47938/99
WyrokETPCz2006-05-04ECLI:CE:ECHR:2006:0504JUD004793899
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skarżący był poddawany nieludzkiemu traktowaniu podczas zatrzymania przez policję, naruszając art. 3 Konwencji, oraz czy miał dostęp do skutecznego środka odwoławczego w związku z tymi zarzutami, naruszając art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obrażenia odniesione przez osobę znajdującą się pod wyłączną kontrolą funkcjonariuszy państwowych rodzą poważne wątpliwości i wymagają od rządu przedstawienia wiarygodnego wyjaśnienia. Wobec braku takiego wyjaśnienia ze strony władz tureckich co do pochodzenia obrażeń skarżącego, stwierdzono naruszenie art. 3. Ponadto, Trybunał uznał, że krajowe postępowanie karne, które zakończyło się uniewinnieniem funkcjonariuszy pomimo istnienia raportów medycznych i braku dalszych ekspertyz, nie stanowiło skutecznego środka odwoławczego w rozumieniu art. 13, ponieważ nie doprowadziło do ustalenia odpowiedzialności i zadośćuczynienia za zarzucane nieludzkie traktowanie.Stan faktyczny
Skarżący, M. Ali Akkurt, został zatrzymany przez policję w Stambule 10 lutego 1994 roku i przetrzymywany przez 14 dni. W tym czasie, jak twierdził, był poddawany nieludzkiemu traktowaniu (m.in. zimna woda, elektrowstrząsy, 'palestyńskie wieszanie') w celu wymuszenia zeznań. Mimo zgłoszenia tych zarzutów prokuratorowi i istnienia raportów medycznych wskazujących na obrażenia, krajowe postępowanie karne przeciwko funkcjonariuszom policji zakończyło się ich uniewinnieniem z powodu braku wystarczających dowodów.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną.
2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji.
3. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji.
4. Orzeka, że Rząd pozwany ma zapłacić skarżącemu, w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku:
a) 15 000 (piętnaście tysięcy) euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe.
b) 3 000 (trzy tysiące) euro tytułem kosztów i wydatków.
c) Odsetki za zwłokę, równe stopie oprocentowania podstawowej operacji refinansującej Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe.
5. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
AKKURT - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 47938 / 99)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Mayıs 2006
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek
olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıꢀ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam
olarak belirtilmiꢀ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koꢀulu ile Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla
alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (47938/99) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu
ülke vatandaꢀı M. Ali Akkurt’un (baꢀvuran) 2 Aralık 1998 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu
baꢀvurudur. Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu
avukatlarından O. Kılıç tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu baꢀvuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.
A. Baꢀvuranın tutuklanması ve gözaltına alınması
Baꢀvuran 10 ꢁubat 1994 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ekipleri
tarafından yakalanarak bu birimde gözaltına alınmıꢀtır. ꢁubat 1994 tarihine dek süren sorgulamalarında polisler tarafından baꢀvurana kötü
muamele uygulanmıꢀtır.
Baꢀvuran bu tarihte Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı
karꢀısına çıkarılmıꢀtır. Savcı, baꢀvuranın tutuklu yargılanmasını kararlaꢀtırmıꢀtır.
Baꢀvuran Đstanbul DGM Cumhuriyet Savcısı önündeki 24 ꢁubat 1994 tarihli ifadesinde
gözaltındaki polislerin itirafta bulunması için kendisine kötü muamelede bulunduklarını öne
sürmüꢀtür.
Cumhuriyet Savcılığı, aynı gün Đstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından baꢀvuranın sağlık
kontrolünden geçirilmesini talep etmiꢀtir. Adli Tıp doktoru, baꢀvuranın birtakım ağrılarının
bulunduğunu, nihai raporun adı geçenin tam teꢀekküllü bir hastanede muayene edilmesinin
ardından tamamlanacağını ve baꢀvuranda kötü muamele izine rastlanılmadığını kaydetmiꢀtir.
Baꢀvuran aynı gün polis hastanesi hekimi tarafından muayene edilmiꢀ, kendisine beꢀ günlük
iꢀ göremez raporu verilmiꢀtir.
Baꢀvuran tutuklu bulunduğu Bayrampaꢀa Cezaevi doktoru tarafından 2 Mart 1994 tarihinde
muayene edilmiꢀ, nihai raporun Adli Tıp incelemesinin ardından tamamlanacağı ifade
edilmiꢀtir.
Adli Tıp Kurumu, 31 Mayıs 1994 tarihinde baꢀvuranı önceki sağlık raporları ıꢀığında
muayene etmiꢀ, saptanan izlerin adı geçenin hayatını tehlikeye atmayacağını ifade ederek on
beꢀ günlük iꢀ göremez raporu düzenlemiꢀtir.
B. Suçlanan polisler hakkındaki ceza süreci
Đstanbul Cumhuriyet Savcılığı, 24 ꢁubat 1994 tarihli raporda kötü muamele uygulamalarını
ortaya koyan hiçbir bulgunun yer almadığını belirterek 6 Ekim 1994 tarihinde takipsizlik
kararı vermiꢀtir.
Baꢀvuran 23 Ocak 1995 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde bu karara itirazda
bulunmuꢀtur.
Cumhuriyet Savcısı davanın bir kez daha ele alınması ile Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi
önünde iꢀkence uyguladıkları gerekçesiyle baꢀvuranın gözaltından sorumlu polisler hakkında
TCK’nın 243. maddesinin uygulanmasına istinaden kamu davası açmıꢀtır.
Đstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi 17 Haziran 1997 tarihli bir kararla polis memurlarının delil
yetersizliğinden serbest bırakılmasını kararlaꢀtırmıꢀtır.
Baꢀvuranın temyiz baꢀvurusu üzerine, Yargıtay 10 Haziran 1998 tarihli bir kararla 17 Haziran tarihli kararı onamıꢀtır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Ceza davasının sonucu
ne ꢀekilde olursa olsun, baꢀvuranın idareye karꢀı bir tazminat talebinin esasını belirlemekte
yetkili idari hukuk mercilerine baꢀvuruda bulunması gerekirdi.
Baꢀvuran Hükümetin bu savlarına karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, Türk Hukuku’nun Devlet’e ve onun görevlililerine yüklenebilecek haksız fiillere karꢀı
idari, hukuki ve cezai baꢀvuru yollarını öngördüğünü not etmektedir.
Anayasa’nın 125. maddesinin kamu görevlililerinin muamelelerinden mağdur bir kiꢀiye
idarenin objektif sorumluluğuna dayalı olarak idari yargı sürecini baꢀlatmayı öngördüğü bir
gerçektir. Bununla birlikte AĐHM, AĐHS’nin 2. ve 13. maddelerinin Sözleꢀmeci Devletlere
getirdiği ölümcül güç kullanımından sorumlu kimselerin kimliğinin açığa çıkarılmasına ve
cezalandırılmasına yönelik bir soruꢀturma düzenleme yükümlülüğünün, ꢀayet baꢀvuranın
tazminat hükmünden baꢀka bir sonuç veremeyecek idari yargı süreci baꢀlatmasına bağlı
olacaksa hayali bir yükümlülük halini alabileceğini hatırlatır. (Yaꢀa-Türkiye kararı, 2 Eylül
1998, 1998-IV, § 74). Bu mütalaa aynı zamanda, 3. madde çerçevesinde kötü muamelelere de
uygulanmalıdır (Bkz. Đlhan-Türkiye kararı, no: 22277/93, § 61, AĐHM 2000-VII). Sonuç
itibariyle, baꢀvuranın öngörülen idari ve hukuki yargı sürecini baꢀlatma zorunluluğu
bulunmamaktaydı. Hükümetin yapmıꢀ olduğu ön itiraz kabuledilemez.
AĐHM ayrıca, bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesince dayanaktan yoksun olmadığı
tespitini yapmaktadır. Baꢀvurunun kabuledilemez bulunması için hiçbir gerekçe yer
almamaktadır. O halde baꢀvuru kabuledilmelidir.
B. Esas hakkında
Baꢀvuran, gözaltında kendisini itirafa zorlayan polis memurlarının kötü muamelelerine maruz
kaldığını ileri sürmektedir. Baꢀvuran çıplak haldeyken kendisine soğuk su sıkıldığını, elektrik
ꢀoku verildiğini ve filistin askısında asılı tutulduğunu ve tüm bunların gözleri bağlı olarak
yapıldığını dile getirmektedir.
Hükümet bu iddialara karꢀı çıkmakta ve farklı sağlık raporlarının baꢀvuranın rahatsızlığının
gözaltında bulunduğu sırada meydana geldiğinin tespitine imkân vermediğini ifade
etmektedir. Baꢀvuranın öne sürdüğü sağlık raporları dıꢀında, adı geçenin gözaltında
uygulanan fiziksel ꢀiddet nedeniyle bel fıtığı olduğunu gösterir hiçbir sağlık raporu yer
almamaktadır.
AĐHM, güvenlik güçlerinin tamamiyle kontrolü altındaki bir tutuklunun yaralanmasının ciddi
kuꢀkuları ortaya koyduğunu hatırlatmaktadır. (Bkz. Salman-Türkiye kararı, no: 21986/93, §
100, AĐHM 2000-VII). Bu bağlamda Hükümetin baꢀvuranda oluꢀan yaralanmanın neden ve
nasıl meydana geldiğine, baꢀvuran tarafından ortaya konulan iddialara ve raporlara iliꢀkin
makul bir açıklama getirmesi gerekmektedir. (Bkz. diğerleri arasında, Selmouni-Fransa kararı,
no: 25803/94, § 87, AĐHM 1999-V; Berktay-Türkiye kararı, no: 22493/93, § 167, 1 Mart
2001; ve Altay-Türkiye kararı, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001).
AĐHM, avukat bulundurma hakkından yoksun, on dört gün boyunca tutulu bulundurulan
baꢀvuranda tespit edilen izlerin nedeni hakkında Hükümetin hiçbir açıklama yapmadığını
gözlemlemektedir. Oysa (ayak parmaklarındaki ağrılar, hissizlik, her iki koltuk altındaki
ağrılar, güçsüzlük, sağ bacakta karıncalanma ve bel ağrısı) gibi rahatsızlıklar ilgili tarafından
Cumhuriyet Savcısı önünde (özellikle sağ ayak parmağına elektrik verilmesi ve filistin
askısında asılı tutulma gibi) maruz kalındığı dile getirilen kötü muamelelere karꢀılık
gelmektedir.
Ayrıca, ceza mahkemeleri bu durumda baꢀvuranın vücudunda tespit edilen izlerin tam olarak
ne zaman oluꢀtuğunu belirlemek ölçüsünde olmasa da, AĐHM gözaltı süresinin baꢀlangıcında
etkili bir sağlık kontrolünün olmayıꢀı nedeniyle bu noksanlığın ulusal yetkililere
yükleneceğini kaydetmektedir. Kaldı ki, dava dosyasındaki hiçbir unsur bahsekonu bu izlerin
tutuklama sırasında eꢀ zamanlı oluꢀtuğunu veya öncesinde üçüncü ꢀahıslardan
kaynaklandığını göstermemektedir.
Mahkemeye sunulan delillerin bütünü ve Hükümetin makul bir açıklamada bulunmayıꢀı
ıꢀığında, AĐHM, 24 ꢁubat, 2 Mart ve 31 Mayıs 1994 tarihli doktor raporlarında yer alan
bulguların Hükümetin sorumluluğunu taꢀıdığı insanlık dıꢀı bir uygulamanın menꢀeini
oluꢀturduğu kanısındadır.
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐYLE BĐRLĐKTE 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran gözaltında maruz kaldığı kötü muamelelerden ꢀikayetçi olmasına olanak tanıyacak
iç hukukta baꢀvuru yolunun bulunmadığını ve AĐHS’nin 3. maddesiyle birlikte 13.
maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
AĐHM, bu ꢀikayetleri 13. madde çerçevesinde inceleyecektir.
Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır. Hükümet, baꢀvurana kötü muamele uygulamakla
itham edilen sanık polislerin adıgeçenin cezaevi arkadaꢀına kötü muameleden soruꢀturma
açıldığını, dava dosyasında yer alan tüm kanıt unsurlarının tetkik edilmesinin ardından
hakimlerin baꢀvuranın ifadelerinin çeliꢀkili olduğu ve kötü muamele sonucu oluꢀan darp izleri
iddialarında her türlü makul ꢀüphenin ötesinde ilkesinin oluꢀmadığı kanısına vardıkları
görüꢀünü savunmaktadır.
AĐHM, bu ꢀikayetin yukarıda incelenen ꢀikayete bağlı olduğunu ve hiçbir kabuledilemezlik
gerekçesinin bulunmadığını kaydetmektedir. Bu durumda yapılan ꢀikayet kabuledilebilir
bulunmalıdır.
AĐHM esasla ilgili olarak, AĐHS’nin 13. maddesinin iç hukukta AĐHS’nin öngördüğü temel
hak ve özgürlükleri öne sürmeye olanak tanıyan etkili bir baꢀvuru hakkının varlığını güvence
altına aldığını kaydetmektedir. Bu hüküm, iç hukukta sonucu itibariyle AĐHS’ye dayalı
yapılan «savunulabilir» nitelikteki bir baꢀvurunun incelenmesini ve Savunmacı Devletler sözü
edilen hükmün kendilerine getirdiği yükümlülüklere uyum konusunda belirli bir takdir
payından yararlansalar dahi, buna uygun düzenleme yapılmasını öngörmektedir. AĐHS’nin
13. maddesinin getirdiği yükümlülük baꢀvuranın Sözleꢀmeye dayandırdığı ꢀikayetin türüne
göre iꢀlerlik kazanmaktadır. Bununla birlikte, bu maddede öngörülen baꢀvuru hukukta olduğu
kadar uygulama da «etkili» olmalı, özellikle kullanımı Savunmacı Devletin yetkililerinin
haksız fillerine ve baskı unsurlarına yol açmamalıdır (Bkz. Aksoy-Türkiye kararı, 18 Aralık
1996, 1996-VI, s. 2286, § 95, Aydın-Türkiye kararı, 25 Eylül 1997, 1997-VI, s.1895-1896, §
103, ve Kaya-Türkiye kararı, 19 ꢁubat 1998 s. 329-330, § 106).
Yaꢀama hakkının korunmasının temel önemi karꢀısında AĐHS’nin 13. maddesi Savunmacı
Devlete sorumluların kimliklerinin açığa çıkarılmasına ve cezalandırılmasına götürecek
derinlemesine, etkili soruꢀturmaların yürütülmesi ve ꢀikayetçi tarafın etkili bir soruꢀturma
sürecine eriꢀiminin sağlanması yükümlülüğünü getirmektedir (sözü edilen Kaya kararı, §
107).
Mevcut baꢀvuruda Savcılık tarafından iki polis hakkında açılan ceza soruꢀturması polislerin
serbest bırakılmaları ile tamamlanmıꢀtır. Alınan kararda baꢀvuranın vücudunda ꢀiddet
belirtilerine rastlanıldığı, fakat bu izlerin gözaltında ve sorumlu bir polis tarafından
yapıldığının belirlenmesine olanak tanımadığının sonucuna varılmıꢀtır. Esas hakimleri
baꢀvuranın iddialarının bir kısmı ile uyuꢀan belirtileri ortaya koyan iki sağlık raporu
sonucunun bir bilirkiꢀi yoluyla derinlemesine tamamlayıcı soruꢀturmaların yürütülmesini
gerekli görmemiꢀtir. Böylelikle, ne ilgilide tespit edilen izlerin kaynağı ne de bu gecikme
nedeniyle yüklenebilecek ihmalkârlıklar açığa çıkarılmıꢀtır.
Bu durumda cezai baꢀvuru yolu, hukuki ve idari yargı mercileri karꢀısında tazminat elde
edebilecek hiçbir dayanak sunmamıꢀtır. Zira baꢀvuranın bu merciler önünde de en azından
gözaltında kötü muamelenin mağduru olduğunu kanıtlaması gerekmekteydi (Bkz. Hasan
Kılıç-Türkiye kararı no: 35044/97, 28 Haziran 2005).
AĐHS’nin 13. maddesi bu bakımdan ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI
A. Tazminat
Baꢀvuran 30.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
AĐHM, hiç kuꢀkusuz baꢀvuranın AĐHS’nin ihlal edilmesi nedeniyle mağdur olduğunu
belirterek, ilgiliye bu yönde hakkaniyete uygun 15.000 Euro verilmesini uygun görmüꢀtür.
B. Masraf ve harcamalar
Baꢀvuran iç hukukta ve AĐHM nezdinde yapmıꢀ olduğu harcamalar için 11.390 YTL. karꢀılığı
7.179 Euro talep etmektedir. Bu miktarın 11.000 YTL.’si temsil gideri, 390 YTL.’si diğer
harcamalar içindir.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre ve hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana yargı giderleri için
3.000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
C. Gecikme Faizi
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına 3 puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1.Baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin
baꢀvurana:
i.
manevi tazminat için 15.000 (on beꢀ bin) Euro;
ii.
iii.
yargı giderleri için 3.000 (üç bin) Euro ödemesine;
belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faizin
uygulanmasına;
5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.
maddelerine uygun olarak 4 Mayıs 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło