 7 Ağustos 1996 tarihli karar, karĢılaĢtırınız. Örs).   Böylece, AĠHS'nin 6 §§ 1 ve 3 maddeleri ihlal edilmiĢtir.   b) Mehmet Sena Söylemez ve Mustafa Söylemez   BaĢvuranlar, avukat yardımından yararlanmadıklarını ve iĢkence altında elde edilen   kanıtlara dayanılarak mahkûm edildikleri için davalarının Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi önünde   adil bir Ģekilde görülmediğini iddia etmektedirler. BaĢvuranlar, aleyhte tanıkların sorgulanmasını   sağlayamamıĢlardır. Silahların balistik incelemelerinin ve ifadelerin altına atılan imzaların   incelenmesinin sonucu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından değerlendirilmemiĢtir. Ġddianame,   baĢvuranlara karĢı ileri sürülen olayların taammüden adam öldürme olarak Ağır Ceza Mahkemesi   ise kasıtlı adam öldürme olarak nitelemiĢtir. BaĢvuranlar, son olarak, Ağır Ceza Mahkemesi     önünde, temsilcilerinin savunmalarını tamamlayamadıklarını iddia etmektedirler. BaĢvuran,   AĠHS'nin 6 §§ 1 ve 3 maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet, baĢvuranların iddialarına itiraz etmektedir. Cumhuriyet Savcılığı tarafından   hazırlanan ve Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunulan iddianame eski Türk Ceza Kanunu'nun   §§ 4, 5, 10 maddesine dayandırılmıĢtır ve taammüden adam öldürmeyi kapsamaktadır.   AĠHM, kararında, eski Türk Ceza Kanunu'nun 448. maddesi uyarınca baĢvuranları, adam   öldürme suçundan -baĢvuranın lehinde nitelendirme- mahkûm etmiĢtir. ġartlı salıverilmeye, 23   Nisan 1999 tarihinden önce iĢlenen suçlar için davaların ve cezaların ertelenmesine iliĢkin 4616   sayılı Yasa uyarınca baĢvuranların hapis cezası ertelenmiĢtir.   AĠHM, AĠHS'nin 6. maddesinin cezai olarak asıl amacının "yargılamanın yerindeliği"   hakkında karar verilmesi için yetkili bir "mahkeme" önünde adil bir yargılanmanın sağlanması   olduğunu hatırlatmaktadır, ama buradan sözkonusu maddenin karar davasından önceki evrelerle   ilgilenmediği sonucu çıkmamaktadır. AĠHS'nin 6. maddesinin gerektirdikleri de, ve özellikle 3.   paragrafı, eğer ilk baĢta onlara uyulmaması davanın adil olma niteliğini ciddi manada tehlikeye   atma riski doğuruyorsa, esasa bakan hâkimin görevlendirilmesinden önce bir rol üstlenebilirler   (bkz, örneğin, Imbrioscia-îsviçre, 24 Kasım 1993 tarihli karar).   AĠHS'nin 6. maddesinin 3 c) paragrafında bildirilen hak, paragraf l'de bulunan cezai   anlamda adil yargılanma nosyonunun unsurlarından birini oluĢturmaktadır. AĠHM, soruĢturma   sırasında, AĠHS'nin 6 §§ 1 ve 3 c) maddesinin uygulanma koĢullarının davanın özellikleri ve   koĢullarına göre değiĢtiğinin altını çizmektedir. AĠHS'nin 6. maddesiyle hedeflenen sonuca -adil   yargılanma hakkı- ulaĢıldığından emin olmak için, her durumda, davanın bütünü göz önüne   alındığında, kısıtlamanın, sanığı adil yargılanma hakkından mahrum bırakıp bırakmadığının   tespit edilmesi gerekir (bkz. mutatis mutandis, John Murray-lngiltere, 8 ġubat 1996 tarihli karar   ve Magee-îngiîtere, 28135/95 no Tu karar).   AĠHM, hatırlatmıĢ olduğu ilkeleri göz önüne alarak, ulusal mahkemeler önünde görülen   davanın bütününü, baĢvuranların savunma haklarının kısıtlanmasının AĠHS'nin 6 §§ 1 ve 3   maddesinin öngördüğü davanın hakkaniyeti ilkesini ihlal edip etmediğini tespit etmek için   inceleyecektir.   i. Savunmanın hazırlanması ve tanıkların sorgulanması hakkında   Davada, AĠHM, ilk önce, değerlendirilmesine sunulan kanıtların ıĢığında, baĢvuranların   gözaltı sırasında polis memurları tarafından kötü muameleye maruz bırakıldıklarının kesinleĢmiĢ   olmadığını vurgulamaktadır. AĠHM, daha soma, avukatları tarafından temsil edilen baĢvuranların   Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay önünde gözaltı sırasında alman ifadelerini ve   toplanan kanıtları inkar ettiklerini tespit etmektedir. Böylece, AĠHM, baĢvuranların ön   soruĢturma, çeĢitli uzmanlık raporları, tanıkların ifadeleri aracılığıyla elde edilen ifade ve   kanıtların yerindeliğini tartıĢacak fırsatları olduğunu tespit etmektedir ( bkz. Sarıkaya-Türkiye,   36115/97 no Tu, 22 Nisan 2004 tarihli karar, ve Mamaç ve diğerler i-Türkiye, 29486/95,   '29487/95 no'lu kararlar ve 29853/96 no'lu, 20 Nisan 2004 tarihli karar). BaĢvuranların,   savunmalarını hazırlamaya yardım eden bir hukuk adamı tarafından temsil edilme fırsatları   olmuĢtur. Öte yandan, baĢvuranlar savunma dilekçelerini Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunmuĢlar ve   Cumhuriyet Savcılığı'nm taleplerine cevap verecek fırsatları olmuĢtur. Bu bağlamda, AĠHM,   baĢvuranların savunmalarını nasıl bitiremediklerini anlatmadıklarını ve bu yöndeki   argümantasyonlarmı hiçbir Ģekilde desteklemediklerini tespit etmektedir. AĠHM, baĢvuranın   gözaltının ilk saatlerinden itibaren bir avukata danıĢamamasına rağmen AĠHS'nin 6. maddesinin   öngördüğü hakkaniyet ilkesinin özünde ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır. Bununla birlikte,   AĠHM, baĢvuranların savunma haklarının, AĠHS'nin 6. maddesinin sanığa tanıdığı haklarla   bağdaĢmayacak Ģekilde tamiri mümkün olmayan bir ihlale maruz kalmadıkları sonucuna   varmaktadır.   Bu Ģartlar altında, davanın genel olarak incelenmesi AĠHM'i baĢvuranların adil bir   yargılamadan mahrum kalmadıklarına ve AĠHS'in 6. maddesi 3 b) ve d) paragrafının 1. paragrafla   bağlantılı olarak ihlal edilmediğine karar vermeye sevk etmektedir.   ii. Suçlamaların nitelendirilmesi hakkında   AĠHM, davanın hakkaniyetinin davanın bütününün ele alınması ıĢığında değerlendirilmesi   gerektiğini hatırlatmaktadır (bkz. Miailhe-Fransa, 26 Eylül 1996 tarihli karar ve Imbrioscia).   AĠHS'nin 6. maddesinin 3 a) paragrafı takip edilen kiĢinin suçlanmasının bildirilmesine aĢırı özen   gösterilmesi gerektiğine iĢaret etmektedir. Ġddianame ceza kovuĢturmalarında belirleyici bir rol   oynamaktadır: tebliğ edilmesinden itibaren, sanık, resmi olarak kendisine yöneltilen suçlamaların   hukuki ve olgusal temelinden yazılı olarak haberdar olmuĢtur (Kamasinski-Avusturya, 19 Aralık   tarihli karar). AĠHS'nin 6 § 3 a) maddesi sanığa sadece yargılamanın -suç kanıtlarını teĢkil     eden ve yargılamanın dayanağı olan maddi olgular- nedeninden haberdar olmak hakkını   tanımakla kalmamakta bunun yanı sıra bu olgulara atfedilen hukuki nitelendirmeden de haberdar   olma hakkını ve bunu detaylı olarak yapma hakkını tanımaktadır (Pelissier ve Sassi-Fransa,   25444/94 no Tu karar).   Bu düzenlemenin öneminin özellikle, AĠHS'nin 6. maddesinin 1. paragrafının garanti   altına aldığı daha genel bir hak olan adil yargılanma hakkının ıĢığında değerlendirilmesi gerekir   (bkz, mutatis mutandis, Deweer-Belçika, 21 ġubat 1980 tarihli karar, Artico-îtalya, 13 Mayıs   tarihli karar, Goddi-ltalya, 9 Nisan 1984 tarihli karar ve Colozza-Ġtalya, 12 ġubat 1985   tarihli karar). AĠHM, cezai olarak sanığın kendisiyle ilgili kanıtların -ve bu durumda mahkemenin   sanığa karĢı ileri sürebileceği hukuki nitelemenin- sanığa tam ve eksiksiz olarak tebliğ   edilmesinin davanın hakkaniyetinin asli bir Ģartı olduğu kanaatindedir (Pelissier ve Sassi).   Son-olarak, AĠHS'nin 6 § 3 b) maddesine iliĢkin Ģikâyete gelince, AĠHM, AĠHS'nin 6 § 3   maddesinin a) ve b) bentleri arasında bir bağ bulunduğu ve yargılamanın niteliği ve nedeni   hakkında bilgi sahibi olma hakkının sanığın savunma hakkının ıĢığında ele alınması gerektiği   kanaatindedir (ibidem, § 54).   Davada, AĠHM, Cumhuriyet Savcılığı tarafından 7 Ekim 1996 tarihinde sunulan   iddianamenin özellikle eski Türk Ceza Kanunu'nun 450 §§4, 5, ve 10 maddesine dayandığını   tespit etmektedir. Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi, Mustafa ve Sena adlı baĢvuranlara isnat edilen   cinayet suçu için iddianame, Türk Ceza Kanunu'nun 450 §§ 4, 5, 10 maddesine dayanılarak   hazırlanmıĢ olsa bile dava konusu olaylarda taammüd, 450 § 5 maddeye uyan hiçbir ortak sebep   ne de kan davası için öldürme olduğunu hatırlattıktan sonra; ilgili iki kiĢinin cinayetinin kasıtlı   adam öldürme olduğuna hükmetmiĢtir. Bu yüzden, Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi, Mustafa ve   Sena adlı baĢvuranları Türk Ceza Kanunu'nun 448. maddesine dayanarak mahkûm etmiĢtir. Öte   yandan, Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi önünde görülen ceza davası sırasında, Cumhuriyet   Savcılığı, iddialarını Türk Ceza Kanunu'nun 448. maddesine dayanarak oluĢturmuĢtur.   BaĢvuranların buna cevap verecek fırsatı olmuĢtur.   AĠHM, Ģu halde, baĢvuranların, Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi önünde yeniden   tanımlanan suça karĢı savunmalarını sunacak fırsatları olduğu kanaatindedir. Bütünüyle ele alman   davanın hakkaniyetinin değerlendirmesine giriĢerek - ve davanın Kadıköy Ağır Ceza   Mahkemesince gerçekleĢtirilen incelenmesinin niteliği göz önüne alındığında - AĠHM,   baĢvuranların kendileri aleyhinde yürütülen yargılamanın niteliği ve nedeni hakkında detaylı bilgi   sahibi olma ve savunmalarını hazırlamak için gerekli olan zamana ve kolaylıklara sahip olma   haklarının ihlal edilmediği kanaatindedir (Dallos-Macaristan, 29082/95 no'lu karar).   Bu durumdan AĠHS'nin ö.maddesinin 3 a) pafagrafıyla bağlantılı olarak 1 no Tu   paragrafın ihlal edilmediği sonucu çıkmaktadır.   2. AĠHS'nin 6 § 2 maddesine iliĢkin Ģikayet   BaĢvuranlar, Kadıköy ve Ankara Ağır Ceza Mahkemelerinin hâkimlerinin medyanın ve   siyasi çevrelerin baskısı altında karar vermiĢ olduklarından yakınmaktadırlar. BaĢvuranlar,   AĠHS'nin 6 § 2 maddesine atıfta bulunmaktadırlar.   Hükümet, ulusal mahkemelerin, medyanın ve siyasi otoritenin baskısına tabi olmadıklarını   vurgulamıĢtır. Zaten, Anayasa'nın138. maddesi yargı organının bağımsızlığını salık vermektedir.   Hem yazılı basın hem görsel-iĢitsel medyanın medyatik basın kampanyasına iliĢkin olarak   ve baĢvuranların bu konuda iç hukuktaki tüm baĢvuru yollarını tüketmiĢ olduğu varsayılınca,   AĠHM, genelde mahkemelerin boĢlukta çalıĢamayacağını düĢünmekte anlaĢıldığını   hatırlatmaktadır: mahkemelerin tek baĢlarına cezai alanda bir yargılamaya iliĢkin olarak suçluluk   veya masumiyet kararı vermeye yetkili olmalarına rağmen, bu durumdan hiçbir Ģekilde daha önce   veya aynı anda mahkemelerin bilgisindeki konuların tartıĢmaya yer veremeyeceği ki bu tartıĢma   ister özel dergilerde, ister basında ya da kamuoyunun genelinde tartıĢılamayacağı anlamı   çıkmamaktadır (bkz, mutatis mutandis, Sunday Times-Ġngiltere, 26 Nisan 1979 tarihli karar).   BaĢvuranların bütün iç hukuk yollarını kullandıkları varsayılsa bile, AĠHM, baĢvuranların   davalarının kaynağının Türk toplumunda ve Türk kamuoyunda yoğun bir ihtilafa yol açan olaylar   olduğunu gözlemlemektedir. Bu dönemde hüküm süren sosyal ortam ve özellikle, "Susurluk"   kazasından sonra açılmasına karar verilen meclis soruĢturması göz önüne alınınca, baĢvuranların   davalarının kendilerinin istediği açıklık içinde görülmemesine hazırlıklı olmaları gerekirdi.   AĠHM'e göre, baĢvuranlar, kendilerine karĢı hâkimlerin görüĢünün oluĢmasını ve Ağır Ceza   Mahkemelerinin kararlarım etkileyecek kadar ya da etkilemesi muhtemel olacak kadar güçlü   medyatik bir kampanya oluĢturulduğunu ispat etmemiĢlerdir. BaĢvuranlar, siyasi partilerin veya   siyasi kiĢilerin ne Ģekilde söz konusu hâkimlerin görüĢünün oluĢmasını etkileyecek nitelikte   yorumlar ileri sürdüklerini de ispat etmemiĢlerdir.     Bu nedenle, AĠHS'nin 6 § 2 maddesi ihlal edilmemiĢtir.   IV.   AĠHS 'NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Zarar   BaĢvuranlar birlikte, maruz kaldıklarını iddia ettikleri maddi ve manevi zararın tazmini   için 1 000 000 Euro talep etmektedirler.   Hükümet, baĢvuranlar hiçbir doğrulayıcı belge sunmadıkları için bu iddialara itiraz   etmektedir. Bu tutar hiçbir ciddi temele dayanmamaktadır ve gerçek dıĢıdır. Ġlgililerin talebiyle   gerçekleĢtirildiği iddia edilen ihlal arasında hiçbir nedensellik iliĢkisi bulunmamaktadır.   Mehmet Faysal Söylemez adlı baĢvuranın AĠHS'nin 3. maddesi uyarınca maruz kaldığı   zarar konusunda, AĠHM, Mehmet Faysal Söylemez adlı baĢvuranın mevcut davada beliren ihlal   tespitinin tazmin etmeye yeterli olamayacağı bir manevi zarara maruz kaldığı kanaatindedir.   AĠHM, hakkaniyetle karar vererek, bunun için baĢvurana 8 000 Euro ödenmesine hükmetmiĢtir.   Geri kalanlar için, AĠHM, tespit edilen ihlallerle baĢvuran tarafından iddia edilen maddi   zarar arasında nedensellik iliĢkisi tespit etmemektedir ve bu talebi reddetmektedir.   B. Masraf ve harcamalar   BaĢvuranlar, ulusal mahkemeler ve AĠHM nezdinde yapılan masraf ve harcamalar için   000 Euro talep etmektedir.   BaĢvuranlar iddialarını doğrulayacak hiçbir belge sunmadıkları için Hükümet bu iddialara   itiraz etmektedir.   AĠHM'nin içtihadına göre, baĢvuran masraf ve harcamalarının geri ödenmesi hakkını   ancak bunların gerçekliği, gerekliliği ve miktarlarının makul oranda olduğu kesinleĢirse elde   edebilir. Davada, elindeki unsurları ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önüne alarak, AĠHM,   ulusal mahkemelere iliĢkin masraf ve harcamalar talebini reddetmektedir ama AĠHM önünde   görülen dava için 3 000 Euro Tuk bir miktarın makul olduğu kanaatindedir ve bu miktarın   Mehmet Faysal Söylemez adlı baĢvurana ödenmesine karar vermiĢtir.   C. Gecikme Faizi   AĠHM, Avrupa Merkez Bankası'nm marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına   üç puanlık bir artıĢın ekleneceğini belirtmektedir.   BU NEDENLERLE, AĠHM, OYBĠRLĠĞĠYLE,   1. Mehmet Sena Söylemez adlı baĢvuranın AĠHS'nin 3 ve 13 maddelerine iliĢkin   Ģikâyetinin ve baĢvuranların bütününün AĠHS'nin 6. maddesine iliĢkin Ģikayetlerinin   kabul edilebilir olduğu ve davanın geri kalanının kabul edilemez olduğuna;   2. Mehmet Faysal Söylemez adlı baĢvuran için AĠHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Mehmet Faysal Söylemez adlı baĢvuran için AĠHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   4. Mehmet Faysal Söylemez adlı baĢvuran için AĠHS'nin 6 §§ 1 ve 3 c) maddesinin ihlal   edildiğine ve bu düzenlemeye iliĢkin diğer Ģikâyetlerin incelenmesine gerek olmadığına;   5. Mehmet Sena Söylemez ve Mustafa Söylemez adlı baĢvuranlar için AĠHS'nin 6 §§ 1 ve 3   maddesinin ihlal edilmediğine;   6. Üç baĢvuran için AĠHS'nin 6 § 2 maddesinin ihlal edilmediğine;   7. a) AĠHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleĢtiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme   tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından   baĢvurana:   i.   manevi tazminat için 8 000 Euro (sekiz bin);   ii.   masraf ve harcamalar için 3 000 Euro (üç bin) ödenmesine;   iii. ' söz konusu miktarların, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf   tutulmalarına;     b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına   eĢit oranda faiz uygulanmasına;   8. Adil tazmine iliĢkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiĢtir.   ĠĢbu karar Fransızca olarak hazırlanmıĢ ve AĠHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesine   uygun olarak 21 Eylül 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiĢtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło