47544/99
WyrokETPCz2007-10-02ECLI:CE:ECHR:2007:1002JUD004754499
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy państwo tureckie ponosi odpowiedzialność za śmierć Şefika Kaya oraz czy dochodzenie w sprawie jego śmierci było skuteczne, zgodnie z art. 2 Konwencji o ochronie praw człowieka i podstawowych wolności?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak jest wystarczających dowodów, aby stwierdzić, że śmierć Şefika Kaya była bezpośrednio spowodowana przez funkcjonariuszy państwowych lub z ich udziałem, co wykluczyło naruszenie art. 2 w aspekcie materialnym. Jednakże, Trybunał stwierdził naruszenie art. 2 w aspekcie proceduralnym, ponieważ dochodzenie krajowe w sprawie śmierci Şefika Kaya było nieskuteczne. Trybunał wskazał na znaczące opóźnienia w działaniach śledczych, brak należytej staranności w zbieraniu dowodów (np. opóźnienie w badaniu balistycznym łusek, brak reakcji na informacje od rodziny, brak postępów w śledztwie przez długie okresy) oraz brak wyjaśnień ze strony rządu tureckiego co do tych zaniedbań.Stan faktyczny
Skarżący to żona i dzieci Şefika Kaya, który zaginął 5 lipca 1998 roku po udaniu się na swoje pola w strefie bezpieczeństwa wojskowego. Jego ciało, składające się głównie z kości, zostało odnalezione 13 września 1998 roku przez rodzinę, która poinformowała żandarmerię. Na miejscu zdarzenia znaleziono łuski po nabojach z karabinu Kałasznikow. W toku krajowego śledztwa, które trwało wiele lat, nie ustalono sprawców, a skarżący zarzucali władzom brak skuteczności i opóźnienia w prowadzeniu dochodzenia.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą art. 14 Konwencji za niedopuszczalną. 2. Uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną. 3. Stwierdził brak naruszenia art. 2 Konwencji w aspekcie materialnym. 4. Stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji w aspekcie proceduralnym. 5. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skargi dotyczącej art. 13 Konwencji. 6. Zasądził skarżącym 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz odsetki ustawowe. 7. Odrzucił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
DÖRDÜNCÜ DAĐRE
SARA KAYA VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:47544/99)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ekim 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koꢀullar çerçevesinde
kesinleꢀecek olup bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (47544/99) no’lu davanın nedeni (T.C.
vatandaꢀları) Sara Kaya, Hatice Kaya, Zozan Kaya, Abdülbaki Kaya ve Mehmet Kaya’nın
(baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 1 ꢁubat 1999 tarihinde Avrupa
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi
uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.
Adli yardımdan yararlanan baꢀvuranlar, AĐHM önünde Mersin Barosu avukatlarından M.
Erdoğdu tarafından temsil edilmektedirler.
OLAYLAR
DAVANIN KOꢀULLARI
Baꢀvuranlar Sara Kaya, Abdülbaki Kaya, Mehmet Kaya, Hatice Kaya ve Zozan Kaya,
sırasıyla 13 Eylül 1998 tarihinde cesedi bulunan ꢁefik Kaya’nın eꢀi, oğulları ve kızlarıdır.
Baꢀvuranlar sırasıyla 1940, 1965, 1969, 1971 ve 1974 doğumlu olup Mersin’de ikamet
etmektedirler.
Baꢀvuranlara göre, ꢁefik Kaya 1997 yılında jandarmalarca yakalanmıꢀtır. ꢁefik Kaya
gözaltında tutulduğu on gün boyunca iꢀkenceye maruz kalmıꢀtır. ꢁefik Kaya daha sonra
kefaletle serbest bırakılmıꢀtır. Bu bilgiyi destekleyen herhangi bir belge bulunmamaktadır.
Ayrıca bu iddia ulusal mahkemeler önünde hiçbir zaman gündeme getirilmemiꢀtir.
ꢁefik Kaya’nın 1998 yılında askeri güvenlik bölgesinde yer alan Manisor (Diyarbakır Đli Lice
Đlçesi’ne bağlı) mezrasına giriꢀ çıkıꢀ yasağı bulunması sebebiyle buraya gitmek için
jandarmadan izin talebinde bulunduğu, yalnız gitmesi ve saat 19’dan erken dönmemesi
ꢀartıyla kendisine izin verildiği iddia edilmiꢀtir. Böylelikle ꢁefik Kaya, adıgeçen mezrada
bulunan tarlalarını sulamak üzere 5 Temmuz 1998 tarihinde Diyarbakır’daki evinden ayrılmıꢀ
ve bir daha geri dönmemiꢀtir. Temmuz 1998 tarihinde baꢀvuran Sara Kaya kocasının kaybolduğunu bildirmek üzere
jandarma karakoluna gitmiꢀtir.
Okuma yazması olmadığını, Türkçe’yi iyi konuꢀamadığını ve ifade verdiği sırada sözlerini
tercüme edecek biri olmadığını belirten baꢀvuran, ifadesinde yer alan son cümleyi AĐHM
önünde inkar etmektedir.
Đki jandarma subayı ve Sara Kaya tarafından imzalanan tutanakta kayıp kiꢀinin dıꢀ görünüꢀü
ayrıntılı bir ꢀekilde tarif edilmiꢀtir.
Jandarma karakolu ꢁefik Kaya hakkında açılan dosyayı Lice Cumhuriyet Savcılığı’na
(‘savcılık’) havale etmiꢀtir.
Savcılık, 2 Ağustos 1998 tarihinde bir ön soruꢀturma açarak jandarmadan ꢁefik Kaya’nın
yakınlarının çağrılmasını talep etmiꢀtir.
Bu talebe ne surette cevap verildiği hakkında dosyada bir bilgi bulunmamaktadır.
ꢁevket adında bir kimse Diyarbakır pazarında ꢁefik Kaya’nın yeğeni Mevlüde (‘Mevlüde’)
Kaya’ya yaklaꢀarak bir minibüste ꢁefik Kaya’nın cesedinin Manisor yolunun kenarında
olduğunu duyduğunu haber vermiꢀtir. Haberin kaynağına iliꢀkin olarak ise ꢁevket, herkesin
bu konudan bahsettiğini belirtmiꢀtir. Mevlüde, bu olayı Hatice Kaya’ya anlatmıꢀtır.
Aynı gün iki kadın jandarmaya konuyla ilgili bilgi vermiꢀ ve jandarmalarla birlikte Kavrabazı
deresi yakınlarına giderek çalılıkların arasında cesetten geriye kalanları bulmuꢀlardır. Đki
kadın, geriye sadece kemiklerin kaldığı cesedi üzerinde bulunan ayakkabılar ve giysiler
sayesinde teꢀhis etmiꢀlerdir.
Aynı gün düzenlenen olay yeri tespit tutanağında yakın mesafeden ateꢀlenilen bir Kalaꢀnikof
tüfeğe ait on iki adet boꢀ kovan (arama tutanağına göre on üç adet) bulunduğu belirtilmiꢀtir.
Olay yerinin krokisinde, cesedin Diyarbakır-Bingöl yol ayrımının Manisor’a doğru yüz iki
yüz metre içinde, kurumuꢀ bir dere yakınlarında bulunduğu belirtilmiꢀtir. Eylül 1998 tarihinde verdiği ifadede Hatice Kaya babasının cesedinin bulunduğu yer
hakkında nasıl haberdar olduğu sorusuna cevap vermiꢀtir. Hatice Kaya, özel olarak kimseden
ꢀüphelenmediğini ve babasının düꢀmanı bulunmadığını beyan etmiꢀtir.
Savcılığın talimatı üzerine kemik parçalarından ibaret ceset Lice Sağlık Ocağı’na
götürülmüꢀtür. Lice Sağlık Ocağı’nda görevli bir doktor kemiklerin post-mortem muayenesini
gerçekleꢀtirmiꢀtir.
Ceset muayenesi sonucunda düzenlenen raporda, kemiklerin çürüme sürecine girdiği ve ölüm
nedeninin belirlenebilmesi için yeterli donanıma sahip bir hastanede inceleme yapılması
gerektiği belirtilmiꢀtir.
Lice Cumhuriyet Savcısı ve baꢀvuran Mehmet Kaya tarafından imzalanan 13 Eylül 1998
tarihli tutanakta, babasının kemiklerinin Diyarbakır Adli Tıp Merkezi’ne götürülmek üzere
Mehmet Kaya’ya teslim edildiği belirtilmiꢀtir. Tutanakta ayrıca, cesedin defnedilmesinde bir
sakınca olmadığı belirtilmiꢀti.
Diyarbakır Devlet Hastanesi tarafından aynı tarihte verilen raporda incelenen kemik
parçalarının daha ayrıntılı bir tanımı yapılarak, ölüm nedeninin belirlenmesinin mümkün
olmadığı sonucuna varılmıꢀtır. Raporda ölüm koꢀullarının ancak adli bir soruꢀturma ile
aydınlığa kavuꢀturulabileceği belirtilmiꢀtir.
Bu rapor üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, olayların meydana geldiği yerin Lice’ye
bağlı olması sebebiyle konuyla ilgili olarak yetkisizlik kararı vermiꢀtir.
Lice Cumhuriyet Savcılığı 2 Ekim 1998 tarihinde kaybolma ve cinayet olayıyla ilgili
dosyaları birleꢀtirmeye karar vermiꢀtir.
Lice Cumhuriyet Savcılığı 15 Ocak 1999 tarihli bir mektupla Lice Đlçe Jandarma
Komutanlığı’ndan baꢀvuranların ve Hedik Köyü Đlkokulunda görevli öğretmen A.A.’nın
derhal çağrılmasını talep etmiꢀtir.
A.A. 26 Nisan 1999 tarihinde savcı tarafından dinlenilmiꢀtir. A.A ꢁefik Kaya’nın
öldürülmesi hakkında hiçbir bilgisi olmadığını ve olayların meydana geldiği sırada
Diyarbakır’da bulunduğunu beyan etmiꢀtir.
Lice Đlçe Jandarma Komutanlığı, Savcılığa gönderdiği 25 Aralık 1999 tarihli yazıda
baꢀvuranların Mersin Đli’ne taꢀındıkları bilgisini vermiꢀtir. Dosyada Savcılığın davetinden
sonra meydana gelen geliꢀmelere iliꢀkin herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
ꢁefik Kaya’nın yeğeni E.K. jandarmada verdiği ifadede dayısının 1992 yılında PKK
tarafından kaçırıldığını ve serbest bırakıldığında vücudunda iꢀkence izleri bulunduğunu beyan
etmiꢀtir. E.K., sözkonusu örgütün Abalı Köyü Jandarma Karakol Komutanlığı ile iyi iliꢀkiler
içinde bulunan ꢁefik Kaya’yı, örgüt militanlarının adlarını yetkili makamlara verdiği
ꢀüphesiyle tehdit ettiğini iddia etmiꢀtir. E.K. dayısının PKK mensuplarınca öldürüldüğü
çıkarımında bulunmuꢀtur. Aralık 2001 tarihli faili meçhul cinayetlere iliꢀkin yıllık raporunda Abalı Köyü Jandarma
Karakol Komutanı, dosyaya aktarılan muhtelif delil unsurlarını inceledikten sonra, ꢁefik
Kaya’nın PKKlı teröristlerce ya da uzun süredir aralarında süren ihtilaf yüzünden intikam
kastıyla köy öğretmeni A.A. tarafından öldürülmüꢀ olabileceği kanaatine varmıꢀtır. Komutan,
A.A.’nın, iki oğlunun PKK tarafından öldürülmesine ꢁefik Kaya’nın neden olduğu yolundaki Kasım 1989 tarihli ifadesine atıfta bulunmaktaydı.
Lice Cumhuriyet Savcısı on üç adet boꢀ mermi kovanının Diyarbakır Kriminal
Laboratuvarına gönderilmesini istemiꢀtir.
Kriminal laboratuvarında görevli bir uzman tarafından düzenlenen raporda mermilerin
tamamının aynı silahtan çıktığı belirtilmiꢀtir. Mermi kovanlarının, hangi silahtan çıktığı
belirlenemeyen mermilerin yer aldığı arꢀivdeki mermilerle karꢀılaꢀtırmalı olarak incelenmesi
iꢀleminin uzun zaman alacağı raporda ayrıca belirtilmiꢀtir. Dosyada sözkonusu incelemelere
iliꢀkin bir nihai rapor mevcut değildir.
Jandarma tarafından üç ayda bir düzenlenerek Savcılığın bilgisine sunulan tutanaklarda ‘1.
Olayın failleri sıkı bir ꢀekilde araꢀtırılmıꢀ olup henüz kimlikleri tespit edilememiꢀtir; 2.
Sanıkların yakalandığında bilgi verileceğini, 3. Olayla ilgili bilgi ya da itiraf elde
edilememiꢀtir. 4. Olayın faillerinin yakalanması ve kimliklerinin tespiti için çalıꢀmalara
aralıksız devam edildiğini; bu hususlarla ilgili olarak devamlı bilgi verileceğini’ ꢀeklinde
değiꢀmez ifadeler yer almaktadır.
ꢁefik Kaya’nın ölümü ile ilgili olarak yapılan soruꢀturma 2002 yılından bu yana Lice
Cumhuriyet Savcılığı önünde devam etmektedir.
Baꢀvuranlar son olarak 23 ꢁubat 2003 tarihinde soruꢀturmanın seyrine iliꢀkin mektup yoluyla
bilgi almıꢀlardır. Baꢀvuranlar, müꢀteki taraf olarak dosyanın seyrinden haberdar
edilmediklerinden yakınmıꢀlardır.
HUKUK
III. AĐHS’NĐN 2. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS’nin 2. maddesine atıfta bulunan baꢀvuranlar, güvenlik güçlerinin gereksiz güç
kullanımı sonucunda ꢁefik Kaya’nın yaꢀam hakkının çiğnenmesinden ꢀikayetçi olmaktadırlar.
Baꢀvuranlar ayrıca, her türlü baꢀvurunun sonuçsuz kalacağını beyan eden savcılık tarafından
mevcut davada yürütülen soruꢀturmanın etkisizliğinden ꢀikayetçi olmaktadırlar. Baꢀvuranlar
AĐHS’nin 2. maddesiyle birlikte 13. maddesinin esası bakımından ihlal edildiğini iddia
etmektedirler.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin
Bu ꢀikayetlerin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu itibarla sözkonusu ꢀikayetlerin kabuledilebilir ilan edilmesi
yerinde olacaktır.
B. Esasa iliꢁkin
1. Baꢀvuranların yakınının ölüm koꢀulları hakkında
a. Tarafların argümanları
Hükümet ilk olarak, baꢀvuranların AĐHM önünde dile getirdikleri iddiaların, ulusal
mahkemeler önünde dile getirdiklerinden farklı iddialar olduğunu belirtmektedir. Bu hususta
Hükümet baꢀvuran Sara Kaya’nın 9 Temmuz 1998 tarihli beyanına dikkat çekmektedir.
Baꢀvuran sözkonusu tarihte verdiği ifadede kocasının teröristlerce kaçırılmıꢀ olabileceğini
beyan etmiꢀtir. Hükümet, ꢁefik Kaya’nın cesedinin askeri bölge olduğu iddia edilen ağaçlık
bölgede bulunmadığı hususuna AĐHM’nin dikkatini çekmektedir. Hükümet, ağaçların
kocasının öngördüğü gibi sulanmıꢀ olduğunu fark ettiğini beyan eden baꢀvuran Sara
Kaya’nın, verdiği ifadede, askeri bölgede olağandıꢀı herhangi bir durum olduğundan söz
etmediğini anımsatmaktadır.
Hükümet ayrıca, her ne kadar ceset ve boꢀ mermi kovanlarının bulunduğu yer cinayetin
Diyarbakır-Bingöl yolu yakınlarında iꢀlenmiꢀ olabileceğini iꢀaret etse dahi cinayet mahallinin
belli olmadığını belirtmektedir. Öte yandan Hükümet, ꢁefik Kaya’nın yetkili makamlara ölüm
tehdidiyle ile ilgili olarak bilgi vermediğini ve adıgeçenin günlük yaꢀamına bakıldığında
böylesi bir tehdidin varlığına iꢀaret eden bir unsura rastlanmadığını belirtmektedir. ꢁefik
Kaya’nın, gerçekten birkaç yıl evvel PKKlılarca kaçırılarak iꢀkenceye tabi tutulduğu kabul
edilse dahi bu olaya iliꢀkin olarak ulusal makamlar nezdinde herhangi bir ꢀikayette
bulunulmamıꢀtır.
Baꢀvuranlar, baꢀvuruyu sundukları dönemde dile getirdikleri iddialara yeni unsurlar
eklememektedirler.
b. AĐHM’nin takdiri
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin 3. maddeyle birlikte Sözleꢀme’nin esas maddeleri arasında
yer aldığını ve Avrupa Konseyi’ni oluꢀturan demokratik toplumlara ait temel değerlerden
birine hasredildiğini anımsatır (bkz. Çakıcı – Türkiye, no:23657/94, prg. 86, ve Finucane –
Birleꢀik Krallık, no: 29178/95, prg. 67-71). Dolayısıyla 2. maddede öngörülen korumanın
önemini kabul eden AĐHM, yaꢀam hakkına iliꢀkin ꢀikayetleri büyük bir dikkatle inceleyerek
bir kanaate varmak durumundadır (bkz., sözgelimi, Ekinci – Türkiye, no: 25625/94, prg. 70, Temmuz 2000, ve Tekdağ – Türkiye, no: 27699/95, prg. 72, 15 Ocak 2004).
AĐHM, delilleri değerlendirmek maksadıyla ‘her türlü makul ꢀüpheden uzak’ delil ölçütüne
baꢀvurmaktadır (bkz. Đrlanda – Birleꢀik Krallık, 18 ocak 1978 tarihli karar, 18 Ocak 1978,
prg. 160-161). Bununla birlikte, böylesi bir delil, yeterli derecede ciddi, belirli ve tutarlı bir
göstergeler demetinden yahut çürütülemeyen karineler demetinden de doğabilmektedir (bkz.
Abdurrahman Orak – Türkiye, no: 31889/96, prg. 69, 14 ꢁubat 2002). Delillerin
değerlendirilmesi hususunda AĐHM ikincil bir rol oynar ve ꢀayet dava koꢀulları icbar
etmiyorsa dava olaylarını incelemekle sorumlu bir ilk derece mahkemesinin görevini yerine
getirmesi sözkonusu olduğunda ihtiyatlı hareket etmek mecburiyetindedir (bkz. Tahsin Acar –
Türkiye, no: 26307/95, prg. 216, 8 Nisan 2004).
AĐHM, dosyada bulunan belgeler, özellikle de Hükümet’in yürütülen adli soruꢀturmalara
iliꢀkin olarak sunduğu belgeler ve taraflarca sunulan gözlemler ıꢀığında, gündeme gelen
meseleleri inceleyecektir.
Halihazırda AĐHM, baꢀvuranların iddialarının aksine, ꢁefik Kaya’nın kamu görevlilerince ya
da kamu görevlilerinin yardımı veya iꢀbirliğiyle öldürüldüğü hususunda herhangi bir dosya
unsuruna yahut dava olayına rastlanmadığını tespit etmektedir. AĐHM, baꢀvuranların bu
iddialarını ulusal makamlar önünde dile getirmedikleri hususunda Hükümet ile hemfikirdir.
Öte yandan AĐHM, yalnızca kendi önünde dile getirilen olayların hiçbir biçimde belgelerle
desteklenmediğini tespit etmektedir.
AĐHM elindeki bilgilere istinaden ꢁefik Kaya’nın kamu görevlilerince ya da kamu
görevlilerinin iꢀbirliği sonucunda öldürüldüğü yolunda bir çıkarımda bulunmanın güvenilir
göstergelerden çok varsayım ve tahmine dayanacağını değerlendirmektedir. Bu ꢀartlar altında
AĐHM, ꢁefik Kaya’nın öldürülmesinde Savunmacı Devletin bir sorumluluğu bulunduğunun
her türlü makul ꢀüpheden uzak bir ꢀekilde kanıtlanamadığını tespit etmektedir.
Netice itibarıyla AĐHS’nin 2. maddesinin herhangi bir biçimde ihlal edildiği ortaya
konulamamıꢀtır.
2. Soruꢀturmanın yetersizliği iddiası hakkında
a. Tarafların argümanları
Konuyla ilgili olarak yürütülen soruꢀturmanın etkililiği hususunda Hükümet, yetkili
makamların ꢁefik Kaya’nın ölümü konusunda haberdar edilir edilmez bir soruꢀturma
açtıklarına dikkat çekmektedir. Olayın ertesi günü savcı müteveffanın yakınlarının ifade
vermeleri için çağrılmalarını talep etmiꢀtir. Hükümet, kısa bir süre sonra ꢁefik Kaya’nın
cesedinin bulunduğunu belirtmektedir. Hükümet, tutanak düzenlenmesi, tanıklıklara
baꢀvurulması ve adli tıp muayenesi yapılması gibi derhal baꢀlatılan muhtelif usul iꢀlemlerini
sıralamaktadır. Hükümet son olarak, Savcılık tarafından bir daimi arama kararı çıkarıldığı,
konuyla ilgili düzenli olarak rapor tutulduğu ve jandarma tarafından bu raporların Savcılığa
gönderildiği hususlarına dikkat çekmektedir.
Hükümet, mevcut davada yetkili makamların etkili bir soruꢀturma yürüttükleri sonucuna
varmaktadır.
Baꢀvuranlar, baꢀvuruyu yaptıkları dönemde dile getirdikleri iddiaları yinelemektedirler.
b. AĐHM’nin takdiri
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesiyle getirilen yaꢀama hakkının korunması yükümlülüğünün,
AĐHS’nin 1. maddesi uyarınca Devlete ‘[kendi] yetki alanı içinde bulunan herkese bu
Sözleꢀme [...]’ de açıklanan hak ve özgürlükleri tanımak’ genel ödevi ile birlikte ele
alındığında, güç kullanımının insan ölümüne yol açması durumunda etkili bir resmi
soruꢀturma yürütülmesini de kapsamı altına aldığını ve ꢀart koꢀtuğunu anımsatır (bkz. Kaya –
Türkiye, 19 ꢁubat 1998 tarihli karar, prg. 105, ve McCann ve diğerleri – Birleꢀik Krallık, 27
Eylül 1995 tarihli karar, prg. 161). Failler ister kamu görevlisi olsun ister olmasın güç
kullanımı neticesinde insan ölümünün meydana geldiği her durumda etkili bir soruꢀturma
yürütülmelidir (bkz. Tahsin Acar, adıgeçen, prg. 220). Araꢀtırmalar kapsamlı, tarafsız ve
dikkatli bir surette yapılmalıdır (bkz. Çakıcı, adıgeçen, prg. 86 ve McCann ve diğerleri,
adıgeçen, prg. 161-163).
AĐHM, incelemenin asgari etkililik ölçütüne cevap verme niteliği ve düzeyinin dava
koꢀullarına bağlı olduğunu değerlendirmektedir. Bu unsurlar, dava olaylarının tamamı ve
soruꢀturma iꢀinin pratik gerçekleri göz önüne alınarak değerlendirilirler. Meydana gelebilecek
farklı durumları bir dizi basit soruꢀturma iꢀlemine ya da sadeleꢀtirilmiꢀ ölçütlere indirgemek
mümkün değildir (bkz. Fatma Kaçar – Türkiye, no: 35838/97, prg. 74, 15 Temmuz 2005,
Velikova – Bulgaristan, no: 41488/98, prg. 80, Tanrıkulu – Türkiye, no: 23763/94, prg. 101-
110, Kaya, adıgeçen, prg. 89-91, ve Güleç – Türkiye, 27 Temmuz 1998 tarihli karar, prg. Prg.
79-81).
Bu anlamda, yürütülen soruꢀturma, etkili olmalı ve sorumluların tespit edilerek
cezalandırılmalarına imkan tanımalıdır (bkz. Oğur – Türkiye, no: 21594/93, prg. 88). Burada
sözü edilen sonuç yükümlülüğü değil, araç yükümlülüğüdür. Yetkili makamlar, olayla ilgili
delillerin toplanabilmesi maksadıyla kendileri için makul surette eriꢀilebilir olan önlemleri
almıꢀ olmalıdırlar (bkz. Tanrıkulu, adıgeçen, prg. 109, ve Salman – Türkiye, no: 21986/93,
prg. 106).
Makul ivedilik ve özen gerekliliği bu çerçevede değerlendirilmelidir. Kabul etmek gerekir ki
soruꢀturmanın ilerleyiꢀi ile ilgili birtakım engel ya da zorluklar ortaya çıkabilir. Ancak,
öldürücü güç kullanımı ile ilgili soruꢀturma yapılması gerektiğinde yetkili makamların ivedi
surette harekete geçmeleri halkın yasallık ilkesine güveninin korunması ve yasadıꢀı eylemlere
karꢀı hoꢀgörü gösterildiği ya da bu eylemlere iꢀtirak edildiği izleniminin verilmemesi
açısından büyük önem taꢀır (bkz. McKerr – Birleꢀik Krallık, no: 28883/95, prg. 114).
Mevcut davada takdirine sunulan delil unsurlarını inceleyen AĐHM, hazırlık soruꢀturmasında,
cesedin bulunmasını takip eden günlerde, tanıklıkların toplandığını, olay yerinin krokisinin
çıkarıldığını, post-mortem ceset muayenesi ve balistik incelemenin yapıldığını tespit
etmektedir.
Bununla birlikte, yetkili makamların kayıp olayı hakkında haberdar edilmesiyle cesedin
bulunması arasında geçen iki aylık dönem zarfında, ölenin yakınlarının ifadelerinin alınması
dıꢀında yetkili makamlar tarafından araꢀtırma yapıldığı hususunda dosyada herhangi bir bilgi
bulunmamaktadır. Bu çerçevede AĐHM, ꢁefik Kaya’nın kaybolduğu gün izlediği güzergahın
ailesi tarafından bilindiğini gözlemlemektedir. Aile önce kendisi bir araꢀtırma yapmıꢀ ve
ardından yetkili makamlara hem baꢀvuranın güzergahı hem de müteveffanın yaꢀamına iliꢀkin
endiꢀe verici emareler hakkında gerekli tüm bilgileri vermiꢀtir. Yetkili makamlar baꢀvuranın
dıꢀ görünüꢀü hakkında bilgiye sahiptiler. Ancak, belirtilen yerlerde araꢀtırma yapıldığına dair
soruꢀturma dosyasında herhangi bir belge yer almamaktadır. Ceset iki ay sonra belirtilen
yerde bulunmuꢀtur. Cesedin bulunduğu yeri müteveffanın yakınları sayesinde öğrenen yetkili
makamların ihtiyatsızlığı karꢀısında AĐHM hayrete düꢀmüꢀtür. Halbuki tanıklıklara göre
köyde konuyla ilgili bir söylenti dolaꢀmaktaydı. Ayrıca, bu haberin yayılmasıyla ve bu bilgiyi
yayanlarla ilgili hiçbir araꢀtırma yapılmadığı da gözükmektedir.
AĐHM, Lice Savcısı’nın en az iki kez jandarmadan ꢁefik Kaya’nın yakınlarının ifade vermek
üzere çağrılmasını talep ettiğini gözlemlemektedir. AĐHM bu talebe, ilgililerin baꢀka bir ile
taꢀındığı yönünde bile olsa herhangi bir cevap verilmediğini not etmektedir. Hükümet, bu
konuda neden ifadelerin alınması için istinabe yoluna baꢀvurulmadığı sorusuna cevap
vermemektedir.
AĐHM ayrıca, 13 Eylül 1998 tarihinde cesedin yakınında bulunan boꢀ mermi kovanlarının
incelenmek üzere kriminal laboratuvarına ancak 9 Ocak 2002 tarihinde gönderildiğini tespit
etmektedir. Bu gecikmenin sebebi hakkında bir izahat verilmemiꢀtir. AĐHM, dosyada bu
incelemeye iliꢀkin nihai raporun da bulunmadığını not etmektedir.
AĐHM, Savcılık tarafından kesintisiz bir inceleme baꢀlatıldığını ve Savcılık ile jandarma
arasında bir çok yazıꢀma yapıldığını tespit etmektedir. Bu durum, ulusal makamlar tarafından
gayret gösterildiğinin a priori kabul edilmesini sağlasa da sözkonusu iꢀlemler davanın esasına
iliꢀkin veya yapılan araꢀtırmaların niteliğine dair bir ıꢀık tutmamakta olup yalnızca rutin
yazıꢀma teꢀkil etmektedirler. Üstelik AĐHM’ye sunulan dosyadaki bilgilere göre 1999 ve yılları arasında soruꢀturmayla ilgili olarak herhangi bir ilerleme kaydedilmemiꢀtir. Bu
hususta Hükümet herhangi bir izahatta bulunmamaktadır.
Özetle, yukarıda tespit edilen eksiklikleri göz önünde tutan AĐHM, baꢀvuranların eꢀi ve
babalarının ölümünün meydana geldiği koꢀullara iliꢀkin olarak ulusal makamlarca yürütülen
soruꢀturmanın etkili bir soruꢀturma olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varmaktadır.
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi anlamında devlete düꢀen usul yükümlülüklerinin yerine
getirilmediği sonucuna varmaktadır.
Yukarıda ifade olunanların ıꢀığında AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesi yönünden yapılan ꢀikayeti
ayrıca incelemeye gerek olmadığına hükmetmektedir.
IV. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar son olarak, ꢁefik Kaya’nın Kürt kökenli oluꢀu nedeniyle öldürüldüğü iddiasıyla
AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal edildiğinden ꢀikayet etmektedirler.
AĐHM, bu ꢀikayetin dayanaktan yoksun olduğunu gözlemlemektedir. Bu nedenle AĐHM,
sözkonusu ꢀikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez olduğunu
tespit etmektedir.
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuranlar, adil tatmin taleplerini AĐHM tarafından belirlenen sürenin sona erdiği tarihten
iki gün sonra sunmuꢀlardır. Bununla birlikte AĐHM tüzüğünün 6. maddesinin ikinci fıkrası
uyarınca bu talepleri dosyaya aktarmayı uygun görmüꢀtür.
Baꢀvuranlar uğradıkları manevi zararın tazmini için 250.000 Euro talep etmektedirler.
Hükümet bu talebi aꢀırı bulmaktadır.
AĐHM, ꢁefik Kaya’nın ölümü ile ilgili olarak Hükümetin AĐHS’nin 2. maddesinde öngörülen
usul yükümlülüğü hilafına etkili bir soruꢀturma yürütmediği sonucuna vardığını anımsatır. Bu
koꢀullar altında hakkaniyete uygun bir karara varan AĐHM manevi tazminat olarak
baꢀvuranlara 10.000 Euro ödenmesine hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran yargılama ve masraflara iliꢀkin bir talepte bulunmadığından bu yönde bir ödeme
yapılmasına gerek yoktur.
C. Gecikme faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç
puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE
1. AĐHS’nin 14. maddesi yönünden yapılan ꢀikayetin kabuledilemez olduğuna;
2. Baꢀvurunun geriye kalanının kabuledilebilir olduğuna;
3. AĐHS’nin 2. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine;
4. AĐHS’nin 2. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;
5. AĐHS’nin 13. maddesi yönünden yapılan ꢀikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
6. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet
tarafından her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak baꢀvuranlara manevi tazminat
olarak 10.000 Euro (on bin Euro) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
Daire ayrıca bu kararın taraflara yazılı olarak bildirilmesine
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve
3. paragraflarına uygun olarak 19 Temmuz 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło