47520/99

WyrokETPCz2007-12-13ECLI:CE:ECHR:2007:1213JUD004752099

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżącego za przemówienie stanowiło naruszenie jego wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji)? Czy obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa naruszyła prawo skarżącego do rzetelnego procesu przed niezawisłym i bezstronnym sądem (art. 6 ust. 1 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżącego za jego przemówienie stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w jego wolność wyrażania opinii, która nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym", ponieważ wypowiedź nie zawierała wezwań do przemocy, zbrojnego oporu, buntu ani nienawiści. Trybunał potwierdził również swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa, orzekającego w sprawach dotyczących bezpieczeństwa narodowego, podważa niezawisłość i bezstronność sądu, naruszając tym samym prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji. Skarżący miał uzasadnione obawy co do bezstronności takiego składu sędziowskiego.
Stan faktyczny
Akın Birdal, urodzony w 1948 roku i mieszkający w Ankarze, jako prezes Stowarzyszenia Praw Człowieka wygłosił przemówienie 1 września 1996 roku z okazji "Światowego Dnia Pokoju". Został oskarżony i skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Ankarze, w skład którego wchodził sędzia wojskowy, na podstawie art. 312 ust. 2 tureckiego kodeksu karnego za podżeganie do nienawiści. Po początkowym uchyleniu wyroku przez Sąd Kasacyjny, Sąd Bezpieczeństwa Państwa podtrzymał swoje orzeczenie, które zostało następnie utrzymane w mocy przez Sąd Kasacyjny. Skarżący został uwięziony, a jego prośba o ponowne rozpatrzenie sprawy po zmianie prawa została odrzucona.
Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza, jednogłośnie, że skarga w części dotyczącej art. 2 Protokołu nr 4 jest niedopuszczalna, a w pozostałej części dopuszczalna. Trybunał stwierdza, jednogłośnie, naruszenie art. 10 Konwencji. Trybunał stwierdza, jednogłośnie, naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał stwierdza, jednogłośnie, brak naruszenia art. 7 Konwencji. Trybunał zasądza, pięcioma głosami do dwóch, na rzecz skarżącego 5 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Trybunał odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĠ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   AKIN BĠRDAL -TÜRKĠYE DAVASI   (BaĢvuru no:47520/99)   KARARIN ÖZET ÇEVĠRĠSĠ   STRAZBURG   Aralık 2007   İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. DıĢiĢleri Bakanlığı, 2007. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı, AKGY’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (47520/99) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaşı) Akın Birdal’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 15 Mart 1999   tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına   alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, Ankara Barosu avukatlarından S.Aslantaş tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOġULLARI   Başvuran 1948 yılı doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir.   Başvuran, İnsan Hakları Derneği Başkanı olduğu sırada 1 Eylül 1996 tarihinde “Dünya Barış   Günü” münasebetiyle düzenlenen bir gösteriye katılmış ve bir konuşma yapmıştır.   Eylül 1996 tarihinde düzenlenen bir iddianame ile Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi   Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinin 2. paragrafı uyarıca “sınıf, ırk,   bölge farkı gözeterek halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan dolayı başvuranın ve   sözkonusu gösteriye katılan diğer yedi kişinin mahkum edilmesini talep etmiştir.   Başvuran kendisine yöneltilen suçlamalara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde itiraz etmiş ve   kendisinin yalnızca Türk toplumundaki Kürt sorununun ekonomik, sosyal ve siyasi   sonuçlarına ilişkin görüşlerini sunduğunu ileri sürmüştür.   Ekim 1997 tarihinde, biri askeri hakim olmak üzere üç hakimden oluşan Devlet Güvenlik   Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun 312/2. maddesi uyarınca sınıf, ırk ve bölge farkı   gözeterek haklı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği gerekçesiyle başvuranı bir yıl hapis ve 420.000   Türk Lirası para cezasına çarptırmıştır.   Şubat 1998 tarihinde, dosya unsurlarının başvurana atılı suçun unsurlarını oluşturmaması   nedeniyle Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 21 Ekim 1997 tarihli kararını   bozmuştur.   Temmuz 1998 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, ilk kararını yinelemiştir.   Ağustos 1998 tarihinde başvuran, ifade özgürlüğü hakkını ileri sürerek bir kez daha temyiz   yoluna başvurmuştur.   Ekim 1998 tarihinde, Yargıtay Ceza Genel Kurulu, temyiz başvurusunu reddetmiş ve itiraz   edilen kararı onamıştır.   Ekim 1998 tarihinde başvuranın yurtdışına çıkmaya hazırlandığı kanaatine varan Devlet   Güvenlik Mahkemesi, başvurana ülkeyi terk etme yasağı koymuştur.   Kasım 1998 tarihinde başvuran, sağlık durumunu gerekçe göstererek sözkonusu karara   karşı çıkmıştır. 13 Kasım 1998 tarihinde, heyetinde değişiklik olan Devlet Güvenlik   Mahkemesi, başvuranın bu başvurusunu reddetmiştir.   Haziran 1999 tarihinde başvuran tutuklanmıştır.   Eylül 1999 tarihinde, Savcılık, 24 Eylül 1999 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunu   incelemesinin ardından Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 399/2. maddesi uyarınca,   sağlık sorunu nedeniyle başvuranın cezasının infazının altı ay ertelenmesine karar vermiştir.   Altı aylık bu sürenin sonunda, başvuran bir kez daha cezasının infazının ertelenmesini talep   etmiştir.   Savcılık, Adli Tıp Kurumu’ndan başvuranı muayene etmesini ve tıbbi görüşünü bildirmesini   talep etmiştir.   Mart 2000 tarihli Adli Tıp Kurumu’nun raporunu dikkate alan Savcılık, 28 Mart 2000   tarihinde, başvuranın cezasının infazının ertelenmesine ilişkin talebini reddetmiştir.   Eylül 2000 tarihinde başvuran şartlı tahliyeden yararlanmıştır.   Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinin 2. paragrafının değiştirilmesinin ardından başvuran   Mayıs 2002 tarihinde yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur.   Yargıtay tarafından onanan 30 Mayıs ve 13 Haziran 2002 tarihli kararlarla başvuranın   yeniden yargılanma talebi reddedilmiştir.   HUKUK   I. DAVA KONUSU   Başvurunun konusunu başvuranın ifade özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı oluşturmaktadır.   Başvuran, AİHS’nin 6/1. , 7. , 9. , 10. , 11. , ve 14. maddeleri ile 4 No’lu Protokolün 2.   maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   Hükümet, bu iddialara itiraz etmektedir.   Dava dosyasını göz önüne alarak AİHM, şikayetlerin, AİHS’nin 6/1. , 7. , 10. maddeleri ile 4   No’lu Protokolün 2. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanısındadır.   II. KABULEDĠLEBĠRLĠĞE ĠLĠġKĠN   Hükümet, Türk Ceza Kanunu’nun 312/2. maddesinde yapılan değişikliğin ardından yeniden   yargılanma talebinde bulunulmadığını ileri sürerek AİHS’nin 6. ve 10. maddesi kapsamındaki   iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair başvuranın yapmış olduğu şikayete itiraz etmektedir.   Ayrıca Hükümet, şikayetlerin geri kalan kısmının başvuran tarafından ulusal mahkemeler   önünde dile getirilmediğini de belirtmektedir.   Başvuran, iddialarını yinelemektedir.   AİHM, bir başvuranın etkili ve yeterli olan iç hukuk yollarını uygun bir şekilde kullanması   gerektiğini hatırlatmaktadır. Bir başvuru yolu kullanıldığında uygulamada sonucu aynı olacak   başka bir başvuru yolunun kullanılması gerekli olmamaktadır (Real Alves-Portekiz, başvuru   no: 19485/02, 9 Kasım 2004). Mevcut davada AİHM, başvuranın yeniden yargılanma   talebinde bulunduğunu fakat bu talebin Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından reddedildiğini   gözlemlemektedir. Ayrıca AİHM, Hükümet’in aksine, başvuranın AİHM’ye sunduğu   şikayetleri en azından esas bakımından yerel mahkemeler önünde de ifade ettiği   kanaatindedir.   Yukarıda söylenenler ışığında, AİHM, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin   itirazını reddetmektedir.   AİHM, Türkiye’nin AİHS’nin 4 No’lu Ek Protokol’ünü onaylamadığını belirtmektedir. Bu   durumda, AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca sözkonusu şikayetin ratione   personae bakımından yetkisiz olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   III. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASINA ĠLĠġKĠN   Başvuran, mahkumiyetinin kendisinin ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir ihlal   oluşturmasından şikayetçi olmakta ve mahkumiyeti nedeniyle İnsan Hakları Derneği’ndeki   görevinden alındığını iddia etmektedir.   Başvuranın görevinden alınması mahkumiyetinin bir sonucu olduğundan AİHM, ilk olarak   sözkonusu şikayetin incelenmesine kanaat getirmektedir.   AİHM, sözkonusu mahkumiyet kararının AİHS’nin 10/1. maddesi ile güvence altına alınan   başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi oluşturduğu hususunda taraflar arasında   bir ihtilaf bulunmadığını not etmektedir.   AİHM, yapılan müdahalenin yasa ile öngörülmüş ve AİHS’nin 10/2. maddesi uyarınca ulusal   güvenliğin, kamu düzenin korunması gibi meşru bir amaç izlemiş olması gerektiğini   düşünmektedir. Bu durumda yapılan müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup   olmadığının incelenmesi gerekmektedir.   Mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan diğer davalarda AİHM, AİHS’nin 10.   maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Bkz. özellikle, Ceylan-Türkiye, başvuru no:   23556/94, Öztürk-Türkiye, başvuru no: 22479/93, İbrahim Aksoy-Türkiye, başvuru no:   28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000 ve Kızılyaprak-Türkiye, başvuru   no:27528/95, 2 Ekim 2003).   Mevcut davayı içtihadı ışığında inceleyen AİHM, Hükümet’in davanın farklı sonuca   ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir. AİHM,   konuşmada yer alan ifadelere ve konuşmanın yapıldığı bağlama özellikle dikkat etmektedir.   Bu bağlamda AİHM, incelemekte olduğu davayı çevreleyen koşulları, özellikle terörle   mücadeleye bağlı zorlukları göz önüne almıştır (İbrahim Aksoy ve Incal).   AİHM’ye göre, dava konusu konuşma, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde izlediği   politikaya yönelik bir eleştiridir. Fakat Devlet Güvenlik Mahkemesi için ise sözkonusu   konuşma Türk Devleti’nin toprak bütünlüğünü bozacak, halkı kine ve düşmanlığa teşvik   edecek ifadeler içermektedir.   AİHM, iç hukuk mercilerinin vermiş oldukları kararlardaki gerekçeleri incelemiş ve bunların   başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi meşru kılmaya yetmediğine kanaat   getirmiştir (Sürek-Türkiye (no: 4), başvuru no: 24762/94, 8 Temmuz 1999 ve Üstün-Türkiye,   başvuru no: 37685/02, 10 Mayıs 2007). AİHM, ilgilinin söylemlerinin metnin tamamı   ışığında değerlendirilmesi gerektiğini gözlemlemektedir. İlgilinin bu söylemleri, şiddet   kullanımına, silahlı direnişe ve başkaldırıya ilişkin hiçbir çağrıda bulunmamaktadır ve nefret   içeren bir söylem sözkonusu değildir, bu AİHM’ye göre dikkate alınacak temel unsurdur   (Bkz. Sürek-Türkiye (no:1), başvuru no: 26682/95 ve Gerger-Türkiye, başvuru no: 24919/94,   Temmuz 1999).   Yukarıda söylenenlerin ışığında, AİHM, başvuranın mahkumiyetinin izlenen amaçlarla   orantısız olduğu ve “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı kanısındadır. Bu durumda   AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   IV. AĠHS’NĠN 6/1. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASINA ĠLĠġKĠN   Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bünyesinde   askeri bir hakimin bulunması nedeniyle kendisine adil yargılanma hakkını garanti edebilecek   “tarafsız ve bağımsız” bir mahkeme olmadığını ileri sürmektedir.   Mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan diğer davalarda AİHM, AİHS’nin 6/1.   maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Özel-Türkiye, başvuru no: 42739/98, 7 Kasım   ve Özdemir-Türkiye, başvuru no: 59659/00, 6 Şubat 2003).   Mevcut davayı içtihadı ışığında inceleyen AİHM, Hükümet’in davanın farklı sonuca   ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir. AİHM,   “ulusal güvenliğe” dayalı suçlardan yargılanan başvuranın, aralarında askeri bir hakimin de   yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanmaktan endişe duymasını anlaşılabilir   bulmaktadır. Zira başvuran doğal olarak, hakkında açılan davada Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin kararını haksız yere davanın niteliğine yabancı gerekçelere dayandırdığı   hususunda kaygı duyabilir. Bu nedenle AİHM, başvuranın bu yargı makamının tarafsız ve   bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinde haklı olduğunu düşünmektedir (sözü edilen Incal).   AİHM böylece başvuranı yargıladığı ve mahkum ettiği sırada AİHS’nin 6/1. maddesi   uyarınca Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı   sonucuna ulaşmaktadır.   V. AĠHS’NĠN 7. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASINA ĠLĠġKĠN   Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesindeki muğlaklık nedeniyle AİHS’nin 7. maddesi   uyarınca yapılan şikayete ilişkin olarak AİHM, bu konudaki içtihadını hatırlatmakta (Erdoğdu   ve İnce-Türkiye, başvuru numaraları: 25067/94 ve 25068/94) ve AİHS’nin 7. maddesinin ihlal   edilmediği sonucuna ulaşmaktadır.   VI. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI HAKKINDA   A.Tazminat   Başvuran, 100.000 Amerikan Doları değerinde manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.   Başvuranın talebinin aşırı olduğuna kanaat getirerek Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.   AİHM, dava koşullarından dolayı başvuranın belli bir sıkıntı yaşamış olabileceğini   düşünmektedir. Hakkaniyete uygun olarak AİHS’nin 41. maddesi uyarınca başvurana 5.000   Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuran, yargılama masraf ve giderleri için 1.000 Yeni Türk Lirası ve avukatlık ücreti için   de 5.500 Yeni Türk Lirası talep etmektedir. Başvuran, Ankara Barosu avukatları ücret   tarifesini belge olarak sunmaktadır.   Hükümet’e göre yargılama masraf ve giderleri olarak bir tazminat ödenmesine gerek yoktur.   AİHM içtihadına göre, bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini,   gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir.   AİHM, mevcut davada başvuranın avukatının çalışma saatine ilişkin ücret makbuzu   sunmadığını ve sözü edilen giderleri belgelendirmediğini tespit etmektedir. Sonuç olarak   AİHM, yargılama masraf ve giderleri olarak başvurana belli bir miktar ödenmesinin gerekli   olmadığı kanaatindedir.   C. Gecikme Faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĠHM,   1. Oybirliğiyle, şikayetin, 4 No’lu Protokol’ün 2. maddesine ilişkin kısmının   kabuledilemez, geriye kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. Oybirliğiyle, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Oybirliğiyle, AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;   4. Oybirliğiyle, AİHS’nin 7. maddesinin ihlal edilmediğine;   5. İkiye karşı beş oyla;   a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet   tarafından başvurana:   i. manevi tazminat olarak 5.000 Euro (beş bin Euro) ödenmesine;   ii. bu miktarın her türlü vergi ve kesintiden muaf tutulmasına;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĠġTĠR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 13 Aralık 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło