47278/99
WyrokETPCz2006-08-08ECLI:CE:ECHR:2006:0808JUD004727899
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skarżący byli poddani torturom lub nieludzkiemu traktowaniu podczas zatrzymania, co naruszało art. 3 Konwencji? Czy proces przed Państwowym Sądem Bezpieczeństwa (DGM), w skład którego wchodził sędzia wojskowy, był rzetelny i prowadzony przez niezawisły i bezstronny sąd, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 3, Trybunał uznał, że skarżący nie przedstawili wystarczających dowodów na poparcie swoich zarzutów tortur, a raporty medyczne nie wykazały obrażeń odpowiadających zgłaszanemu poziomowi złego traktowania. Skarżący nie przedstawili szczegółowych zarzutów dotyczących tortur przed sędzią DGM, jedynie kwestionując dobrowolność swoich zeznań. W konsekwencji władze krajowe nie mogły być obwiniane za brak skutecznego śledztwa. Natomiast w kwestii art. 6 ust. 1, Trybunał podtrzymał swoje ugruntowane orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Państwowego Sądu Bezpieczeństwa (DGM) w Turcji naruszała zasadę niezawisłości i bezstronności sądu, a obawy skarżących w tym zakresie były obiektywnie uzasadnione.Stan faktyczny
Skarżący, Mahmut Yılmaz i sześciu innych, zostali aresztowani w Ankarze w kwietniu 1996 roku pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji. Podczas zatrzymania w Oddziale Antyterrorystycznym Policji w Ankarze, które trwało do 1 maja 1996 roku, skarżący twierdzili, że byli poddawani torturom, w tym biciu, polewaniu wodą pod ciśnieniem, uciskaniu narządów płciowych i groźbom. Pomimo badań lekarskich, w raportach nie stwierdzono znaczących obrażeń. Skarżący zostali oskarżeni i skazani przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa (DGM) za przynależność do nielegalnej organizacji zbrojnej i posiadanie materiałów wybuchowych. Wyroki DGM były później uchylane przez Sąd Kasacyjny, a kary łagodzone. Skarżący twierdzili, że podpisali zeznania pod przymusem, ale nie przedstawili szczegółowych zarzutów tortur przed sędzią DGM.Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał skargę w zakresie art. 6 ust. 1 i 3 lit. c) za dopuszczalną, a pozostałą część skargi (dotyczącą art. 3) za niedopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Uznał, że nie ma potrzeby badania pozostałych zarzutów dotyczących art. 6. Odrzucił żądania skarżących dotyczące odszkodowania materialnego i niematerialnego. Zasądził 1000 EUR na pokrycie kosztów i wydatków.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
Mahmut YILMAZ VE DĐĞERLERĐ- TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:47278/99)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ağustos 2006
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (47278/99) baꢀvuru no’lu davanın nedeni, bu
ülke vatandaꢀları Mahmut Yılmaz, Özgür Tüfekçi, Ahmet Aꢀkın Doğan, Bülent Karakaꢀ ve
Elif Kahyaoğlu, Deniz Kartal, Nurdan Bayꢀahan (baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne (AĐHM) 29 Aralık 1998 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesinin
(AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından O. E. Ataman tarafından
temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVA KOꢀULLARI
Baꢀvuranlar sırasıyla 1973, 1975, 1970, 1975, 1974, 1975 ve 1973 doğumludur.
Olayların meydana geldiği sırada hepsi de Ankara’da ikamet etmektedir.
Yasadıꢀı bir örgüte üye olduklarından ꢀüphelenen baꢀvuranlar, Ankara polisi
tarafından sırayla yakalanmıꢀlardır. Yılmaz, Doğan, Kartal ve Kahyaoğlu 17 Nisan, Tüfekçi,
Karakaꢀ ve Bayꢀahan 19 Nisan tarihinde gözaltına alınmıꢀtır.
Baꢀvuranlar, 1 Mayıs 1996 tarihine kadar Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle
Mücadele ꢁubesi’nde gözaltında tutulmuꢀlardır.
Baꢀvuranlar, gözaltına alındıkları andan itibaren, sorgu yapmakla görevli polislerin
kendilerine yumruk ve tekme attıklarını, baꢀlarına, cinsel organlarına ve böbreklerine tazyikli
su sıktıklarını iddia etmektedirler. Baꢀvuranlar kendilerine hakaret edildiğini, ölümle ve
tecavüzle tehdit edildiklerini ileri sürmektedirler. Erkek olan baꢀvuranlar aynı zamanda,
polislerin cinsel organlarını sıktıklarını ve sıcak su sıkmak için kollarından astıklarını iddia
etmektedir. Doğan aynı ꢀekilde anüsüne bir nesne sokulduğunu ifade etmektedir. Karakuꢀ ise,
molotof kokteyli tutmayı reddetmesi üzerine polislerin saçlarını yolduğunu ileri sürmektedir.
Baꢀvuranlar aynı zamanda gözaltı sürelerinin sona ermesine kadar iꢀkence seanslarının devam
ettiğini, sorgulama sırasında giysilerinin çıkarıldığını ve gözlerinin bağlandığını iddia
etmektedirler.
Emniyet, Doğan ve Bayꢀahan’ın ifadelerini 22 Nisan, Kartal’ın ifadesini 23 Nisan,
Karakaꢀ’ın ifadesini 24 Nisan, Kayhaoğlu’nun, Yılmaz’ın ve Tüfekçi’nin ifadelerini de 25
Nisan’da almıꢀtır. Nisan 1996 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Baꢀsavcısı, Nisan 1996 tarihinde sorgulanan Kartal haricinde, diğer baꢀvuranların ifadelerini almıꢀtır.
Baꢀvuranlar ifadelerinin, gözleri bağlı olduğu sırada Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle
Mücadele ꢁubesi’nde alındığını ifade etmektedirler. Resmi belgelere göre Cumhuriyet
Baꢀsavcısı baꢀvuranların, odasına sevk edilmelerini talep etmiꢀtir. Đfade tutanakları,
baꢀvuranların polise verdikleri ifadeleri doğruladıklarını ve Savcının sorularına cevaben,
özellikle çeꢀitli eylemlerde molotof kokteyli attıklarını, bir kısım faaliyetleri ve
örgütlenmeleri hakkında bilgi verdiklerini belirtmektedir. Mayıs 1996 tarihinde Adli Tıp Doktoru baꢀvuranları muayene etmiꢀ ve herhangi bir
yara tespit edilmediğine dair rapor hazırlamıꢀtır.
Aynı gün, DGM yedek hakimi baꢀvuranlarla birlikte sekiz ꢀüpheliyi dinlemiꢀtir.
Yedek hakim, baꢀvuranların tutuklanmasına ve diğer kiꢀilerin serbest bırakılmasına karar
vermiꢀtir.
Baꢀvuranlar, Cumhuriyet Savcısı ve yedek hakimi karꢀısında iꢀkence iddialarını dile
getirdiklerini iddia etmektedirler. Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın ifade tutanağında böyle bir
ifade yer almamaktadır. Hakim sorgu zaptında ise baꢀvuranların Cumhuriyet Baꢀsavcısı ve
polis karꢀısında verdikleri ifadeleri baskı altında imzaladıklarını iddia ettikleri ifade
edilmektedir.
Daha sonra ise, baꢀvuranlar 6 Mayıs 1996 tarihinde adli tıp doktoru tarafından ve
çeꢀitli tarihlerde Ankara Devlet Hastanesi’nde tekrar muayene edilmiꢀlerdir. Bu
muayenelerde baꢀvuranların vücudunda anormal bir yara tespit edilmemiꢀtir.
Tüfekçi 13 ve 15 Mayıs 1996 tarihinde, Karakaꢀ ve Yılmaz 14 ve 15 Mayıs 1996
tarihinde, Doğan 15 Mayıs 1996 tarihinde Ankara Devlet Hastanesi’nin nöroloji ve üroloji
servislerinde muayene edilmiꢀlerdir. Mayıs 1996 tarihinde, adli tıp doktoru bu muayeneler sonucunda raporlar
hazırlamıꢀtır. Bu raporlarda, baꢀvuranların günlük faaliyetlerini engelleyecek ya da hayatlarını
tehlikeye düꢀürebilecek herhangi bir tespitte bulunulmadığı ifade edilmiꢀtir.
Bayꢀahan 20 Mayıs 1996 tarihinde üroloji servisinde muayene edilmiꢀtir. Hazırlanan
raporda, baꢀvuranın psikiyatri servisindeki muayenesinin yapılmadığı belirtilmiꢀtir.
Kahyaoğlu 9, 15 ve 20 Mayıs 1996 tarihlerinde nöroloji, ortopedi ve romatizmabilim
servislerinde muayene edilmiꢀtir.
Bu son iki baꢀvuranla ilgili olarak, adli tıp doktoru 23 Mayıs 1996 ve 4 Haziran 1996
tarihlerinde raporlar hazırlamıꢀtır. Bu raporlar, 17 Mayıs 1996 tarihinde hazırlanan raporlarla
aynıdır.
Ankara DGM Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 7 Haziran 1996 tarihinde sunulan iddianameyle
baꢀvuranların da aralarında bulunduğu on beꢀ kiꢀiyi, yasadıꢀı bir silahlı örgüte üye olmak,
patlayıcı madde bulundurmak ve kullanmakla suçlamıꢀ ve Ceza Kanunu’nun 168. ve 264.
maddeleri uyarınca mahkum edilmelerini talep etmiꢀtir. Temmuz 1996 tarihinde, DGM Kartla ve Bayꢀahan’ın serbest bırakılmasına karar
vermiꢀtir.
DGM 6 Aralık 1996 tarihinde, yasadıꢀı bir örgüte üye olmak, patlayıcı madde
bulundurmak ve kullanmak suçundan baꢀvuranları çeꢀitli hapis cezasına mahkum etmiꢀtir.
Suç ortakları delil yetersizliğinden serbest bırakılmıꢀtır.
Yargıtay 17 Aralık 1996 tarihinde, soruꢀturma yetersizliği nedeniyle bu kararı
bozmuꢀtur.
DGM, Kahyaoğlu’nu 6 Aralık 1996 tarihinde, Yılmaz’ı 17 Haziran 1998 tarihinde,
Doğan’ı, Karakaꢀ’ı ve Tüfekçi’yi 13 Temmuz 1998 tarihinde serbest bırakmıꢀtır.
Kasım 1998 tarihinde davayı tekrar inceleyen DGM, baꢀvuranların hapis cezalarını
hafifletmiꢀtir. Suç ortakları aklanmıꢀtır.
DGM’ye gönderilen çeꢀitli yazılarda baꢀvuranlar, gözaltında bulundukları sırada
itirafa zorlamak için kendilerine polisler tarafından iꢀkence yapıldığını iddia etmiꢀlerdir.
DGM’nin bu dilekçeleri değerlendirmeye almadığı fakat aldığı kararlardan, baꢀvuranlardan
her biri için ilgilinin kötü muamele yapılması nedeniyle ꢀikayetçi olduğunu belirterek bunları
“not ettiği” anlaꢀılmaktadır.
Yargıtay, 6 Aralık 1999 tarihinde 9 Kasım 1998 tarihli kararı onaylamıꢀtır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, gözaltında bulunduğu sırada kendilerine iꢀkence yapıldığından ꢀikayetçi
olmakta ve AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.
Hükümet, cezai idari ve hukuki baꢀvuru yollarına dikkat çekmekte ve baꢀvuranların iç
hukuk yollarını tüketmediklerini belirtmektedir. Đkinci olarak sağlık raporlarının iddialarını
destekleyecek hiçbir unsura yer vermediğini ifade etmektedir.
Đç hukuk yollarının tüketilmesi ile ilgili olarak Hükümet’in argümanları dikkate
alındığında, AĐHM’nin bu alandaki görüꢀünü tekrar açıklaması gerekmektedir. Gözaltı
sırasında kötü muamele yapılması nedeniyle ꢀikayetçi olabilmek için, cezai baꢀvuru yolu
AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca uygun ve yeterli bir yol teꢀkil etmektedir (Bkz. örneğin,
Erdoğan-Türkiye (karar), no: 28492/95, 21 Eylül 1999, Gelgeç ve Özdemir-Türkiye (karar),
no: 27700/95, 27 Nisan 2000, Kaplan-Türkiye (karar), no: 24932/94, 19 Eylül 2000). Bunun
üzerine AĐHM, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği
konusunu daha fazla incelemenin gerekli olmadığı görüꢀündedir, zira her ne olursa olsun
baꢀvurunun bu kısmının ilerleyen nedenlerden dolayı kabuledilemez olduğu kanaatindedir.
Mevcut davada, baꢀvuranların AĐHM önünde dile getirdikleri yaralar özellikle tekme
atılması, cinsel organların ezilmesi, nesne ile tecavüz, askı kaynar su tutulması ve saçların
çekilmesi olarak yorumlanabilir.
Bununla ilgili olarak AĐHM öncelikle, Türkiye’de iꢀkence uygulamasının varlığı
konusunda, baꢀvuranların yaptıkları genel bir değerlendirmenin belirleyici bir kanıt olarak
nitelendirilemeyeceğini ifade etmektedir. Bunlar mevcut davada somut ve ilgili unsurlara
dayanmamaktadır (Bkz. Kaplan, ve mutatis mutandis, Labita-Đtalya, no: 26772/95). Zaten
AĐHM, baꢀvuranların en ufak bir somut delil ya da delil baꢀlangıcı sunmadıklarını ve iꢀkence
iddialarını destekleyecek ikna edici açıklamalarda bulunmadıklarını not etmektedir. AĐHM
mevcut durumda gizli gözaltı sözkonusu olmadığını tespit etmektedir (Bkz. Kaplan).
Hiç kuꢀkusuz AĐHM, gözaltı sırasında kötü iꢀkence gördüğünü iddia eden bir
kimsenin delil elde etmesinin zor olabileceğini kabul etmektedir. AĐHM aynı zamanda,
baꢀvuranın delil sunma konusunda karꢀılaꢀtığı zorlukların kısmen de olsa, ilgili dönemde dile
getirilen ꢀikayetler karꢀısında etkili bir ꢀekilde hareket etmeyen yetkililerden
kaynaklanabileceğini de kabul etmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Caloc-Fransa, no:
33951/96, 20 Temmuz 2000, Đlhan-Türkiye , no: 22277/93, ve Labita).
Bununla birlikte, dosyadan baꢀvuranların gözaltı süresinin bitiminde adli tıp doktoru
tarafından muayene edildikleri anlaꢀılmaktadır. Daha sonra ise, olası beyin ya da ortopedik
travmalarının ya da üroloji hastalıklarının bulunup bulunmadığını tespit etmek amacıyla her
biri çeꢀitli sağlık muayenelerin tabi olmuꢀtur.
Oysa ki, bu sağlık raporlarından hiçbirisi herhangi bir belirtiye yer vermemektedir.
Halbuki baꢀvuranların maruz kaldıkları kötü muamelelerden bazıları –altını çizmek gerekir- o
kadar ciddi ki, olayların meydana gelmesinden çok sonra bile bu yaraların görülebilmesi
gerekmektedir.
AĐHM aynı zamanda, gözaltında bulundukları sırada baꢀvuranların “Devlet
temsilcileri karꢀısında kırılganlık, dayanıksızlık ve kaygı verebilecek” bir duyguya
kapılabileceklerini kabul etmektedir (Bkz. Đlhan, ve Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996, Derleme
Hükümler ve Kararlar) fakat her ꢀeyden önce ve ilgili açıklamaların bulunmayıꢀı nedeniyle,
baꢀvuranların gözaltı sürelerinin sona ermesini takip eden dönem için aynı ꢀeyi kabul
etmemektedir.
Oysa ki AĐHM baꢀvuranların, dosyaya eklenen belgelerden hareketle, gözaltı süresinin
bitiminde kendilerini dinleyen DGM yedek hakimi karꢀısında yalnızca polise ve Cumhuriyet
Baꢀsavcısı’na verdikleri ifadeleri inkar ettiklerini ve baskı altında ifade verdiklerini
belirttiklerini gözlemlemektedir. Baꢀvuranlar, DGM yedek hakimi karꢀısında AĐHM önünde
dile getirdikleri kötü muamele ꢀekillerini açıklamamıꢀlardır.
Bu koꢀullar altında AĐHM, baꢀvuranların ve avukatlarının dile getirdikleri ꢀikayetlere
iliꢀkin olarak yetkili makamlara daha sağlam deliller sunmadan, derinlemesine bir soruꢀturma
yürütülmesini yasal olarak bekleyemeyecekleri kanaatindedir (Bkz. örneğin, ꢁ.T.-Türkiye
(karar), no: 28310/95, 9 Kasım 1999).
Sonuç olarak adli makamların, baꢀvuranların daha sonraki ꢀikayetleri ile ilgili olarak
etkili soruꢀturma yürütme görevlerini yerine getirmedikleri söylenemez. Zira baꢀvuranların
iddiaları savunulabilir olduğu ölçüde yetkili makamlar bu sorumluluklarını yerine getirirler,
Haziran ve Mayıs ayları boyunca düzenlenen sağlık raporları dikkate alındığında mevcut
olayda böyle bir durum sözkonusu değildir (Bkz. diğerleri arasında, Salman-Fransa [GC],
no:21986, Đlhan, Çakıcı-Türkiye [GC], no: 23657/94, ve Aksoy).
Kahyaoğlu’nda 20 Mayıs 1996 tarihinde tespit edilen rahatsızlık ise kaynağı ne olursa
olsun 3. madde kapmasına alınabilecek derecede ciddi bir rahatsızlık gibi görünmemektedir
(Labita-Đtalya [GC], no: 26772/95).
Kısaca AĐHM, baꢀvuranların ꢀikayetçi oldukları kötü muamelelerin polisler tarafından
yapıldığı konusunda ꢀüphe uyandırabilecek ve/ya da mevcut davada ulusal mahkemelerin
tutumlarının tartıꢀma konusu yapılmasını sağlayabilecek herhangi bir unsur bulunmadığını
gözlemlemektedir (Bkz, diğerleri arasında, Yılmaz-Türkiye (karar), no: 50743/99, 30 Mayıs
2000, Fidan-Türkiye (karar), no: 24209/94, 29 ꢁubat 2000, Uykur-Türkiye (karar), no:
24599/95, 9 Kasım 1999, ve ꢁ.T.- Bkz. aynı zamanda, mutatis mutandis, Klaas-Almanya, 22
Eylül 1993 tarihli karar).
Sonuç olarak ve baꢀvuranların Türk hukuku ile kendilerine tanınan baꢀvuru yolunu
kullandıkları varsayıldığında AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun
olduğu ve AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği
kanaatindedir.
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, bünyesinde bir askeri hakim bulunması nedeniyle Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliği taꢀımadığını iddia etmektedir.
Baꢀvuranlar aynı zamanda gözaltında bulundukları sırada baskı altında verdikleri ifadelere
dayanılarak mahkum edildiklerini ve gözaltında bir avukat tarafından temsil edilmediklerini
belirterek bu mahkeme önünde adil olarak yargılanmadıklarını ileri sürmektedirler.
Baꢀvuranlar bu itibarla AĐHS’nin 6 §§ 1. ve 3 c) maddesine atıfta bulunmaktadırlar.
A. Kabuledilebilirlik Hakkında
AĐHM, ꢀikayetlerin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun
olmadığına karar vermiꢀtir. Baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığından bu
ꢀikayetleri kabuledilebilir bulmuꢀtur.
B. Esas Hakkında
1. AĐHS’nin 6 § 1. maddesine iliꢀkin olarak yapılan ꢀikayet
Hükümet, 22 Haziran 1999 tarihli ve 4390 sayılı Kanun’la DGM bünyesinde askeri
hakim bulunması uygulamasına son verildiğini belirtmektedir.
AĐHM aynı zamanda 30 Haziran 2004 tarihli ve 5190 sayılı Kanun’la DGM’lerin
kaldırıldığını gözlemlemektedir.
Hal böyle iken AĐHM, mevcut davaya konu olan olaylarla ilgili olarak, buna benzer
ꢀikayetlerin dile getirildiği pek çok dava incelediğini ve bunların AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin
ihlali yönünde sonuçlandığını hatırlatmaktadır (Bkz, Özel-Türkiye, no: 42739/98, 7 Kasım
2002, ve Özdemir).
AĐHM elindeki mevcut unsurları inceledikten sonra Hükümet’in davayı farklı ꢀekilde
sonuçlandıracak hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıꢀtır. AĐHM, Ceza Kanunu’nda
öngörülen ve cezalandırılan suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan
baꢀvuranların, aralarında asker kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma
konusunda endiꢀe duymalarının anlaꢀılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla baꢀvuranlar,
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ıꢀığında sebepsiz
bir yargı kararı almasından haklı olarak kaygı duymaktadırlar. Bu nedenle baꢀvuranların, bu
yargı merciinin tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki ꢀüphelerinin, nesnel bir biçimde
haklı gerekçelere dayandığı kabul edilebilir (Incal –Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar,
Derleme).
Sonuç olarak AĐHM, baꢀvuranları yargılayıp mahkum eden Ankara Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin, AĐHS’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme
niteliğini taꢀımadığı sonucuna varmıꢀtır.
2. AĐHS’nin 6. maddesine iliꢀkin olarak yapılan ꢀikayetin geri kalan kısmı
Hükümet bir ihlalin varlığını inkar etmektedir.
AĐHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve
bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kiꢀilere adil bir
yargılama süreci temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.
Baꢀvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının
ihlal edildiği tespiti ıꢀığında, AĐHM, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine iliꢀkin diğer
ꢀikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıꢀtır (Bkz. diğerleri arasında, Çıraklar-
Türkiye, 28 Ekim 1998, Derleme).
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuranlardan her biri maddi ve manevi tazminat olarak çeꢀitli miktarda tazminat
talep etmektedirler.
Hükümet bu taleplerin reddedilmesini talep etmektedir.
AĐHM bir mahkumiyet kararının AĐHS uyarınca tarafsız ve bağımsız olmayan bir
mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en uygun tazminin,
baꢀvuranın talebi üzerine yeni bir davanın ya da prosedürün yeniden açılması olacağı
kanaatine varmıꢀtır (Öcalan-Türkiye [GC], no: 46221/99). Sonuç olarak AĐHM, baꢀvuranların
tazminat taleplerini reddetmektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Baꢀvuranlar AĐHM nezdinde yaptıkları masraf ve harcamalar için 25.147.72 Euro, artı
katma değer vergisi talep etmektedirler.
Hükümet, kanıtlayıcı belge sunulmamıꢀ olması sebebiyle bu talebin reddedilmesini
talep etmektedir.
AĐHM içtihatlarına göre, baꢀvurana ancak gerçekten yapılan ve makul bir miktardaki
masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatır. Elindeki mevcut unsurlar göz önüne
alındığında AĐHM masraf ve harcamalar için baꢀvuranlara toplu olarak 1.000 Euro
ödenmesinin makul olduğuna karar vermiꢀtir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. AĐHS’nin 6 § 1 ve 3 c) maddelerine iliꢀkin olarak yapılan ꢀikayetler konusunda
baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna ve geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6. maddesine dayalı ꢀikayetlerin geri kalan kısmının incelenmesinin
gerekli olmadığına;
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay
içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek
her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvuranlara
masraf ve harcamalar için 1.000 Euro (bin) ödenmesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar
Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz
oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak 8 Ağustos 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło