46747/99
WyrokETPCz2005-10-18ECLI:CE:ECHR:2005:1018JUD004674799
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy śmierć syna skarżącego w areszcie policyjnym stanowiła naruszenie prawa do życia (art. 2) oraz czy był on poddany nieludzkiemu lub poniżającemu traktowaniu (art. 3), a także czy śledztwo w sprawie jego śmierci było skuteczne?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak jest wystarczających dowodów na celowe zabójstwo syna skarżącego przez policję. W kwestii pozytywnego obowiązku ochrony życia, Trybunał stwierdził, że władze nie mogły przewidzieć samobójstwa, ponieważ zmarły nie wykazywał skłonności samobójczych, a sposób popełnienia samobójstwa był trudny do przewidzenia. Jednakże, Trybunał uznał, że obrażenia na ciele zmarłego, stwierdzone w drugim raporcie medycznym, nie zostały w sposób wiarygodny wyjaśnione przez rząd, co doprowadziło do stwierdzenia naruszenia art. 3. W odniesieniu do skuteczności śledztwa w sprawie śmierci, Trybunał uznał, że przeprowadzone śledztwo było wystarczająco dogłębne i skuteczne, obejmując autopsje, oględziny miejsca zdarzenia i przesłuchania świadków, co wykluczyło odpowiedzialność funkcjonariuszy za śmierć.Stan faktyczny
Skarżący, İsmail Akdoğdu, jest ojcem Burhanettina Akdoğdu, który zmarł w wieku 28 lat w areszcie policyjnym w Ankarze 13 grudnia 1997 roku. Burhanettin Akdoğdu został zatrzymany pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji i był przesłuchiwany. Został znaleziony martwy w swojej celi, powieszony na sznurze zrobionym z koca. Władze uznały to za samobójstwo, ale skarżący twierdził, że jego syn został zamordowany lub był źle traktowany i że śledztwo było nieskuteczne. Dwa raporty medyczne wykazały obrażenia na ciele zmarłego, przy czym drugi raport, sporządzony na wniosek skarżącego, wskazywał na liczne drobne obrażenia, które nie zostały wyjaśnione przez władze.Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza brak naruszenia art. 2 Konwencji. Trybunał stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji. Trybunał zasądza na rzecz spadkobierców Burhanettina Akdoğdu 9 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Trybunał zasądza na rzecz skarżącego 1 350 EUR minus 630 EUR pomocy prawnej tytułem kosztów i wydatków. Trybunał odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
AKDOĞDU - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:46747/99)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ekim 2005
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıꢀ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam
olarak belirtilmiꢀ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koꢀulu ile Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla
alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (46747/99) baꢀvuru no’lu davanın
nedeni, bu ülke vatandaꢀı Đsmail Akdoğdu’nun (baꢀvuran) 30 Ekim 1998 tarihinde Avrupa
Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) eski 25. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları
Komisyonu’na (Komisyon) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Adli yardımdan yararlanan baꢀvuran, AĐHM önünde Ankara Barosu avukatlarından
Ender Büyükçulha ve Oya Aydın tarafından temsil edilmektedir.
Baꢀvuran oğlunun gözaltında öldüğünden ve bu konuda yürütülen ceza
soruꢀturmasının etkisiz oluꢀundan ꢀikayetçi olarak, AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlal
edildiğini ileri sürmektedir.
OLAYLAR doğumlu olan baꢀvuran Đsmail Akdoğdu Bandırma’da ikamet etmektedir.
Baꢀvuran 13 Aralık 1997 tarihinde 28 yaꢀında ölen Burhanettin Akdoğdu’nun babasıdır.
1. Baꢀvuranın oğlunun yakalanması, gözaltına alınması ve ölümü Aralık 1997 tarihinde, Devrimci Sosyalist Đꢀçi Hareketi (DSĐH) adlı yasadıꢀı örgüte
üye olduğundan ꢀüphelenilen Burhanettin Akdoğdu, Bursa Emniyet Müdürlüğü Terörle
Mücadele ꢁubesi ekipleri tarafından yakalanıp gözaltına alınmıꢀtır. Adıgeçen kiꢀi, 12 Aralık
1997’de Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’ne sevk edilerek, burada
gözaltına alınmıꢀtır.
B.Akdoğdu 13 Aralık 1997 günü saat 8.00’de, battaniye kenarından sökülmüꢀ bir iple
demir parmaklıklara asılı olarak hücresinde ölü bulunmuꢀtur. Polisler saat 8.30’da Ankara
Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcılığı’na olayı bildirmiꢀlerdir. Saat
10.00’da olay yerine gelen Cumhuriyet Savcısı’nın adıgeçen kiꢀinin öldüğünü saptamasının
ardından B.Akdoğdu’nun cesedi Cebeci Adli Tıp morguna kaldırılmıꢀtır.
2. Mevcut davada yürütülen ceza soruꢀturması
a. Burhanettin Akdoğdu’nun cesedi üzerinde yapılan adli tıp muayeneleri Aralık 1997 tarihinde Adli Tıp doktorları B. Akdoğdu’nun cesedi üzerinde otopsi
yapmıꢀ, bu esnada Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı da hazır
bulunmuꢀtur. Adli tıp raporuna göre ölüm sabah saat 5-8 arasında gerçekleꢀmiꢀtir. Ayrıntılı
muayene sonucu B. Akdoğdu’nun vücudunun çeꢀitli yerlerinde değiꢀik ebatlarda hafif sıyrık
ve yaraya rastlanmıꢀtır. Diğer yandan boyun çevresinde ipin yaptığı baskı sonucunda
meydana gelen bir iz tespit edilmiꢀtir.
B. Akdoğdu’nun ꢀiddete maruz kaldığına dair herhangi bir iz tespit edemeyen Adli Tıp
doktorları, B. Akdoğdu’nun mekanik asfiksi sonucu öldüğünü rapor etmiꢀlerdir. Aynı
zamanda Adli Tıp doktorları, iç organların incelenmesine ve kan toksikoloji tetkiklerinin
yapılmasına karar vermiꢀlerdir.
Ertesi gün B. Akdoğdu’nun cesedi ailesine teslim edilmiꢀtir. Baꢀvuran ikinci bir Adli
Tıp raporu düzenlenmesi istemiyle Bandırma Devlet Hastanesi’ne baꢀvurmuꢀtur. Bandırma
Cumhuriyet Savcısı’nın da hazır bulunduğu muayenede, cesedin çeꢀitli yerlerinde farklı
boyutlarda çizik, morluk ve yaralara rastlanmıꢀtır.
Adli tıp muayenesi sonucunda baꢀvuran Savcılığa baꢀvurarak, oğlunun göz altında
öldüğü haberini aldığını, fakat intihar etmesi için herhangi bir neden bulunmadığını belirtmiꢀ
ve sorumlular hakkında ꢀikayetçi olmuꢀtur. Cumhuriyet Savcısı ꢀikayet dilekçesini, Ankara
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde re’sen açılmıꢀ olan dava dosyasına eklenmek üzere
göndermiꢀtir. Aralık 1997 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, yukarıda belirtilen toksikoloji
tetkiklerinin sonuçlarını talep etmiꢀtir. 12 Ocak 1998’de Cebeci Adli Tıp Kurumu, doku ve
kan örneklerinde hiçbir uyuꢀturucu maddeye rastlanılmadığına iliꢀkin ek raporu Cumhuriyet
Savcılığı’na iletmiꢀtir.
b. Tanıkların ifadelerinin alınması Aralık 1997 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Terörle Mücadele ꢁubesi Baꢀ Komiseri
Đ.Ö.’yü ve polis memuru N.T.’yi dinlemiꢀtir. 15 Aralık 1997 tarihinde, polis memuru M.Ç.’yi
dinlemek üzere çağırmıꢀtır. Olayın meydana geldiği gece nöbetçi olan N.T. ve M.Ç. (nöbetçi
memurlar) sorgulamayı yapan kiꢀilerin, saat 20:00 sularında, Burhanettin Akdoğdu’yu 9
numaralı hücresinden almak üzere geldiklerini ve saat 23:30 sularında Burhanettin
Akdoğdu’yu geri getirdiklerini belirtmektedirler. Nöbetçi memurlar, genelde sık sık hücreleri
kontrol ettiklerini ve ihtiyaç duyulması halinde tutukluların kapılarını tıklatmak suretiyle
kendilerini çağırabildiklerini ifade etmektedirler. M.Ç.’nin ifadesine göre, Burhanettin
Akdoğdu sabaha karꢀı saat 02:00 sularında kendilerine seslenmiꢀ ve isteği üzerine N.T.
kendisini tuvalete götürmüꢀtür. Oysa N.T., saat 02:00’da Burhanettin Akdoğdu’nun yiyecek
istediğini ve saat 5:00’da yapılan sayım sırasında, M.A.Y ile aynı zamanda tekrar tuvalete
gitmek istediğini ifade etmektedir. N.T. önce M.A.Y.’yı, sonra da Burhanettin Akdoğdu’yu
tuvalete götürmüꢀtür. Yapılan birkaç kontrol sırasında, nöbetçi memurlar Burhanettin
Akdoğdu’yu uyanık bir halde yatağında otururken görmüꢀlerdir. Burhanettin Akdoğdu
ölmeden önce onu gören son kiꢀi olan N.T., saat 05:00’da Burhanettin Akdoğdu’dan kazağını
giymesini istemiꢀ, Burhanettin Akdoğdu ise yeni uyandığını ve kazağını giyeceğini
söylemiꢀtir. Saat 09:00’da nöbet değiꢀimi yapıldığından, saat 08:00’da nöbetçi memurlar son
bir yoklama yapmıꢀlardır. N.T. Burhanettin Akdoğdu’nun bulunduğu hücreye gittiğinde,
Burhanettin Akdoğdu’yu demir parmaklıklara asılı olarak bulmuꢀ, nabzının atmadığını fark
ederek, amirini haberdar etmiꢀtir. Sonrasında, M.Ç. Cumhuriyet Savcısı’na, 14 Aralık 1997
tarihinde, 9 numaralı hücreyi baꢀka bir tutuklu için hazırladığı sırada, yatakların altındaki
battaniyeden koparılmıꢀ ve birbirlerine düğümlü olan 78-80 cm.’lik 6 adet ip bulduğunu ifade
etmiꢀtir. Ocak 1998 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, o tarihte cezaevinde olan ve olayların
geçtiği sırada Burhanettin Akdoğdu’nun hücresinin yanındaki bir hücrede bulunan M.A.Y.’yi
çağırmıꢀtır. M.A.Y.’nin çağırılmasının sebebi, 21 Aralık 1997 tarihinde M.Y.A.’nin, B.
Akdoğdu’nun intihar etmediğinin, fakat iꢀkence altında öldüğünün Đnsan Hakları Derneği’ne
bildirilmesi talebiyle Kaldıraç dergisinde yayınlanmak üzere bir mektup yazmasıdır. ꢁubat ve 23 ꢁubat 1998 tarihlerinde, Cumhuriyet Savcısı 13 Aralık 1997 tarihinde
Terörle Mücadele ꢁubesi’nde gözaltında bulunan tanık M. ve Đ.’nin ifadelerini almıꢀtır. M.
Burhanettin Akdoğdu’yla ꢀubede karꢀılaꢀmadığını ama bu kiꢀinin kendisini astığını
duyduğunu söylemiꢀtir. Đ. adındaki tanık da bu yönde ifade vermiꢀ, Burhanettin Akdoğdu’nun
ölümünün fark edilmesinden yarım saat sonra, diğer tutuklularla birlikte baꢀka bir odaya
götürüldüklerini belirtmiꢀtir.
c. Soruꢀturmanın sonucu ve ardından yapılan yargılama Mayıs 1998 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, muhakemenin men-i kararı vermiꢀtir. Bu
sonuca varmadan önce, Cumhuriyet Savcısı 9 numaralı hücrenin dikey parmaklıklarının
paralel 3 adet demir ile birbirlerine bağlandıklarını hatırlatmaktadır. Sonrasında, olay yerinde
çekilen fotoğraflara ve kayıtlara dayanarak, kendisini öldürebilmesi için Burhanettin
Akdoğdu’nun kendisini en yüksek parmaklığa astığı sonucunu çıkarmıꢀtır. Battaniye
kenarından sökülmüꢀ bir ipi bu parmaklığa bağlamıꢀ, ipi boynuna düğümleyerek, boynunun
tüm vücudunun ağırlığını alacak ꢀekilde, sağ ayağıyla alttaki parmaklıktan, sol ayağıyla
ortadaki parmaklıktan destek almıꢀtır. Yapılan toksikoloji tetkiklerinin ꢀüphe uyandıracak
hiçbir unsur taꢀımadığını gözlemleyen Cumhuriyet Savcısı, aynı zamanda 14 Aralık 1997
tarihinde, Bandırma Hastanesi’nde, Burhanettin Akdoğdu’nun vücudunda tespit edilen izlere
ve nöbetçi memurlar M. ile Đ.’nin ifadelerine atıfta bulunmaktadır. Sonrasında, M.A.Y.’nin
mektubundan alıntıları ve ifadelerini sunarak, bunların görgü tanıklığı sonucunda ortaya
koyulan ifadeler değil sadece kiꢀisel gözlemler olduğunu ve tıbben ortaya koyulduğu ꢀekliyle
ölümün nedenlerini ortaya koyamayacaklarını belirtmektedir. Bu noktada, Cumhuriyet
Savcısı, Kaldıraç dergisine yazdığı mektubun aksine, M.A.Y.’nin kendisine, birinci
sorgulama sonrasında polislerin Burhanettin Akdoğdu’yu geri almaya geldikleri iddiasında
bulunmadığının altını çizmektedir. Mayıs 1998 tarihinde, baꢀvuran verilen bu karara Đstanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin 6. dairesinde itiraz etmiꢀ ve oğlunun gözaltından sorumlu olan polisler
hakkında soruꢀturma baꢀlatılmasını talep etmiꢀtir. Baꢀvuran, özellikle de Cumhuriyet
Savcısı’nın, yapılan ikinci tektik sırasında Burhanettin Akdoğdu’nun vücudunda tespit edilen
ekimozları dikkate almamasından dolayı, sürdürülen ceza soruꢀturmasının yetersiz olduğunu
iddia etmektedir. Baꢀvurana göre, bu izler Burhanettin Akdoğdu’nun ayaklarının önceden
bağlandığını ve asılma olayının birkaç kiꢀinin yardımıyla daha sonra gerçekleꢀtiğini
göstermektedir. Bu konuyla ilgili olarak baꢀvuran, ꢀayet olay bir intihar olsaydı, mantıken
düğümün ensede değil, boynun önünde ya da yanında olması gerektiğini belirtmektedir. Bu
nedenle baꢀvuran, maktulün cesedinin yeri değiꢀtirilmeden, tarafsız bir uzmanın cesedin
pozisyonunu incelemesi gerektiğini iddia etmektedir. Baꢀvurana göre, oğlunun önce bu kiꢀiler
tarafından boğulup daha sonra asıldığı varsayımı bir kenara bırakılmamıꢀtır ve bu varsayım
yürütülen soruꢀturmada da çürütülememiꢀtir. Baꢀvuran aynı zamanda, Cumhuriyet
Savcısı’nın oğlunun sorgulamasından sorumlu olan hiçbir polisin ifadesini almadığını
belirtmektedir. Baꢀvuran, oğlunun sağlam mizaçlı olduğunu ve intihar etmesini gerektirecek
hiçbir sebebin olmadığını savunmaktadır. Haziran 1998 tarihli bir kararla, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, itirazda
bulunmak için tanınan yedi günlük süre içinde itirazını yapmadığı gerekçesiyle, baꢀvuranın
itirazını reddetmiꢀtir. Hâkimler sunulan itirazların esasını incelemiꢀ ve kamu davası açılması
için yeterli gerekçelerin bulunmadığı kanaatine varmıꢀlardır. Eylül 1998 tarihinde, Emniyet Müdürlüğü baꢀvurana itirazının reddedildiğini
bildirmiꢀlerdir.
3. Baꢀvuran tarafından yapılan ceza yargılaması alanındaki baꢀvurular
Baꢀvuran, Bandırma Cumhuriyet Savcısı önünde 14 Aralık 1997 tarihinde sözlü olarak
dile getirdiği ꢀikâyetten ayrı olarak, 31 Mayıs 1999 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcısı’na
oğlunun gözaltından sorumlu olan iꢀkence ve kasten adam öldürmekle suçladığı polis
memurları aleyhine resmi olarak ꢀikayette bulunmuꢀtur. 1 Mayıs 1998 tarihinde verilen
muhakemenin men-i kararının geçersiz olduğunu ifade eden baꢀvuran, bu konudaki mevzuata
atıfta bulunarak, yeniden bir ceza soruꢀturması açılmasını talep etmektedir. Bu nedenle
baꢀvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’nın sürdürülen soruꢀturmada
ratione materiae açısından yetkisiz olduğunu ifade ederek, oğlunun ölümüne benzer vakaların
genel ceza hukuku alanına girdiğini belirtmektedir. Baꢀvuran ayrıca, mevcut soruꢀturmadan
sorumlu N.M.T. adındaki Cumhuriyet Savcısı’nın, oğlunun ceza soruꢀturmasından sorumlu
olan kiꢀi olduğunu ve bu nedenle tarafsızlığının ꢀüpheli olduğunu iddia etmektedir. Haziran 1999 tarihinde baꢀvuran, aynı gerekçelerle, görevini kötüye kullanmak ve
cinayeti örtbas etmekle suçladığı N.M.T. aleyhine Adalet Bakanlığı’na, ikinci bir ꢀikayette
bulunmuꢀtur. Haziran 1999 tarihinde, ilk ꢀikayetin yapıldığı, Ankara Cumhuriyet Savcısı,
baꢀvuranın tartıꢀmaya açtığı Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı lehine
görevsizlik kararı vermiꢀtir.
Müdürlük, 23 Temmuz 1999 tarihinde, isteği üzerine yürütülen soruꢀturmaların
ardından Cumhuriyet Savcısı olan N.M.T. aleyhine hiçbir ceza soruꢀturmasının yapılmasına
gerek duyulmadığını baꢀvurana bildirmiꢀtir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran oğlunun gözaltında öldüğü koꢀullardan ve bu olayla ilgili olarak yürütülen
soruꢀturmanın etkisizliğinden ꢀikayetçi olmakta, AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğini ileri
sürmektedir.
A. Tarafların Argümanları
1. Baꢀvuran
Baꢀvuran, oğlu Burhanettin Akdoğdu’nun Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle
Mücadele ꢁubesi’nde gözaltında tutulurken polis memurları tarafından kasti olarak
öldürüldüğünü ileri sürmektedir. Baꢀvuran iddiasını desteklemek için, intihar varsayımı kabul
edilse bile, güvenlik görevlilerinin yine sorumlu olacaklarını, zira böyle bir riski önlemek ve
oğlunun yaꢀamını korumak için gerekli tedbirleri almadıklarını belirtmektedir.
Mevcut dava kapsamında yürütülen ceza soruꢀturması konusunda ise baꢀvuran,
peꢀinen oğlunun intihar ettiği düꢀüncesine dayanan bu soruꢀturmada ulaꢀılan sonuçların, ne
Devlet görevlileri tarafından iꢀlenen bir cinayet varsayımını hariç tutmaya yettiğini, ne de
Hükümet’in, oğlunun yaꢀamını koruma yükümlülüğünden kaçmasına izin verdiğini iddia
etmektedir. Baꢀvuran soruꢀturmanın yetkisiz bir Savcı tarafından yürütüldüğünü, dahası ilgili
kiꢀinin daha önceden Burhanettin Akdoğdu’nun yakalanması emrini vermiꢀ olduğu
düꢀünüldüğünde, tarafsız kabuledilemeyeceğini belirtmektedir.
2. Hükümet
Hükümet baꢀvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmektedir.
Hükümet otopsi raporuna ve soruꢀturmalar sırasında toplanan delillere dayanarak, baꢀvuranın
oğlunun asılma sonucu öldüğünü ve bu intihar olayından hiçbir Devlet görevlisinin sorumlu
tutulamayacağını savunmaktadır. Hükümete göre, o dönemde 27-28 yaꢀlarına olan B.
Akdoğdu, yasadıꢀı DSĐH örgütüne üye olmasına bağlı olarak geliꢀen olaylardan ötürü
yaꢀadığı psikolojik ve moral dengesizliğin etkisiyle hareket etmiꢀtir.
Hükümet ayrıca, Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı’nın intihar olayı ile ilgili olarak
derin ve titiz bir cezai soruꢀturma yürüttüğünü belirtmektedir. Mevcut davada oluꢀturulan
dosyasının içeriğinden, hiçbir özensizlik görünümü ortaya çıkmamaktadır.
Hükümet Đçiꢀleri Bakanlığı tarafından yayınlanan “Gözaltı ve Sorgulama Talimatı”
baꢀlıklı yönergenin bir kopyasını sunmuꢀ ve gece nöbet tutan memurlar tarafından
gerçekleꢀtirilen kontrollerin bu yönergeye uygun olduğuna dikkat çekmiꢀtir.
B. AĐHM’nin Takdiri
1. Baꢀvuranın oğlunun ölümü hakkında
a. Kasten adam öldürme
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin, Sözleꢀme’nin ana maddeleri arasında yer aldığını ve
sözkonusu maddenin, 3. madde ile birlikte Avrupa Konseyi’ni oluꢀturan demokratik
toplumların temel değerlerinden birini ifade ettiğini hatırlatır (Bkz., Çakıcı- Türkiye [GC],
no 23657/94, § 86, CEDH 1999-IV, et Finucane – Birleꢀik Krallık, no 29178/95, §§ 67-71,
CEDH 2003-VIII). AĐHS’nin 2. maddesi ile tanınan korumanın önemi dolayısıyla AĐHM,
yaꢀam hakkına iliꢀkin ꢀikayetleri son derece büyük bir titizlikle inceleyerek bir görüꢀ
oluꢀturmak zorunda olduğunu belirtmektedir (Bkz., Ekinci- Türkiye, no 25625/94, § 70, 18
Temmuz 2000).
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi açısından davaya iliꢀkin olaylardan çıkarılacak
sonuçların iki farklı yorumu ile karꢀı karꢀıya olduğunu ortaya koyar.
AĐHM, ortaya çıkan soruları, baꢀta yürütülen adli soruꢀturmalara iliꢀkin Hükümet
tarafından sunulan belgeler olmak üzere, dava dosyasında yer alan yazılı belgeler ile tarafların
sunmuꢀ olduğu gözlemler ıꢀığı altında inceleyecektir. AĐHM delilleri değerlendirirken “her
türlü makul ꢀüphenin ötesinde” ilkesinden yararlanmaktadır. Fakat bu türden bir delil, yeteri
kadar ciddi, açık ve birbiriyle uyumlu bir dizi emareden ya da çürütülemeyecek karinelerden
oluꢀabilir; diğer yandan delillerin araꢀtırılması esnasında tarafların tutumları da gözönünde
bulundurulabilir (Bkz., mutatis mutandis, Irlanda- Birleꢀik Krallık, 18 Ocak 1978, A serisi no
25, ss. 64-65, §§ 160-161).
Baꢀvurana göre Burhanettin Akdoğdu, polisler tarafından kasten öldürülmüꢀtür.
AĐHM bu iddiaların somut ve doğrulanabilir olgulara dayanmadığını ve herhangi bir
tanık ifadesiyle ya da diğer delil unsurları ile kesin bir ꢀekilde desteklenmediğini saptamıꢀtır.
Dosyada yer alan unsurlara göre 12 Aralık 1997 tarihinde B. Akdoğdu, üç buçuk saat
süren bir sorgulamanın ardından saat 23.30’da tekrar hücresine getirilmiꢀtir. Akdoğdu sabah
saat 02:00’de ve 05:00’te tuvalete gitmek istediğini söylemiꢀtir. Nöbetçi memurlar, saat
05:00’te ve 08:00’de yaptıkları kontrollerde ilgili kiꢀinin hâlâ hayatta olduğunu
gözlemlemiꢀlerdir. Saat 08:00’deki yoklamada nöbetçi memurlardan biri, B. Akdoğdu’nun
demir parmaklıklara asılı cesedini bulmuꢀtur.
Derhal olaydan haberdar edilen Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı olay yerine
gelmiꢀtir. Aynı gün Ankara Cebeci Adli Tıp Kurumu’ndan iki doktor ceset üzerinde otopsi
yapmıꢀ ve B. Akdoğdu’nun mekanik asfiksi sonucu öldüğünü tespit etmiꢀlerdir.
AĐHM ayrıca gözaltındaki kiꢀilerin gözetimiyle görevli nöbetçi memurların
Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlendiklerini ve ifadelerin birbiri ile uyumlu olduğunu
gözlemlemiꢀtir. B. Akdoğdu ile birlikte gözaltında tutulan iki kiꢀinin de ifadesi aynı ꢀekilde
bu beyanlara uymaktadır. Görgü tanığı olmayan M.A.Y. adlı tutuklunun, olayların tümünü
kapsamayan ifadesinde yaptığı suçlamalar, özetle varsayım olarak nitelendirilebilir. Adı
geçenin iddiaları, B. Akdoğdu’nun intihar ederek öldüğünü gösteren diğer delil unsurlarına
ꢀüphe düꢀürememiꢀtir.
b. Gözaltındaki bir kiꢀinin gözetimde tutulması yükümlülüğü
AĐHS’nin 2. maddesinden kaynaklanan pozitif yükümlülük konusunda AĐHM, bu
hükmün ilk cümlesinin, Devlet’in yalnızca kasti ve hukuka aykırı ölüme sebebiyet vermekten
kaçınmasını değil, aynı zamanda yargı yetkisi dahilindeki kiꢀilerin yaꢀamlarının korunması
için gerekli tedbirleri almasını da zorunlu kıldığını hatırlatır. Dolayısıyla AĐHM, mevcut
davanın koꢀullarında, baꢀvuranın oğlunun hayatının gereksiz yere tehlikeye atılmasının
engellenmesi için Devlet’in gerekli tüm önlemleri alıp almadığını tespit edecektir (bkz.,
örneğin, L.C.B.- Birleꢀik Krallık, 9 Haziran 1998, Derleme Kararlar ve Hükümler 1998-III, s.
1403, §36). AĐHM aynı zamanda, AĐHS’nin 2. maddesinin, iyi tanımlanmıꢀ bazı koꢀullarda,
bir bireyin diğerine karꢀı, hatta bazı özel durumlarda Devlet’in kendisine karꢀı korunması için
yetkili mercilere, uygulamaya iliꢀkin bir takım önleyici tedbirler almalarını içeren pozitif
yükümlülük yükleyebileceği kanaatindedir (Tanrıbilir-Türkiye, no: 21422/95, § 70, 16 Kasım
2000).
Bununla birlikte bu hüküm, yetkili mercilere katlanılmaz veya aꢀırı bir yük
yüklemeyecek ꢀekilde ve güvenlik güçlerinin günümüz toplumlarında görevlerini ifa ederken
karꢀılaꢀtıkları güçlükler, insan davranıꢀının öngörülemezliği ve öncelikler ile kaynaklar
konusunda yapılacak iꢀlevsel seçimler gözardı edilmeden yorumlanmalıdır. Dolayısıyla,
AĐHS açısından, yaꢀama karꢀı her tehdit varsayımı, bunun gerçekleꢀmesine engel olmak için
yetkili mercileri somut önlemler almak zorunda bırakmamaktadır (Tanrıbilir kararı, §§ 70-71;
Kenan-Birleꢀik Krallık, no: 27229/95, § 90, CEDH 2001-III).
Yetkili mercilerin, tutukluları gözetim altında tutma ve intiharları önleme görevleri
çerçevesinde gözaltındaki bir kiꢀinin yaꢀam hakkını korumaya iliꢀkin pozitif yükümlülüklerini
yerine getirmedikleri iddiası karꢀısında, AĐHM’nin, sözkonusu mercilerin, tutuklunun o anda
böyle bir davranıꢀta bulunabileceğini biliyor olmaları gerektiğine, fakat bu mercilerin yetkileri
dahilinde, makul bir bakıꢀ açısıyla bakıldığında sözkonusu riski ortadan kaldıracak önlemleri
almadıklarına ikna olması gerekmektedir. AĐHM’ye göre ve 2. madde ile korunan hakkın
niteliği dikkate alındığında, baꢀvuranın, yetkili mercilerin fark ettikleri ya da fark etmiꢀ
olmaları gereken, yaꢀam hakkı açısından ortaya çıkabilecek belirli ve ani bir riskin
gerçekleꢀmesinin önlenmesi için, kendilerinden makul olarak beklenen her ꢀeyi yerine
getirmediklerini göstermesi yeterlidir. Burada sözkonusu olan, cevabı mevcut davaya iliꢀkin
koꢀulların tümüne bağlı olan bir sorudur. Dolayısıyla AĐHM davaya ait özel koꢀulları
inceleyecektir (Tanrıbilir kararı, § 72).
AĐHM özgürlükten fiziksel olarak yoksun bırakılmanın doğası gereği tutuklularda
psikolojik sarsıntılara, dolayısıyla da intihar riskine sebep olabileceğini hatırlatır. Tutukluların
yaꢀamının korunması açısından bu türlü risklerin önüne geçilmesi amacıyla, ceza ve
tutukevleri rejimlerinde kesici aletlerin, kemer ve bağların teslim edilmesi öngörülmektedir
(Tanrıbilir kararı, §74).
Mevcut davada AĐHM ilk olarak, Burhanettin Akdoğdu’nun Ankara Emniyet
Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’nde gözaltına alındığını ve dolayısıyla iç hukukta bu
türden tutuklamalar için öngörülen kuralların, bu dava açısından da geçerli olduğunu
kaydeder. Dava dosyasında yer alan unsurlar, tutuklunun intihar etmesinin önlenmesi için
gereken rutin önlemlerin alınmadığına ve olağan bir gözetimin temin edilmediğine iꢀaret
etmektedir.
Diğer yandan AĐHM, Burhanettin Akdoğdu’nun psikolojik durumu hakkında o anda
nöbetçi memurların elinde bulunan göstergeler dikkate alındığında, adıgeçen kiꢀinin gözetimi
konusunda nöbetçi memurlar tarafından alınan önlemlerin 2. madde açısından sözkonusu
edilebileceğine ikna olmuꢀ değildir. B. Akdoğdu’nun kendini öldürmek için kullandığı
yöntemi, yani battaniyesinin kenarından bir ip yapabileceğini öngörmek güçtür. Đntihar
hazırlığı ve intiharın kendisi sessizlik içinde gerçekleꢀmiꢀtir (karꢀılaꢀtırınız Tanrıbilir kararı, §
76).
Tutuklu intihar eğilimleri göstermediğinden yetkililer, B. Akdoğdu’nun hücresinde
daimi bir gözetim sağlamak veya battaniyesine el koymak gibi bazı özel önlemleri almamakla
eleꢀtirilemez. Dosyada yer alan hiçbir ilgili unsur, polis memurlarının makul olarak B.
Akdoğdu’nun intihar edebileceğini öngörerek, hücresinin önünde sürekli bir görevli
bulundurmaları gerektiğine inandıracak yönde değildir.
Bu koꢀullarda AĐHM, AĐHS’nin bu açıdan 2. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna
varmıꢀtır.
2. Ulusal merciler tarafından yürütülen soruꢀturmalar
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinde ꢀart koꢀulan yaꢀam hakkının korunması
yükümlülüğünün, 1. madde ile Devletlere yüklenen “kendi yetki alanları içinde bulunan
herkese bu Sözleꢀme[de] .... açıklanan hak ve özgürlükleri tanı[maları]” yükümlülüğü ile
birlikte, zora baꢀvurmanın bir kiꢀinin ölümüne neden olması halinde etkili bir soruꢀturma
yürütülmesini öngördüğünü ve bunu zorunlu kıldığını hatırlatır (Bkz., mutatis mutandis,
McCann ve diğerleri- Birleꢀik Krallık, 27 Eylül 1995, A serisi no 324, s. 49, § 161; Kaya-
Türkiye, 19 ꢁubat 1998, Derleme 1998-I, s. 329, § 105; Tanrıbilir kararı, § 83).
AĐHM bu yükümlülüğün, yalnızca ölüme bir devlet görevlisinin neden olduğu
durumlar için geçerli olmadığını vurgular. Yetkili mercilerin ölümden haberdar olmaları bile,
yalnız bu nedenle, AĐHS’nin 2. maddesinden kaynaklanan, ölümün hangi koꢀullarda meydana
geldiğine iliꢀkin etkili bir soruꢀturma yürütme yükümlülüğü doğurur (Bkz., mutatis mutandis,
Ergi-Türkiye, 28 Temmuz 1998, Derleme 1998-IV, s. 1778, § 82; Yaꢀa- Türkiye, 2 Eylül
1998, Derleme 1998-VI, s. 2438, § 100; Hugh Jordan –Birleꢀik Krallık, no 24746/94, §§ 107-
109, CEDH 2001-III; A. ve diğerleri-Türkiye, no: 30015/96, § 53, 27 Temmuz 2004).
Yürütülen soruꢀturma aynı zamanda sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını
sağlayabilmesi anlamında da etkili olmalıdır (Oğur-Türkiye, [GC], no 21594/93, CEDH 1999-
III, § 88). Burada sözkonusu olan sonuca iliꢀkin değil, araçlara iliꢀkin bir yükümlülüktür.
Yetkili merciler, baꢀta görgü tanıklarının ifadelerinin alınması, emniyetin teknik birimlerince
kan ve doku örnekleri alınması ve gerektiğinde, ölen kiꢀinin vücudundaki lezyonların tam ve
açık bir ꢀekilde tanımlamasının yanı sıra ölüm nedeninin açığa çıkarılması için klinik
bulguların nesnel bir ꢀekilde analiz edilmesi olmak üzere, olaya iliꢀkin delillerin toplanması
için mümkün olan tüm tedbirleri almıꢀ olmak zorundadırlar (bkz., örneğin, Salman- Türkiye
[GC], no 21986/93, § 106, CEDH 2000-VII ; Tanrıkulu- Türkiye [GC], no 23763/94, § 109,
CEDH 1999-IV ; Gül- Türkiye, no 22676/93, § 89, 14 Aralık 2000).
Mevcut durumda soruꢀturmayı yürütmekle görevli yetkililerin olaydan sonra yaptıkları
giriꢀimler, anlaꢀmazlık konusu teꢀkil etmemektedir.
AĐHM baꢀvurunun yapılmasının ardından, Hükümet tarafından, soruꢀturma dosyasının
bir kopyasının sunulduğunu ve soruꢀturmanın seyri hakkında bilgi verildiğini kaydeder.
Bu unsurlardan, B. Akdoğdu’nun cesedi bulunur bulunmaz Cumhuriyet Savcısı’nın
olay yerine geldiği ve ayrıntılı bir tutanak hazırlandığı, fotoğraf çekildiği, video kaydı
yapıldığı ve bir kroki çizildiği anlaꢀılmaktadır. Tam ve ayrıntılı iki otopsi gerçekleꢀtirilmiꢀ,
adli tabipler ölümün mekanik boğulmaya bağlı olarak gerçekleꢀtiğini tespit etmiꢀ ve ölümün
asılmadan önce meydana geldiği varsayımını ortadan kaldırmıꢀlardır. Cumhuriyet Savcısı bir
hazırlık soruꢀturması baꢀlatmıꢀtır. Bu yargılama usulü çerçevesinde Terörle Mücadele
ꢁubesi’nde gözaltından sorumlu nöbetçi memurlar ile diğer tutukluların ifadeleri alınmıꢀtır.
Yukarıda anlatılanların ıꢀığı altında AĐHM, Burhanettin Akdoğdu’nun intiharıyla iliꢀkili
olarak nöbetçi memurların sorumluluklarının saptanması amacıyla adli merciler tarafından
yürütülen ayrıntılı hazırlık soruꢀturmasının, yeterince derin ve etkili olduğu sonucuna
varmıꢀtır.
Baꢀvuranın soruꢀturmaya tam anlamıyla katılmamıꢀ olması soruꢀturmanın eksiksiz
olduğu gerçeğini değiꢀtirmez, zira ilgili kiꢀi, soruꢀturmanın en iyi ꢀekilde yürütülmesi için
gereken delil unsurlarını sağlayacak durumda değildir.
Ayrıca AĐHM, mevcut davanın gereği açısından, baꢀvuranın, davada görev alan
Savcı’nın yetkili olmadığı yönündeki iddiaları hakkında hüküm vermeye gerek olmadığı
kanaatine varmıꢀtır. AĐHM bu iddiaların davada kendisine baꢀvurulan yargı mercii tarafından
reddedildiğini ve bunun, Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen soruꢀturmanın etkinliği
hususuyla bir ilgisinin olmadığını gözlemlemiꢀtir.
Sonuç olarak AĐHS’nin 2. maddesi bu açıdan da ihlal edilmemiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’nde gözaltında
tutulduğu sırada, polisler tarafından, oğlu Burhanettin Akdoğdu’ya kötü muamelede
bulunulduğunu iddia ederek, AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Baꢀvuran, özellikle Bandırma Hastanesi’nde düzenlenen, maktulün ayaklarında ve
bacaklarında izlerin tespit edildiğinin ifade edildiği adli tıp raporlarına ve sanık M.A.Y.’nin
ifadelerine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, kötü muamele ve iꢀkence yapıldığına iliꢀkin iddiaların dayanaktan yoksun
olduğunu belirtmektedir. Đkinci adli tıp raporunda belirtilen ekimozların nedeninin
belirlenmesinin mümkün olmadığını ifade etmektedir. Uygulamadan, otopsi yapılmasından
sonra, vücutta ekimoz izlerinin ortaya çıkmasının gözardı edilemeyeceği sonucu çıkmaktadır.
AĐHM bir kimse tamamen polis memurlarının kontrolü altında olduğu halde
gözaltındayken yaralandığında, bu süreçte meydana gelen her türlü yaralanmanın, olaylara
dair güçlü karinelere sebebiyet verdiğini hatırlatır (Salman kararı, § 100). Dolayısıyla bu
yaraların kaynağı hakkında makul bir açıklama getirmek ve mağdurun iddialarını - özellikle
de bu iddialar tıbbi belgelerle desteklenmiꢀse - ꢀüpheye düꢀürebilecek olayları doğrulayan
kanıtlar sunmak Hükümet’in sorumluluğundadır (Bkz., diğerleri arasında, Selmouni-Fransa
[GC], no: 25803/94, § 87, CEDH 1999-V; Berktay-Türkiye, no: 22493/93, § 167, 1 Mart
2001; ve Altay-Türkiye,no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001).
AĐHM, esasında Hükümet’in ikinci adli tıp raporunda, bir avukatla görüꢀmeksizin,
ölümünden evvel üç gün süresince tutuklu bulunan baꢀvuranın vücudunda tespit edilen izlerin
neden meydana gelmiꢀ olabileceği hakkında hiçbir açıklamada bulunmamıꢀtır. Hükümet’e
göre, bir otopsi sonrasında vücutta ekimoz izlerinin ortaya çıkması gözardı edilemez. Bununla
birlikte, AĐHM vücudun iç kısmında özellikle de dizkapağı, bilek ve baldır çevresinde, ilk
otopsideki izlerden farklı olarak, çok sayıda küçük ekimoz ve sıyrıkların tespit edildiğini not
etmektedir. Bu izler, sanık M.Y.A.’nın beyanlarıyla bir takım benzerlikler taꢀımaktadır.
M.Y.A., Burhanettin Akdoğdu’nun 12 Aralık 1997 tarihli sorgulama sırasında kötü
muameleye maruz kaldığını duyduğunu beyan etmiꢀ, Hükümet bu beyanlara karꢀı
çıkmamıꢀtır.
AĐHM değerlendirmesine sunulan unsurların tümü ıꢀığında ve Hükümet’in açıklamada
bulunmayıꢀını dikkate alarak, 14 Aralık 1997 tarihinde yapılan ikinci adli tıp inceleme
raporunda saptanan izlerden Savunmacı Hükümet’in sorumlu olduğu kanaatine varmıꢀtır.
AĐHM, sonuç olarak AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, 200.000 ( iki yüz bin) Fransız Frangı yani 30.489 Euro ( otuz bin dört yüz
seksen dokuz) değerinde maddi ve manevi zarara uğradığını iddia etmektedir.
Hükümet bu iddialara karꢀı çıkmıꢀtır.
Maddi zararla ilgili olarak AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğinin tespiti ile
maddi tazminat talebi arasında doğrudan hiçbir nedensellik bağı görmemektedir. Bu nedenle
maddi tazminat adı altında herhangi bir ödemenin yapılmasının gerekli olmadığına karar
vermiꢀtir.
Manevi tazminatla ilgili olarak AĐHM, AĐHS’nin ihlal edilmesinden doğan sonuçlar
nedeniyle kuꢀkusuz mağdurun sıkıntıya girmiꢀ olduğu kanaatindedir. AĐHM hakkaniyete
uygun olarak manevi zararın 9.000 Euro (dokuz bin) tutarında olduğuna ve bu tutarın
Burhanettin Akdoğdu’nun hak sahiplerine ödenmesine karar vermiꢀtir.
B. Masraf ve Harcamalar
Baꢀvuran, masraf ve harcamalar için, AĐHM’nin, saptanan ihlallerin tazmini için
vereceği tazminat bedelinin %15’ ini talep etmekte ve dayanak olarak avukatıyla yaptığı
sözleꢀmenin bir fotokopisini sunmaktadır. Bu durumda talep edilen tutar 1.350 ( bin üç yüz
elli) Euro’dur
Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda AĐHM, tüm
masraflar için, 1.350 (bin üç yüz elli) Euro’dan, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım
olarak verilen 630 (altı yüz otuz) Euro’nun düꢀürülerek, kalan meblağın baꢀvurana
ödenmesinin makul olduğuna karar vermiꢀtir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞYLE,
1. AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;
2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı
Hükümet tarafından baꢀvurana,
i. Burhanettin Akdoğdu’nun mirasçıları için, manevi tazminat olarak 9.000
Euro (dokuz bin) ödenmesine;
ii. masraf ve harcamalar için 1.350 (bin üç yüz elli) Euro’dan, 630 (altı yüz
otuz) Euro tutarındaki adli yardım düꢀülerek kalan miktarın ödenmesine;
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
4. Oybirliğiyle, adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine.
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak 18 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
12
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło