47368/99

WyrokETPCz2009-04-21ECLI:CE:ECHR:2009:0421JUD004736899

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata podczas przesłuchania w areszcie, zwłaszcza w przypadku nieletniego, narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c) Konwencji, gdy zeznania uzyskane w tych okolicznościach stanowią podstawę skazania?
Ratio decidendi
Trybunał podkreślił, że dla zapewnienia „skutecznego i efektywnego” prawa do rzetelnego procesu, podejrzany musi mieć dostęp do adwokata od pierwszego przesłuchania przez policję, chyba że istnieją wyjątkowe i uzasadnione powody ograniczenia tego prawa. Nawet w przypadku takich ograniczeń, nie mogą one naruszać praw gwarantowanych przez art. 6 Konwencji. W przypadku użycia obciążających zeznań uzyskanych bez dostępu do adwokata w postępowaniu policyjnym, prawo do obrony jest co do zasady nieodwracalnie naruszone. W niniejszej sprawie, skarżący, będąc nieletnim, nie miał adwokata podczas przesłuchań policyjnych ani przed prokuratorem i sędzią śledczym, a jego zeznania były jedynym dowodem w sprawie, co nieodwracalnie naruszyło jego prawo do obrony.
Stan faktyczny
Skarżący, Tugay Soykan, urodzony w 1980 r., został aresztowany w wieku 16 lat w 1996 r. w związku z podejrzeniem o przynależność do nielegalnej organizacji DHKP/C. Był przetrzymywany w areszcie przez pięć dni, podczas których był przesłuchiwany przez policję bez obecności adwokata. Zeznania te, w których przyznał się do zarzucanych czynów, zostały wykorzystane jako dowód. Skarżący twierdził, że był źle traktowany w areszcie, a jego zeznania zostały wymuszone. Został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa na 2 lata i 6 miesięcy więzienia, głównie na podstawie zeznań złożonych w areszcie.
Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał skargi dotyczące art. 3 i 5 Konwencji za niedopuszczalne. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c) Konwencji. Uznał, że nie ma potrzeby badania pozostałych skarg dotyczących art. 6 i art. 14 Konwencji. Zasądził skarżącemu 2000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe i oddalił pozostałe żądania zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   SOYKAN -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:47368/99)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Nisan 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (47368/99) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀı) Tugay Soykan’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 15 Haziran   tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin   (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu   baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından A. Tuncel Yazgan tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1980 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği   dönemde 16 yaꢀındaydı.   1. Baꢀvuranın yakalanması ve gözaltına alınması   ꢁubat 1996 tarihinde, sabah saat ikiye doğru, Edirne Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele   ꢁubesi’ne bağlı polis memurları tarafından baꢀvuranın evinde bir arama yapılmıꢀtır.   Polis memurları, baꢀvuranın ailesine, okulda meydana gelen bir kavgadan dolayı baꢀvuranın   ifadesini alacakları açıklamasında bulunarak baꢀvuranı götürmüꢀlerdir.   Bilahare baꢀvuran terörle mücadele ꢀubesinde gözaltına alınmıꢀtır.   ꢁubat 1996 tarihinde polis tarafından düzenlenen ve baꢀvuran tarafından imzalanan   tutanakta, baꢀvuranın, yasa dıꢀı bir örgüt olan DHKP/C’ye (Devrimci Halk Kurtuluꢀ Cephesi   Partisi) yönelik olarak düzenlenen bir soruꢀturma çerçevesinde yakalandığı belirtilmiꢀtir.   ꢁubat 1996 tarihinde, Edirne Emniyet Müdürlüğü’nün talebi üzerine, Savcı, gözaltı süresini   dört gün uzatmıꢀtır.   Aynı gün öğlen, baꢀvuranın da aralarında bulunduğu dört sanığın hazır bulunmasıyla, 7 Ocak   tarihinde bir kamyona Molotof kokteyli atılan ve yasadıꢀı pankart bırakılan yerlerde,   polis tarafından olay yeri gösterme iꢀlemi gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Baꢀvuran, arkadaꢀları   “eylemleri gerçekleꢀtirirken” kendisinin gözcülük yaptığını ifade etmiꢀtir.   Yine 9 ꢁubat 1996 tarihinde polis tarafından düzenlenen ve baꢀvuran tarafından imzalanan   baꢀka bir olay yeri gösterme tutanağında, baꢀvuran, sprey boya ile duvara slogan yazdığını   kabul etmiꢀtir.   ꢁubat 1996 tarihinde polis tarafından alınan on sayfalık ifadesinde, baꢀvuran,   “DHKP/C’nin görüꢀlerini savunduğunu” özellikle belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, 25 Aralık 1995   tarihinden yakalandığı güne kadar sözkonusu örgüt bünyesinde yapmıꢀ olduğu el ilanları   dağıtma, duvarlara yazılar yazma, Molotof kokteyli atıꢀı sırasında gözcülük yapma gibi eylem   ve faaliyetleri ayrıntılı bir biçimde açıklamıꢀtır.   Yine 10 ꢁubat 1996 tarihinde, kamyonuna Molotof kokteyli atılmıꢀ olması gereken kamyon   sahibi, polislere kamyonunda hasar bulunmadığını ve olay hakkında bilgisinin olmadığını   ifade etmiꢀtir.   Aynı gün, polis tarafından, dükkanın önüne 7 ꢁubat 1999 tarihinde, üzerinde DHKP/C yazılı   bir pankart bırakılan bakkalın ifadesi alınmıꢀtır. Bakkal pankartı bulur bulmaz polisi haberdar   ettiğini ancak eylemi gerçekleꢀtiren kiꢀiyi tanımadığını ifade etmiꢀtir.   ꢁubat 1996 tarihinde baꢀvuran izleyen koꢀullarda adli tabip tarafından muayene edilmiꢀtir:   muayene sırasında baꢀvuranın giyinik kalmıꢀ, adli tabip masasında oturmuꢀ ve polis de açık   duran kapının önünde beklemiꢀtir. Sonuç olarak düzenlenen rapora göre, baꢀvuranın   vücudunda hiçbir yara izine rastlanmamıꢀtır.   Aynı gün, Edirne Cumhuriyet Baꢀsavcılığı tarafından, baꢀvuranın ifadesi alınmıꢀ ve baꢀvuran   nöbetçi hakim karꢀısına çıkarılmıꢀtır. Nöbetçi hakim baꢀvuranın serbest bırakılmasına karar   vermiꢀtir.   Baꢀvuran savcı karꢀısında polise vermiꢀ olduğu ifadenin tamamını okumadığını, ancak   ifadenin kendi huzurunda ve verdiği beyanlar dikkate alınarak polis tarafından kayda   geçildiğini belirtmiꢀtir. Baꢀvuran hakim önünde savcıya vermiꢀ olduğu beyanın içeriğini teyit   etmiꢀtir. Yargılamanın bu aꢀamasında baꢀvuran halen avukat yardımından   yararlanmamaktaydı.   Baꢀvuran gözaltı ile ilgili olarak, AĐHM önündeki baꢀvurusunda olduğu kadar Tabipler Odası   nezdindeki giriꢀimlerinde de yoğunluk düzeyi değiꢀmekle birlikte, kendisine uygulanan asgari   düzeydeki kötü muamelelerin gözaltı süresinin ilk iki gününe denk düꢀtüğünü öne sürmüꢀtür.   Baꢀvuran AĐHM önünde özellikle gözaltı süresini müteakip bilhassa ruhsal sorunlarının   ortaya çıktığını, sağlık raporları ile ispat edemese de serbest bırakılmasından on beꢀ gün sonra   Trakya Üniversitesi Hastanesi dermatoloji ve psikiyatri kliniklerinde tedavi gördüğünü ileri   sürmüꢀtür.   2. Kamu davası   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 11 Mart 1996 tarihli bir   iddianame ile aralarında baꢀvuranın da yer aldığı beꢀ kiꢀiyi yasadıꢀı örgüt DHKP/C mensubu   olmak, el ilanları dağıtmak, duvarlara yazılar yazmak ve Molotof kokteyli atıꢀı sırasında   gözcülük yapmak suçları ile itham etmiꢀ ve TCK’nın 169., 55/3, 31. ve 40. maddeleri ile 3713   sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesinin uygulanmasını istemiꢀtir.   Baꢀvuran DGM’deki yargılama boyunca avukat yardımından yararlanmıꢀtır.   Belirtilmeyen bir tarihte, Edirne Ağır Ceza Mahkemesi tarafından istinabe yoluyla alınan   beyanlarında baꢀvuran hakkında yapılan bütün suçlamaları inkâr etmiꢀ ve gözaltında baskı ve   kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca ilk verdiği ifadeyi   değiꢀtirirse yeniden gözaltına alınacağı yönünde baskıya maruz kaldığı için savcı ve nöbetçi   hakim önünde vermiꢀ olduğu beyanları verdiğini belirterek bunları da reddetmiꢀtir.   Yargılamanın bu aꢀamasında diğer sanıklar da gözaltında verdikleri ifadeleri inkâr etmiꢀlerdir.   DGM, 8 Nisan 1997 tarihli bir karar ile TCK’nın 169. ve 3713 sayılı Terörle Mücadele   Kanunu’nun 5. maddesine dayalı olarak baꢀvuranı dört yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   Baꢀvuranın yaꢀı ve ilk soruꢀturma sırasında yaptığı itiraflar dikkate alınmıꢀ ve TCK’nın 55/3   ve 59/2 maddesinde yer alan gerekçeler ıꢀığında cezasında bir indirime gidilmiꢀ ve baꢀvuran   iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmıꢀtır.   DGM, baꢀvuranın ne istinabe yoluyla verdiği ifadesini inkâr etmesini ne baskılara maruz   kaldığı yönündeki iddialarını dikkate almıꢀtır. DGM dava dosyasında yer alan deliller   ıꢀığında, çeꢀitli tutanaklar ve sanıkların birbirleriyle uyuꢀan ifadeleri dikkate alınarak dava   olaylarının değerlendirildiğini belirtmiꢀtir.   Mayıs 1997 tarihinde baꢀvuranın avukatı ilk derece mahkemesinin kararına karꢀı temyize   gitmiꢀtir. Avukat iddianamenin yalnızca ön soruꢀturma kapsamında baskı ve zor kullanılarak   alınan beyanlara dayandığını ve müvekkili aleyhinde kullanılabilecek somut hiçbir delilin   bulunmadığını ileri sürmüꢀtür. Avukat bu bağlamda, iddianamede isnat edilen suçlardan biri   olarak geçen ve buna göre saldırı sonucunda kamyonda oluꢀtuğu öne sürülen maddi zararın   hiçbir surette meydana gelmediğinin altını çizmiꢀtir. Avukat ayrıca tutuklama koꢀullarının ve   beꢀ gün boyunca ayrı hücrede tutulmasının baꢀvuranda serbest bırakılması sonrasında da   devam eden baskı ve yılgınlık hissi yarattığını iddia etmiꢀtir. Avukat daha sonra AĐHS’ye   atıfta bulunmuꢀtur.   Yargıtay, 9 Aralık 1997 tarihli bir kararla, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını   onamıꢀtır. 17 Aralık 1997 tarihinde sözkonusu karar Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne   ulaꢀmıꢀtır.   ꢁubat 1998 tarihinde, gözaltına alınmasından iki yıl sonra baꢀvuran, gözaltı sırasında maruz   kaldığını ifade ettiği iꢀkence izlerini sağlık raporu ile belgelendirmek amacıyla, Türk Tabipler   Birliği Đstanbul Odasına baꢀvuruda bulunmuꢀtur. Sonuç olarak, 9 ꢁubat 1998 tarihinde, uzman   dört doktor sintigrafik incelemede “sol ayak bileğinde travmaya bağlı osteoblastik aktivite   artıꢀı ve ligament anterior tviofibuler ve anterior talo fibuler ligament hassasiyeti” tespit   etmiꢀtir. Türk Tabipler Birliği Đstanbul Odası psikiyatrik muayenenin ve diğer sağlık   muayenelerinin sonuçlarının ilgilinin iꢀkence iddialarını doğruladığını belirtmiꢀtir. Ayrıca   doktorlar, Edirne Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen 12 ꢁubat 1996 tarihli sağlık   raporunun gerekli bilimsel kriterlere uygun olmadığını ifade etmiꢀlerdir. Baꢀvuran, Edirne   Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen sözkonusu raporu ulusal makamlara sunmamıꢀtır.   Baꢀvuran, 1998 ve 2000 yılları arasında iki yıl hapis cezası çekmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. VE 5. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   ꢁubat 1998 tarihli Türk Tabipler Birliği Đstanbul Odası tarafından düzenlenen sağlık   raporuna dayanarak baꢀvuran, gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kalmaktan   ꢀikayetçidir; baꢀvuran, dile getirdiği kötü muamele konusu hakkında hiçbir soruꢀturma   yürütülmediğini de ileri sürmüꢀtür. Bu bağlamda baꢀvuran, esas bakımından AĐHS’nin 3. ve   13. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Baꢀvuran ayrıca AĐHS’nin 5. maddesinin birçok açıdan ihlal edildiğinden ꢀikayetçidir.   Baꢀvuran öncelikle AĐHS’nin 5/1 maddesinin c) fıkrasına atıfta bulunarak bir suç iꢀlediğini   ortaya koyacak makul gerekçeler olmaksızın yasaya aykırı yakalanıp gözaltına alındığından   ve AĐHS’nin 5/2 maddesi uyarınca tutuklanma gerekçelerinden haberdar edilmediğinden   ꢀikayetçidir. Baꢀvuran ayrıca AĐHS’nin 5/3 maddesine dayalı olarak gözaltı süresinin   uzunluğundan yakınmaktadır.   Kabuledilebilirlik hakkında   1. 3. maddeye yönelik ꢀikayet   AĐHM, baꢀvuranın 12 ꢁubat 1996 tarihinde gözaltına alınması öncesinde bir adli tıp doktoru   tarafından muayene edildiğini gözlemlemektedir. Adli tıp doktoru tarafından düzenlenen   rapora göre baꢀvuranın vücudunda herhangi bir yaralanma ya da ꢀiddet izine rastlanmamıꢀtır.   Baꢀvuran AĐHM’ye yaptığı baꢀvurusunda bu raporun içeriğine itiraz etmiꢀ ve Türk Tabipler   Birliği Đstanbul Odasından dört hekimin hazırladığı baꢀka bir raporun mevcut olduğunu öne   sürmüꢀtür. AĐHM bu ikinci raporun 9 ꢁubat 1998’de yani baꢀvuranın ilk derece mahkemesi   tarafından serbest bırakılmasından iki yıl sonra düzenlendiğini gözlemlemektedir.   Baꢀvuran bu iki yıllık süreye açıklama getirirken olayların meydana geldiği dönemde 16   yaꢀında olduğunu, böylesi bir giriꢀim için aile desteğinden yoksun kaldığını ve halen maruz   kaldığı travmanın etkisinde olduğunu, daha erken bir zamanda rapor hazırlatacak durumunun   olmadığını ve ancak reꢀit olduğu 1998 yılında baꢀka bir rapor düzenlenmesini talep ettiğini   ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, Edirne Ağır Ceza Mahkemesi önünde baꢀvuranın hakkında yapılan tüm suçlamaları   inkâr ettiğini, buna karꢀılık ne türden muamelelere maruz kaldığını ispat etmeksizin baskı ve   kötü muamele gördüğünü iddia etmekle yetindiğini not etmektedir.   AĐHM, baꢀvuranın avukat yardımından yararlandığı halde, Tabipler Odası ve AĐHM önünde   ayrıntılı olarak dile getirdiği iddialarını adli makamlar önünde neden bahsetmediğine açıklık   getirmediğini hatırlatır.   AĐHM ayrıca bir savcının ne ꢀekilde olursa olsun bir suç iꢀlendiğinden ꢀüphelenecek bir   durumdan haberdar olabileceğini ve bu olaylara dayanarak bir soruꢀturma ve takibat   baꢀlatmaya yetkili olduğunu hatırlatır. Bu baꢀvuruda, AĐHM sözkonusu cezai yargılama   sürecinde ilk derece mahkemelerinin baꢀvuranın iddialarını incelemeyi gerekli görmediğini ve   DGM’nin 8 Nisan 1997 tarihli kararında bahse konu bu iddialara ikna olmadığını   gözlemlemektedir.   AĐHM baꢀvuranın Yargıtay önünde «baskı» ve «zor kullanma» olarak nitelendirerek   kapsamını belirlediği iddialarını yinelediğini ayrıca not etmektedir.   Bu koꢀullarda, AĐHM, sözkonusu iddiaların Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 153.   maddesi uyarınca ulusal makamların resen soruꢀturma baꢀlatmasını gerektirecek ne ayrıntılı   bir ifade ne bir doktor raporu ile yeterince gerekçelendirilmediğini tespit etmektedir.   Baꢀvuranın kötü muamele iddialarını (baskı ve zorlama) sunuꢀ biçimi, kötü muameleden   ꢀikayetçi olmaktan çok aleyhteki kanıtların kabuledilebilirliğine itiraz niteliği taꢀımaktaydı   (Ükünç ve Güneꢀ-Türkiye, baꢀvuru no: 42775/98, 10 Nisan 2003).   Yaꢀından dolayı baꢀvuranın tedbirsizliği, adli makamlar önünde baꢀvuranın eksiğini haklı   kılsa bile (bkz, mutatis, mutandis, Đlhan-Türkiye, baꢀvuru no: 22277/93), baꢀvuran hiçbir   ꢀekilde, avukat yardımı aldığı sırada ve özellikle iddialarını dayandırdığı 9 ꢁubat 1998 tarihli   sağlık raporundan sonra iç hukuk yollarını tüketme zorunluluğundan masun değildir. Bu   bağlamda AĐHM, Türk Ceza Kanunu’nun 243. ve 245. maddeleri ile öngörülen cezai yolun   ifade edilen olaylardan itibaren beꢀ yıl içerisinde kullanılabileceğini kaydetmektedir.   AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetin ulusal mahkemeler önünde   gerektiği ꢀekilde sunulmadığı sonucuna ulaꢀmaktadır. Dolayısıyla iç hukuk yolları gerektiği   ꢀekilde tüketilmediğinden AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca sözkonusu   ꢀikayetin reddedilmesi gerekmektedir (bkz, mutatis, mutandis, Saraç-Türkiye, baꢀvuru no:   35841/97, 2 Eylül 2004).   2. AĐHS’nin 5. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayet   AĐHM, olayların meydana geldiği dönemde iç hukukta baꢀvuranın, tutuklanmasının   meꢀruluğuna itiraz edebileceği baꢀvuru yoluna sahip olmadığını gözlemlemektedir (bkz,   diğerleri arasından Karakaꢀ ve diğerleri – Türkiye, baꢀvuru no: 35077/97, 27 Temmuz 2004).   Đç hukukta baꢀvuru yollarının bulunmadığı durumlarda, AĐHS’nin 35. maddesi ile öngörülen   altı ay süresi ꢀikayet konusu olaylarla baꢀlamaktadır. AĐHM, baꢀvuranın gözaltı süresinin 12   ꢁubat 1996 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Baꢀvurunun 15 Haziran 1998 tarihinde   sunulması nedeniyle AĐHS’nin 5. maddesinin 1 c), 2. ve 3. paragrafları kapsamındaki   ꢀikayetler gecikmeli olarak yapılmıꢀtır. AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları   uyarınca sözkonusu ꢀikayetleri kabuledilemez ilan etmektedir.   II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN MÜSTAKĐLEN VEYA AĐHS’NĐN 14. MADDESĐ ĐLE   BĐRLĐKTE ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, hakkında yürütülen cezai kovuꢀturmalar boyunca birçok kez hakkaniyetten yoksun   yargılanmaya ve kendisini savunma haklarının ihlaline maruz kalmaktan ꢀikayetçi olmaktadır.   Đlk olarak baꢀvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   oluꢀumunda askeri hakimin bulunması nedeniyle “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme”   olmamasından ꢀikayetçidir.   Baꢀvuran gözaltında baskı altında verdiği itirafların ve avukatı olmaksızın gerçekleꢀtirilen   olay yeri incelemesinin iç hukuktaki mahkemeler tarafından karar verilirken dikkate   alınmasının adil yargılanma hakkının ihlaline yol açtığından ꢀikayetçi olmaktadır.   Baꢀvuran ayrıca kendisine yöneltilen suçun niteliği ve nedeni hakkında yetkililer tarafından   makul bir süre zarfında bilgilendirilmediğinden, avukat yardımından yararlanmaksızın   gözaltına alınmasından, tutukluluk dönemindeki hakları konusunda bilgilendirilmediğinden   ve ailesi ile görüꢀmesine izin verilmediğinden ꢀikayetçidir.   Baꢀvuran son olarak tutuklandığı esnada 16 yaꢀında olmasına rağmen mahkeme önünde   yetiꢀkinler gibi yargılandığından yakınmaktadır. Baꢀvuran soruꢀturma aꢀamasından itibaren   uluslararası hukukun reꢀit olmayanlara özel bir muamele uygulanmasını öngördüğü ilke ve   esaslarından yararlanamaması çerçevesinde hakkaniyete uygun bir yargılamanın   gerçekleꢀmediğinden ꢀikayetçidir.   Baꢀvuran bu bağlamda, 2253 sayılı Kanun’un uygulanma alanının bir yanda on beꢀ yaꢀından   büyükleri kapsaması, öte yanda Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren suçlara   yönelik olması çerçevesinde olayların meydana geldiği dönemde yürürlükteki ulusal yasanın   bir ayrımcılık konusunu teꢀkil ettiğini öne sürmektedir.   Baꢀvuran AĐHS’nin 6/1 maddesinin 3 a), b), c) fıkraları ile 14. maddesine atıfta   bulunmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   1.Yargılamanın hakkaniyeti   AĐHM, baꢀvuranın, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin mahkumiyet kararında, özellikle avukat   yardımı gibi kendisini savunma imkanı sağlayan her türlü tedbirden yoksun bırakılarak gözaltı   sırasında polis baskısı ile dile getirdiği itiraf ve ifadelerin kullanılmasından ꢀikayetçi   olduğunu kaydetmektedir. Ayrıca baꢀvuran reꢀit olmamasının ne soruꢀturma safhasında ne de   karar safhasında dikkate alındığını iddia etmektedir.   AĐHM, yargılamanın hakkaniyetine ve soruꢀturma sırasında avukat yardımına iliꢀkin   sorunlara uygulanan genel ilkeleri hatırlatmaktadır (sözü edilen Salduz).   AĐHM, adil yargılama hakkının yeterince “uygulanabilir ve etkili” olabilmesi için AĐHS’nin   6. maddesinin 1. paragrafı uyarınca, kural olarak, her davanın kendine has koꢀulları ıꢀığında   bu hakkın kısıtlanması için zorunlu sebepler olmadıkça, ꢀüpheliye, polis tarafından ilk kez   sorgulanmasından itibaren avukata eriꢀim hakkı sağlanmasının gerekli olduğunu özellikle   yinelenmektedir. Avukat eriꢀiminin sağlanmamasına istisnai olarak zorunlu sebeplerin   gerekçe gösterilmesi durumunda bile, böylesi bir kısıtlama, gerekçesi ne olursa olsun, sanığın   AĐHS’nin 6. maddesi tarafından güvence altına alınan haklarına halel getirmemelidir. Avukat   eriꢀimi sağlanmayan polis soruꢀturması sırasında suçlayıcı ifadeler kullanılması durumunda,   prensip olarak, kendini savunma hakkı telafi edilemeyecek ꢀekilde ihlal edilmektedir (sözü   edilen Salduz).   AĐHM öncelikle mevcut davada baꢀvuranın gözaltı sırasında sorgulandığını ve tutanaklardaki   yerlere götürüldüğünü gözlemlemektedir. AĐHM baꢀvuranın itirafta bulunduğu ifadesini   imzaladığı sırada yanında avukatının bulunmadığı ve polis tarafından sorgulandığında üçüncü   bir kiꢀi ile görüꢀmediği hususunun ihtilaf konusu edilmediğini not etmektedir (Bkz. aynı   anlamda Örs vd.-Türkiye kararı no: 46213/99, 20 Haziran 2006). Baꢀvuranın cumhuriyet   savcısı ve asliye hukuk mahkemesi hakimi karꢀısında yaptığı itiraflarda da aynı ꢀekilde   avukatı hazır bulunmamıꢀtır.   AĐHM mahkumiyet kararının kanıt unsurları olarak yalnızca soruꢀturma esnasında elde edilen   ifadelerin ve itirafların kullanıldığını saptamaktadır. AĐHM bilhassa pankart açmak ile ilgili   dava dosyasında herhangi bir delilin yer almadığını, duvarlara slogan yazılması konusunda ise   herhangi bir grafoloji incelemesi yapılmadığını not etmektedir (Bkz. mutatis mutandis,   Magee-Birleꢀik Krallık no: 28135/95).   AĐHM bununla birlikte Hükümetin baꢀvuranın savunma haklarının kısıtlanmasını haklı   çıkaracak olası istisnai zorunlu gerekçeleri dile getirmediğini gözlemlemektedir. Hükümet   yalnızca baꢀvuranın Đstanbul DGM’deki bütün yargılama süreci boyunca ve Yargıtay önünde   bir avukat tarafından temsil edildiğini belirtmekle yetinmiꢀtir.   AĐHM son olarak, baꢀvuranın AĐHS’nin 3. maddesine aykırı olarak elde edilen delil   unsurlarının yargılama süreci kapsamında kullanıldığı iddiası ile ilgili, adı geçenin iç hukuk   yollarını tüketmemesi nedeniyle bu ꢀikayetini incelemeye almayacaktır.   AĐHM bu noktada, AĐHS’nin 3. maddesine yönelik ꢀikayetin esası hakkında bir saptama   yapılmayıꢀının mevcut baꢀvurudaki olayların koꢀullarında ꢀikayetin 6. madde çerçevesinde   ele alınmasına bir engel teꢀkil etmediğini vurgulamaktadır (Bkz. mutatis mutandis sözü edilen   Örs kararı). Bu koꢀulların değerlendirilmesinden baꢀka, baꢀvuranın yaꢀı ve soruꢀturma   aꢀamasında beꢀ gün boyunca ayrı hücrede tutulması da dikkate alınması gereken temel   unsurlar arasında yer almaktadır (Bkz. sözü edilen Salduz kararı).   Özet olarak, baꢀvuran ilk derece mahkemesindeki yargılamada kullanılan delil unsurlarına   itiraz edebilme olanağını elde etmiꢀ olsa dahi, gözaltında bulunduğu sırada avukat   yardımından yararlanamaması savunma haklarına telafi edilemeyecek ꢀekilde zarar vermiꢀtir.   AĐHM bu nedenle, AĐHS’nin 6/3 maddesinin c) fıkrasıyla bağlantılı olarak 6/1 maddesinin   ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.   2. AĐHS’nin 6/1 ve 14. maddesi hakkındaki diğer ꢀikayetler   AĐHM, AĐHS’nin 6/1 ve 6/3 maddesinin c) fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varması ıꢀığında   mevcut baꢀvuruda ortaya konulan temel hukuki sorunun irdelenmesi gerektiği kanısındadır   (Bkz. Aksoy (Eroğlu)-Türkiye no: 59741/00, 31 Ekim 2006, Sadak vd.-Türkiye no: 29900/96,   29901/96, 29902/96 ve 29903/96 ve Uzun-Türkiye kararı no: 37410/97, 12 Nisan 2007).   Dava konusu olayları ve tarafların argümanlarını göz önüne alarak, AĐHM, AĐHS’nin 6/1   maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetlerin geri kalan kısmı ile AĐHS’nin 14. maddesi   kapsamında yapılan ꢀikayetin ayrıca incelemesine gerek olmadığı kanaatindedir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A.Tazminat   Baꢀvuran, AĐHS’nin 6/1 maddesine aykırı olarak gerçekleꢀtirilen yargılamanın sonunda iki yıl   süreyle hapis cezasına çarptırılması nedeniyle maruz kaldığına kanaat getirdiği manevi zarar   için 15.000 Euro talep etmektedir. Ayrıca baꢀvuran özellikle psikoterapi masraflarından   oluꢀan 10.000 Euro’yu da maddi tazminat olarak talep etmektedir. Baꢀvuran, sözü edilen   giderlere iliꢀkin hiçbir belge sunmamaktadır.   Hükümet, sözkonusu taleplerin aꢀırı ve mesnetten yoksun olduğu kanaatindedir.   AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlali için en uygun telafi biçiminin, baꢀvuranı, bu madde   ihlal edilmeseydi bulunabileceği duruma getirmeyi mümkün olduğunca temin etmek   olduğunu belirtmektedir (sözü edilen Salduz, Teteriny-Rusya, baꢀvuru no: 11931/03, 30   Haziran 2005; Jelicic- Bosna Herksek, baꢀvuru no: 41183/02 ve Mehmet ve Suna Yiğit-   Türkiye, baꢀvuru no: 52658/99, 17 Temmuz 2007). AĐHM, bu ilkenin mevcut davaya   uygulanmasına hükmetmektedir. Sonuç olarak AĐHM, ihlalin telafisi için en uygun yolun,   talep ettiği takdirde baꢀvuranın AĐHS’nin 6/1 maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden   yargılanması olacağı kanaatindedir (mutatis, mutandis, Gençel-Türkiye, baꢀvuru no:   53431/99, 23 Ekim 2003).   Geri kalan kısım ile ilgili olarak AĐHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat   arasında bir illiyet bağı görememekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın   AĐHM, hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 2.000 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği   kanaatindedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran iç hukuktaki mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve   giderleri için 6.100 Euro talep etmektedir. Đstanbul Barosunun 1 Temmuz–31 Aralık 2005   dönemi için geçerli olan avukatlık ücret tarifesine atıfta bulunmakta, bu talebini destekleyici   herhangi bir belge sunmamaktadır.   Hükümet bu talebin dayanaksız ve aꢀırı olduğunu savunmaktadır.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mevcut baꢀvuruda, mahkemeye sunulan deliller   ve sözü edilen kıstaslar ıꢀığında AĐHM baꢀvurana yargılama masraf ve giderleri için herhangi   bir ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 6. ve 14. maddesi hakkındaki ꢀikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıꢀında   kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak AĐHS’nin 6/3 maddesinin c) fıkrasının ihlal   edildiğine;   3. AĐHS’nin 6. ve 14. maddesine yönelik diğer ꢀikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;   4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 2.000 (iki bin)   Euro manevi tazminat ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 21 Nisan 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   10

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło